Çarpma Etkisi

Anne, ‘’İşte sana oyuncak bir bebek, tatlım’’ diye fısıldamış ve tüylü yatak örgüsünün altından, Vasalisa’nın kendisi gibi kırmızı çizmeler, beyaz önlük, siyah etek ve her tarafı işlemelere kaplı bir yelek giymiş küçük bir oyuncak bebek çıkarmış.
‘’İşte bunlar da son sözlerim, güzelim’’ demiş anne. ‘’Yolunu kaybedecek olursan ya da yardıma ihtiyaç duyarsan, ne yapacağını bu bebeğe (içgüdüleri) sor. O sana yardım edecektir. Bebeği hep yanında taşı. Kimseye ondan söz etme. Acıktığında besle. Bu sana annen olarak verdiğim söz ve benim sana hayır duam, sevgili kızım.’’
Vasalisa masalından

Bikaç binyıldan beri saçı uzun aklı kısa tabiriyle lafı doğru iması çirkin suçlamalara katlanmaktaolan ancak uzun saçlarıyla avladıklarının akılla içinden çıkılmayacak denli değerli olduğunu ifade edemeyen kadınlar, sonunda saçlarını kestirip (simge olarak) ya da sıkıca hapsederek erkek aklına uyum göstermeye çabaladılar! Ve öylesine başarılı oldular ki, tüm erkekleri ve kadınları doğurup büyüten bu kadınlar tam da kimbilir kimlerin işine yarayan yoz bir nesili oluşturmayı tamamladı. Ve herhalde yere çarpışımızın şiddeti oranında şimdi sıçrıyoruz, yeniden uzun saçların akla hayale sığmaz gizemine giriyoruz. Şükür ki bu zamana erişebildik, bu başlangıcı görebildik.

Neticede bu yozluk hepimizin işine yaradı çünkü yere çarpma ivmesine ihtiyaç vardı sanırım, ne kadar dibe çarparsanız o derece yükseğe zıplarsınız, derinde bizim yüksekte, önemli olan algımızı genişletmeyi başarabilmiş olmamız. Dengeyi bozamadığınızda algınız da o yere sabitlenmiş oluyor, sanırım biraz hız gerekmiş belki güneş sistemimizin döngülerine geç kalmamak adınadır. Fark etmez, sonuç hasıl oldu.

Bu işin zarureti; kadınların dünyası (animistik dönem) birleşiklik üzerinde sıkıca dengeye geldiği ve birey bilincine geçişin nerdeyse imkansızlaşmaya başlamasıyla hasıl olmuştu. Birey bilinci için uzun saçlarından kendini mahrum bırakan kahraman kadınların yılı olsun bu yeni yıl dilerim. Şimdi mahsulün toplanma zamanı.

İlacın tohum gibi ekilmesi

Acı çeken hastaları “Neden hastalanmak istedin?” ya da “hasta olmanı gerektirecek ne yaptın?” gibi sorularla mücadeleye davet etmek “yeni çağ” uygulamacıları tarafından hiç de az kullanılmayan bir ima haline dönüşmüştür. Bu tür mücadeleler acımasızdır ve egoya önleyemeyeceği ya da durduramayacağı bilinçdışı saldırıların sorumluluğunu yükler. Halihazırda var olan acıya suçluluğun da eklenmesiyle, gerçekten de egonun savunmanlığını artırabilirler ve böylece ıstırabın olası anlamına dönük faydalı sezgilerin kabulünü geciktirmiş olurlar. Öte yandan hastalığın yarattığı dramatik sarsıntı -yeni bir bilinç ve varoluşsal uyum uğruna bir sarsıntı- egonun tutuculuğuna ve derin yapısal değişimlere sergilediği dirence karşı bir mücadele niteliği taşır. (W)

Çok isabetli noktalara parmak basıyor Dr. Whitmont.
Yeni dünyanın doktorları/ şifacıları bir kolaylaştırıcı olduklarının bilincine vardıkça ustalaşacaklar. Öyle ki inception filmindeki gibi hasta kişinin kendi sebebini bizzat kendisinin bularak bu sorumluluktan kurtulmasını sağlayacak biçimde; ilacı, rüyanın  dört kat derinine tohumlayacaklar! Bu ustalık isteyen bi şeydir, tıpkı çağları aşabilecek bir masal yazmak, birine gerçekten etkili dinleme yapabilmek gibi.

*

Hastalık Nedir?

Genelleştirecek olursak, hastalığın potansiyel olarak yaşamı ve farkındalığı farklılaştırıp yenilemesi “beklenen” yeni dağıtıcı enerjilerin ve enformasyonel morfik alanlara “nüfuz etmesine” gösterilen direncin sonucu olduğunu söyleyebiliriz. Bireyin onları algılama ve anlama kapasitesini aştıklarında ve yeni bir düzene o ana kadar hiç entegre olamadıklarında var olan denge sistemini bozarlar. Bunu da hastalık olarak adlandırırız. Böylelikle hastalık, yaşam oyununun kendi özel entelektimizin, yazgımızın ya da bireyleşme sürecinin parçası olarak talep ettiği yeni temaların şu ya da bu şekilde işlendiği bir “sahne”dir.(Dr. Whitmont)

Mükemmel bir açıklama.. Hastalıklara oldukça şamanik bir açıdan bakabilen bilimsel bir bakış için,sizi konuya yaklaştırabilecek en iyi kitap İyileşmenin Simyası kitabıdır diyebilirim, baskısı tükenmiş olsa da ikinci ellerden yahut pdf. sunumlardan bulmanızı öneririm:Tıklayınız
Sonuç olarak kimi hastalığın dışta, kimi de içte oluşmasına izin veriyor demektir. Hastalık yalnızca akışa direncimiz, kendimiz sandığımız sınırlı sorumlu egomuza sıkıca yapışmamızla ilgili, yeni olana -bilinmezliğinden dolayı- yol vermek istemiyor oluşumuz bence aşılamayacak bi durum değil, bunu tedricen hepimiz hayatımızda yapmaktayız, özellikle 1999’dan beri ve 2009 dan sonra daha da hızlanan bir süreçte direnmeyi azaltıyoruz. 🙂
Korkumuzu aşmayı Başarıyoruz.

Yeni’yi engellemek mümkün değil gibi görünüyor ancak her yeni, her bir kişisel rüya gibi, bunların her birine dönüşmek yorucu belki de imkansız olduğundan, bünyemiz direnç göstererek (içte hastalık, dışta anlaşmazlıklar, kavga ve savaşlar olarak) bu rüyalardan hangisinin “sürdürülebilir bir rüya” olduğunu test ediyor olabilir, zayıf olasılıkları elerken bazı seçenekleri giderek güçlendiriyor, böylece YENİ olan yeterince güçlenip kişiyi ele geçiriyor ya da öldürüyor. Kıyasıya bir mücadele bu!
İnsanın kendi kişisel menkıbesine uygun yolda kendi  işlevlerini kullanıyor oluşu, her türlü iç -dış hastalığı-sapmayı hafif atlatmaya sebep oluyor gibi geliyor bana.

Gönül ister ki, ilişkide olduğumuz kişilere ilgimizi-sevgimizi onlar hastalanarak bunu bizden söke söke almadan önce onlara gösterebilelim. Dr Whitmont der ki;
“Kişi, Sonunda ölümcül derecede hastalanıp yatalak olduğunda, tüm hayatı boyunca sahip olmadığı ve özlemini çektiği şekilde rahata kavuşmuştur. Kocası ve ebeveynlerinin ilgisiyle kuşatılmış ve sevilen bir kraliçe gibi ÖLEREK, “iyileştirici” özene kavuşmuştur, onu en dar aile ve evlilik görenekleri çerçevesinde mahrumiyet içinde “yaşamak” zorunda bırakan yaşamın ondan esirgediği de budur.”

Kişi ihtiyacı olanı ÖLME pahasına alacak denli ısrarcı. Trajik ama sanırım sıkça rastlanan bir durum.

“Hastalık, Benlik alanından doğan bir dinamiğin “işgalidir” ve kendisini psikosomatik olarak kodlayan dramatik bir çatışmaya yol açar. Sevgi ve duygusal yakınlık; güç ve kendini ispatlama; anlam ve kendini ifade etme  ihtiyacı üzerinden yaşam dinamiğimizi motive eden form dürtüleri, bilinçli farkındalığımıza ulaşmalarına gerek olmaksızın yaşamsal, davranışsal, duygusal ve zihinsel alanlarımızın kodlarında iz bırakabilirler (Düşünceler bile bilinç-dışı olabilir; örneğin “kesin” olgular olarak kabul ettiğimiz inançlarımız temelinde hissedebilir ve hareket edebiliriz).

Yaşamımıza almak istediğimiz şeyi önce söze dökmemiz ve sonra zaten orada olduğunu fark etmemiz arasında geçen süre gittikçe kısalıyor dostlar.
Bu kısalma öyle bir yere varacak ki artık ayrılığı savunamıyor hale geleceğiz ve bu şu günlerde bir çok insana oluyor biliyorum, kendimden de biliyorum 🙂

suzan çal

 

  • Emine Yildirim Kancalanırız ve kanca atarız . Kancaları söküp doğru yere takmak lazım . Bu bir beslenme şeklidir . Yanlış olması gereksinimi azaltmıyor . Ençok kanca duygu giysilerinin altına gizleniyor . O zaman zokayı yutuyoruz . Bunu kendi kendimize de yapıyoruz . Bu doğru kabloyu yanlış noktaya monte etmek gibi . Sürekli kısa devre sonunda sistem hatasına dönüşüyor . Doğru yaklaşım ne olabilir ? Galiba kendi ile yüzleşebilme cesareti . Ben şimdi niye üzüldüm ? Ben şimdi niye kırıldım ? Ben dediğim şeyle kalbim aynı düzlemde mi ? vs ..Başka bir pratiği olan var mı ? bilmediğimden soruyorum ..
  • Sibel Atasoy Harika açıklamışsın Emineciğim. Haklısın “Yanlış olması gereksinimi azaltmıyor “. Bu soruları sormaya ilaveten, rahatsızlık oluşan organın fizik düzlemde ne işe yaradığını, işlevini araştırıp bunu ruhsal-duygusal boyuttaki karşılığa tercüme etmek çok işe yarıyor ve tabi rüyalar rüyalar ve de rüyalar… Hastalığı önceden bile teşhis edebileceğiniz bir yol rüyalarınızı takibe almak.

    Ben küçükken ve gençlik döneminin büyük bölümünde “sana yapılmasını istemediğin şeyi yapma” düsturu ile yaşadım, kimse söylemedi bana bunu, muhtemelen yaradılışım bunu gerektirmişti. Daha sonraları bu formulün de yeterli olmadığını fark ettim çünkü benim işlevlerim ve ihtiyaçlarımla başkalarının ki aynı değildi, bunu keşfetmek tam bir katarsis işlevi gördü bünyemde. Bunu görmemi sağlayan her türlü yönteme tekrar tekrar teşekkür ediyorum.

  • Turan Erdal bu aymadan sonra nasil davraniyorsun?
    Sibel Atasoy Kapasitem (sevgi=ilgi) yettiği ölçüde her ilişkide olduğum kişinin işlevlerini, öykülerini ve ihtiyaçlarını öğrenip onların beklentilerini karşılamaya çalışıyorum. Tabi ilişkide olduğum kişiler arasında kendim de varım, kapasitemi olabildiğince adil kullanmaya çalışıyorum.

*

Güneşten önce doğdum bu sabah, çok oldu kalkalı ve o kırmızı kırmızı yaptı havayı, denizi, perdeleri, şekeri anımsatıyor:)
Günaydın frekanslaarrr

Resim: Suzan Çal

YENİ’ye Geçiş

Yaşam, ya kaçınılması gereken tuzaklar ve saldırganlarla dolu ya da her an kişiyi zenginleşiren eğlenceli bir deneyim alanıdır diye ortasından iki seçeneğe bölünmeyecek denli gizemlidir. İki seçenekli yaşamdan (Aristo alınmasın) bıkıldı artık… Aralarda sonsuz seçenekler olan geniş bir platforma geçiyoruz. Ve evet belki karnımız hafifçe buruluyor, kendimizi bilmediğimiz bir alanda hissediyoruz fakat işin aslı böyle değil, biz zaten sonsuz seçenekler içindeydik ve öyle de yaşattı bizi bu yaşam fakat biz ona değil zihnimizdeki ikili seçeneğe odaklıydık bikaç bin yıldır. Değişen yaşam değil zihinlerimiz. Bunu bilmek belki hepimize rahatlatıcı gelecektir 🙂

İki seçenekli (doğru-yanlış) ve iki üç tane de sırf şaşırtmaca olsun diye konulan doğru/yanlış ı buldurmayı kolaylaştıran saçma(!) seçenekler olmayınca, insanları nasıl ölçeceksiniz? Sınavları hangi ölçeğe oturtacaksınız? Bu büyük dünya nüfusu’nu yönetmeyi nasıl başaracaksınız?
Laf olsun diye değil gerçekten soruyorum 🙂

Benim şu anda ilk aklıma gelen şu oldu; çocukluktan başlayarak kes-k-inleştirilen beklentiler paketini önce açacağız ve sonra yakacağız! :))) Bu bir başlangıç olabilir pekala. Bunun büyük dünya nüfusuyla ne ilgisi olduğunu sorabilirsiniz belki. Gerçekten büyük ilişkisi var; bikaç ilkel kalemden ibaret -eski-beklenti seçeneklerini yaktığınızda, “az olduğundan yakınılan” fırsatların muthiş biçimde bollaştığını fark edeceksiniz.

Yıllardır paylaşım esaslı yeni dünya konsepti için ilk adımın beklentiler paketinde olduğunu her fırsatta yazmış olduğumu hatırladım. Beklenti paketi açılıp-yakılmadan kuracağınız hiçbir legal ya da illegal rejim fayda sağlamayacaktır, örnekleri hem kişisel hem de dünya çapındaki deneyimlerle dolup taşıyor. Beklenti paketi önemli çünkü Başarı/Başarısızlık tanımı bu paketin üzerine oturtulmuştu. Ve insanlar bebecik hallerinden itibaren aç kurtlar gibi BAŞARI’ya yönlendirilirler.

Şimdi sizden küçük bir deney yapmanızı isteyeceğim 🙂
Boş bir anınızda, önünüze küçük bir kağıt alın ve kişisel yaşamınızdan ne tür beklentileriniz olduğunu alt alta maddeler halinde yazın. Samimi olun çünkü bu kağıdı sizden başka kimse görmeyecek. Yazmayı tamamladınız mı? Bütün bu kalemler gerçekleştiğinde kendizi tatmin olmuş hissedecek misiniz? Öyle ki “artık ölsem gam yemem” der misiniz?

Tamam o halde, listeniz oluşmuş demektir. Bir süre kaygısızca listenize bakın, yukardan aşağıya, aşağıdan yukarıya onu boş bakışlarla süzün. Kağıt hala avcunuzdayken camdan dışarılara doğru bakın dalgın dalgın 🙂

Sıkılana, vücudunuz bir rahatsızlık hissedene kadar sürdürün bunu.
Bitti mi? O halde şimdi listenizdeki her bir maddenin ihtiyacını yaşamınızın hangi noktasında hissettiğinizi, hangi olayın buna sebep olduğunu hatırlamaya çalışın.

Deneyin bundan sonrasını bilahare konuşacağız.