GERÇEK OLAN SADECE ZAMANDIR
Ucu bucağı olmayan, içinde sonsuz ufukları, her biri birer mücevher tanesi gibi parıldayan yıldızları barındıran kâinatı hep birlikte dolaşmaya ne dersiniz?
Varsayalım ki, hızlı bir uzay aracına bindik ve yerden saniyede 11 kilometre gibi öylesine bir hızla kalktık ki, bu hızı anlamak ve algılamak bile çok güç! Saniyede 11 km. lik bir hızın önemi şuradan kaynaklanıyor: Eğer bir uzay aracı ya da bir roket bu hızla yerden kalkıyorsa, artık bir daha dünyaya dönmeyecek demektir. Bu öyle yüksek bir hızdır ki, yerçekimi kuvvetinin etkisinden kurtulan araç, dünyanın ve güneş sisteminin de ötesine geçerek, galaksi kümelerinin arasından süzüle süzüle yoluna devam edecektir.
Bu hızla 40 saniyede Ankara-İstanbul uzaklığı biterdi. Bu hızla bir saatten biraz fazla bir zamanda dünya çevresini dolanabilirdik. O kadar hızlı, o kadar hızlıyız ki; ben size geçtiğimiz uzaklıkları 10 misli büyüklükleri ile vereceğim. İlk 10 metrede göreceğimiz sadece evlerin çatılarıdır. 100 metre yukardan oturduğumuz yerin sokağını ve semtin bir bölümünü görür; 1000 metreye geldiğimizde de bazı vahşi kuşlarla selamlaşırız.
Kategori: Genel
Karanlıklardaki Işıklar -3
Ahh sevgili cam mehmet,
Yatağa zamk gibi yapışıp kalmış , içinde yaşam enerjisi bir volkan gibi yükselen ve tüm bu enerjyi beynine yönlendiren indigo çocuk… Her an kırılmaya müsait kristal ve değerli bir vazonun içinde hapsolmuştu. En ufacık sert bir hareketle kemikleri kırılabiliyor ve bir daha tamiri mümkün olmayacak sonuçlara neden olan bu hastalığıyla , ölüm her an ona bir nefes kadar yakındı. Ölüme inat sarılmıştı hayata… Gözlerinden fışkıran pırıl pırıl bir dünyada, ufacık şeylerle mutlu olmasını biliyordu. Onu tek üzen annesinin ilgisinden mahrum kalmaktı. Pencere kenarındaki yatağından dışarıdaki hayatı gözlemek ve o hayatın içinde delicesine koşmak arzusuyla özlemle parlayan gözleri ne çok şeyler anlatırdı bana…Kaan’ın çocuksu soran bakışları üzerine kilitlendiğinde mehmet, ayaklarını ve kollarını oynatarak ‘bak dans ediyorum senin için’ der ve bir şarkı tuturur, kaanda ellerini çırparak 1 yaşın verdiği keşfetme dürtüsüyle heyecanlanır yanına biraz yaklaşır ve bir panikle tekrar uzaklaşırdı. Masum çocuk kalbi, Ona uzaktan eşlik etmesi gerektiğinin farkında idi.
Hayat Dersi
varoluşculuk ve insan
ALINTIDIR
İlk önce varoluşçuluğu tanımlayarak başlayalım. Varoluşçuluğu tanımlamak için , sözcüğün kendisinden işe başlamak gerekir. Bu yeni türetilmiş sözcük “varoluş” (existence) ismin den, ilkin “varoluşsal” (existentiel) ve varoluşla ilgili “existential” sıfatları türetilerek ve daha sonra “culuk” son eki eklenerek ortaya çıkmıştır. Varoluşculuk, varoluşun önceliğini ya da ilkinliğini benimseyen bir kuramdır.
Varoluşçuluğun sözlük anlamına bakacak olursak; insanın varoluşunu, somut gerçekliği içinde ve toplumdaki bireyselliği açısından göz önüne alan felsefi öğretidir varoluşculuk.
Varoluşçuluk felsefesinde, insanın varoluşu anlaması söz konusudur. İnsanın kendini gerçekleştirmesi, insan varoluşunun raslantılar içinde oluşu, güvensizliği sözkonusudur; güçsüzlüğü söz konusudur. Güçsüzlüğü ve hiçliği içinde insan, ölüme mahkum bir varlık olarak insanın varoluşu , hiçlik karşısında insanın varoluşu, insan varoluşunun halisliği (authentique) oluşu ve bu halis olmaya çağrı, özgürlüğü içinde insanın varoluşu, topluluk içinde kaybolmuş insanın, tek insanın kendisini bulması, kendi olması, doğruluk ve ahlaklık karşısında sahici davranışı-tutumu; bütün bu sorunlar söz konusudur varoluşçuluk felsefesinde. Ayrıca “insan, evreni aşabilir mi aşamaz mı?” “aşarsa nereye dek varır bu aşma?” gibi sorunlar söz konusudur.
ISLAK ŞEHİR
sen aklıma düşünce,
yalnızlığın kapıları açılır yüreğimde,
kalabalıklarda yalnızlığımı,
yalnızlığımda kalabalıkları yaşatırım.
sen aklıma düşünce,
asırlık bir gramofonun
sessiz çığlıkları
bir tokat gibi çarpar yüzüme.
sen aklıma düşünce
yağmurlar yağar
düşlerimin çırpındığı bu şehirde,
soluklanmak için dururum
sarhoşluğundan sendelediğimde,
bir diken filizlenir
ayaklarımın bastığı yerde,
filiz ben olur ben filiz,
uzanıveririm ellerine
ah! yar…
öyle bir zamanki
ne gider ne de bekler.
ölüm rutubet kokan
unutulmuş bir kitaptır
beni seyir eyler,
anlamadım kimin lütfu,
zaman mı kimsesiz,
yoksa kimsesizlerin zamanı mı bu?
sen aklıma düşünce,
sevdan yaralı bir güvercindir
can verir ellerimde,
ve geç kalmışlığın
dayanılmaz acısı yüreğimde.
yeşerttiğin binbir baharla
buluşurum içimdeki sende,
o an tanrı bile basitleşir gözümde.