Kaos Kuramı

Kaos kuramı, koşullardaki çok küçük değişikliklerin ileride çok büyük sonuçlara yol açabileceğini söyler. Evden 30 saniye geç çıksaydınız, belki otobüsü kaçıracaktınız ama aynı zamanda sizi yeni bir işe yönlendirerek yaşamınızın akışını değiştirecek kişiyle de tanışacaktınız. Kaos kuramının en bilinen uygulama alanı hava durumudur. “Kelebek etkisi” adıyla bilinen olguda, küçük bir rüzgarcık, gezegenin bir başka yerinde kasırgaya yol açabilir. Ancak kaos gerçek anlamda kaotik değildir; içinde bir takım kalıplar barındırır.

Aslında kaos pek doğru bir adlandırma değildir. Çünkü sözcüğün akla getirdiği gibi tümüyle rassal, öngörülemez, ve gelişigüzel yapılı değildir. Kaotik sistemler de aslında deterministiktir, yani başlangıç noktası kesin olarak bilinirse öngörülmeleri ve tekrarlanmaları mümkündür. Ama bir sonuca bakarak nasıl meydana geldiğini kesin olarak söylemek imkansızdır, çünkü aynı sonuca birden fazla yoldan ulaşılmış olabilir.

Açın!

SibelA:Eski sandıkları açın! Tozlu tavan aralarından, bodrumun rutubetli köşelerinden çıkarın va açın. İçinden bi sürü hapsolmuş ruh çıkacak ve özgürleşecek.İşte böylece sen,ben, hepimiz, güzel dünyamız da özgürleşiyoruz. Siz kıyametin nasıl olacağını sanıyordunuz ki?!

Hanife A: çocukken bize anlattıkları kıyamet masalları vardı.gök kırılıp parçalara ayrılacak, dağlar yerinden oynayacak, ayağımızın altındaki toprak yarılıp biz günahkar kullarını içine alacak vs:) kıyamet, kıyamdan geliyor.anlamına baktım .diyor ki:Ayağa kalkma, ayakta durma. Bir işe girişme, kalkışma, teşebbüs etme. Ayaklanma, başkaldırma, karşı gelme..anladın sen onu:)

SibelA: Eylem eylem eylem! ey eylem bazen eylenerek bazen eğlenerek, şu anda burda 🙂

O gün tam da Mevlana için öyleydi, hepimizin böyle devirleri olur, spiral bu 🙂 Ben şu anda “bügün yeni şeyler yapanlardanım ve denk düşenleri de paylaşanım”

**

Stardust (yıldız tozu) filminde özgürleşen ruhlar sahnesi’ni hatırlayanlar var mı?

**

Kurgu-bilim ya da Bilimkurgu

Yazımız üzerine:

SonsuzU: Ortalık bilimi, kendi keyfi isteklerine göre kurgulayandan geçilmiyor sibelcim. (Bir çoğu bilgiyi bilim sanıyor bu arada , halbuse bilim bir yöntemdir. belki ama deney gözlem yerine fal veya kehanetle yürüsün bu işler diyen çıkabilir)

SibelA: Onlar işin kurgusunu yapan minik taş kırıcılara benziyo, senin tarif ettiklerin.Sonra bunlar kuramcı bilim insanlarınca yakalanır(yöntemlerini bilmeyen sorsun), kuramlaştırır (bunun da yöntemi gayet net şekilde Feynman gibi amcalarca açıklanmıştır, defalarca paylaştık burdan), sonra sıra deneyci bilimcilere gelir. O da tamamlanıınca kanunlar çıkar, o da bitince ders kitaplarına girer, ama aynı anda o kanunları yıkmak için minik taş kırıcılar faaliyete geçmiştir bile:)

SonsuzU:kanunların pek önemi yok bilimde. esas olan teorilerdir. kanunlar basit birer genellemedir sadece. sıradan insan bile bulabilir, keşfedebilir.

SibelA: Kanun bulan sıradan insanlara içiyorum (buğusu üzerinde filtre kahve)

Kurgu-bilim ya da Bilimkurgu

Bileşik kelimelerle ilgili dilbilgisi kuralını hatırlamaya çalışıyorum. Sanırım ilk kelime ikincinin anlamını netleştirmek üzere birleşmiş oluyordu. Yani birinci, ikinciyi tamlıyor.

Bu durumda hepimizin bildiği Bilimkurgu; bilimin kurguyu tamladığını gösteriyor.

Sözlükteki anlamı şu: Çağdaş bilim verileriyle düş gücünden oluşan film, roman vb.

Evet evet bunun anlamını biliyorum, çok da güzel örnekleri var.

Peki bileşik kelime ters dönseydi nasıl olurdu diye geldi az önce aklıma; kurgubilim…

Bu durumda tarif de ters dönerdi, yani; düş gücü verileriyle oluşan bilim!

Bilimi kurguladığımızı hiç düşünmüş müydünüz?

Bunlar pekala tavuk-yumurta döngüsü olabilirler. Birbirlerini dölleyerek oyunu varediyorlar. Eril bilim, dişi düş gücüyle her seviştiğinde bir bebeğimiz oluyor.

21/10/2005 ·Günlük

-Anasının Karnından Dizisi-

Neleri seyrediyorum? Yeni gerçeklikler

Tabi çevremdeki her bi şeyi (kendim dahil) seyretmeye çalışıyorum. Fakat burda mevzubahis ettiğim televizyon kutusundakilerdi 🙂

The Big Bang Theory’nin eski bölümleri hafta içi her gün comedymax’de, bilginiz olsun 🙂 Yenileri de CnbcE’de pazartesileri. Bu arada Fringe ve The Mentalist’in yeni sezon bölümleri de başladı. Neyse yani, az buçuk seyredecek bişeyler çıktı sayılır 🙂 Demages’i de saymadan olmaz. Glen Close acaip bi kadın! Yenidizilerden;Person of interest, Unforgettable… Henüz isimlerini ezberleyemediğim daha bi sürü doğaüstü kaymaklı yeni gerçeklikler.

**

Işığı sürekli görse de gözümüz, o aslında kesiklidir. iki foton kesiği arasında göremediğimiz kimbilir neler oluyor?

**

Günaydınn frekanslarrr, harika yeni bi gün doğdu doğacak 🙂
Yabancı senaristler, mevcut fizik kurallarını kolayca yıktılar, hem de ağız birliği etmişçesine, gayet eminmişlercesine yıktılar ve yeni fizik kuralları yerleştiriyorlar dünyaya. Bu güzel. Fakat etik kuralları geçemiyorlar bi türlü, hümanizm, iyicillik filan gibi değerlerle yeni fizik kuralları arasına sıkışıp kaldırlar! Bu sebeple yeni ama yine dualitik bi gerçeklik tasarlamaya başladılar! Bir insanın içindeki aydınlık ve karanlığı kucaklamaya hazır değil gibiler. Onlar insanları iyiler ve kötüler olarak ayırıyorlar ki bu şimdi ki gerçeklikten farksız. Aradaki tek fark bu insanlar tıpkı eski nefilimler ya da gözcülerr gibi doğaüstü denebilecek güçlere sahip. Onların dünyası ile sıradan insanların dünyası kesin çizgilerle ayrılıyor. Bu yeni insan tiplemelerinin tek farkı bişey yapmak istediklerinde araca  (silah, ya da çiçek vs)ihtiyaç duymuyorlar, Ol deyince her şey oluveriyor. Tuhaf bi gerçekliğe doğru iteleniyoruz.

İpucu, nerdeyse tüm dizimax ve cnbce dizilerinde mevcut. Merak ediyosanız önce biraz takip etmelisiniz. İzleyenler (muhtemelen gençler) ne demek istediğimi anlayacaklardır. Gerçeklikleri her zaman kurgu’cular oluşturur. Fizikte de böyledir bu, önce kuram sonra deney gelir. Bunlar uzunca süre flört ederler sonuçta evlenir ve nurtopu gibi bi çocukları olur, isimleri değişse de soyadları aynıdır:Kanun :)))

Eskiden (30 sene filan önce) bu tür filmlere ve romanlara bilimkurgu denirdi ve kimse bunları bi gerçekliğin habercisi gibi izlemezdi. Sadece bilim adamları bilirdi bunların yeni gerçekliğin habercileri olduğunu. Artık şimdi öyle bir sınıflama dahi yapılmıyor, bilmem dikkatinizi çekti mi bu ayrıntı? (bu bir ayrıntı değil devasa bi yaptırım aslında)

Peki yeni sorum şu: “sizler yeni dünyada böylesine keskin bi dualite istiyor musunuz?” (senaristlerin kurguladığı gibi) ve ikinci sorum şu: Onları böylesine basit bi gerçeği görmezden gelmeye iten sebepler nelerdir? (Çünkü bu insanlar çok zekiler)

Anja su: insanın kendine memnun hale gelmesi sancıları içindeyiz….tasavvufta son mertebe vardır…iyiliği bırakmak…iyiliği bırakmak aslında gerçekten egoyu bırakmaktır… etik olarak en zor şey de iyiliği bırakmaktır…o kimliği bırakmak anlamını da taşır ki ölmekdir. ölmeden ölmek…ve kendine aşık olmak…ki kendine aşık olan ancak sevmeyi bilebilir…yeni etik bunu istiyor… cevap veriyorum yeni dünyada böylesi bi dualite olamaz durumun kendisi gereği….böylesi bütünlük ve yaratım halinde zıtlık doğal<olarak olamaz…onları görmez hale getiren ne olabilir??? birincisi kendi mutlulukları ve anlayışları içinde olmaları ve zamansal hiyerarşiyi farkında oluşları….ikincisi…..pardon ..ikincisi olamaz çünkü bu anlayışa ulaşmadan bilinçli yaratım olamaz:)) Peki Dualitenin etkisinde kalmadığımız bir oyun nasıl olur????

sa: Bu 65000 pesoluk bi soru! ben bu kadar kazık sormuyordum.

Önce 2005 yılında yazdığım şu kurguyu okuyalım: https://blog.sonsuz.us/?p=74 belki bu kazık soruya olası bi cevap doğabilir içimize (garantisi yok)

Anja Su: uff ya niye daha önce okumamımışım…ne kadar muhteşem ne diyimmm bilemedim..maharajın 2011 versiyonu ….kontrat bittiii….ellerine sağlık sibelcim…emeklerine sağlık ..

sa: Epeydir okumamıştım, şimdi ben de okudum ve çok derin bir hüzne kapıldım. Tahmin edebileceğiniz gibi bu bir kurgu değildi, gerçekten olmuştu. Sabah olduğunda Nursel aklında kalanları aceleyle yazdı ve bütün bunlara şahit olan adama okuttu. O da aynıyla vaki olduğunu onayladıktan sonra, bunu bi öykü(!) olarak yayımladı.

YÖN

Az önce gündüz gözüne uzanıp karanlıkta dinleme yaptım biraz. Dinleme hem kelime anlamıyla hem de n ilavesiyle, dinlenmeyi içeriyordu aslında 🙂 Ve aslında belki de n yer değiştirmesi ile dilenme idi belki! Herneyse işte…

İşte bu her üçünden birini yapıyorken (ya da üçünü birden), aklıma aslında dört yönümüz olmadığı fikri geldi nedense!!! Aslında bizim sadece iki yönümüz var; Kuzey ve Güney… Doğu ve Batı ise yalnızca yöntem seçeneği sunuyor gibi geldi bana; yani hangi seçenekler bunlar? Kolayca tahmin edilebileceği gibi; mantık/analitik/bireysel yöntem, ki buna batı yöntemi diyebiliriz, diğeri de hayal/vizyon/bütünsel yöntem yani Doğu’nun tarzı.

Bu yöntemlerden birini alıp Kuzey ya da Güney yolunda ilerleyebiliriz. Bu yönler nereye gider peki? Hımmm… Güney kapsadığımız gerçekliklere, Kuzey ise kapsandığımız gerçekliklere doğru gider diyeyim şimdilik 🙂 Ve aslında bu iki yön de birbirine 180 derece zıtmış ve birbirinden uzaklaşıyormuş gibi görünse de aslında kuyruğunu ısırmaya çalışan bir yılan gibi olduğu bana aşıkar görünüyor.

İnsanların yöntemler uğruna tartışıp, savaşıp kendilerini tüketmeleri hakikaten anlamsız görünüyor gözüme, tam bu noktada Don Juan kendini hatırlatıp geçti sahneden!

Zaten bu anlamsız tartışmayı bırakıp yöntemlerden birini giyinip kuşanıp yola düşen gezgin, hangi yöne giderse gitsin yeterince derinleştiğinde kendini diğer yönde bulacaktır. Her bir turu attığında (spiral olma olasılığı çok yüksek bu yılanın), önceden geçtiği noktaya gelecek fakat o noktada asla eski gezgin olamayacaktır.

Bedenime baktım, sağa sola açılan kollarım ve ellerim eşdeğer görünüyordu; ama yukarı ve aşağı baktığımda ayaklar ve başın belirgin bir fark yarattığını gördüm. Ayaklar belli ki deneyim anlamına geliyordu, baş ise kuram!

Aslında ben, yöntemlerin her ikisini de kuşanmış bir gezginin, bu yolculukta çok daha başarılı ve keyifli olacağını düşünüyorum.

Not: Uydurmak parayla değil 🙂