Oyun Hamuru ya da Potansiyel

Müthiş bi tipi var burada (köprüden önce son çıkış), tam on dakikada heryer bembeyaz oldu. Hava tüm gizemiyle karardı, bilinmeyenden bilmeyerek yağıyor. Olağanüstü bir yer burası, şahane bi dünya! Özgür iradeye aşk veren bilinmeyen, sana sonsuz şükranlarımı sunuyorum. (Yollarda olanların işleri kolay olsun dilerim.)

**

Gözlerinizle gördüğünüz dünya/maddi gerçeklikler yalnızca duygu/düşünce bileşiminizin dışa yansıtılmasından ibarettir. Ve bu haliyle de gerçektir tabi, sizde olandır. Gördüğünüz/algıladığınız dünya; kurduğunuz mantıksal bütünlüğe ve duygularınızın dalgalı ritmine boyun eğerek masumca varoluyor.

O varoluş, çocuklar için hazırlanmış yumuşak, renkli, güzel kokulu bir oyun hamurudur.

Yaratma işlemi, düşünme ve hayal etme kabiliyeti ile yapılmakta olup, kullandığı araçlar; başta kelimeler olmak üzere, dışarı üflediğiniz her şeydir.

Böylece düşündüğünüz/hayal ettiğiniz (bunu ister mistik isterse bilimsel yöntemle yapın fark etmez) her şey, olmak mecburiyetinde kalır. Eğer düşündüğünüzle özdeşlik kurabiliyorsanız sizin fiziki varlığınız bunu yaşar, yok özdeşlik kurmuyorsanız, fiziksel varlığınızın dışındaki ben’ler bunu yaşar.

Aynı anda olmuyo gibi görünmesinin sebebi; yeterli enerjinizin olmamasındandır. Yani zaman; DÜŞlerinizin taksitle fizikileştirilmesinin aracıdır. Zaman=Taksitlendirme

Yeterli erki olan kişi için zaman yoktur, her şey düşünüldüğünde maddileşir.

Her şey olabilme potansiyeli olan OYUN HAMURU adı üzerinde sonsuz sınırsızdır. Yüksek enerjiyle titreşmeye başlayanların istekleri azalmaya başlar. Ters orantıyla işliyor bu durum. İstekleri azaldığı için oldurma gücüne sahip olduğu halde kendinde olduracak herhangi bir tasarım kalmaz!

Bu durumda yüksek enerjiyle titreşen varlıklar, bi şey yapmış olmak için çok düşük enerjiyle titreşip çok istek üretenlere mecbur kalır!!! İronik bir durum! (yazının tamamı için tıklayınız)

**

Dünya seviyesi OYUN, seçim içerir.
İnsan seçmediklerini öldürür böylece BİLGİ ayıklamaya başlar, elinde kalanların oranı (eğer seviyesini tutturursa) geçeceği kapsayıcı oyunun kutbiyetini belirler.
Oyunların kutupları öncelikli ya da ayrıcalıklı değildir. Değerleri aynıdır. Böylesine aşırı uca kutuplanma BİRden uzaklaştırır ama BİR tarafından kapsanır.
Oyunun yüksek fazlarında kutuplaşma kaybolur; kaybolmazsa yüksek faza geçilemez.
Oyunun yüksek fazlarında zaman yavaşlar, hareket minimuma indirgenir.
Bir seviye oyun asla bitmez, bütün seviyelerdeki oyunlar sonsuzca devam ederler.
Oyunların tamamen bitmesi aynı başlangıçtaki gibi KAZA eseri olabilir. (sa-Oyun Kuramı)

**

Tesla’nın gücü ve maddeyi potansiyel enerjiye dönüştürülebileceğini ve maddenin aslında potansiyel bir enerji olduğunu ifade eden matematiksel çalışmaları olduğunu söyler. Bunun matematiksel ispatı, yaklaşık 10 yıl sonra Einstein tarafından yapılır. Tesla, Chicago’daki Colombia fuarında tanıştığı Lord Kelvin ile, Hindu ve Vedik felsefe üzerine çalışmayı sürdürmüştür. Goethe’nin Faust’unda olduğu gibi felsefe bilgisi ve Antheus mitosu Tesla’ya ilham olmuştur. Enerjinin yerküre boyunca iletilmesinin mümkün olduğunu düşünen Tesla şöyle der: “Her şey hareket ediyor, her şey dönüyor ve her yerde enerji var.”

Yaşayan’ın Anıları-7

Öncesi için lütfen Tıklayınız

Günaydınnnnn…Çok uzuuun uzuuun uyudum, rüyalarımda herhalde hepiniz ve bilmediğim diğer hepsi vardı. Bugün anniş beni oyun’la tanıştıracakmış. Adı BAK olan bi oyun. Fakat daha önce ciddi işler yapması gerekiyormuş, bu sebeple sakin sakin etrafı seyretmemi, vıdıvıdıya sonra devam edebileceğimi söyledi. Sonra da omuzlarını silkip farketmez yani aslında dedi. Nerelere gideceğimizi, oyun kelimesinin açılımını ve daha biçok şeyi merak ediyorum ama şimdilik sormadım. zaten merak edince onları hemen görebildiğimi fark ettim. sevgiler cancanlar (Yaşayan)

Annişim ve bazı diğer insanlar BAK diyebi şey oynadılar.Fakat buna neden oyun diye ayrı kelime bulmuşlar anlayamadım, bu benim normal halim işte! Yani benim yaşamım aynen böyle. Bu durumda insanların yaşamla oyun’u ayrımsadıklarını anladım. Verimli bi iletişim durumuna ilk geçtiğimizde bi anniş veya babişe bunu soracağım.

**

Buna bayılıyoruuum:

Hadi şimdi benim Americano ya da sizde hangi şarkı çalıyorsa onun eşliğinde bizi çepeçevre sarmış yeni enerjiyi gıdıklayalım biraz. Gerçekten iki elinizle gıdıklayın onu! Dışardan havaları tırmıklıyomuş gibi görünmeyeceğiniz bi yere gidip yapın:) Sonra bana teşekkür edeceksiniz.

Uyanalı ben 3 fasıl yaptım (tabi annnişle), bu arada havalara zıplamak, yerlere ,yanlara en uzanabildiğin yerlere gıdık atmak çok hoş oluyor belirteyim.mucukkss

**

Yörsan…Yörsan… Yörsan Pastörize süt. İşte benim biricik lezzetim, hele de yanında Eti çifte kavrulmuş pötibör bisküvisiyle… Oyy oyyyyy… Yok böyle güzel bi bileşim. Eğer başka bi süt içiyosanız aklınıza şaşarım… hımmm…yok aklınızı pek bilmiyorum da tat alma hücrelerinize hitap etmek istiyorum; içinde bulunduğunuz birleşik organizmanın isim almış insan yapısını uyarın ve Yörsan günlük süt isteyin kardeşlerim. mucukks hepinize

**

Heyyy YAY kadınları…Merak ettiğim şu sizler de benim gibi  kıpır kıpır ve zıpır mıydınız küçükken?

http://www.youtube.com/watch?v=vNqIUb2RdGQ&feature=share

Üstelik hem zıpır hem de romantizm denebilecek bi duyguya sahibim, taşıyıcı annem bütün bunları oldukça garip buluyor, merakla beni süzüp duruyor :)))

**

Dolunay bize denge getirmeye gelmiş (hoşgelmiş). Merkür-Jüpiter yeni fikirler üretmemize yardımcı olurken Merkür-Uranüs ürettiğimiz fikirleri çevremize dikkatli bir şekilde uyarlamamızı söylüyomuş. Haberiniz olsun dedimyani, boş bulunmayın! Bulunursanız kanatlarınız olduğunu hatırlayın dedi anniş, o da astrolog amcadan duymuş.

**

Bugün ilk kez AVM denilen bi yer gördüm. Taşıyıcı annemin işleri varmış orada. İlginç bir deneyim oldu benim için. Dışarıdan daha aydınlıktı, biraz gözlerim kamaştı ve çok sıcaktı. İnsanlar gezinirken daha bi rahat göründüler burda gözüme çünkü diğer dışarlarda insanların çok aceleleri var. Bedenleri çok gergin hatta öne doğru eğrilmiş gibiler. Burası yani AVM denen yer galiba insanları mutlu eden bi yer. Gerçi yine de yorgun kişiler gördüm. Daha neler göreceğim yaşadıkça kimbilir. Çok heyecanlıyım. Bugün tam tamına 22 günlük oldum 🙂

Yaşayan’ın Anıları-6

Önceki bölüm için Tıklayınız

Günaydınnn sevgili canlar, güneş gözümüzden canımıza akarken yeni ve heyecanlı bi güne daha başlıyoruz. Dün geceki cörk olayından sonra taşıyıcı annem kendini sorgulamaya başladı, sorumluluğunu yeterince yerine getirememiş olduğunu düşünüyor ve bana arada tasalı gözlerle kaçamak bakışlar atıyor. Sanırım sizlerle bi süre görüşemeyebilirim. Bu beni üzüyor (Yaşayan)

İçine doğduğum bu dünyanın en hoş tarafı, kimse kimseden saklanamıyor. Her şey samimi, apaçık.

Taşıyıcı annem biraz yoruldu, başka bi sürü anniş ya da babişimden biri en azından bi haftalığına beni alsa biraz dinlenebilecek 🙂

Bizimki (taşıyıcı annem) bugün gerçekten acaip hamarat. Bir ayda yapmayacağı işlerin hepsini üç saatte yaptı. Ben bunu büyük bilinmez annenin karnından hatırlıyorum. Kadınlar kendini temizlik işlerine verirse bi karar almaya çalışıyordur. Ve ben bu kararın benimle ilgili olmasından şüpheleniyorum. Çok huzursuzum.

Şimdi hazırlanmamız gerektiğini söyledi. Bugün Kuzguncuk’a gidecekmişiz. Orada anımsamak istediği bişeyler olduğuna karar vermiş.  Ha bi de benim kendi yaşıtlarımla (16 günlük)tanışma ihtimalimi çoğaltmak istediğini söyledi. Hımmm bu iyi bişey galiba, yeni olsun benim olsun 🙂

Onunla en sürtünmesiz (doğrudan)iletişimi, o kendi kendine dans ederken, sigara içerken, uyuduğunda, resim oynarken, yemek yaparken, çok zevk aldığı bişey yerken ha bi de en önemlisi yürüyüş yaparken kurabiliyoruz. Onun dışındaki zamanlarda onu tam olarak anlayabildiğimi söyleyemem, belki bu sebeple biraz huzursuzdum.

Evden çıktık, dünki ile aynı yolu yürüdük fakat bu kez hiç yorulmadı; çünkü harika bişey keşfettik. Dün yürürken hep arkasına bakıyor ve bi dolmuş gelirse binmeyi umuyordu. Bu sebeple yürüyüşü çok rahatsız olmuştu, beli bile ağrımıştı ama dolmuş da gelmemişti. O da (taşıyııcı annem) bi kaç kere cörk diye söylendi, hatta sen bi cörksün dedi ve güldü. Eh işte şimdi yürürken birden bire ikimiz de bunu hatırladık, ben kelimeyi nerden öğrendiğimi o da daha bi çok şeyi çözdü. Durun daha bitmedi:) Daha sonra Beykoz’dan eve dönerken bindiğimiz dolmuş (annişimin giderken bekleyip sen bi cörksün dediği dolmuşlardan) gerçekten berbattı. Tavan içeri çökmüş, minderler erimiş. Gelene kadar herkes şikayet etti. Gerçekten de bi cörktü. Bunu sağlayanın kendisi olduğunu anladığı için hem o hem de ben çok güldük, hatta kahkahalarımıza yoldan geçenler tuhaf tuhaf baktılar.

Neyse bu meseleyi çözmüş olduk, annişim artık söylediğim ilk kelimeden dolayı huzursuzluk duymuyor. Şimdi Kuzguncuğun modern kahvesindeyiz. Kağıt oynayan amcalar var. Annişim de bi çay içti. Bi yandan da içerde kurunmaya çalışıyoruz çünkü çok terlemiştik. Hayat çok güzellll

Kargası bol kuzguncuk, yaşlılarla dolu bi yer. Hepsi güneşin vurduğu bi duvara yaslanmış yarı açık gözlerle kestiriyorlar. Annişim kahve sigara eşliğinde buraya ne çok kereler briç oynama geldiğini düşünüyor. Hatta bu geliş gidişler onun ilk kez anadolu yakasına taşınma fikrini oluşturmuş. Yani ona göre köprüden önce iki son çıkış da fark etmiyormuş; çünkü 12 yıldır bu iki çıkışta deli dumrul misali beklemekteymiş. Deli Dumrul kim dedim ama ben duyacak durumda değil, anılarına gitti şu anı unuttu.

Biraz gezip dolaştıktan sonra bi otobüse binip Beylerbeyine geldik. Kuzguncuk’da kahvenin önünden bi simit almıştı, birazını yedikten sonra ona martıların da acıktığını hatırlattım.  Hemen durup gerisini küçük parçalara böldü ve mavi sulara fırlattı. Martıların dalış yapmalarını izlemek çok hoştu. İnsanlar burda çok sakinler, dalgınca yürüyolar hatta bazen gülümsüyorlar bile. Dünden beri dış dünyada en dikkatimi çeken ikinci şey insanların hep acı cekiyomuş gibi görünmeleriydi. Birincisi ise düzensiz kolları yukarılara doğru uzanmış dev canlılar, bahsetmiştim size, beni hep gören ve sevgiyle selamlayanlar.

Burada caminin (ne olduunu dün öğrenmiştim anniş tuvalet ararken) bahçesinde bazı amcalar ellerindeki sopalarla nötr bölgeyi karıştırıyorlar. Anniş onların olta olduğunu söyledi. Onları seyrettik, karşı kıyıyı seyrettik. Acıktık. İki koprünün tam arasında şahane bi manzarası olan bi yerde yemek yedik. Annişim de sayemde yeni şeyler deniyor:) Ona yararımın dokunuyo olmasına seviniyorum. Önümüzden dev gibi canlılar geçiyor, öyle kuşlara benziyolar ama kayıyorlar sanki. Onlara gemi dendiğini öğrendim.

Annişim dünden beri uçakların aşağıdan uçtuğunu çünkü fırtınanın yaklaşmakta olduğunu düşünüyor. Kaptanlık ehliyeti almak için zamanında bulutları çalışmış. Ne demekse!

Lokantada bi abiş beni gördü! Hem de uzun uzun beni süzdü, arada gizlice gülümsedi. Sanırım annişimin fark etmesini istemedi.

Yaşayan’ın anıları-5

Öncesi için Tıklayınız

Günaydınnn Frekanslarımmm, güneş gibi parlayasınız, parlayalım. Ne harika bir gün değil mi? Bu gece uzun uzun uyudum, rüyalar gördüm. Bunların birisinde dünyamızı gördüm (dışardan) şahane çok açık sarı ipek bir kurdele ile hediye paketi gibi sarılmıştı. Özellikle fiyongu öyle şirindi ki! Ben bu görünüşünü çok sevdim ve içimden dedim ki: “dünya kime hediye olarak hazırlanmış acaba?” hepinize mucukslar ve görebileceğinizi umduğum en şirin gülümseyişimi sunuyorum. (Y)

**

Doğmadan iki ay kadar önce bi latin müziği çılgınlığı gelmişti bilinmeyen anneme. Doğrusu bundan şikayetim yoktu. Ha bire dans edip durdu, ben de bi oraya bi iburaya çalkalandım , güzeldi 🙂 Doğduktan soonra ise bakımımdan sorumlu annişim latin müziğine devamm etti ama dört gün önce benim bundan zevk almamaya başladığımı fark etti, radyodan öylesine bi frekans seçti, tepkilerimi ölçtü. Ne yalan söyleyeyim bu frekans şu an bana daha iyi geldi, çok hareketli çok gürültülü ama benim hoşuma gidiyo. Anniş de şaşırarak beni izliyor.

**

Hava çok güzel, annişim beni boğazda gezmeye götürecekmiş. Beykoza kadar gidelim, boğazı görüp hissetmen önemli dedi. 🙂 Bize yollarda katılmak isteyen olursa yazsın buraya. (Y)

**

Önce Beylerbeyine epeyce yürüdük, anniş beni göğsüne eşyaları da sırtına bağlamıştı. Hep sırt çantası kullanır zaten. Benim için süperdi ama o birazcık yoruldu ağırlıktan sanırım. Çok da terledik. Sonra Beylerbeyinden bi otobüse bindik hemen oturabildik. Yol boyunca her şey harikaydı ama ben acıktım. Annişim yanına yiyecek almadığını fark ederek çok üzüldü çünkü beni asla aç bırakmayacağına söz vermişti. Ben ona durumu anladığımı söylesem de suçluluk duymaya başladı ve Kandilli diye bi yerde indik. Hemen indiğimiz yerdeki bi dükkana girip, buralarda esnafın nerden yemek yediğini sordu (esnafın yediği yerler iyi olurmuş),onlar da söyledi. Yakındı zaten, hemen gittik ve harika bi şekilde karnımızı doyurduk. Ben zaten kokuları anlıyorum, eğer koku güzelse her bi şey yolunda demektir. Sonra ordan çıktık deniz kenarına geldik, rüzgar vardı ve annişim oradaki muhtarlığa girip az rüzgarlı sigara içecek bi yer var mı diye sordu. Muhtar çok tatlı bi teyze, hemen önündeki masaya bizi buyur etti ve bize çay ısmarladı.

Bana önümüzdeki denizin iki kıtayı birbirinden ayırdığını ve renginin mavi olduğunu anlattı. Kuşların isimlerini ve denizde giden şeyleri açıkladı. Ben ise ona buranın mavi filan değil, iki ana enerjinin kesiştiği yer olduğunu ve bu sebeple tamamen nötr olduğunu açıklamaya çalıştım. Örneğin burası nötr olduğu için ancak tanrılık frekansların buralarda gezinebileceğini diğerlerinin çatışamadıkları için burayı tercih edemiyeceğini de ekledim. Anlayıp anlamadığını bilemiyorum. Şimdi o çayını ve sigarasını içiyor, bense muhteşem sesleri, ısı farklarını ve kokuları dinliyorum. İkimiz de mutluyuz. Sanırım az sonra Beykoza doğru yola çıkacakmışız.

Annişim şimdi resmimizi çekti, ben de güzel çıkmış mıyım?

Annişimin beni boğaza götürdüğü ilk gün. Kanlıca’da muhtarın önünde oturduğumuz masada.Bu benim ilk fotoğrafım. Anniş yana çekildiği için ben sağda hayal meyal görülebiliyorum (sizin gözlerinize bazı mavi çizgiler gibi gelebilirmiş (bu açıklamayı anniş yaptırdı!)

Güneş geçmeden yolumuza devam etmemiz gerekiyomuş, şimdi muhtar teyzeye teşekkür edip yeniden bi vasıta bulacağız. Heyooooo dünyayı çok seviyorummmm.

Bu kez adının dolmuş olduunu öğrendiğim ama dolmamışsa binebildiğin bi araca bindik. Süper yollardan geççtik, bi o yanaaa bi bu yanaaa devrilir gibi yata yata Beykoza geldik. Annişimin çişi gelmişti, benim için sorun yok salıp gidiyorum. Neyse bi cami tarif ettiler önce oraya uğradık. Kapıda 50 krş yazıyordu ama ne girerken ne de çıkarken kimse yoktu. Annişimm bırakıp gidecekti fakat ben ona belki tahsilatı tanrı yapıyodur diye hatırlattım. O da hemen dönüp camekanın önüne elli krş bıraktı. Bu annişimle giderek daha iyi iletişim kuruyoruz. Şimdi nötr bölgenin kıyısına oturduk. Annişim bi çay söyledi, ben sizinle lak lak yapıyorum işte. Annişin biraz beli ağrımış. Ona belki beni biraz da diğer anniş babişlere devretmesi gerekeceğini söyledim. Olabilir dedi ama senin vıdı vıdılarını faceden akıtmana aracı olabilecek ve evin içinde sigara içmeyen bi anniş/babiş olması lazım dedi.

Neyse bu konuya ben karışamam tabi, büyüklerim bilir. Ben şimdi size bu şahane nötr bölgenin(Annişe göre boğazın, ki dünyanın en güzel yeri diyo) bi fotosunu çekiyorum.

Burada her yer balık kokuyo, çiğinden pişmişine kadar her skalayı duyabiliyorum. Anniş keşke burda yeseydik diye tasalanacaktı ama hemen vaz geçti çünkü acıktığımız an yemiştik ve harikaydı. Önümüzde irili ufaklı motorlar var bunlarla balık avlanırmış. Bazılarının üzerinde benim bambaşka bi yerden tanıdığım annişimin ağ dediği şeyler var. Üzerlerinde korsana benzer bazı amcalar o ağlarla boğuşuyorlar. Çok komik geldi bu bana.

Bazı hayvanlar gördük onların isimlerini öğrendim. Örneğin bi sürü köpek gördük hepsi uyuyordu. Çeşit çeşit kuşlar gördük hepsinin frekansları farklı, sesleri de çok farklı. Bi de kediler var, hepsi maşallah cin gibi uyanıklar. Pembe palto giymiş küçük bi insan var burda, bisiklete biniyor. Annişim onun abla olduunu söyledi. Onunla saçma sapan konuştu bana göre çünkü aslında konuşmaya ihtiyacı yoktu.

Ellerim dondu. Annişim hohlayıp ısıtmaya çalışıyo. Galiba artık dönüş yoluna geçmeliymişiz çünkü yolumuz hayli uzunmuş.

Beş saatte boğazı boydan boya geçip döndük ve bu bize sadece yirmi liraya malolmuş (Vasıtalar, yemeğimiz, çay ve kahvelerimiz) annişin dediğine göre. Döner dönmez sıcak çikolatalı süt, pötibör bisküvisi ve muz yedik. Biraz ısındık. Anniş şimdi biraz dinleniyor. Benim için harika bir gün oldu, o kadar çok şey gördüm ve duydum ki, bunları nasıl hatırlayacağım bi daha bilemiyorum. En sevdiklerimse o çok uzun boylu dev canlılardı, düzensiz bi sürü kolları yukarı doğru uzanan. Bazılarının kolları yeşildi ama bazılarının ki değil. O rengin ismini bilmiyorum. Şahaserdiler hepsi beni gördü ve tek tek selamladı. Onlar beni nerden tanıyo olabilirler bilmiyorum.  Annişe bu geziyi her gün yapalım dedim, o da bi gün de karşı kıyıyı gezdireceğim sana dedi. Sanırım tam anlaşamadık, olsun farketmez çok mutluyum.

Bu 20 lira dün oraya buraya düşen yeşil kağıt mıydı ne!

Az önce bizim evde büyük bi olay oldu! Şu aralar en hoşuma giden kelimeyi sesli olarak söylemeyi başardım: cörk! (Jerk) anlamını bildiğim yoktu ama annişim düşüp bayılınca hoş bi şey olmadığını anladım. Meğerse pislik ya da ahmak gibi bişeymiş. Ne yapayım yani çok tatlı bi müzikalitesi var. Annişim bu çok ayıp dedi ama yine de 15 günlük bi bebeğin konuşmaya başlaması onu dumura uğrattığı için gözlerinde sevinç pırıltısı görmekteyim. Ve bunu seviyoruuummm.

Yaşayan’ın anıları-4

Yine uyandım, yine yaşıyorum 🙂 Bu harika.

Küçükken (3 gün önce 31 Aralık gecesi) gördüğüm bi rüyadan minik bi sahne hatırladım. Çok güzel bir erkek sesi beni şahane bi oteli gezdiriyor ve tanıtıcı bilgiler veriyor. Derken bi kapı açıyor içeri giriyorum, iki metreye bir metre gibi yerler taş bomboş basit bi yer. O ses buranın bi tuvalet olduğunu istenirse banyo da yapılabileceğini söylüyor. Ortalarda hiç bi tuvalet deliği ya da en azından bi gider deliği yok! Kendimi sağ tarafa doğru çekiyorum güya banyo olması gereken yere. Orada da sadece alçak bi basamak var aynı taşla kaplı. Başka hiç bişey yok. Ben bu anlamsızlığı çözmeye çalışırken adam duvar dibinde bi kırmızı düğmeye basıyor (kendi yok herhalde sesi bu işi yapabiliyor!), birden ortada taşın üzerinde aperatif yiiyecekler beliriyor. Ben artık buna dayanamayıp tuvalette yiyceğin ne gereği olur ki diye söyleniyorum. O ses de şöyle cevap veriyor: “otelimiz çok lükstür, her opsiyona yer verilmiştir. Kullanıp kullanmamak müşterilerimizin insiyatifidir”
Bişey anladıysam ne olayım, rüya dersleri almış büyüklerimin dikkatine sunuyorum.(yaşayan)

HA:hayır olsun bebiş:) şimdi sen bulunduğun hal itibariyle oyun hamuru gibi bişisin ya. biz büyükler rüyalarda ev görünce ona kişilik diyoruz, yani oyun hamurunun şekil verilmiş ve fırında pişirilip sertleşmiş hali diyelim rahat anlayabilesin …diye..ama oteller evlerden daha farklıdır.gelip geçilir, gidilir, fazla kalınmaz..şimdi sen de bebişsin ya, hamuruna en uygun mekan otel gibi düşünebiliriz..sen şimdi öyle bi yerdesin ki çok kalmayacaksın orda, ha bir de pek güzel ve lüks bi yer.ultra herşey dahil.içindeki en bi bilen abi sana biraz anlatıp gezdirmiş.sen akıllı bebişsin.eminim o otelin tüm olanaklarından çıkış yapacağın güne kadar faydalanacaksındır.öpüyorum miniş burnundan:)

Yaşayan: ama bu nasıl tuvalet?

HA:biz büyükler için bi tuvalette gider olması şart tabi..çünkü biriktirdiğimiz çok fazla atığımız oluyor. ( mecazi anlamda söylüyorum bebiş ) ama sana gezdirdikleri o otel sanırsam bebişler için sadece.yada daima bebiş kalanlar için:) bebişlerin duygusal vs atıkları olmaz diye düşünüyorum..belki de ondan bi gideri de yok ordaki tuvaletin.

Yaşayan: Teşekkür ederim annişciğim, öğrettiklerin benim için çok değerli. Galiba sana soruyu sorduğumda cevabı anlayıverdim (içime doğdu)

HA: elbette anlayacaksın.senin tüm soruların yanıtlarını hatırlama mesafen bizden çok kısa:)

Yaşayan: beni değerli kılman hoşuma gitti annişcim, sevildiğimi hissettim

**

İki gündür yerlere bi 20 tl düşüyor. (Bana göre yeşil bi kağıt) Annişlerden biri onu alıp kaldırıyo ama sonra yeniden masanın üzerinde beliriyor. O kaldırdıkça başka bi yerde yeniden beliriyo. Bunun ilginç bi şey olduğunu söyledim annişe (içimden herkesle konuşabiliyorum-bıngıldak avantajı sanırım). Anniş beni ciddiye aldı ve yeşil kağıdı alıp her köşesini inceledi. Orada ilk kez varlığından haberi olduğu bi adamın resmi vardı. Altındaki ismi okudu: Mimar Kemaleddin. Sonra onu araştırdı: http://tr.wikipedia.org/wiki/Mimar_Kemaleddin Bana sorarsanız ne olduğundan habersizim. Hoş bi amcaya benziyo. Belki sayısız babalarımdan biridir.(Yaşayan)

Ünlü insanların çoğunun geçemediği sınırda ölmüş. Çok genç 🙁

**

Fizik bedenimin büyümesinden sorumlu annişim (bi sürü annişimden biri), az önce bana harika bi kahvaltı hazırladı. Ona acıktığımı söylemeden hiç bişey yapmaz. Taze portakal suyu, dil peynirli küçük bi tost, iki ceviz, birazcık da filtre kahve. Evet bunları ben istedim, o da hazırladı alllah razı olsun (çünkü ben razıyım). Tek anneli, insan kadından doğduğum zamanla ne kadar büyük bi fark var. O zamanki annem bilim dinine inanıyordu. Bi profesör bilim amcanın yazdığı kitaba göre beni büyütmüştü. Bana ne istediğimi ya da istemediğimi hiç sormazdı. Ben acıktığım için çok ağlardım, annem de benimle bazen ağlardı ama yine de yemeğimi veremezdi çünkü prof bilim amca hangi saatlerde ne yiyeceğimi tayin etmişti bi kere. Ona karşı gelinemezdi. Tanrıların dışarda bi yerde olması şimdi kulağa ne kadar garip geliyor!
Herşey ne kadar değişti, bi de şimdiki durumuma bakın. Gerçekten çok şanslı bi bebeğim. Beni anlamaya ve dinlemeye çalışan büyüklerim var. Gerçi hala soru soramıyorlar ama herhalde her şeyin bi vakti zamanı var. (Y)

**

Doğmadan önceki son yıllarımda, birey olma halini kaybetmeden birleşik yapılar nasıl kurulabilir diye ne çok araştırdım, düşündüm ve gözlem yaptım. Fakat bunun yolunu bulmuş olabileceğini düşündüğüm denemelerin izini sürdüğümde beklentimle ilgisinin çok az olduğunu da görmüştüm. Yine de son ana kadar ümidimi kaybetmedim çünkü o zamanki ben başarısızlığa inanmıyordu, sadece denemeler vardı ve bunlardan hepsi başka bi şeye çıkardı. Böyle bakıldığında hedef önemsizleşiyordu zaten. Fakat içimde hala birleşik bir yapı oluşturabilme imkan ve ihtimali minicik bi tohum olarak kalmıştı.

Oysa doğduktan sonra sadece bu fikir değil, bu fikir doğrultusunda yapmış olduğum herşey gülünç geliyor. Sebebi ise inanılmaz derecede basit: Biz zaten birleşik haldeyiz! Kişilerin bundan haberi olsun ya da olmasın hiç fark etmiyor. Hatta birey bilincinin oluşup oluşmaması bile birleşikliğin kaçınılmazlığını etkilemiyor. Bunu şu an her şekilde görüyorum. Daha önce nasıl bir şey bekliyor muşum ki senelerce? Şaşkınım doğrusu.

Bugün çok çabuk uykum geldi, iyi geceler büyüklerimmm.