Sinirlerinizi asıl bozan bir neden bulamıyor oluşunuz. oysa sakin ve bir bitki kadar dolaysız bakabilseniz bunun gereksizliğini siz de fark edecek ve o ana kadar görmemiş olmaktan dehşete düşeceksiniz. Bütün var oluş izlerinizi silecek olmamız burada olmayacağınız halde neden rahatsız ediyor ki sizi. Hızla tohuma kaçmak, döl tutmak istediğinizi biliyoruz fakat bilmelisiniz ki sayılar, çokluklar tekil bir bilmecenin işini zorlaştırmaktan başka bir işe yaramaz. Ormanın derinliklerinden size seslenen kederli avınızın ya da hiddetli avcınızın aynı varlık olabileceği düşüncesi sizi ne kadar da mevsime paralel yaşantısını tamamlayan bir bitki kadar sessiz kılıyor. Kabul etmelisiniz. Bu yüzden öldürmüştünüz. Gücünüzün, şiddetinizin bir başka varlık üstünde sınanışı sizin için yeryüzünü güvenli ve yaşanır bir yer gibi kılıyordu. Oysa şimdi size seslenen, büyülü sözlerle sizi çağıran bu bilinmez özne belki de şiddetinize maruz kalacak nesne sizi kendinizle sınayacak denli ilkel bir güdünün hizmetinde. Var olmaya sizin yüklediğiniz anlamları yüklemeyen biri için sizin ölümünüz ya da kendisinin katledilişi sanıldığı kadar üzücü değildir. Bunu bilerek ilerlerken kendinize acıyor oluşunuz, tüm kâinat nazarında yüce değerlere sahip bir varlıkmış gibi davranıyor oluşunuz sizi tabiat nezdinde sadece daha çok zavallı göstermekten başka bir işe yaramayacaktır. Nasıl unutursunuz gümüş tepsilerde sunuluşunu izlediğiniz görkemli ve belki sırf o halde durduğu için asil kurbanlarınızın yarım, öfkeli ve şiirsel bir akde ait gözlerini… hasmınızın öldürülüşünden aldığınız hazzı gizleyebilecek kadar aittiniz türünüze ve artık uzun bir geceye günah çıkartmalısınız.amen.
Kategori: Genel
Geri Dönüş – Kontrol Listesi
…
Ben her birinizle kısa bir kontrol listesinin üzerinden geçmek istiyorum – sizin kontrol listenizden. Bu şu anda oluyor, şimdiye kadar Dünya üzerinde olan en büyük değişimler. Zamanın sonu değil, tersine, zamanın başlangıcı. Değişimler zordur, o nedenle ben her birinizle bir kontrol listesinin üstünden geçmek istiyorum. Size sormuştum, bunu son zamanlarda düşündünüz mü? Haydi sırayla gidelim.
Herşeyden önce, fiziksellik – düzenli olarak bedeninizi besliyor musunuz? Bedeniniz, şöyle diyeyim, en düşük dalgaboyunu alıyor, en düşük bilinç enerjisini, ve bunu da hissediyor. Siz bunu kemiklerinizde ve derinizde hissediyorsunuz. Sindirim sisteminizde hissediyorsunuz. Zamanın şu son aylarında birçoğunuzda fiziksel birşeyler ortaya çıktı ve siz bunların ne olduğunu merak ediyorsunuz. Nedeni, fizikselin, çevrenizdeki dünyada olan biten değişimlerin enerjilerini içine alması, emmesidir, bu sizinle ilgili değil. O size ait değildir. Ama beden onu içine alır. Depolar, taa ki siz kendi tapınağınızın Üstadı olup da “Artık buna ihtiyacım yok” diyene kadar.
Şişman Kadın Zayıflar Ülkesinde *
“Rüya nasıl kilo aldığını bulmaya kararlıdır. Bunun için günün her anında tartıya çıkmaya karar vermiştir. O gün müşterilerin oyununa katılmaz, çok işi vardır. Pastanede her şey yolunda gitmiştir, kilosunda bir değişiklik yoktur. Akşam eve geldikten sonra da tartılır. En son uyumadan önce tartılır. Sabah uyandığında yüzünde gülümseme vardır. Tartıldığında akşamdan bu yana kilo aldığını görür. Uykusunda kilo almıştır.” Ezgi Kızmaz’ın kaleminden.
Ezgi Kızmaz
Ya hep uyuyup rüyalarda yaşayacak ya da rüyalarını gerçekleştirecek
Rüya, otuzlu yaşlarında şişman, yalnız yaşayan bir kadındır. Ailesinden kalan pastaneyi işletir. Tutku Pastanesi’nin müşterisi çoktur. Rüya pastanenin devamlı müşterilerine göre çok güzel pastalar yapar. Ama o işinden memnun değildir; çok sıradan bir iş olduğunu düşünür ve ona göre isteyen herkes en az onun kadar iyi pasta yapabilir. Hiçbir yeteneği olmadığını düşünür. Kendini mutsuz, çirkin ve işe yaramaz hisseder. Defalarca rejim yapmaya çalışıp bozduğu için iradesiz ve bir işi sonuna kadar götüremeyen bir insan olduğunu düşünür. Değişmek ve mutlu olmak ister.
İnanç Dediğimiz
“İnsan inançlarının eseridir. Nasıl inanıyorsa öyledir.”
—Gita
1490 yılında Kristof Kolomb, Hint Adaları’na giden yeni ve daha kısa bir yol bulma planını İspanya Kraliçesi İsabella ve Kral Ferdinand’a sunar. Kraliyet bu etkileyici planın incelenmesi amacıyla bir komite kurar.
Coğrafya uzmanları ve bilim adamlarından oluşan kalabalık bir heyet Kolomb’un planlarını inceler ve şu sonuca varır: “Olanaksız!”
Buna rağmen yaptığı hesaplara ve elde ettiği bilgilere güvenen Kristof Kolomb, Kraliçe İsabella ve Kral Ferdinand’ı ikna etmeyi başarır ve yolculuk için gerekli mali desteği sağlar.
En kısa sürede Nina, Pinta ve Küçük Santa Maria adlı 3 gemi ile yola çıkar Kolomb. Yaklaşık 2 ay süren bir yolculuğun ardından, ulaşılması olanaksız olarak görülen yeni topraklara ayak basarak o güne kadar düz olduğuna inanılan dünyayı yuvarlak haline getirmeyi başarır.
yalnız bir kadın olmak
Yeryüzündeki birçok cümle içinde benim canımı en yakanlarından biri, bir kadından duyacağım şu kısa cümledir:
– Erkekler benden korkuyor.
Bunu duyduğumda, “yalnız bir kadınla” karşı karşıya olduğumu anlarım.
Mutsuz olduğunu da…
Son zamanlarda, beğendiği erkeklerden istediği cevapları alamadığını da…
Akşam çökerken, karlı dağların arasından ilerleyen adam ıssız bir yamaca dayanmış bir ev görür. Eve yaklaştığında kapı açılır ve elinde tüfeğiyle, düşman bakışlı genç bir kadın belirir.
– Hemen git buradan, der, yoksa ateş ederim.
Adam yorgundur, açtır, uykusuzdur, yaralıdır. Sadece o geceyi geçirecek bir yer aradığını, kötü bir niyeti olmadığını anlatmaya çalışır ama kadın hep aynı cümleyi tekrarlamaktadır.
– Hemen git buradan, yoksa ateş ederim.
Kadının kararlı olduğunu gören adam çaresizce arkasını dönüp yürümeye başlar. Kadın, ya adamın yıkılmak üzere olduğunu anlatan bitkin yürüyüşüne acıdığından ya da adamın gerçekten sığınmaktan başka bir niyeti olmadığını sezdiğinden arkasından seslenerek çağırır.
– Gel.
Adamı eve alır. İçerde bir de bebek vardır. Yemek ısıtıp adama verir. Sonra ona, alet edevatın durduğu soğuk bir odada yer gösterir. Adam o kadar yorgundur ki, bir yatağın olmamasına aldırmaz, yere bir battaniye serip yatar.
Biraz sonra kapısı açılır ve geceliğiyle kadın gözükür.
– İstersen, der, içerde yatabilirsin.
Adam eşyalarını toplayıp içeri girer, kadının yatak odasında ne yapacağını bilemeden ayakta durur. Kadın, adama bakar,
– Yanıma yatıp, başka bir şey yapmadan bana sarılır mısın?
Adam kadının yanına yatar, kadına sarılır. O halde birlikte uyurlar.
Amerikan İç Savaşı’nda yaşanan dramları anlatan filmdeki birçok acı içinde galiba beni en çok etkileyen, kocası savaşa gittikten sonra o dağ başında yapayalnız yaşayan kadının o cümlesi oldu.
– Yanıma yatıp, başka bir şey yapmadan bana sarılır mısın?
Acaba kaç kadın, sadece bir sarılışı özlediği için aslında pek de istemediği sevişmelere razı olmuştur?
Acaba kaç kere, sarılıştan sevişmeye, şefkatten şiddete çok geniş bir yelpazeye yayılmış olan tensel arzularının çeşitliliğini, sadece bir tek tensel arzu bilen erkeklere anlatamadıkları için, erkeklerin sevişme isteklerine evet deyip, o sevişme içinden kendi ihtiyaçlarını almışlardır?
Hem ruhları hem tenleri, duyguların ve dokunuşların binbir çeşidine açık ve duyarlı olan kadınlar hayatın içinde tek başlarına kaldıklarında, hissettikleri yalnızlık bir erkeğinkinden çok daha yoğun ve derin olur. Erkeklerin duygu ve ten dünyası geniş bir çimenlik gibi dümdüz uzanırken onlarınki, içinde çiçeklerin, ağaçların, sarmaşıkların, çeşitli otların, bitkilerin büyüdüğü karmaşık bir bahçe gibi yayılır, bu bahçeye bir el değmediğinde yabanileşip vahşileşir, birçok duygu yeterince sulanmadığında solgunlaşır, sarmaşıklar zehirli bir telaşla etrafa yayılır. İçlerinde gezdirdikleri o ıssız bahçelerden yükselen yabanyemişi kokularının keskinliğini, seslerinin hafifçe solduğunu, neşeli gülüşlerin altında bir hüznün ve asla itiraf edilmek istenmeyen bir ürkekliğin fısıltısının titreştiğini hissedersiniz.
Çalınmayan bir piyano gibi dururlar hayatın içinde, tuşlarının tozlanacağından, bir daha hiçbir zaman o eski parlak tınılarının duyulmayacağından endişe ederler. Geceleyin, gün boyu hangi kimlikle dolaşıyorlarsa o kimlikten soyunup yalnız bir kadın olduklarında, yataklarına yorgunca otururlar.
Yatağın kenarında, yorganın altına girmeden önce bir an hayatlarını düşünürler. Bir yerde bir hata yapmış olduklarına dair isimsiz ve nedensiz bir pişmanlık belirir içlerinde. Bütün o ruhsal ve tensel istekleri onlara birer düşman gibi gözükür. O istekleri zaman zaman inkar etmek isterler ama hiçbir zaman başarılı olamazlar. Ve bazen, yalnızlıktan ürküp, asla yapmayacaklarına inandıkları yanlışları yaparlar. Yeryüzündeki birçok cümle içinde benim canımı en yakanlarından biri, bir kadından duyacağım şu kısa cümledir.
– Erkekler benden korkuyor.
Bunu duyduğumda, “yalnız bir kadınla” karşı karşıya olduğumu anlarım.
Mutsuz olduğunu da…
Son zamanlarda, beğendiği erkeklerden istediği cevapları alamadığını da…
Anlarım ki, telaşlı ve bu telaş yüzünden kendini üzecek hatalar yapıyor. İstediğinde ona “sadece” sarılacak, istediğinde başkalarına hiçbir zaman gösteremeyeceği arzularının “karanlık” yanlarını onu hiç yargılamadan, aynı zevki alarak paylaşacak, istediğinde ona şiddetle istediğinde şefkatle dokunacak; onun kuşkularla çırpınan ruhunu bazen bakışlarıyla, bazen usul sesiyle yatıştıracak, duygularının ve teninin kat kat yükselen teraslarında onunla dolaşacak birini arayıp da bulamadığında…
İşte o zaman, telaşlı ve tedirgin ruhu, biraz hoşuna giden bir erkeği bütün isteklerini anlayıp paylaşacak biri olarak görecek, o erkeğin gerçek yüzünü duygular dünyasının büyülü çanağında kendi istediği yüze çevirecektir.
Ve, hemen ona doğru koşacaktır.
Erkek ise, onun kendisini nasıl gördüğünü hiç anlamayacaktır. Onun kendisinden ne istediğini de…
Kendisine yaklaşmak, yakınlaşmak isteyen kadına, zihninin tek penceresinden bakacak, onun şefkat dolu bir sarılıştan dostça bir sohbete kadar yayılan geniş arzularını tek bir arzunun, tensel bir ihtirasın işareti olarak görecektir. Karşılıklı acıklı bir yanılgı yaşayacaklardır. Tuhaf bir çarpılmayla, hayatta belki de en çok sevdiği şey olan kadın vücudunu binlerce yıllık alışkanlıklarla zihninin ele geçmez derinliklerinde “günahkarlık ve ayıp”la bir tutan erkek, kendisini beğenen kadının isteklerini küçümseyecektir. Kendisine bütün arzuları ve sıcaklığıyla gelen kadını yalnızca vücudundan tutacak, onun ruhuna ve duygularına hiç aldırmayacak, kendi erkekliğinin çekiciliğine hayran kalırken kendisini beğenen kadının zekasını da, ayrıcalıklı özelliklerini de pek fark etmeyecektir.
Her zaman olmasa da genellikle telaşlı “yalnız kadınlarla” erkekler arasındaki oyun böyle oynanacaktır.
Kadın, ilk sevişmeden sonra telefon neden çalınmıyor diye kuruntular içinde kendi kendini yerken, erkek iyice doymuş egosuyla mutlu bir gergedan yavrusu gibi bir ağacın dibinde uykuya çekilecektir. Kadın beğenilmediğini sanacak, kadınlığının, çekiciliğinin, zekasının yetersiz olduğu kaygısına kapılacaktır. Ağacın altında mutlu uykusuna yatmış gergedan yavrusunun başına gidecek, “Sen beni tam anlayamadın, ben aslında çok zeki, çekici bir kadınım” diye anlatmaya başlayacaktır. Erkek bunu da anlamayacaktır. O, kadının gene aynı istekle geldiğini düşünecektir.
Bir keman virtüözüyle bir sağırın ilişkisine dönüşecektir ilişkileri, kadın kemanının bütün seslerini duyurmak için uğraşacak ama bu sesler erkeğin içine ulaşmayacaktır. Kadının telaşı bundan sonra daha da artacaktır.
Birçok güzel, başarılı, ünlü kadının hiç beklenilmeyen skandalların, kendisini utandıracak olayların parçası olmasında, sanırım, onun “kötü bir kadın” olmasından çok “yalnız bir kadın” olmasının payı vardır.
Belki de sadece, “Yanıma uzanıp, başka bir şey yapmadan bana sarılır mısın” demek istemiş, çok özlediği bir sarılış karşılığında beklenmedik maceraların parçası haline gelmiştir.
Yalnız kadın olmak zordur.
Ruhundan, teninden, vücudundan yayılan bir istekler senfonisinin hiç duyulmaması, bütün bu seslerin bir dinleyicisi olmaması, onu bomboş bir salonda konser veren büyük bir orkestra gibi kederlendirir. Üstelik erkekler, onun incelikli arzularının, özlemlerinin farkında bile değildirler. Onun bir başka insanın belki de sadece sıcaklığını hissedebilmek için attığı adımlara küçümseyerek bakarlar. O kadınların birçoğu, böyle bir küçümsenmenin hedefi olmamak için hayatın içinde ya olduğundan çok soğuk, ya olduğundan çok daha saldırgan ve alaycı yaşamak zorunda kalır.
Yalnızlık, gittikçe derine işleyen bir pas gibi kimliklerini kemirir, onları başkalaştırır. Onların bütün varlıklarından yükselen senfonilerini duymaz kimse. Seslerine kulak verenler de genellikle o seslerin arasından sadece bir tanesini duyarlar. Bu, korkutur onları.
“Yalnız bir kadın” olmak, yalnızlığın kendisinden bile daha ürkütücü hale gelir. Halbuki, birçok güçlü isteğin içinde belki de en çok istedikleri, söylemeyi en çok arzuladıkları, o basit cümlede gizlidir.
– Yanıma yatıp, başka hiçbir şey yapmadan bana sarılır mısın?