Bilgelik Bariyeri

Bilgelik bariyeri denen bir şey var. Bilgelik bariyerini şu şekilde tanımladık, “Sayısal olmayan ama bu bariyeri etkileyen ve hatta değiştiren belirli nitelikler gerçekleştiği zaman İnsan bilincinin enerjisinde olan şey”. Bu ne kadar veya kaç tane ile ilgili değildir. Bunun yerine, henüz hakkında bir şey bilmediğiniz bilincin fiziğinde gerçekleşen diğer şeyler ile ilgilidir. Ama bu bariyeri kırmak için bu şeyler belirli bir şekilde gerçekleşmelidir, merkezi bir şekilde değil, yayılmış bir şekilde. Bilgelik bariyeri bir duvar veya set değildir, ulaşılmayı bekleyen bir enerji bariyeridir. Bilgelik bariyerine erişildiği zaman, bilincin eski paradigmasını yıkar ve hiç bir şey daha önce olmuş olduğu gibi olamaz.

Bu kuantum özelliktir. Bunu düşünün – tüm insanlığın beyinlerini çoğu zihnin daha önce hiç kavramadıkları şeyler üzerinde anlaşabildiği bir noktaya güçlendiren bir bilgelik. Tüm bunlar, gerçekte onlara öğretilmeden oldu. Bunu duydunuz mu? Şimdi, bunu beklemiyordunuz. Bariyer yıkıldı ve sonuç tüm gezegen için “sezgisel olgun İnsan düşüncesi”dir.

Bu İnsan Varlığını öyle bir şekilde sarmalar ki, İnsan uygarlığını öyle bir şekilde sarmalar ki, bir çocuk doğduğu zaman yeni olgunluk ikinci doğa haline gelir – ilerlemenin, hoşgörünün ve İnsanın İnsan ile bulmacaları nasıl çözdüğünün bilgeliği. Buna bilgelik bariyeri adı verilir. Şimdi, oradasınız! Var olduğunu bilmediğiniz fizikte düğmeye basmak üzeresiniz – ve bu zaman alacak.

Kayıp parça, bilinci izleyebildiğinizin ve ölçebildiğinizin, onun grafiğini çizebildiğinizin bilgisidir, insanlığın dışında bile. Aynen fiziğin yasalarının olduğu gibi, bilincin yasaları vardır, bu yasalar nedenseldir (bir şeyi değiştirmek başka bir şeyin değişmesine neden olur). Ama kuantum dünyasında, bilinç hareketinin bu yasaları lineer değildir, bu nedenle farklı türde tepkiler yaratırlar.

Devamını oku “Bilgelik Bariyeri” →

Biçim Değiştirme Süreci

Hepimiz bir geçiş durumundayız. Duygusal seviye de dahil her seviyede büyüyoruz ve farkındalığımız değişiyor. Ne yazık ki bizler mükemmel değiliz. Kendimizi tamamen ve dengeli bir şekilde nasıl ifade edeceğimizi bilmiyoruz. Ama öğreniyoruz  yavaş yavaş. Ve bu iyi bir şey. Bu arada, kendi büyüme ve gelişimimiz sırasında çevreyi de olumsuz etkileyebileceğimiz gerçeğini fark etmemiz ve teknikler geliştirerek kirlenmeyi durdurmamız gerekiyor. Neyle çalıştığımızı aklınızdan çıkarmayın: Çevreye bizim tarafımızdan saçılmış olan enerjiyle. Kendimizi net ve tamamen dengeli bir biçimde ifade etmekten yoksun olduğumuz için bu enerjiler daha yüksek enerji seviyelerine erişecekleri doğal süre ce girmek yerine zaman ve mekanda takılıp kalıyorlar. Diyelim ki yas tutuyorum. Bu, ölüme duyulan doğal bir tepkidir. Benden yas enerjisi yayılıyor. Eğer bu duyguyla nasıl başa çıkacağımı bilemez ve kaybettiğim kişi için sevgi, mutluluk ve şükran hissetmeyi başaramazsam, süreci yalnızca acı çekmiş olarak terk ederim. Bu enerjiyi daha ileri, daha olumlu, daha yaşam verici bir noktaya yükseltmemiş olurum. Eğer bir odadan çıkmadan önce orada yapmış olduğum tek şey yas tutmak olursa, bu acı enerjisini odanın ortamının bir parçası olarak ardımda bırakırım. Daha sonra bu enerji zaman (o andaki yas duygusunun niteliğini korur) ve mekan (odanın ortamının bir parçası haline gelir) içinde takılıp kalır.

Devamını oku “Biçim Değiştirme Süreci” →

Maya Altdünyaları ve Kendimiz

Maya takvimindeki 9 Altdünya döngüleri ile kendi kişisel döngülerim arasında tesadüfü aşan paralellikler var. E ne olmuş diyebiliriz 🙂 Sadece Dünya ağacının yayının, bizler tarafından- konuyu hiç bilmesek dahi- algılandığı ve bu akışla yönlendiğine dair kişisel bir gösterge, bir kanıt olabilir. Biraz da şaşırıp mutlu olma vesilesi diyebiliriz. eminim bir çok insan bu devreleri hayatıyla karşılaştırdığında şaşırabilir 🙂
Galaktik Altdünyanın başladığı 1999 yılı zaten ülkemiz ve yaşayanları açısından bir nevi milat gibi (depremden dolayı), hayatımın bütünüyle değiştiği bir sınır çizgisi gibi adeta. İlk Kitabım Sırıtkan Kırmızı Ay 1999 yılında yazılmakla kalmıyor bizatihi 11.11.1999 tarihini baz alan bir zaman kaymasını, paralel dünya kavramını ele alıyor.
12,8 yıl süren sekizinci döngü, Galaktik bilincin evrimi dönemi oluyor; Maddi yaşam çerçevesini aşmak, telepati, ışıkla beslenmek, genetik teknolojisi ve galaksiler halinde düzenlenme esaslarını içeriyor.
Yine bu döngünün içinde,Maya’ların çok önem verdiği ve Venüs geçişi olarak bilinen, Venüs’ün güneşin önünden geçiş tarihi Haziran 2004 tarihi var. Maya’lara göre Venüs gezegeninin güneş diskinin önünden bu yedi saatlik geçişi sırasında, güneş insanlık için kozmik bir ayna görevi üstlenmektedir. Bu sebeple Venüs Geçişi insanlığın ruhsal birliğinin bir kutlaması niteliğindedir.
Bu geçişten tam bir yıl önce Haziran 2003 yılında Venüs Bağlantısı kitabım çıkıyor ve Venüs’le tam da açık seçik belli olmayan bir bağlantı sunuyor! Kişisel yaşamımın özellikle en vurgulu çocukluk döneminin yaralarını sarmayı da ihmal etmiyor. Ve hemen ardından 2004 yılında benim için bile akıl sır ermez “Oyun kuramı” ortaya çıkıyor ve Bir Kadını Öldürmek kitabıyla tam da Venüs Geçişinde buluşuyor! Editörün ifadesiyle Bir Kadını Öldürmek romanı, bildiğimiz insan medeniyetinin türlü çeşitli öğretilerle yakaladığı ortak gerçekliğın temelden çatıya detaylarını anlatıyor, özetleyip rafa kaldırıyor.

Devamını oku “Maya Altdünyaları ve Kendimiz” →

Tuzluk_Biberlik oyunu ve DNA Katlanışı!

DNA katmanlarının çok boyutlu işleyişi hakkında Kryon’un verdiği bilgileri epeydir biliyoruz ve bu konuda bilimin atacağı adımları ve hamle sırasını da heyecanla bekliyoruz. En azından ben merakla bekliyorum. Bu haberdeki katlama olayı ki geçenlerde de benzer bir haber paylaşmıştım, Dna’nın lineer araştırmasındansa çok boyutlu anlaşılmasına bir adım olabilir gibi düşünüyorum şu an. Varlık alemimizin çeşitlenmeyi ne denli teşvik ettiğinin de bir kanıtı adeta.
Bizim çocukluk dönemimiz halen iletişim çağı öncesiydi ve şu an oynadığımız bazı oyunları anımsattı bana. Onlardan biri kağıt katlama oyunuydu, ismini unutmuşum annem hatırladı; tuzluk biberlik oyunu! Kağıdı özel biçimde katlayıp her bir dilimine bir kelime yazıyorduk. sonra kağıdı parmaklarımıza geçirip her defasında başka bir dörtlü-sekizli kombinasyon oluştuğunu görüp seviniyorduk. Hatırlayanlar vardır?
Şimdi yeniden DNA’nın katlanma bilgisine dönecek olursak; bu bize iletişimle ilgili,yaşam derslerimize dair bir ipucu veriyor, yani DNA’nın Kryon’a göre ikinci katmanı. Onu bir hatırlayalım.
” DNA ile ilgili bilmeniz gereken bir şey vardır ve bu, DNA’nın manyetik bileşenlere sahip olmasıdır. DNA’nın her döngüsü (halkası) yanındaki döngünün üzerine binen manyetik bir alana sahiptir, yanındaki DNA döngüsü de, kendi yanındakinin üzerine biner. Trilyonlarca üst üste binme tek bilince eşittir. Sonra bu manyetik bir damgayı temsil eder, bu damgayı İnsan kendisinde taşır. Manyetikler boyutlararası bir enerjidir, kuantum enerjidir ve bu damga İnsan aurasını yaratır. Aura manyetik bir alan değildir ve aurayı manyetik ekipman ile göremezsiniz. Aura İnsan bedenindeki DNA iletişiminin birlikte akmasının sonucudur, kuantum damgadır, gezegende henüz herhangi bir şey tarafından ölçülemeyen bir kuantum alan yaratmak için enerjinin kaynaşmasıdır.

…DNA’nın 2 nci katmanı İnsan Varlığının hayat dersi olarak tanımlandı. DNA’yı enerjilere bölümlendirdiğiniz zaman, onu öğreti için 3B’ye koyarsınız, anlaması kolay olur. Hayat dersinin ne olduğunu ve onun neden DNA’nızda olduğunu anlamanız önemlidir. Bu gezegene bununla birlikte geldiniz ve bu, Akaşik Kayıt nedeniyle sizin için yapılandırılmış bir şeydir. Yani, hayat dersiniz geçmiş yaşamlarınıza bağlıdır.Bundan dolayı, geçmiş yaşamlarınızla ilişkili olduğu için, kişisel Akaşik DNA kaydınız yedi ve sekizinci katmanlara bağlıdır [DNA’nızın Lemurya katmanları]. Zaten, etkileşiyoruz, öyle değil mi? Hiçbir katman tek başına çalışmaz, ama iki numaraya dönelim.

“Hayat dersi mi? Karmaya benziyor” diyebilecekleriniz için, öyle değildir. Karma ile ilgisi yoktur. Bunun yerine, bazılarının amaç dediği üzerinize yerleştirilen bir enerjidir. Sizi iteleyen şey nedir? Bazılarınız gelirsiniz ve hücreler “Asla yalnız olmak istemiyorum” diyen bir mesajla şarkı söyler. Hayat dersinizin ne olduğunu düşünüyorsunuz? Yalnız olmak! Bu adil görünmüyor, öyle değil mi? Ama bu hayat dersinin enerjisidir.

Geçmiş yaşamlarınızın henüz gerçekleştirmemiş olduğunuz şeyleri temsil eden bir bulmaca olarak bir araya koyduğu şey, sizin hayat dersiniz oluyor. Bu odadaki birçoğunuz çok benzer hayat dersine sahipsiniz ve size bunun ne olduğunu söylediğimde, haklı olduğumu bileceksiniz. Nesillerdir, Baltıklar sizin için tanımlanmış yaşam realitesine sahiptiniz. Siz busunuz, siz şusunuz. Bu şekilde düşünürsünüz, şu şekilde düşünürsünüz ve birçoğunuz neden bahsettiğimi biliyorsunuz. Bu nedenle, bu odada aynı olan birçok hayat dersleri vardır: Asla bir daha bir topluluk olarak sizi tanımlamalarına izin vermeyin. Sizin olan özgürlük ve bağımsızlık düşüncelerinize yansısın. Bu, sizin hayatınızın dersidir.

Bunun bir grup olarak sizin için ne yaptığını biliyor musunuz? Enerjinizi yükseltir! Burada ruhsal temelli olan bu yerde, bir uyanış olursa şaşırmayın. Bu şekilde işler. Bu katman ikidir ve değişmektedir. Modifiye olmaktadır. “Pekala, nasıl değişmekte? Hayat dersi hayat dersi olmalıdır. Eğer gerçekte olan şeye dayanıyorsa nasıl değişebilir?” diyebilirsiniz. Şu şekilde yanıt vereceğim: tezahür ettirilme yeteneğinde değişmektedir. Ders aynı olabilir, ama dersin sonucu büyük ölçüde gelişir, güçlenir.” 

 

Lineer Sıkıntılar!

Dünyanın geleceği ne olacak babında düşünenler, bilimsel çıkarımlar yapanlar, medyumlar ve vizyonerler her zaman olmuştur. Herkes işlevi ve merakı yönünde çalışıyor. Bu normal ve güzel bence. Zaten bu tür çıkarımların içinde genel tasvip görenler de gelecek denilen gerçekliklerin netleşmesinin önemli bir etkeni.
Son yıllardaki gözlemlerim sanki mantıklı çıkarımların pek de oluşa yansımadıkları yönünde. Sebebini de bütün bu çabaların lineer sistemle yapılmaya çalışılması olarak görüyorum. Bu da çok doğal, çok boyutluluğu sindirebilmek zaman alacak. İşin doğası bu, geçişler bir süreç meselesi.
Benim şöyle bir görüm var, Dünya gezegeni yaşayan bir varlık olarak beşinci boyut titreşimine geçti. Bu durumda onun üzerinde/içinde yaşayan bilinçli varlıkların yaşayabilecekleri alt düzey titreşim dördüncü boyut olmalı. Bu ne demektir; dördüncü boyut olan zamanı kendilerine katmış olan bir insanlık yaşayabilecek bu gezegende artık. Bunun çok ilginç gelişmelere gebe olduğu aşikar. Bir kere doğarken 3.boyut titreşiminde gerekli şart olan “unutma perdesi” kalkıyor: Çünkü yeni varlıklar için zaman bir değişken değil kendilerine dahil bir boyut. Son yıllarda bunu doğrular biçimde çocuklar ve olaylar sıkça rastlanmaya başladı. Bütün bunlar olurken beşinci boyut varlığı gezegen, kendisi ve mütemmim cüzleri için neler hazırlıyor tahmin etmek için çabalamak lazım, Üç boyutun üzerinde bi şeyleri nasıl tahmin edeceğiz lineer düşünce biçimiyle değil herhalde. Her zaman dediğim gibi atış/saçmalamak serbest 🙂
Öncelikle zamanı bünyeye katmak gerekiyor, bu da şu çocuğunu yaptığı gibi bir şey! yüzündeki ifadeye bakın lütfen!
Ruiz’in dediği gibi: Çok küçük bir çocukken, hiçbir sembole ɑnlɑm veremediğiniz, enformɑsyonun kɑfɑnızı işgɑl etmediği zɑmɑnlɑrı hɑtırlɑmɑyɑ çɑlışın. Vɑrlığını yeniden buluncɑ tıpkı bir çiçeğe, rüzgɑrɑ; tıpkı okyɑnusɑ, güneşe, ışığɑ benzersiniz. Siz tıpkı size benzersiniz. Doğrulɑyɑn, inɑnɑcɑk hiçbir şey yoktur. Burɑdɑ sɑdece olmɑk için bulunuyorsunuz. Hɑyɑttɑn zevk ɑlmɑktɑn, mutlu olmɑktɑn bɑşkɑ ɑmɑcınız yok. Tek olmɑnız gereken, gerçek siz olmɑk. Sɑhici olun. Vɑrlık olun. Mutluluk olun. Sevgi olun. Coşku olun. Kendiniz olun; esɑs mesele bu. Bilgelik bu.