Kendinizi ikna edin

Parayı her türlü eylemin başarı ölçüsü sayan bir maneviyat ile, derinliğin, anlayışın ve merhametin olduğu bir maddiyat arasında birinden birini seçmek zorunda değiliz, karşıtımızı içerebiliriz ki bunu reddeden sadece zihnimiz, biz zaten bütünüz.

*

Padişahı kendi iradesiyle üzerinden silkelemeyen, kanunla cumhuriyet şapkası giyen varlığımız, şimdi hangi yana uzayacağını bilemiyor, güneşe bakıyor ki bilsin gölgesi ne yöne düşmüş!.

*

Toplumun sivil toplum örgütlerinden, medyadan mahrum bırakılması büyük sorun çünkü insanlar kendilerini ifade mercilerini kaybetmiş oluyorlar ve diyemedikleri duygu ve düşünceler içlerini şişiriyor. Bu şişkinlik sık sık kaynama noktasına getirir artık insanları. Bence yönetimin psikolojik sosyolojik danışmanları -herhalde vardır- bu aksaklığı bir an önce gidermeliler. Yoksa “hesap sorarım” cümlesi ve ses tonu ile sindirilen kurumlar bu yönetime kar değil ciddi zarar getirecektir. Bunu zaten herkes görüyordur çok önemli bi buluş yapmadım sadece hatırlanması ve hatırlatılması lazım diyıe düşünüyorum o kadar.

*

Referandum kararı bence makul bir çözüm, en azından başlangıç olarak.
Hele ki referandum İstanbul çapında değil Taksim merkezli de olabilir diye açık çek verildiyse (ki öyle ifade edildi) bana adil bir öneri olarak görünüyor.
Zaten şu an yürütmeyi durdurma kararı var, bu kesinleştiği takdirde zaten başka bi şeye gerek kalmaz.

Tabii bu çözüm, polisin aşırı ve orantısız güç kullanımından dolayı açılacak davaları ve dolayısı ile sorumluların gereken bedeli ödeyecekleri gerçeğini engelleyecek bi şey değil. Bence artık şimdi resmi olarak hak aramanın istikrarlı olarak hazırlıklarının yapılması ve sürdürülebilir kılınması konusunda çalışma yapma zamanı.

Referandum kararı şu anda tüm emeklere değecekk denli önemli bir başlangıç. Daha az bi çaba bunu sağlayamazdı. Sağduyulu olmak ve kanunlar çerçevesinde bu adımı en iyi en geniş biçimde değişime yol açacak bi hale çevirebilmek gerekli.
Referandum çözümü çoğu kişiyi hele gençleri memnun etmeyebilir ancak hayatta her istediğimiz olmuyor ayrıca bugünkü gelinen noktada her birimizin bizatihi bireysel ve akraba atalarımızın sorumlulukları var. Böyle sanki uzaydan gelen bi şeyle karşı karşıyaymışız gibi sızıldanmayı savaşçılığa uyduramıyorum ben.

Ses tonu çok önemli! AKp adına yapılan açıklamanın sesi duymak istediğim bir tondu. Hiç kimse hiç bi gurup hiç bi kurum bi günde değişmez. 
Belki fazla temkinli biriyimdir. Bi de öfkeyle kalkan zararla oturur diye atasözümüz var ve bu olayda tam olarak başbakana olan buydu. Ben bunun farkında olunmasını istedim.

Sonuç olarak, halihazırda her cephede bi çok değişiklik olduğunu, hiçbi şeyin bi daha eskisi gibi olmayacağını, bunu zaman içinde -eğer unutmazsak- açık biçimde göreceğimizi sanıyorum

*

Dün bir demeç vardı, kimindi kaçırdım, Diyordu ki özetle; bu olayların Türkiyeye zararı gezi parkındaki her bir ağaç başına şu kadar liraya patlamıştır. Parapara para Napolyon kulağın çınlaya!

Sevgi yoksa tolerans olmalı.

Sevgi yoksa tolerans olmalı.
Sevgi öğretilmez, önerilmez evet belki özendirilebilir o kadar çünkü insanın elinde olan bi şey değildir, sevmeye sevmemeye zorlanamaz, insan kendine bile başaramaz bunu.
Ama başarılabilecek bi şey var; saygı…
Onu öğretebilir, önerebilir hatta yokluğunu azıcık-minicik  bi an içincik kınayabilirsiniz 🙂

Sevgisiz gösterilen saygı samimi olabilirmi?

 Olur. Avrupanın çoğu yerinde uygulanıyor. İnsan tolerans göstermeyi öğrenebilir, eğitim sistemine dahil edilirse tabi. Bizim küçüklüğümüzde yurttaşlık bilgisi diye bi ders vardı, tam olarak söylediğim şey değilse de bi miktar provası gibiydi
*
Dualite yaratılmaya karar verildiğinde iki temel  canlı tipi oluşturulmuş ve
aynı robotlara program yüklenir gibi onlara ana felsefeleri yüklenmiş:
1.İnsanlar – ana programları: Gittiğiniz yerde başka bir varlık oluşumuyla
karşılaştığınızda onlarla iyi geçinin ve paylaşın!
2.Sürüngenler – ana programları: Gittiğiniz yerde başka bir varlık
oluşumuyla karşılaştığınızda onları yok edin; çünkü bunu yapmazsanız onlar
sizi yok eder! Tabi buradaki insan kelimesinin şu an kendimize verdiğimiz isimle alakası
yok.
*

Sanıyoırum artık hiç bir şey eskisi gibi olmayacak, alanlar boşalsa çadırlar toplansa bile bişeyler oldu içimizde. Açıkçası ben Başbakanımızın ses tonunun değiştiğini görmeden rahat huzur bulamayacağım, en azından şu an öyle hissediyorum. Fakat malum insanız ve bi yanımız fena halde unutkan ve alışkandır . Diğer yanımız da neyse ki akışkan.
Support Gezi
http://supportgezi.org/?p=5&lang=tr
…özetle, insan olduğumuz unutulmasın. biz işimizde gücümüzde insanlarız. ama artık işimiz gücümüz bu mücadele hak ettiği yere varana dek karşı durmak olacaktır. yoksa insan olmamızın ne anlamı kalır?

Umut Beslenesi Deneyim

Başbakanımız ayağı yurt toprağına değer değmez zehir zemberek bi konuşma yaptı, herhalde havaalanı civarında minik sarsıntılar hissedilmiştir. Huzursuzum.
Fakat dün Taksime giden bi arkadaşıma sordum, ne gördün ne duydun diyerek, şöyle mesaj atmış:
“Öteki’si bulunmayan bir masal dünyası… Çok farklı gruplar; ‘suyunuz var mı’ diyecek kadar yakın, güvenilir ve sevecen, ‘şu an uygun değiliz’ diyecek kadar saygı-mesafeli, özerk; çadır birimleri görünümünde parka yayılmış… Bir tür demokratik-komünal yaşam biçimi eskizi… Bir bakıma sür-reel, ütopik; bir bakıma ‘özlenen’ fakat ‘genelleşmesi henüz zor,’  kutlanası bir ezber-bozma girişimi… Nefs-i emmare mahkûmları için “kahrolası”; nefs-i mülhime yolcuları için “ders alınası, iftihar edilesi, umut beslenesi” bir deneyim… ”
Bunları okuyunca tahterevallinin iki yanının dere-tepe olduğunu ve bu durumda son derece de normal olduğunu hissettim. Siz benim bu kadar ayar düşkünü olduğuma aldırmayın (rahmetli dedem ayarlar müdürüymüş sivasta) yine de, moralinizi yüksek tutun. Huzursuzluğa alışkınım ben, bu da geçer yahuuuu

*

Geceye yakın gelen şu fotoğraf duyduğum huzursuzluğu çok da anlaşılamaz biçimde yok etti, onu da buradan paylaşayım, unutulmasın, tarihimizde yer alsın 🙂

Bu “Bağzı şeyler” kendimiz dair hiç bilmediğimiz ve bazen hiç şüphelenmediğimiz şeylerin bütünlüğümüzün içinde yer aldığına dair bariz bir kanıt ve bu durum rahatlatıcı, imkanı olanlara öneririm.

MARmelat Zamanı

Şu anda Gezi parkta oluşan değişik bi yaşam tarzı denemesi de var, dinlediğim kadarıyla fazlaca aksayan bi şey yok hatta çoğu insan ilk kez tatlı bişey keşfetmiş gibiler, diyorlar ki, beklemiyorduk,her sabah yeniden şaşırıyoruz.
Yakın arkadaşlarım hatırlayacaklardır ikibuçuk yıl kadar önce “MARmelat” isimli -açılımı :Marifet meydanı- bir proje yapmıştım, konuyla ilgisi olabilecek insanlara anlattım, tepkilerini ölçtüm, hatta Marmelat’ın bir tv programı olsun, ismi de “güneş dansı” olsuna kadar ilerlettik projeyi sonraki yıl!
Yine de tüm destek ve iyi niyetlere rağmen, kişilerin hayat gailesinde fiiliyata dökülmedi, hazırda bekliyordu.
Şimdi düşünüyorum da meğer zamanını bekliyormuş ve insanların bunu kendilerinin keşfetmesi gerekiyormuş. Gerçek ayma, dönüşüm de böyle oluyor zaten, zorlama farkındalık, zorlama bilgelik yok :)))

geziAcaba daha geniş aurada bu rolleri sen verdin diye latıfe yapan arkadaşlara  derim ki; Kişisel değil ama kurgucuların deneyimin keçi yolunu çizdiğini söylemek yanlış olmaz. Bilimkurgu ve fantastik edebiyatın, edebiyattan öte işlevini zaman zaman paylaşıyoruz.

2013 yılı geleli beri , boğazım, kulağım, çene ve yüz civarında ara ara ama gayet istikrarlı biçimde aksamalar oluşuyor. Bi kısmını atlattık sanırım ancak boğazımdaki kaşınma ve ona bağlı gece öksürüğü geçmek bilmedi, geçenlerde doktora gittim, bana şöyle dedi; isterseniz yumuşak bi karşı çıkma yapalım önce!
Gülmemi zorla tutup, tabi tabi ben de bunu tercih ederim dedim. Şimdilik ılımlı bi takipteyiz, yudum yudum su içip gargara yapıyorum!
Beşinci çakranın anlam ve önemi geldi birdenbire aklıma, hele şöyle bi hatırlayalım dedim 🙂

http://www.sihirlius.com/butunsel-saglik/5_cakra_acma__-_bogaz_cakrasi

*

Olduğunu bildiimiz (sonuçlarından anladığımız) ancak bilinçli eylemler ya da kararlarla deiştiremediğimiz, öngöremediğimiz, kontrol edemediğimiz bir plan işliyor. Plan ya da sistem de diyebiliriz. Toltek felsefesinde TİN olarak dilimize çavrilen kavramı andırıyor bana. Kişisel hissimi sorarsanız, harika ve iyi ki var derim, çünkü şaşırtarak sıkıntıdan ölmemizi engelliyor 🙂

*Bildiğiniz-siz-,  basitçe zihninizin yaratımıydı. Burada Dünya’da tasarlanmıştı, burada Dünya’da geliştirilmiş, arıtılmış ve programlanmıştı.  Siz, veçhelerin en tuhafı olan zihin değildiniz.
(Castaneda-Adamus-sa ve daha bisürüsü-ortak yapım)

Kamusal mekanlar tükenmekte… Acil acil acil demokrasi

*

Bildiğiniz-siz-,  basitçe zihninizin yaratımıydı. Burada Dünya’da tasarlanmıştı, burada Dünya’da geliştirilmiş, arıtılmış ve programlanmıştı.  Siz, veçhelerin en tuhafı olan zihin değildiniz.
(Castaneda-Adamus-sa ve daha bisürüsü-ortak yapım)

Şimdi soru “ Farkında olmak ya da farkında olmamak?” soru bu. Gerçek soru bu. “ Farkında olmak yâda farkında olmamak?”  ve her birinize, bu bölüme başlarken soruyorum. Yanıt nedir? Farkında olmak mı farkında olmamak mı? Farkında olmak ya da olmamak çünkü bulunduğunuz realite, Orta Bölge. Orta Bölgedesiniz.

Bir gözünüz açık, bir gözünüz kapalıyken,  her iki gözü de kapalı insanların dünyasında gezinip, bir sonrasında ne olacağına emin olamadan, uyanışın korkunç namert Orta Ülkesindesiniz (bölge) .Umut için isteğin olduğu ama hala, kasvetli, gri, düşsüz olarak, Orta Ülkedesiniz(bölgedesiniz).

Bu Orta Ülkede, bu ülkede bir gözünüz kapalı olarak, her iki gözü de kapalı insan kardeşleriniz arasında yürümek…

Enerji Dağılımı

 

Adamus, onların ilk üçünü şöyle sıralamaış:
1.Dünya Enerjileri-Bilinen, rahatlatıcı biraz hayvani
2.Kozmik Enerjiler- Zihnin çözemediği, dünyada kendiliinden var olan,biraz kaosumsu
3. Kristal Enerjileri- Uyum enerjileri, dünyadaki kristaller deil,diğer ilk iki ennerji çeşidine hükmedebilen.Daha doğrusu onları derhal kendi yapan!
 4. Ben-im- Öz

“Ben onlara, Ben-im enerjileri diyeceğim. Daha önce sözünü ettiğim Ben-im enerjileri. Bilincinizin hemen, en yakınında olan ve her zaman orada olan düzey ve katman.

Bir biçimde bazıları buna Büyük Merkezi Güneş diyor diyebilirsiniz. Ama Büyük Merkezi Güneş bir toplum işi değil. O, sizin merkezi güneşiniz.

Böylece, bilinç bu topluluğu çeker, hemen çevresinde olan, bu güzel enerji topluluğunu. Bu enerji düzeyi ile ruh dediğinizle ya da bilinç ile yâda Ben-im arasında olan, daha yakın hiçbir şey yoktur diyebilirsiniz. O, tam orada. Tam orada.

O daha sonra, diğer formları çeker. O, kendiniz için yarattığınız özgün enerjidir ama kristal, Dünya ve kozmos enerjilerine hiç benzemez. Herhangi bir güç ya da kuvvete sahip değildir. Tezahür ettirme yeteneğinin sınırları yoktur. Ben-im in, ruhun yaratımına, gerçek yaratımına yanıt verir diyebilirsiniz.
O, diğer enerjileri hizalar. O, – bunu nasıl söyleyebilirim diye düşünüyorum- bunu sizin için (kendi) yapmaz. Diğer enerjileri, sizin için çağırır. O, enerji yapımcısı diyebileceğiniz bir şey değildir. Esasen, işi o yapmaz. O ustabaşıdır. Bu, onu anlatmanın güzel bir yolu. O ustabaşı enerjidir. Diğer enerjilere buyruk vermekten başka bir şey yapmaz. Kristal, kozmik, Dünya enerjilerine. Ve bun u yapmakta çok iyidir. Ve tekrar ediyorum, o aşırı derecede etkilidir-etkindir. Zamana ihtiyacı yoktur. Hatta kendi enerjisini tüketmeye de ihtiyacı yoktur.

Bu öz enerji -Ben-im enerjisi- o kadar zekidir ki, hiç enerji tüketmez. O, diğer enerjilerin ustabaşıdır, temel enerjidir.
Yol boyunca insanlar, zihin denilen şu tuhaf veçheye girdikleri için onunla bağlantıdan çıktılar ve o, buna aldırmaz. O hala oradadır ve insan veçhesi Dünya enerjileri ile oynuyorsa, buna aldırmaz. Ama insan gözlerini açmaya başladığı zaman, özellikle her iki gözünü de açmaya başladığı ve “ Ben farkındayım. Ben, Dünya’ya enkarne olmak için Dünya enerjilerini kullanan, şimdi burada bolluğumu genişletmek için kozmik enerjileri kullanan, burada ve diğer her yerde farkındalığımı genişletmek için kristal enerjileri kullanan “Ben O Benim” demeye başladığında,  bu öz enerjilere yeniden dokunursunuz. Ama unutmayın-bunu hatırlamanız çok önemli- Ben-im enerjisi işçi değildir. O ayar aletidir. Bütün diğer enerjilere emri verecek olan generaldir.

Birkaç nokta. Dünya enerjisini kullanmaya alışmıştınız. Dünya enerjisi çok ilkeldir, eskidir, yavaştır. Biz bunun ötesine gideceğiz. Siz, Enerjiyi Getirenlersiniz- kozmik ve kristal enerjileri- ve sizler tutkuya yanıt veren “ Ben-im öz enerjileriyle” rezonansa geri dönmeyi öğreneceksiniz. Çok basit.

Para, bolluk ve diğer şeylere odaklanmayı bırakın. Bu enerjileri nasıl getireceğinize bakmaya başlayın.

Bu enerjileri nasıl getireceksiniz? Tutkuyla! Tutku. Bu enerjileri tutkuyla getirirsiniz. Hiç bir şeyi zorlamazsınız ve eğer kendinizi zorlarken ya da zihninize yakalanmış bulursanız, sadece durun. Deneyime son verin. Başka zaman yeniden başlayın.

Gerçek bilinç, gerçek Ben’im, ne düşündüğünüz ile ilgili değildir. Beyinle ilgili değildir. Geri gelen kötü anılarla ilgili değildir. Şiddet içeren düşüncelerle ilgili değildir. Bunlar size ait değildir.

Siz, enerji getireceksiniz ve bu enerji, “Ben-im bilincinin” saf haline çekilecek.

Onun ne kadar oyunbaz, ne kadar yaratıcı, ne kadar doyurucu olduğunu anlayacaksınız. Mücadele, dram, çabalama, gerginlik, stres, yorgunluk, tüm bunlar geçmişte kalacak. Bu bir gecede olmayacak ama çok hızlı olacak.

Bunu yaparken, yeni bir dünyaya gireceksiniz, kendiniz için yeni bir realite. Hala uyuyanların ve körlerin dünyasında olacaksınız ve zaman zaman sıkıntılı olacak. Bu rahat olamayacak çünkü başka düzeylerde de çalışıyor olacaksınız. Artık dünyaya ait olmadığınızı ya da bunun gerekmediğini hissedeceksiniz. Ama bu da dengeye girecek. Eski,”Ben-dim” dünyasında, yeni “Ben-im” varlığınızı özümseyecek, adapte olacaksınız.

Geçmişteki Üstatlar, sadece bedenlerini serbest bırakıp gitmek zorundaydılar. Bu onlar için büyük bir meydan okumaydı. Fiziksel bedeni bırakmak. Siz, arkadaşlarım, sizin için bu, enerjiyle ne yapacağınızla ilgili. Onu istiyordunuz. Onu nasıl da istiyordunuz. Onunla ne yapacaksınız? Onun size hizmet etmesine nasıl izin vereceksiniz?
(Adamus)

Bu sorunun bi şaşırtmaca olduğunu artık biliyorum çünkü onunla ne yapacağımı hayal edebilmek buradaki zihin aksamının işi ve haddi değil, yanlış anlaşılmasın ona yasak olduğundan değil yapmaya muktedir olmadığından. Bence bu şaşırtmacalı bir soru. Öz enerjime, zihnime “kapa çeneni” diyerek, vayyyy ben’im, süperim, var’ım” coşkusuyla ulaşılacağını biliyoruz, denedik. Bunu sıkça yapmayı, kendimize unutturmamayı becerebilsek, öz enerjimizle ne yaptığımızı göreceğiz, düşünmeye planlamaya gerek olmaksızın, oluyorken -bizatihi akışın içindeyken-göreceiz. Bana öyle geliyor.