OYUN

Bir roman yazdınız..

Adını seçin.

Yönetmensiniz ve bir film çektiniz.

Adını seçin.

Ya da müzisyen, albümünüz hazır.

Adını seçin.

Ve nasıl bir kapak/afiş tasarımıyla..

Sunmak isterdiniz.

Çizin.

Hepsi sizin.

Not: 25 kelimeden fazlasını yazdığım halde minimum 25 kelime uyarısı vermesi çok ilginç.

Parti ile Devlet İlişkisine Dair…

Parti, ideolojik bir aygıttır. Parti, ideolojisini kitleye yayar, politikleşecek ve yönetecek olan ise kitledir.

Krallıklarda bile Kilisenin özerkliği söz konusudur. Kilisenin özerkliği demek, ideolojinin özerkliği demektir. Din, gücünü ve etkisini biraz da buradan alır. Din de ideolojidir. O, devleti değil halkı etkiler. Her Cuma veya Pazar halka hitap etmek ona gücünü verir mesela, yayınları ve sözcüleri verir. Kültüre ve etiğe olan etkisi ona gücünü verir. Sokaktaki canlılığı verir.

Devleti etkilemenin yolu halka sözünü dinletmektir; devlet içinde kadrolaşıp o hiyerarşiye sıkışmak değil. Böylesi sadece yozlaşma doğurur.

İdeoloji devletin ellerine bırakılmamalı.

Reel sosyalizm bu açıdan hata yaptı. Parti ile devleti birleştirip büyük bir hata yaptı. İdeoloji ancak özerk olursa devleti denetleyebilirdi ve topluma kendi istediği gibi özgürce etki yapabilirdi ama reel sosyalizm ideolojiyi devletleştirerek onu iktidar ilişkilerinin cenderesine sokup yozlaştırdı.

Devlet bir yabancılaşmadır; ideolojini ondan uzak tutacak, onu dışarıdan denetleyeceksin. Başka türlü onu sönümlendiremezsin. İdeolojiyi devletleştirmek ile dinleştirmek arasında fark yoktur. İkisi de benzer bir hatadır. İdeolojimiz zaten yabancılaşmalardan kurtulmayı hedef alırken, ideolojimizi devletleştirmek (yani bir yabancılaşmanın içine sokmak) akılsızca bir yönelimdi.

Reel sosyalist deneyimde devlet içinde parti üyeleri sallabaş memurlara döndüler ve ideoloji güncel devlet politikalarının girdabında boğuntuya getirildi.

Sosyalizm için devleti değil halkı politikleştirmek gerekir. Halk politikleştikçe devlet daha da demokratikleşip git gide sönümlenir. Bu yüzden parti, devlete değil halka yöneliktir.

İdeolojik organ devletten bağımsız olmalı ki devletin sözcüsü durumuna düşmesin. Çünkü böyle olursa bir süre sonra ideoloji unutulup iktidarın çıkarlarına göre içi boşaltılmaya başlanacaktır. Nitekim yaşanan da bu olmuştur. SSCB’nin çözülüşünün başlıca sebebi budur.

Devlet, kendi hiyerarşi ve iktidar ilişkilerinde kendini yeniden üreten ve kendine bulaşanları da dönüştüren bir sapmadır. Onu partinin tahakkümüne sokamayız, ancak parti onun tahakkümüne girerek yozlaşır.

İdeoloji toplumu ikna edip bilinçleri yükseltmeli, politikayı belirleyen ise demokrasi vasıtasıyla toplumun kendisi olmalıdır. İdeoloji devleti kullanamaz; yönetimin kendine has kuralları ve hiyerarşisi, iktidar hırsları v.b. ideolojiyi sönümlendirir. Parti, devlet işlerine bulaşmamalı, yüzü sokağa-topluma dönük olmalı, devlete etki eden ise toplumun kendisi olmalıdır.

Parti, devlet üzerinden toplumu yönetmek derdinde değil, toplumun bilinçlenerek devlete ihtiyaç kalmadan kendini yönetir hale gelmesini sağlamak derdindedir. Bunu da ancak devletten özerk bir varlık kazanarak yapabilir. Burada ideolojinin kendine has bir etik ortaya koyması ve topluma bunu benimsetmesi önem kazanıyor. Toplum bu etiğe göre düşünmeye başladığında zaten sağlıklı bir sosyalizmi kendisi kurup devleti günden güne devreden çıkaracak, özyönetimi kuracaktır.

Aslında sosyalistler masonluk gibi dışa açık olmayan bir örgütlenmeye gidebilirdi. Başka örgüt ve platformların, sendikaların, yerel hareketlerin ve kimlik hareketlerinin v.b. içinde çalışan, amacı halkın kendini yönetmesi olan, her mücadele aracında yer alan ama bu araçlarının iktidarlaşmasına engel olan, yatay örgütlenmiş kadrolar birliği gibi bir şey düşünülebilirdi. Bu kadroları birbirine bağlayan en başta devrimci bir etik olurdu.

Bilim bunu da açıklasın!

Bu başlık altında bilimden açıklamasını istediğiniz şeyleri sıralayabilirsiniz. Elbette bunlar bilimin bugüne kadar açıklamayı becerememiş* bu sorunlar karşısında kısa devre olmuş olmalı. Yorumlarda rastlamışsınızdır bir kaç örnek verebilirim yine de.

* Madem insanlar maymundan geldi, o halde neden hala maymunlar var?
* Madem öleceğiz, o zaman neden doğuyoruz kardeşim?! (gamaro)
* Madem evrim var o zaman şimdiki maymunlar neden insan olmuyor?
* Şimdi ceketi şuraya assan, aradan bir milyon yıl geçse o ceket yine sana şey olur mu? Uyar mı?

gibi bilimi altüst eden sorular.

Örnekler çoğaltılacak.

Nerede?

Elbette bu başlık altında.

National geographic, ağaçlar belgeseli

Arkadaşlar izleyeniniz oldumu bilmiyorum ama bir kez televizyonda denk gelmiştim.Sıradışı ortamlarda tohumlarını ortama göre bırakan bitki ve ağaçlar vardı.Bir türlü bulamadım.
Örneğin çölde tohumunu bırakan bir bitki,tohum top gibi ve rüzgarın etkisiyle çölde yol alabiliyor.Bir diğeride çok dağlık ve yüksek yerde yetişen iğne yapraklı çam ağacı türümsü bir ağaç,etraf kayalık olduğu için tohumları yaprak gibi,rüzgarlar beraber süzülüp toprak alanlara düşmeye çalışıyor.

Bilen yada bulabilen olursa çok sevinirim.Bulabilirsek bu ağaçlar nasıl oluyorda rüzgarı algılayıp tohumu ona göre bırakıyor,tartışmak isterim.