Karakter Testi

Aşağıdaki resimler psikologlar tarafından ortaya çıkarılmış, defalarca test edilmiş, şekiller ve renkler değişerek bugünkü halini almış. Hangi resim size yakın geliyorsa seçin, dokuz ana karakterden hangisi size uyuyor bulun.

1     2     3

4     5     6

7     8     9

Sonleylakvalsi

— mümkün olduğu kadar yavaş tekrarlamalısınız sözlerimi, bir kez daha deneyelim şimdi.

—uykusuna cam kırığı karışan kızçocuklarının kanayan gözkapaklarına leylak yaprağı sürer uykunun oğlanları ve bu büyük bir hafıza kaybına neden olur.

  • sizce de büyük yerine derin mi desek?

Evet , uykusuna camkırığı karışankızçocuklarının kanayan gözkapaklarına leylak yaprağı sürer uykunun oğlanları ve bu derin bir hafızakaybına neden olur.nasıl.

  • güzel.şimdi bir kez de elinizdeki makasla saçlarınızı keserken sizinle tekrarlayalım ama lütfen mümkün olduğunca çok canınızı acıtın..unutmayın bu bir prova.ve bir provayı aslından ayıran çok az şeydir.

  • son değil mi.

-evet ama nerden buluyorlar sizin gibi gençleri, geç gelen,sürekli gevezelik eden,çabuk yorulan,çabuk acıkan,unutkan ve tembel ve çok şikayet eden..biz…eskiden…biz sizin yaşlarınızdayken gerekiyorsa provada bile tüm içtenliğimizle keserdik saçlarımızı, bileklerimizi, bir tekmil damarlarımızı….neyse.son

Paylaşırken nasıl bir yol izlemeliyiz?..

Bu platformda paylaşmak değil mi amaç. Ancak bunu gerçekleştirirken nasıl bir yol izlemeli, nelere dikkat etmeliyiz? Kanımca saygı çerçevesini zedelemeden yapabilmektir daima. Hatta bu temel olgu fikirlerimizi\düşüncelerimizi vb. paylaşmaktan daha öncelikli duruyor ortada. Fikirleri ne yermek ne yüceltmek ne doğrulamak ne de yanlışlayıp çarpı atmak işimiz olmalı, asl-olan saygı. Geçen gün sayın canu’nun bir yorumunda yer alıyordu ;incittiğimizde aslında incinen biziz. İncitmeden varolmanın deneyimi; sanırım ki, bunun sınavını veriyoruz.

Bir başka gerçekliğe giriş – 2

Daha önce bahsedilen “benlik” (ego) tanımına göre, yeni bir gerçekliğe uyumlu olacak bir şekilde yeniden yapılandıracak alıştırmaların tekniklerini açıklamaya başlayabiliriz;

Ölümün Farkındalığı
Genelde tüm çağdaş toplumlarda bireysel benliğin ana “yapmalar” dan biri Ölümün yadsımasıdır. Genç yaşlarda ölüm bize unutturulur, her ne kadar bu unutma bilinmeyenden kaynaklanan korkuları yatıştırsa da yaşamın büyülü doğasını unutmak bunun bir yan etkisi olarak karşımıza gelir.
Bu “yapma” lar arasında, hayat sigortası satın alma, kendi cenaze masraflarını taksitlendirip ödeme gibilerini sayabiliriz. Yakın geçmişte hristiyan kilisesinin cennette arazi satışı gibi oldukça aşırı olayların da olmasına rağmen genelde her dinin amacı ardıllarının cennete gitmesi için gereken yolun tarif edilmesidir de diyebiliriz. Tabi bu yolda “ideal insan” olma dışında farklı algılanabilecek birçok uygulamanın da olduğu aşikardır. Kiliseye veya başka bir dinsel kuruluşa bağışta bulunmak cennette bir yer ayrılması için verilmiş en kaba anlamı ile bir rüşvettir. Reenkarnasyon da, “bu sefer olmasa da gelecek sefer cennete gidebilirim” düşüncesi için iyi bir nedendir.
Ölümden korkan “benlik” tir, çünki ölüm bilinmeyendir ve hiçliği temsil eder. Ölüm yaşamın yok sayılması değil, benliğin yok sayılmasıdır. Yaşam ise ölümle beslenir; bedenimiz hayvan ve bitkilerin ölümü ile beslenir, tıpkı bizim ölümümüzün onları besleyeceği gibi. Ölümün farkındalığı, bizi canlı olarak benliğin sınırlarının ötesine taşıyabilecek tek yoldur ve varlığın farkındalığına açılan kapıdır.
Ölümsüzlük sıradan insanın başlıca “yapma” larından biriyse, bunun karşıtı olan “yapma-ma” ölümün farkında olmaktır. Don Juan’ın kullandığı şekliyle “büyüklenme” kendini önemseme anlamındadır ve kendimizi ölümsüz olarak hissetiğimizde oluşur. Bilinçli ölümlüler, kısa ve geri dönülmez zamanlarını yıkıcı çoşkulara heba etmezler ve her edimlerini bir meydan okumaya dönüştürebilirler. Her edimleri onların yeryüzündeki son edimiymiş gibi erkleri yettiği ölçüde kusursuzlukla ve tadını çıkararak yaşamayı şeçerler.

Ateistler

İki grup ateist tanıyorum. Birinci grup ateist, inanmayan fakat bunu başkalarına dayatmayan. İkinci grup ateist ise, inanmayıp bunu sağda solda yaymaya, tartışmaya ve kendini zeki göstermeye çalışan.
Birinci grup ateistler elbette istediğine inanır veya inanmaz. Bu onların özgür haklarıdır. Kimse onlara birşey diyemez, dememelide.

Fakat ikinci grup ateistler, inançsızlıklarını başkalarına üstünlük olarak görmekte ve çoğu kendini zeki sanmaktadır. Hepsinin her konuşması sözde bilimsel ve bilime dayalıdır fakat kendileri bilim adına en ufak bir çalışma bile yapmamışlardır. (Genelde bilim adamları, ateistse eğer benim tanımladığım birinci gruba girerler)

Peki asıl tartışma konusu amacım, bu tür insanların neden ateistliği kullanarak kendini zeki gösterme çabalarında olduğu? Zeka ile ilgili bir kompleks mi? Benim gördüğüm, normal arkadaş toplantılarında bile ateistlerin durmadan bu konuyu tartışmaya çalışmasının sebebi, dikkat çekmek, zeki olduğunu vurgulamak amacıyla yapılan bir gösteri.