Yaşayan’ın anıları-3

Öncesi için tıklayınız

Oyy güneş canımsın güneşşş… Yeni yıl bugün başladı aslında. En azından benim için. 13 günlük olduğuma inanabiliyor musunuz? Memnunum, huzurluyum, şahaser bi sessizlik içindeyim, sevme halinin bilinçsizliğiyim (yaşayan) 02.01.2012

**

Yeni yılın ilk ablişini buldum. Çok tatlı beş-altı yaşlarında bi kız. Benimle oynamak istedi, ama benim uykum vardı. Çok ısrar etti, baskı yaptı ben de bi ağladım bi yaygara kopardım, şaştı kaldı. Önce kızdı ve beni sevmediğini söyledi. Ama sonra hemen unuttu. Ben zaten unutmuştum sabah olduğunda, güzel güzel anlaşıp, koklaştık. Bana çok şeyler öğreteceğini söyleyip attaaaa gitti.

**

Yumuşacığım diye beni başınızın altına, sırtınızın arkasına ya da yorulan bacaklarınızın altına koyduğunuz kaz tüyü yastık sanmayasınız. Siz koyana kadar ses çıkarmam çünkü ne olduğunu bilmiyorum ama baskıyı hissettiğim an ne yapacağımı bilemem. Öyle bi tepki veririm ki şaşıp kalabilirsiniz! Uyarmadı demeyin canım büyüklerim.

**

Yedi yıldır bilinmeyen annemin karnındaydım. Çok güzeldi, hülyalı bi uyuşukluktu. Annem biraz kuralcı ve baskıcıydı (ama sadece birazcık öyleydi), bu sebeple şişmeler ve tansiyon ayarsızlıkları çektik. Annem başkalarını çok seviyordu, onları çok mühimsiyordu. Kendini KENDİ DIŞINDAKİ HERŞEYE adamıştı. Belki bu sebeple sayısızca çok babası olan bi bebiş oldum sanırım.

**

Her şey, yeni her şey şahane. Ama az önce güneşle arama bi perde girdi, hemen üşüdüm. Onu kaldırsınlar diye bi ağladım, bi yaygara kopardım. Hemen bi yaşlı adam geldi perdeyi çekti. Hem de “bu benim kapsama alanımın dışında bi şey” diye söylendi. Ona teşekkür edip en sevimli gülücüklerimi gösterdim. Beni çok sevdiğini hissettim, zaten hemen bana bi içecek getirdi.
Çevremde bi sürü değişik dilden konuşan var, hepsini duyuyorum, anlamasam da dinlemek hoşuma gidiyor. Hele bi tanesi en yüksek sesle bağırıyo ve hep “gak gak gak gak gak gak gak” diyor.

**

Daha küçükken (dört gün önce), beni dört kez uykumdan uyandırdığı için bi abiye çok kızdım ve “kafanı kullan biraaaaaz” anlamına gelecek şekilde yaygara yapmıştım. İşte o abi şimdi yine geldi. Onu hatırlayıp acaba bana gücenmiş midir diye utangaç bi şekilde gülümsedim. O  hemen şöyle dedi: “yanlış adrese gelmişim hata bendeymiş”, sonra elindeki bardağı uzattı bunu hemen içmeliymişim çünkü taze sıkıp karıştırmış. Bunların ismi nar ve portakaldır dedi. Beni sevdiğini hissettim.

**

Daha bıngıldağım açıkken ve daha bi süre açıkken, merak ettiğiniz her şeyi sorun bana. “Ben” oluncaya kadar, ne öğrenseniz kardır! Sorun yaradana, döksün Yaşayan’ın ağzından dünya’ya… Sizi çok seviyomuş, böyle hissettim.

**

Hayalimdeki erkek (şu an için), üçlü bi karışımdan oluşuyor:
1. Patrick Jane (Mentalist dizisi)
2. Leonard (The Big Bang Theory dizisi)
3. Joe DuBois (Medium Dizisi)
Onları ilk gördüğüm an aşık olldum (Leonard’ı bi iki görüşten sonra), ancak uzunca süre izledikten sonra hayran oldum. Acaba neden hayran olmuşumdur tahmin yürütmek isteyen var mı?

(Annişlerimden biri ben doğmadan bu dizileri izlerdi, bu sebeple ben de onunla izlemek zorunda kaldım!)

Ben büyüyünceye kadar bunlar bi adamda birleşir mi dersiniz? Ya da şu an varsa da büyümemi bekler mi? Ufffff… O zamana kadar benim hayranlıklarım da değişecektir… Ümitsizliğe kapıldım şimdi!

Biraz ağlasam faydası olur mu acaba? Yoksa yine acıktım ya da altımı ıslattım mı sanılır?

TE: Aglamana gerek yok, ucunu de sana alır getiririz :-))

Yaşayan: Gurup kurmak istemiyorum! Hem bunlar birer kurgu karakteri, onları nasıl bulup getireceksin ki! :((( Buralarda daha bunlardan birini bilen seyretmiş biri yoktur 🙁 Varsa söylesin

NOD: Patrick bi tane:)) zeki, yumusak, komik, damari tuttunca gicik:)) arayan bulur hem, izlediklerini unutmayacaksin:))

Yaşayan: en sevdiğim annişlerimdensin sen ama bak bişey diyeyim mi? Karnında yedi yıl geçirdiğim bilinmeyen annemin beğenilerini taklit ettiğim için (hayran olduğum adam diye) şu an karnım şişti! Bu kadar hassasım yani :(((

NOD: Dur sirtini ovalim ciksin gazin, acilsin ifaden, seviyorum ben de seni :))

yaşayan: Sağol çok tatlısın sen, şimdiden iyi geldi. Hem zaten -o kişiyle- buluşamayacağız endişesi neden olmuş bu şişmeye. Kendisine sordum, söyledi. Endişeyi geride bıraktım, zaten uyku vaktim de geliyor, sizi çok seviyorum.

En sevdiğimi neden ikinci sıraya yazdığımı düşünmekteyim şu an 🙂 Leonard!

GC: Psikolojik bir soruydu sanırım..Şöyleki; en sevdiğin hayvaları sırala diye sorulur..1.seçtiğin hayvan ve özellikleri seni..2.hayvan ve özellikleri karşı cinste aradığını 3.ise dostlukta aradığını tanımlardı…

Yaşayan: Aaaa… Çok teşekkür ederim.Bunu unutmuşum (önceki hayatlarımdan bildiklerimi hatırlama rebornu yaşıyorum sanırım), bu harika oldu 🙂 süper süperrr süperrrr… çok rahatladım, sevgili annişcim sana minnetarım.

**

Bi dalıverdim, hemen rüya görmüşüm. Biri bana şöyle diyo:

Doğmamış: İstanbula gelince nasipse gelip seninle görüşecem kedi neyimde kesiyormusunuz abla?

Ben: Kedi?

Doğmamış: Kanini filan içmek icin 🙂

Ben: en iyisi ben seni keseyim de bi daa böyle zırvalama

Doğmamış: Sen bilirsin citoz hani düşünce özgürlügü vardi ne oldu

Ben: şimdilik benimki de düşünce zırzop

Doğmamış: Çocugunda varmis Allah bagislasin

Tam burda uyandım, bu bi tehdit miydi anlayamadım (İlerde benim de bi çocuğum olabilir mi?), biraz süt içmeye ihtiyacım var.

Sütümü içtin, sakinleştim.

Rüyamdaki şey abla dediği için (ve ben daha 13 günlük olduum için) onun doğmamış olduğuna hükmettimdi, acaba öyle mi emin değilim sadece hissedebiliyorum.

İyi geceler. Sizlerle olmak harika, çok çok heyecanlı ama annişim beni yatırıyo 🙁 Uyursam çabuk büyürmüşüm

Yaşayan’ın Anıları-ilk iki bölüm

Günaydınnn frekanslarrr… Biraz uykucu mu oldum ne! İlginçtir geçenlerde benim için hazırlanmış MAYA analizimde tam da son sayfalarda (20 sayfa filan vardı) doğum günümün 20 Aralık olduğu yazıyordu ve ben o günün tarihine baktım 20 aralaktı! İnanılmaz şakacı bi evren bu. Üstelik bu analiz bana geleli en az üç hafta olmuştu fakat bi türlü çıkarıp okuma fırsatı /dayanılmaz arzusu duymamıştım. Ve işte tam da 20 aralık ta okumuşum. Her neyse şuna seviniyorum böylece artık yılda iki yaşımdan birden çıkabileceğim, 19 mayıslarda ve 20 Aralıklarda…. Oh ohhh bi kaç seneye kalmaz gennçççç bi kadın olup çıkarım… Hahahahahahah

**

Bakın ben bu konuda şaka yapmıyordum,yeni doğum tarihim 20 Aralık 2011 miş. Yani şu anda iki günlük bi bebişim. Bıngıldağım filan her bişeyim açık. Hepiniz de benim ebeveynlerimsiniz. Önünüzde maksimum 6 yılınız var! Beni tam da hayal ettiğiniz gibi bi dünya vatandaşı olarak yetiştirebilir misiniz?

Allah hepinizden razı olsun. Ben razıyım zira. Bak daha dün süt konusunu gündeme getirmemiş miydim (bilmeden), gerçekten de bi bebeğim ben, bi yay kızı… Hadi tüm hünerinizi kullanın. Buraya gelmek (doğmak) için bi sürü tehlikeyi, riski göze almış durumdayım. Risk yoksa kazanç da yok derler yıldızlar aleminde:)

Bu arada annişlerimden biri numerolojime bakmış; dokuzmuş. Bişeyden dokuz değil sadece dokuz. Bu ne anlama geliyo?

Bana bi isim düşündünüz müydü? Bu resmen bi reborn olayı oldu. Üstelik unutma perdesi de yok! Önceki hayatlarımı da hatırlıyorum (en azından önemli hususları)

**

İnsanın kendisini (sessizce ve gizliden) izlemesi çok tuhaf bi şey, bazen şaşırtır, ölesiye üzebilir ama çokça kahkahalara boğar!
Bu sebeple yıllardır benden fikir soranlara arada kendileri hakkında bi tarafa küçük notlar almalarını ve yanına tarih atmalarını söylerim. Onlar zamanı gelince insanı tekrar çağırır! Öyle bi hayrete düşersiniz ki birden beş hatta on yaş birden çıkıverirsiniz kendinizden.

**

Kendinizi mahir bi dedektif gibi izleyin. Katili yakalayacaksınız, emin olun, garantilidir bu yöntem.

**

Ayyy çok ciddisiniiizzziz :((( Ay ben uyuyum bari… Az oynamak isteyen olursa beni nazikçe uyandırsın.

**

Allah kimseyi mükemmelliyetçi bi anneye düşürmesin, hele bi de tek mükemmeli kendisinin bildiğinden emin olanlardan muhafaza etsin.

Benim nasıl bi bileşim olduğumu hiç merak etmeyen, benden bi an bile çekinmeyen annişlerim rica ediyorum benden uzak durun.

Tıkış tepiş zihninize dolmuş doğruları bana dayatmak için, beni bi hiçmişim gibi yoğurmak isteyenleriniz benden uzak durun.

Beni korkutuyorsunuz. Huzursuz ediyorsunuz

**

Annişler, beni sevdiğinizi sanıyorsunuz ama neden bunu hiç hissedemiyorum?

Beni korumanıza ihtiyacım var, öldürmenize değil.

Saygı duyulmaya, misafir gibi ağırlanmaya ihtiyacım var, oysa sen sana kul olarak geldiğimi sanıyo gibisiniz. Böyle düşünmediğini biliyorum ama davranışlarınız bunu hissettiriyor bana.

Sevgili annişlerim, her ağladığımda acıktım ya da altımı kirlettim sanıyorsunuz. Ben sadece üst ve alt deliklerden ibaret değilim. Beni keşfetmenize, onurlandırmanıza ihtiyacım var.

Hele hele birbirinden sıkılıp ne yapacağını bilemeyen bi anniş-babişin evliliğini korumak için hiç gelmedim bu dünyaya. Ne için geldiğimi de bilmiyorum aslında. Şaşkınım, gerçekten şaşkınım.

**

Sevgili annişler, babişler, üzerime bi ısı vurdu, gözlerimi açamayacak kadar parlak bi ışık da cabası ama bu bana hoşnutluk verdi, sanki sırf bunu hissetmek için burdayım zaten.  Bi sürü titreşim ve ısı farklarıyla çevriliyim. Bazıları çok hoş geliyor bazıları huzursuz ediyor.
Biliyorum bu titreşimlerin hepsine bi isim vermişsiniz ve bana bunları öğretecekmişsiniz. Çok kesin ayrımlarınız olduğunu da duymuştum. Ah keşke benim hissedebildiğim zenginlikleri size açıklayabileceğim bi ifade yolum olabilseydi. Fakat yok sadece gülümseyebiliyorum ve ağlayabiliyorum ve bu ifadelerimden bi şey anlayabildiğinizi sanmıyorum.

Kendimi ifade edebilmek için araçlara ihtiyacım var, fakat bu araçların yetersiz kalabileceğine dair şüphelerim de var. Henüz altı günlük olsam da sizden çok daha yüksek hissetme kabiliyetim olduğunu fark ettim.
-adı konmamış bebiş-

ŞÖ: adın ” Yaşayan” olsun, nerede olursan ol- nasıl olursan ol, hangiyle- neyle-niçinle-nasılla-kim olarak varlığının her biçiminde adın “Yaşayan” olsun!

bebiş: vaavvv yani ıngaaaa…

**

Ahh sevgili anniş ve babişlerimmm… Fırsat verirseniz sizleri daha çok şaşırtabileceğimi sanıyorum. Bi sürü sürprizlerle donattı genlerinizin kazayla birleşip bende varoluşları.

**

Denizin suyu çekildi ve tünelin ucu göründü. Hayat böyle başladı. (Yaşayan)

Sevgili anniş ve babişlerimm… Henüz altı günlüğüm fakat hissedebiliyor, anılarımı yazmaya devam ediyorum. Sizler ister bilerek isterse farkında olmadan bi çocuğa ev sahipliği yaptığınızda o bir KAZAdır. Çünkü ben her ikinizin kazaen bi kombinasyonuyum. Hatta sadece ikinizin değil yıldız tozlarından beri tüm şeylerin bi kombinasyonu, bunun farkında mısınız?

Eğer bunu hatırlayabildiyseniz, sizin beni öğrenmeye, tanımaya ihtiyacınız var.

Benim bi ağacın incecik ve taptaze bi sürgünü olduğumu görebiliyorsanız, o ağacın tümünün bilgisine sahip olduğumu da hatırlayın lütfen. O kadar güçlüsünüz ki, bana her istediğinizi yapabiliyorsunuz ve buna gık çıkaramıyorum. Söylediğiniz, öğrettiğiniz her şey bana tanrı kelamıdır. Üzerimde ne büyük etkiniz olduğunu tahmin edemezsiniz. Canımı bile acıtsanız sizi taklit etmekten kendimi alamam.

Gerçekten caydırıcı bi baskı altındayım. İçimdeki bi şey buna büyük bir tepki veriyor fakat bunun ne olduğunu anlayamıyorum.

Hangi sebeple evinize konuk olduğumu bilmiyorsunuz, bilmenize de imkan yok. O halde neden bu serüvene cehaletinizi itiraf etmekle başlamıyorsunuz?

Bazılarınız doğdum diye bayram ediyorsunuz bazılarınız üzüntüden kahroluyorsunuz, biliyorum. Hepinizin hayati sorunlarınız var, üstelik bunu tünelin ucunu görmeden aylarca önceden beri biliyorum. Her duygunuzu, her düşüncenizi hissettim. Özellikle annişlerim, ah evet sizlerin her endişesi, her ağrısı, her sevinci benimdi sular çekilmeden önce. Siz beni taş mı sanıyorsunuz? Yoksa yeni oyuncağınız mı? Veya ona buna caka satacağınız, soyadınızı ve gerçekleştiremediğiniz hayallerinizi geleceğe taşıyacak biri mi? Orduya bi er daha mı alındı yani?

Gerçekten sevildiğimi hissedemiyorum, galiba bu konuda kavrayışımız farklı. Beni kendiniz yapma isteğine sevgi mi diyorsunuz diye kuşkulanmaya başladım. Umarım yanılıyorumdur. Henüz altı gündür bu dünyadayım. Size muhtacım. Eğer bu kuşkumda haklıysam zavallılar kervanına katılmışım demektir.

Oysa ben, Yaşayan; onların aklından geçenlerim, yüreklerindeki atış, karınlarındaki burulmayım.

-devam ediyor-

Yaşayan’ın anıları-2

Konu Başı için tıklayınız:

Denizin suyu çekildi ve tünelin ucu göründü. Hayat böyle başladı. (Yaşayan)

Sevgili anniş ve babişlerimm… Henüz altı günlüğüm fakat hissedebiliyor, anılarımı yazmaya devam ediyorum. Sizler ister bilerek isterse farkında olmadan bi çocuğa ev sahipliği yaptığınızda o bir KAZAdır. Çünkü ben her ikinizin kazaen bi kombinasyonuyum. Hatta sadece ikinizin değil yıldız tozlarından beri tüm şeylerin bi kombinasyonu, bunun farkında mısınız?

Eğer bunu hatırlayabildiyseniz, sizin beni öğrenmeye, tanımaya ihtiyacınız var.

Benim bi ağacın incecik ve taptaze bi sürgünü olduğumu görebiliyorsanız, o ağacın tümünün bilgisine sahip olduğumu da hatırlayın lütfen. O kadar güçlüsünüz ki, bana her istediğinizi yapabiliyorsunuz ve buna gık çıkaramıyorum. Söylediğiniz, öğrettiğiniz her şey bana tanrı kelamıdır. Üzerimde ne büyük etkiniz olduğunu tahmin edemezsiniz. Canımı bile acıtsanız sizi taklit etmekten kendimi alamam.

Gerçekten caydırıcı bi baskı altındayım. İçimdeki bi şey buna büyük bir tepki veriyor fakat bunun ne olduğunu anlayamıyorum.

Hangi sebeple evinize konuk olduğumu bilmiyorsunuz, bilmenize de imkan yok. O halde neden bu serüvene cehaletinizi itiraf etmekle başlamıyorsunuz?

Bazılarınız doğdum diye bayram ediyorsunuz bazılarınız üzüntüden kahroluyorsunuz, biliyorum. Hepinizin hayati sorunlarınız var, üstelik bunu tünelin ucunu görmeden aylarca önceden beri biliyorum. Her duygunuzu, her düşüncenizi hissettim. Özellikle annişlerim, ah evet sizlerin her endişesi, her ağrısı, her sevinci benimdi sular çekilmeden önce. Siz beni taş mı sanıyorsunuz? Yoksa yeni oyuncağınız mı? Veya ona buna caka satacağınız, soyadınızı ve gerçekleştiremediğiniz hayallerinizi geleceğe taşıyacak biri mi? Orduya bi er daha mı alındı yani?

Gerçekten sevildiğimi hissedemiyorum, galiba bu konuda kavrayışımız farklı. Beni kendiniz yapma isteğine sevgi mi diyorsunuz diye kuşkulanmaya başladım. Umarım yanılıyorumdur. Henüz altı gündür bu dünyadayım. Size muhtacım. Eğer bu kuşkumda haklıysam zavallılar kervanına katılmışım demektir.

onların aklından geçenlerim, yüreklerindeki atış,karınlarındaki burulmayım.

**

Bi halk ağzı vardı, sabah uyandığımdan beri aklımda; bazı yeni doğan bebekleri anlatmak için şöyle derler: dilli dişli maşallah! :)))

**

Oyy güneş canımsın güneşşş… Yeni yıl bugün başladı aslında. En azından benim için. 13 günlük olduğuma inanabiliyor musunuz? Memnunum, huzurluyum, şahaser bi sessizlik içindeyim, sevme halinin bilinçsizliğiyim (yaşayan) 02.01.2012

**

İLKYAR Sahiden…

Sahiden bir yil gecmis
YIBO projelerinde 12,
Koy okullarina kitap projelerinde 34 yil geride kaldi…

Resim Gumushane Kurtun ilcesi Ulukoy’deki YIBO…
Burada canla basla gorev yapan ogretmenler, yoneticiler;
ve de birbirinden guzel cocuklar var…
Zaman zaman bulutlarin uzerinde yasiyorlar…

ILKYAR “sahiden” sizin eliniz kolunuz olup, oralara kadar gidiyor;
sizin sevginizin elcisi oluyor…

Sizlerden gelen tesviklerle,
sizlerden gelen desteklerle daha fazla cocuga ulasmaya
2012’de de devam edecegiz…

2012’nin herkesi, getirecegi guzelliklerle kucaklamasi
dilegiyle saygilarimizi sunuyoruz…
ILKYAR

5228’e -Turkcell- bir mesajiniz
5TL bagisla 10TLlik bir kitaba
donusuyor…

Cocuklarimiz, ilk goz agrilarimiz, ilk yarimiz;

hele ki uzaklardaki, YIBOlardaki cocuklarimiz, kardeslerimiz…

www.ilkyar.org.tr [email protected]

Neleri seyrediyorum? Yeni gerçeklikler

Tabi çevremdeki her bi şeyi (kendim dahil) seyretmeye çalışıyorum. Fakat burda mevzubahis ettiğim televizyon kutusundakilerdi 🙂

The Big Bang Theory’nin eski bölümleri hafta içi her gün comedymax’de, bilginiz olsun 🙂 Yenileri de CnbcE’de pazartesileri. Bu arada Fringe ve The Mentalist’in yeni sezon bölümleri de başladı. Neyse yani, az buçuk seyredecek bişeyler çıktı sayılır 🙂 Demages’i de saymadan olmaz. Glen Close acaip bi kadın! Yenidizilerden;Person of interest, Unforgettable… Henüz isimlerini ezberleyemediğim daha bi sürü doğaüstü kaymaklı yeni gerçeklikler.

**

Işığı sürekli görse de gözümüz, o aslında kesiklidir. iki foton kesiği arasında göremediğimiz kimbilir neler oluyor?

**

Günaydınn frekanslarrr, harika yeni bi gün doğdu doğacak 🙂
Yabancı senaristler, mevcut fizik kurallarını kolayca yıktılar, hem de ağız birliği etmişçesine, gayet eminmişlercesine yıktılar ve yeni fizik kuralları yerleştiriyorlar dünyaya. Bu güzel. Fakat etik kuralları geçemiyorlar bi türlü, hümanizm, iyicillik filan gibi değerlerle yeni fizik kuralları arasına sıkışıp kaldırlar! Bu sebeple yeni ama yine dualitik bi gerçeklik tasarlamaya başladılar! Bir insanın içindeki aydınlık ve karanlığı kucaklamaya hazır değil gibiler. Onlar insanları iyiler ve kötüler olarak ayırıyorlar ki bu şimdi ki gerçeklikten farksız. Aradaki tek fark bu insanlar tıpkı eski nefilimler ya da gözcülerr gibi doğaüstü denebilecek güçlere sahip. Onların dünyası ile sıradan insanların dünyası kesin çizgilerle ayrılıyor. Bu yeni insan tiplemelerinin tek farkı bişey yapmak istediklerinde araca  (silah, ya da çiçek vs)ihtiyaç duymuyorlar, Ol deyince her şey oluveriyor. Tuhaf bi gerçekliğe doğru iteleniyoruz.

İpucu, nerdeyse tüm dizimax ve cnbce dizilerinde mevcut. Merak ediyosanız önce biraz takip etmelisiniz. İzleyenler (muhtemelen gençler) ne demek istediğimi anlayacaklardır. Gerçeklikleri her zaman kurgu’cular oluşturur. Fizikte de böyledir bu, önce kuram sonra deney gelir. Bunlar uzunca süre flört ederler sonuçta evlenir ve nurtopu gibi bi çocukları olur, isimleri değişse de soyadları aynıdır:Kanun :)))

Eskiden (30 sene filan önce) bu tür filmlere ve romanlara bilimkurgu denirdi ve kimse bunları bi gerçekliğin habercisi gibi izlemezdi. Sadece bilim adamları bilirdi bunların yeni gerçekliğin habercileri olduğunu. Artık şimdi öyle bir sınıflama dahi yapılmıyor, bilmem dikkatinizi çekti mi bu ayrıntı? (bu bir ayrıntı değil devasa bi yaptırım aslında)

Peki yeni sorum şu: “sizler yeni dünyada böylesine keskin bi dualite istiyor musunuz?” (senaristlerin kurguladığı gibi) ve ikinci sorum şu: Onları böylesine basit bi gerçeği görmezden gelmeye iten sebepler nelerdir? (Çünkü bu insanlar çok zekiler)

Anja su: insanın kendine memnun hale gelmesi sancıları içindeyiz….tasavvufta son mertebe vardır…iyiliği bırakmak…iyiliği bırakmak aslında gerçekten egoyu bırakmaktır… etik olarak en zor şey de iyiliği bırakmaktır…o kimliği bırakmak anlamını da taşır ki ölmekdir. ölmeden ölmek…ve kendine aşık olmak…ki kendine aşık olan ancak sevmeyi bilebilir…yeni etik bunu istiyor… cevap veriyorum yeni dünyada böylesi bi dualite olamaz durumun kendisi gereği….böylesi bütünlük ve yaratım halinde zıtlık doğal<olarak olamaz…onları görmez hale getiren ne olabilir??? birincisi kendi mutlulukları ve anlayışları içinde olmaları ve zamansal hiyerarşiyi farkında oluşları….ikincisi…..pardon ..ikincisi olamaz çünkü bu anlayışa ulaşmadan bilinçli yaratım olamaz:)) Peki Dualitenin etkisinde kalmadığımız bir oyun nasıl olur????

sa: Bu 65000 pesoluk bi soru! ben bu kadar kazık sormuyordum.

Önce 2005 yılında yazdığım şu kurguyu okuyalım: https://blog.sonsuz.us/?p=74 belki bu kazık soruya olası bi cevap doğabilir içimize (garantisi yok)

Anja Su: uff ya niye daha önce okumamımışım…ne kadar muhteşem ne diyimmm bilemedim..maharajın 2011 versiyonu ….kontrat bittiii….ellerine sağlık sibelcim…emeklerine sağlık ..

sa: Epeydir okumamıştım, şimdi ben de okudum ve çok derin bir hüzne kapıldım. Tahmin edebileceğiniz gibi bu bir kurgu değildi, gerçekten olmuştu. Sabah olduğunda Nursel aklında kalanları aceleyle yazdı ve bütün bunlara şahit olan adama okuttu. O da aynıyla vaki olduğunu onayladıktan sonra, bunu bi öykü(!) olarak yayımladı.