VAR’ım, Heyecanlıyım.

“Bilirsiniz, bir şey hakkında gerçekten heyecan duyduğunuz ve şeyler hakkında düşünmediğiniz bir gün, sadece yataktan kalkarsınız ve “Yaşıyor olmaktan dolayı heyecanlıyım! Bu gezegende, onun bütün iyilikleri ve kötülükleri ile Var-ım. Sorun yok. Ben..(derin nefes) Ben varım!” dersiniz. Bu enerjinin girdaplanarak geldiği zamandır. O ”Vaaayy!! “ anıdır. Sonunda gözlerini açıyorlar ve enerji burada, zevkinizin mutlak hizmetinde, daima hizmette. Güzel. Evet, bunlar ana hatlar, lütfen bunları unutmayın” (A)


Biz bunu zaman zaman hatta sık sık yaşıyoruz değil mi dostlar. Hele Yaşayan’ın anıları daha oldukça taze. YENİ’den Doğanlar da öyle. “Ben o ben’im süperimmm… Zıpla hopla yakala”
Yok yok yeni bi bireysel gelişim metodu keşfetmiş filan değilim. Bu çok basit,metod deyip de hakaret etmeyelim. Tek kusuru var, kolay unutulur olması.

“Biliyorsunuz, Üstat hiçbir zaman, herkese ben yükseldim diyerek etrafta dolaşmaz. Üstat, “50 yıldan beri kristal enerjilerle çalışıyordum” diyerek dolanmaz. Neden biliyor musunuz? Bu bir gözü açık birisinin, körler dünyasına gidip de, bunun neye benzediğini açıklamaya çabalaması gibi bir şey. Hiç bir zaman anlamazlar. Bu nedenle, Üstatlar bunu yapmazlar. Onlar, körlere gözlerini açmalarını söylemeye çabalamazlar. Onlar, körler dünyasına ve içinden geçtikleri deneyimlere şefkat duyarlar. Ve sonra, körler dünyasından bir ya da daha fazla kişinin gözlerini açmaya çabaladığını hissettiklerinde, hemen orada olurlar. Hemen şefkatle orada olurlar. Ama farkında olmayanlar dünyasına, farkında olanların dünyasını açıklamaya çalışmak niye? Gerçekten niye? Onlar, yalnızca sizi öldüreceklerdir. Bu İsa’dan bir alıntı.( Daha fazla kıkırdamalar)
Bu onun en favori deyişlerinden! Tam gitmeden önce söylemişti. “Ve sizi öldüreceklerdir.” Körler dünyası, herkesin kör olmasını ister. Hatta gelip de “Benim bir vizyonum var, gördüm” deseniz dahi, “Sen iblissin. Seni öldürmek zorundayız. Çünkü sen körler dünyamıza izinsiz giriyorsun. Bizim sürüp giden hoş bir dünyamız var. Biz hepimiz körüz ve hepimizin anlaştığımız, küçük kör güç noktalarımız var. Sen gelip de bize, “ Gözleriniz var mı?” diyorsun. Sen, besbelli iblissin.” Gümm. (A)


Günün kahkahası, çok hoş. Tabi İsa konumundayken çok da hoş olmamış olabilir. Sadece bi tahmin. Ben masumum.

Enerji ve Bilinç

Bilinç, enerji değildir, yanlış anlamaları düzeltelim. Biz bunu bir BAK (Birleşik Alan Kullanımı) sseansında çok açık biçimde deneyimlemiştik ve şimdi Adamus da bu kavramları yeniden ele almış, açık ve net olmuş, şöyle ki:

“Enerji yaratıldı-nefeslendi-diyelim. Enerji, bilincin tutkusuyla nefeslendi. Bilincin tutkusu, hissediştir -ve ben burada insan sözcükleri kullanıyorum- ama bilincin tutkusu, varoluş hissinin duyumsal deneyimidir. Bu bilincin tutkusudur-bu duyusal histir, bu deneyimseldir- “ Hey. Ben varım!” İşte, tam orada olan tutku budur.Kendi varoluşunun tutkusu- kendi var oluşunu bilmek ve onu hissetmek- enerji yarattı, kendisinin dışında enerji yarattı”

Enerji boldur ve birebirdir.

Enerji birebirdir.  Bununla demek istediğim, tutkuya birebir yanıt verir. O birebir, tutkuya yanıt verir. O, zihne, onun tüm düşüncelerine,  yalnızca çok az, çok az yanıt verir. Görüyorsunuz aslında endişe ve korku gibi şeylerde, hedef ve planlarınızı düşünmekten, faturalarınızı ödemeyi düşünmekten daha fazla tutku var. Hedef ve planlarda ne kadar az tutku var anlıyorsunuz değil mi? Ama korku da var- Hah! Onda belli bir tutku var. Bir ifade var, duyumsal bir ifade var. Enerji birebirdir. İyi ya da kötüye aldırmaz. O, bilmez.

Zihnin enerji tarafından gözü korkutulmuştur, yıldırılmıştır. Zihin, onu anlamadığı için birebir olarak realitenize gelen enerji düzeyini kısıtlayacaktır. Onu ağına düşüremez. Çabalamasına rağmen, sahiplenemez.. Oh! Ve o çabalar, çabalar ve çabalar.Evet, zihin enerji tarafından oldukça gözü korkutulduğu için kepengini kapatır. Zihin, diğer gözü açmama konusunun bir parçasıdır.

Zihin… Yeniden ifade edeyim. Uyku uyumanızın nedeni, zihninizden çıkmak. Eğer zihnin bu kadar ağına düşmüş olmasaydınız, uykuya ihtiyacınız olmayacaktı. Bedenin gerçekte uykuya ihtiyacı yoktur. Hayır, çünkü burada oturabilir , hemen şimdi tazelenebilirsiniz. Bedenin uykuya ihtiyacı yok, zihnin var.
Evet, konuya dönelim. Enerji birebirdir ve tutkunuza yanıt verir. Evet, enerjiyi getirenler olarak, onu ne getirecek? Tutku. İstek. Evet.

Biraz çelişki yaratıyor – eh, büyük çelişki – çünkü tutkunuza karşı güvensizlik var. Geçmiş deneyiminiz- geçmişteki sevgi deneyiminiz… Saçmalık. – Çünkü geçmiş deneyiminiz der ki;  “Evet ama ben tutkumu ifade ettiğimde, batmıştım.” Öyleyse? Öyleyse? Öyleyse? (Adamus kıkırdar) Evet!  Yeniden batacak mısınız? Sorun değil. Sorun değil. Körler dünyasında mı yaşamak istiyorsunuz? Yoksa farkında olanların dünyasında mı yaşamak istiyorsunuz? Bu kadar basit. Eğer körlerin dünyasında yaşamak istiyorsanız, evet o zaman sizi etkileyecektir. Ama farkında olanların dünyasında, bu sorun değil. Çünkü bunlar, farkında olanlar, tutkularını severler, ifadelerini severler.

Tutku sönmüştü. Zihin tarafından, hipnoz tarafından, programlama tarafından bunaltılmıştı.  Ve nihayetinde siz, ruha sahip bir varlık olarak,  Ben-im varlığı olarak, tutkusuz bir realitede yaşamaya devam edemezsiniz. En nihayetinde yapamazsınız. Yapamazsınız. Bu, sizin varoluşunuzu öldürmeyecektir. Kendinizi oradan almak için, havaya uçurmak zorunda kalacaksınız ve buna gerek yok.

Ama hayır, göreceli olarak tutkusuz bir realitede yaşadığınızda ne olur? Böyle biri ne yapar? Drama yaratırlar. Tutkunun, sahte bir biçimi olarak çok miktarda drama yaratırlar. Ama bu tutku değildir. Tutku değildir. Bu, körler dünyasında yaşamaktır.” (Adamus)

Hımmmm… Oysa biz dramaları ve onların kahramanlarını tutkulu insanlar sanıyorduk. Nedir dramatörle, tutkulu insan arasındaki fark? Sanki bana sıradan insanla savaşçı arasında bi durum gibi göründü bu. Neyse biz biraz daha dinleyelim Adamus’u:

“Enerji fedakârdır.
Enerji size hizmet etmek ister ve her hangi bir gündemi yoktur. Cehenneme giden en hızlı trende misiniz yoksa cennete gitmek için kanatlar mı takıyorsunuz, aldırmaz. Enerjide yargılama yoktur. Yargıya sahip olamaz çünkü fedakârdır. Size gündemsiz olarak hizmet etmek için buradadır, ayaklarınızın dibindedir. Herkes tarafından kullanılabilir.

Enerji boldur, birebirdir ve size hizmet için buradadır.

Evet, bunlar enerjinin temelleri. Lütfen bunları hatırlayın.

Enerjiye ilişkin olarak çok fazla yanlış anlama var. Birçok kişi enerjinin dağıtıldığını veya canlı olduğunu zannediyor, başka bir yerden, başka bir şeyden azar azar dağıtıldığını düşünüyor.

Ölümden sonra yaşama inanmayanlar, temel olarak enerjinin, kendi akıllılıklarından ve manipültif olmalarından meydana geldiğine inanıyorlar. Bir çeşit ölümden sonra yaşam olduğuna inananlar ise, enerjinin genellikle kendilerinin ne kadar iyi ya da kötü olduğuna dayalı olarak ya bir grup melek veya tanrı ya da İsa Mesih tarafından dağıtıldığına inanıyorlar. Hiç biri doğru değil.  Enerji aldırmaz. Gündemi yoktur. Evreni havaya uçuracak olsanız bile da aldırmaz. Görüyorsunuz, enerji basitçe tutkunuza yanıt verir.Böylece, yarın evren atomlarına ayrılabilir ama bilinç ve enerji –gerçek enerji- buna gerçekten aldırmaz.

Kim aldırır? Kim aldırır? Zihin. Zihin. Buna insan bilinci diyelim.
Bilirsiniz, bir şey hakkında gerçekten heyecan duyduğunuz ve şeyler hakkında düşünmediğiniz bir gün, sadece yataktan kalkarsınız ve “Yaşıyor olmaktan dolayı heyecanlıyım! Bu gezegende, onun bütün iyilikleri ve kötülükleri ile Var-ım. Sorun yok. Ben..(derin nefes) Ben varım!” dersiniz. Bu enerjinin girdaplanarak geldiği zamandır. O          ”Vaaayy!! “ anıdır. Sonunda gözlerini açıyorlar ve enerji burada, zevkinizin mutlak hizmetinde, daima hizmette. Güzel. Evet, bunlar ana hatlar, lütfen bunları unutmayın” (A)
Biz bunu zaman zaman hatta sık sık yaşıyoruz değil mi dostlar. Hele Yaşayan’ın anıları daha oldukça taze. YENİ’den Doğanlar da öyle. “Ben o ben’im süperimmm… Zıpla hopla yakala”
Yok yok yeni bi bireysel gelişim metodu keşfetmiş filan değilim. Bu çok basit, metod deyip de hakaret etmeyelim. Tek kusuru var, kolay unutulur olması.

 

Uyanış çok bunaltıcı olabilir

“Uyanış, farkında olmak çok bunaltıcı olabilir. Bir gözünüzü açarsınız ve gerçekten orada ne oluyor görürsünüz. Ve gerçekte kim olduğunuzu görürsünüz. Ve sadece diğer gözünüzü de açmak zorunda olduğunuz düşüncesi – yoğunluk, bu farkındalığın gerçek yoğunluğu- çok bunaltıcı olabilir.

Sizin gibi bir gözü açık birisinin, körler dünyasına dönüp, görmeyi açıklaması çok zor, çok çok zor olur. İki gözü açık biri için,  bir gözü kapalı birine bu realiteyi açıklamak da çok, çok zor görüyorsunuz. Yapabileceğiniz tek şey, iki gözünüzün de açık olduğu bir varlık olduğunuz noktada, o noktada yapacağınız tek şey, diğerinin gözlerine bakmak ve onların her iki gözü de görmesine izin vermek.

Sözlerle konuşmaya gerek yok. Yapılması gereken eylemler yok. Uyanmış, aydınlanmış bir varlığın gözlerini görmeleri için –her iki gözü görmeleri için-basitçe izin vermek. Bu kadar basit. Söylenmesi gereken ne varsa, o anda söylenir. Görüyorsunuz, bu kadar basit. Bu kadar basit.

Sevgili arkadaşlarım, uyanışın bu orta bölgesinde, ah-ona lanet ettim. Ondan kaçmaya çalıştım. O, orada değilmiş gibi yaptım. Şimdi, ona geri dönüp baktığımda, ne kadar önemli, ne kadar güzel ve dokunaklıymış. Lütfen tadını çıkarın. Lütfen, gerçekten tadını çıkarın. Çünkü bir noktada iki gözünüzle geriye dönüp bakacak ve yaptığınızın önemini idrak edeceksiniz. Gerçekten önemli.

Uyanış, arkadaşlarıma tavsiye edebileceğim bir şey değil. Son sohbetimizde söylediğim gibi, uyanış çetindir. Çeşitli biçimlerde çetindir. Hayır, onu arkadaşlarıma tavsiye etmem. Çünkü sonra, onun derinliklerine bir kez girdiler mi, beni suçlayacaklar. Bu nedenle ben, lütfen sevgili arkadaş, gözlerini kapatabildiğin kadar uzun süre kapalı tut derim.

Ama biliyorsunuz, her iki gözü de kapalı olanlara bu tavsiyeme rağmen, tavsiyeme rağmen, gözün biri bir biçimde er ya da geç uyanacak. Gözün biri, aralıktan dikize başlayacak. Çünkü körün gözünde, diğerlerinin gözünü açmaya başladığını hisseden bir şey vardır. Ve insanları biliyorsunuz- onlar sadece aralıktan dikiz etmek isterler. Ama uyanışta aralıktan dikizlemek yoktur. Hayır, hayır, hayır. Uyanışta dikiz şov yoktur.(Bazıları kıkırdar.). insanlar güler, tabii- çünkü bir kez, bir göz açılmaya başladı mı, bir kez farkındalık girmeye başladı mı, onu durduramazsınız. Bir kez, bir parçacık farkındalığınız oldu mu, o, tam farkındalık için yakarır. Tam farkındalık.

(Adamus)

 

BAK Uygulamalarından Konuşuyoruz

Günaydınn frekanslaaarr, burada inceve nazik bi kar yağıyor ancak her yer ıslak ve tutacağa benzemiyor. Az Sonra Yeşimle yaratıcılık ve oyunlar üzerine bir sohbet yapacağız radyoda,eğer vakit bulur da dinlerseniz ve fikirleriniz, sorularınızla katılmak isterseniz bu başlığın altına ekleyin lütfen, hemen görebiliriz. Malum sorular olunca biz de yeni şeyler öğreniyoruz 🙂
Bu hafta YAŞAMEVİ’nde “Yeni Bilinç Oyunları” olacak konumuz. Konuğum Yazar, Düşünür Sibel Atasoy. Sevgili Sibel’le, yaratım içinde olmaktan bahsedicez. Yarattıklarımızdan, yaratabileceklerimizden, yeni sezgisel oyunlardan, yaşamın her anını bir yaratıya dönüştürmekten…
9 Ocak Çarşamba sabahı saat:10.00’da Radyo Halikarnas’ta…
Canlı yayını internetten dinlemek isteyenler için:
http://www.halikarnas.fm/live_other.html
*

Yılın son günü ve yeni yılık ilk günü iki BAK uygulaması yaptık, yine şaşkına döndük, yine köşe bucak havalandı, toz duman oldu. Bakalım ortalık sakinleşince nerede bulacağız kendimizi?

Diğer gerçeklikler somut gerçekliğimizle iç içegeçmiş vaziyetteler;  Örneğin yılın son günü yaptığımız BAK uygulamasında resmen böyle bi tanesine şahit olduk, sadece ben değil oyundaki arkadaşlarımızdan Nilgün de gördü. Geçmedik ama açıkça gördük.
Gördüğümüz gerçekliği temsil eden arkadaşımız (ki kendisi rolünü bilmiyor) evde varlığından haberi bile olmadığı bir yazı tahtası bulup oraya şöyle yazdı: “Oley! Başardım 🙂 Çok şanslıyım. Bilinmeyeni merak ediyorum. Çok meraklıyım. (38). Yılan. (111) Kırmızı.”

**

Sağlık gibisi yok.
Eğer birisi bu lafı ediyorsa bilinki önce onu kaybetmiş ves onra geri kazanmıştır. Kayıp yokken varlığı algılamak mümkün olmuyor.
Bana öyle geliyor ki bütün bu Dünya serüveni şifalanmak için yaşanıyor; değişik düzeylerin şifalanması. Ve yalnızca doktorlar şifacılar değil bildiğimiz tüm meslekler insanın şifalanması için oluşmuş profesyonellikler. Bunu şimdiye kadar hiç bu kadar açık anlamamıştım sanırım. Oysa BKÖ’de bunu açıkça yazmışım; dolaşan ipeksi telciklerimizi düzeltmeye geliyoruz buraya diye! İnsan kendi yazdığını bile çok sonra anlıyor. Burası gerçekten sürprizli bi yer dostlar.
Günaydın ve iyi haftalar frekanslarıma

*

BAK uygulamasına katılmak isteyenler için ön bilgi:
23 ve 27 Ocakta Radia kişisel gelişim merkezinde
ve
26 ocakta da bir arkadaşımızın evinde, yine İstanbulda
BAK oynayacağız kısmet olursa. Tarih yaklaştıkça etkinlik detayını yine bu sayfadan duyuracağız fakat bana gelen sorular doğrultusunda belirlenen bu günleri şimdiden bilginize sunuyorum.

Dirseğini bükmeden yemek!

Egonun, hastalığın tasarlanmış “mesajlarına”, yani entelektin oluşturmaya çabaladığı düzen ve yapı değişimlerine kodlanmış enformasyona açıklığı, çatışmanın içinden çıkılmaz bir çıkmaza dönüşmesini engellemeye yarasa da insan organizasyonu bu tür açıklığı olsa olsa güç kılacak bir paradoks üzerine kuruludur. Gerçekten de hasta olduğumuz çoğu zaman, psişe ile bir mesaj taşıyabilecek açık bir diyalogu sürdürmek için enerjimiz, umudumuz ya da ruh halimiz YETERLİ OLMAZ. Bu noktada dostlarımız ve bir doktor ya da terapist zaman zaman ihtiyaç duyduğumuz desteği sunabilir. (Whitmont)

Gerçekten de özellikle çeşitli şifa teknikleriyle çalışan arkadaşlarımız bunu deneyimlemişlerdir ki, hastalık anında mevcut erk düzeyi düşüyor ve kendine dönük bir çalışma yapamaz duruma düşebiliyorsun. İşte bu durumlar rüya görüşmeciliğinde sık sık anlattığım bir meseli hatırlatıyor,hani tanrının verdiği ziyafet ve dirsekleri bükmeden yemek! 🙂 Anladınız siz.
Birbirimizi desteklediğimiz ölçüde şifalanan yaratıklarız biz.

*