Doğa ve Kendi Olmak

Biz doğaya sadece fiziksel yaşamımızı sürdürmek için bağlı değiliz. Bizim bize yuvaya giden yolu, kendi zihnimizin hapishanesinden çıkış yolunu göstermesi için de doğaya ihtiyacımız vardır. Biz yapmada, düşünmede, hatılamada beklemede kaybolduk, bir karmaşıklıklar labirentinde ve bir sorunlar dünyasında kaybolduk.
Biz kayaların, bitkilerin ve hayvanların hala bildiği şeyi unutmuştuk. Biz nasıl olacağımızı dingin olmayı, kendimiz olmayı, yaşamın bulunduğu yerde, ŞİMDİ ve BURADA olmayı unutmuştuk.

***** ******

Doğada yürüken ya da dinlenirken, Tam olarak orada bulunarak o alemi onurlandırın. Sessiz ve dingin olun. Bakın. Dinleyin. Her hayvanın , her bitkinin nasıl tamamen kendisi olduğunu görün. İnsanlardan farklı olarak onlar kendilerini ikiye ayırmamışlardır. Onlar kendilerinin zihinsel imajlarıyla yaşamazlar, böylece o imajları koruyup güçlendirmeye çalışmaları, bunun için kaygılanmaları gerekmez. Geyik kendisidir. Nergis kendisidir.
Doğadaki her şey sadece kendisiyle bir değildir, BÜTÜN ile de BİR dir.Onlar “ben ve evrenin geriye kalan kısmı” şeklinde ayrı bir var oluşa sahip çıkarak kendilerini bütünün dokusundan ayırmamışlardır.
Doğa üzerinde tefekküre dalmak sizi o “ben” den, o büyük sorun – yaratıcıdan kurtarabilir.

Birlikte yürümek

Hayata katlanamadığınız ve her şeyin üstümüze olumsuzca geldiği anlarda ne zordur nefes almak. Havasız bırakılmış vakumlu bir torbanın içinde kalmış gibi olursunuz ve eliniz boğazınızda, yırtınır durursunuz sanki. Bir lokmacık hava alabilmek için yaptığınız şuursuz hareketler, sorunu olmayan ve sizi seyreden diğer insanlara anlamsız gelir çoğunlukla… Kimi zaman alay eder, kimi zaman suçlar, kimi zaman oh olsun derler.

Tüm nefessizliğinize rağmen hala bilinciniz yerindeyse sizi seyredenlerin acımasızlığı iyice boğar yüreğinizi. Etrafınızdaki torbayı yırtmak için size uzanacak bir yardım eli beklerken, hele ki dostlarınız sandığınız insanların kayıtsızlığı, bu dünyadaki yalnızlığınızı usanmadan yüzünüze bir kez daha vurur.

Hiç fayda ve çare yoktur elden der ve de, sizi havasız bırakan torbayı kendiniz yırtmak zorunda olduğunuzu anlarsınız. Gücünüz kaldıysa, bilinciniz de yeterliyse tırnaklar atarsınız havayla aranızdaki engeli ve nefes alıp, toparlanır, tekrar yürümeye devam edersiniz. Siz kurtulduktan sonra nefessiz kaldığınızda sizi sadece seyredenler, hiçbir şey olmamış gibi yanınızda tekrar yürümeye başlar. İşte o noktada bir karar vermeniz gereklidir; ya yola yalnız devam edeceksiniz, ya o riyalı ve artık güvenmediğiniz dostlara sahte gülücükler atarak yola yine birlikte düşeceksiniz.

scaphoid insanlar

Scaphoid insanlar,düzensizlik gibi görünse bile,karmaşıklık doğrultusunda tercihlere sahiptirler.

Scaphoid insanlar tanımsal olarak uyumlu değildirler.Ancak uyumsuzlukları davranışlarından çok düşüncelerindedir.Kararsız,dağınık ya da bohem değildirler,sadece ayrıktırlar.

Düşünce alanında uyumlu olmasalar da,sosyal davranışları itibariyle hemen hemen diğer insanlara benzerler.

Scaphoid insanlar için en güçlü değerler estetik ve teorik değerlerdir.Çelişkili olmaya yatkın kabul edilebilecek bu değerlerin tüm scaphoid insanlarda aynı güçte bulunması oldukça şaşırtıcıdır.Bu durum schaphoid insanların çelişik değerlere sahip olmanın yarattığı iç gerginliklere dayanabildiklerini,belki de çelişkiyi bir şekilde çözebildiklerini gösterir.

Bu ve benzeri bulgular,scaphoid insanların kendi karakterlerinin zıt yönlerini açıklamaya,ayrıca makulle makul olmayanı,bilinçle bilinçsizliği,ve de bilimle sanatı uzlaştırmaya daha fazla muktedir oldukları savını desteklemektedir.

Sen ve Ben

Sen yine de gitme kal,
Burada, bu şehirde
Belki biraz kar yağar da,
Seninle karşılıklı geçer,
Üstüne bir şeyler yazarız

Anormalliklerle sınırlı hayatımız
Sözsüzleştirip, özgürleştirdik ya hislerimizi
Hani kurşun geçirmiyor ya sevdamız
Belki sabahlara kadar oturur,
Gün doğacak mı diye yazı tura atarız

Aslında sen ve ben,
Telefonlarımızı kapatıp,
Ruhlarımızı nadasa bırakmalıyız
Bu izdiham sürecek olursa
Sanki çok fena çarpık kentleşiriz

Kibrit çöpü

Kibrit çöplerini insanların yaşantılarına benzetirler. Kibrit kutusu, insanın yaşadığı toplumu ifade eder bir bakıma.

Bazı kibrit çöpleri vardır, bir amaç için yanarlar, kimi bir sigara yakar, kimi bir ocak, kimi boş yere yanıp tükenir hiçbir işe yaramadan.

Kimi ise; bir ormanı, bir evi, büyük bir alanı yakar kül eder, kendisiyle birlikte. Kibrit kutusunu açıp baktığınızda hepsi aynı gibi dursa da, birbirinden farklı kibrit çöpleri vardır.

Bazıları yanamayacak kadar incedir. Yakarken kırılır zannedersiniz, ama bilir misiniz? en iyi onlar yanar. Bazıları da epeyce kalın. Zannedersiniz ki yanınca yeri göğü yakacak ama yakınca bir bakarsınız, foss.. diye bir ses çıkarır, kendisini bile yakamaz, sadece ucundaki kimyasal madde alev bile alamadan kararır gider.

Kimileri eğri büğrüdür, yine de, bir kibrit çöpünden beklenen fonksiyonları yerine getirirler.