Türkiyeli Şairin Şiirleri Japon Edebiyat Dergisinde

Türkiyeli Şairin Şiirleri Japon Edebiyat Dergisinde

İngilizce şiir çevirileri daha önce The Tower Journal, Mediterranean Poetry gibi uluslararası edebiyat dergisi ve platformlarında yayımlanan, İmgeci Sosyalist Şiir Akımı’nın öncüsü Şair-Yazar Serkan Engin’in şiirleri, geçtiğimiz aylarda Osaka Üniversitesi’nden Prof. Sugiyama Masao tarafından Japonca’ya çevrilmişti. Bu Japonca şiir çevirileri, editör Ishiki Makoto tarafından Shi to Sisou adlı Japonya’nın en önemli şiir ve felsefe dergisinde yayımlanmak üzere seçildi. Derginin Mayıs sayısında, Serkan Engin’in şiirlerine, özgeçmişine ve sanatsal çalışmalarına dair ayrıntılı bilgilere üç sayfa yer verilerek Türkçe Şiir’in Japonya’da temsil edilmesi sağlanacak.

Aşağıda Prof. Sugiyama’nın ilgili iletisi yer almaktadır:

Dear Mr. Serkan,

How are you doing recently?

My colleage and poet Hosomi Kazuhiro sent me a message today and said
that the editor of {Shi to Sisou](Poem and Thought), Ishiki Makoto, will
publish your poems I translated in coming May if you will agree. This
magazine is one of few, but major one for poems an philosophy in Japan.

The editor will give you three pages for your poems and comments about
your personality and activities in your country etc. He says, however,
there is no payment for the publication.

If you agree with this proposal, could you reply me as soon as possible?
Later I need comprehensive description about your creative activity from
you. This should be the first introduction of you in Japan.

Best regards

Prof. Sugiyama Masao
Faculty of Libaral Arts & Sciences
Osaka Prefecture University

Naka-ku, Gakuen-cho 1-1,
Sakai-shi/Osaka 599-8531 Japan

[email protected]

Globalizm

Dünyada ilk globalleşen nedir diye bir düşünelim.
Malum bu bir olgu bizim dışımızda gelişen , anti globalizm olarak karşısında durabiliriz ideolojik olarak ama sürükleyişi yoğun son dönemlerde. Gördüğüm kadar toplum bundan zevkte alıyor.
İlk globalleşen savaşlar bu yönde.
1. ve 2. Dünya savaşları ilk globalleşen olgular.
Sonra iletişim yoğunluğu Ticaret ve ekonomi geliyor.
Bu yönde arkadaşlarında fikirleri ne yönde , son dönem devinen globalleşmenin yolunda.

Dört Bir Taraf neyin tarafı?

Dört Bir Taraf neyin tarafı?

[Aşağıdaki makale Radikal/Yeni Söz‘de 06/11/2012 tarihinde yayınlanmıştır.]

İki kampa bölünmüş bir tartışma içindeyiz uzun bir süredir. Bir taraf [e:demokrasi]yi tesis etmekle övünüyor, öbür taraf ise diktatörlüğe, hatta ve hatta faşizme gittiğimizi söyleyip duruyor, bıkmadan usanmadan. Bu “iç savaş” üzerine pek çok şey söylenebilir belki. Burada yapmak istediğim, bu makalenin başlığında adını andığım TV programında bu “iç savaş” halinin nasıl “cisimleştiğini” açıklamak, yer yer de eleştirmek olacak.
Sadece Dört Bir Taraf değil, benzeri diğer tartışma programlarında da biz izleyicilerin önüne haftanın neredeyse her günü sunulan birbirinden farklı iki çeşit yemek var. Tadına bak ve hangisi hoşuna giderse onu al dercesine, sanki bu ikisi dışında başka bir almaşık yol yokmuş gibi… Bir yasa mı çıkarılacak, hükümet bir düzenleme mi yapacak, hemen iktidar ve muhalefetten birkaç kişi -ya da bu kamplara yakın uzman, stratejist vs.- çıkarılıp “tezler” ve “[s:antitez]ler” ortaya dökülüyor. Bizler de izlemeye alışık olduğumuz türden bir dizi ya da film izler gibi tartışmaları takip ediyor, sonunda da kim haklı kim haksız diye aynı tartışmanın bir başka versiyonunu evlerimizde, işyerlerimizde yapıyoruz. Ama nedense kararlar ve tartışmalar hep bir başkaları tarafından yapılıyor, kanaat önderleri ya da akil kişiler tartışıyor ve biz çoğunluğa düşen ise pasif izleyiciler olarak kalmak. Hepsi bu! Neden böyle yapılır? Neden insanların kendi kaderini ilgilendiren konuları bir başkaları tartışır? Neden başkaları bizler adına karar verme ehliyetini ellerinde bulundurur? Bu programlardaki “tez” ve “antitezleri” elimizin tersiyle bir kenara itme hakkımız varsa -ki var- o zaman bir üçüncü yolun önü neden açılmaz?


Karşılıklı oturmuş kadın ve erkek toplam dört kişilik bir program Dört Bir Taraf. Bakar mısınız, biz burada üçüncü yol derken onlar bunu çoktan dörde çıkarmış bile! Aslına bakılırsa bu dört kişi, dört bir tarafı değil “iki taraf”ı temsil ediyor, bu bir! Yani bir tarafta “[s:demokrat]” mütedeyyin kesimin yazar ve yorumcuları, diğer taraftaysa “[s:vesayetçi]” kesimin yazar ve yorumcuları var. Aynı egemen sınıfın birbiriyle çatışan iki kesiminin “organik entelektüelleri”. Bir madalyonun iki yüzü gibi havaya fırlatılan ve hangi yüzü üste gelirse ona baktığımız, dik gelme ihtimalinin ise yok denecek kadar az olduğu -en azından şimdilik- bir siyasi atmosferde bu “yazı-tura” oyununa daha ne kadar katlanmamız isteniyor?
Dört kişiyi iki tarafa, iki tarafı da tek bir tarafa kolaylıkla indirgeyebildiğimiz bir tartışma programının adının Dört Bir Taraf olması ne demektir, birileri bize açıklasın lütfen. Ne sosyal demokratı gerçek muhalif ne de cumhuriyetçisi. Diğerleri malumunuz…
Meclisten geçen Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmeleri Yasası’ndaki “yeni” düzenlemeler bile başlı başına demokrasi yolunda ileriye mi yoksa geriye mi gidildiğinin en çarpıcı göstergelerinden biri. Demokrasinin “asıl” çekirdeğini oluşturan çalışan sınıfların bu yasayla ne duruma getirildiği, bir başka deyişle demokrasiye bir yumruk daha indirildiği yeterince açık değil mi? Bu pazar Bahadır Altan’ın Radikal İki’de yayınlanan “Tabansız ayakkabılar” başlıklı makalesi bile tek başına durumu özetliyor (28.10.2012).
Toparlarsak, gerek “mütedeyyin” kesimden gerekse de “[e:laik]” kesimden çalışan kesimleri, bir bütün olarak, ahtapotun kolları misali sarıp sarmalayan bir taarruz karşısında kendi tarafımızı oluşturmanın zamanı çoktan geldi de geçiyor bile. Bu tartışmalar “iki” kesimden emekçileri birleştirmek şöyle dursun aralarını açmaya, onları karşı karşıya getirmeye hizmet ediyor. Siz hiç fillerin çimlere basarken ayrıcalıklı davrandığını işittiniz mi?

Gencer ÇAKIR

İdam Cezasına Başbakanın Tutumu

Sene 2002, Başbakanın sözleri: “İdam cezası kalkmalı. Bunun için hükümete destek vermeye hazırız.”

Geçen hafta: “Bu ülkede on binlerce insanın ölümüne vesile olan bir terörist başına idam verilmiştir ama bu ülke, birilerinin bazı malum yerlerin baskılarıyla idamı dahi kaldırmıştır. İdamı kaldırmak suretiyle şu anda İmralı’da yatmaktadır. Şu anda birçok insanımız kamuoyu araştırmalarında idam yeniden gelsin diyor.”

Ha bir de 12 Eylük referandumunda idam edilenler için ağlamışlığı var.

Başbakanın bu kıvrak dansını 10 üzerinden değerlendirirseniz kaç verirsiniz?