Renk Çarkı

Newton gökkuşağındaki kırmızıdan mora kadar tüm renkleri kullanarak bir renk çarkı oluşturdu. Böylece renklerin birleşme ilişkisini gösterecekti. Ana renkleri -kırmızı, sarı ve mavi- tekerleğe aralıklı olarak yerleştirdi. Bunlar değişik oranlarda karıştırıldığında aralarında kalan diğer renkleri oluşturuyorlardı. Mavi ve turuncu gibi tamamlayıcı renkler birbirinin karşısında yer alıyordu. Bir çok ressam Newton’ın ışık kuramıyla ilgilenmeye başladı. Özellikle de kontrast renkleri ve aydınlanma etkilerini tanımlamada işlerine yarayan renk çarkıyla ilgileniyorlardı. En büyük kontrastı, birbirini tamamlayan renkler yaratıyordu ve gölgeleri boyamada kullanıyolardı.

Gotik Sanat

Gotik sanat, 12. yüzyılda Fransa’da doğdu ve Avrupa’ya kısa sürede yayıldıktan sonra, 200 yıldan uzun bir süre hakimiyetini sürdürdü. Gotik sanat, 1144 yılında Abbot Suger’in Paris’teki Saint-Denis Kilisesi’nin yeniden inşasını yönettiği sırada başladı. Devasa cam pencerelerinden, Abbot Suger’in “cennetin berrak aydınlığı” olarak tarif ettiği ışıkların süzüldüğü yapıp tamamlandığında, yeni bir tarz ortaya çıkmış oldu. Gökyüzünde yükselen sivri uçlu kuleleri ve yenilikçi diğer özellikleriyle Saint-Denis, diğer bir sürü kilise için ilham kaynağı oldu.

Sanat eserlerini tanımlarken kullanılan Gotik terimi, aşağılayıcı bir ifade kast edilerek seçilmişti. Bu etiket ilk kez, takip eden Rönesans döneminde, Roma İmparatorluğu’nu yağmalayan ve çoğu klasik dönem eserini tahrip eden barbar Got kavimlerine atfen kullanıldı. Rönesans sanatçıları bu tarzı hor görüyor olsalar da, ortaya çıktığı dönemde, Gotik sanat, ihtişamlı ve asil kabul ediliyordu.

Yunan sanatçılar, güzelliği imgelemekle uğraşırken, Gotik sanatçılar, kutsal hikayeleri en inandırıcı şekilde anlatmayı amaçlıyolardı. Sanatçılar, mimarlar ve zanaatkarlar Tanrı’nın buyruklarını en açık biçimde aktarmaya çalıştılar.

Şeytan Keman Çaldı

1712’nin bir gecesinde, Şeytan genç kemancı Giuseppe Tartini’yi ziyaret etti ve rüyasında ona keman çaldı.

Giuseppe o müziğin asla bitmemesini istiyordu, ama uyandığında müzik ortada yoktu. O yitirilmiş müziğin peşinde, Tartini iki yüz on dokuz sonat besteledi ve bütün hayatı boyunca nafile bir ustalıkla bunları icra etti.

Dinleyici topluluğu onun başarısızlıklarını alkışlıyordu.

Klasik Yunan Sanatı

Yunanlar dikkatlerini insana, akla ve doğaya çevirmişlerdi, bu ilgileri sanatlarında da açıkça görülmektedir. İnsana ve çevrelerindeki doğaya duydukları hayranlık dolu merak kendini gerçekliğin detaylı incelenmesinde göstermektedir. Öte yandan güzelle de tutkuyla bağlıydılar. Bu yüzden gördüklerini idealize ettiler. Klasik Yunan sanatını şekillendiren, doğalcığın ve idealizmin bu karışımıdır.

Mısırlıların aksine Yunan sanatçılar öbür dünya yerine yaşadıkları dünyaya odaklandılar. Zihinsel gelişime duyulan hayranlığın bedensel hünerlerdeki yansıması kendini ilk kez M.Ö. 776 da kayıtlara geçen olimpiyat oyunlarında gösterdi. Zihnin ve bedenin geliştirilmesi ve güçlendirilmesi yaygın bir amaç haline geldi ve popüler arzularn bir karşılığı olarak sanatçılar kusursuz figürler ve çevre tasvirleri üstünde çalıştılar. Tanrıların, ideal insanları andıran varlıklarına duydukları innaç, güzelliğin ve kusursuzluğun yüceltilmesindeki sebeplerinden biriydi.

Güzel olana duyduğumuz tutku bizi aşırılığa götürmez; akla dair şeylere duyduğumuz sevgi bizi yumuşatmaz. ~Pericles

Eski Mısır Sanatı

Eski Mısır medeniyeti yaklaşık 3000 yıl sürdü ve bu süre içinde Mısır’da sanat neredeyse hiç değişmedi. Erken dönem sanatçıları, her türden tasvirin nasıl yapılması gerektiğine dair bir sistem geliştirdiler ve bu prensipler nesilden nesile aktarıldı, betimlemenin kuralları haline geldi.

Sanatçılar bu kuralların dışına çıkıp bir üslup geliştiremezdi.