Rüyaları bütünlemek

Fanteziler, rüyaların iki anlamı olabilir, tabii ki. Geceleri gittiğiniz bir yer veya niyetleriniz, fikirleriniz, fantezileriniz, sihrinizin bazıları olabilir. Hayalleri bütünleştirmek. Rüyaları bütünleştirmek – bu yıl sizin için çok önemli.

Bazen hayal ve amaç kavramı biraz birbirinin alanına girer. Ben hedeflerin veya bir sürü planlamanın taraftarı değilim – detaylarını halletmeniz gereken bazı faaliyetlerin olduğunun farkındayım – ama daha geniş bir bakışla. Hedeflerin çok büyük bir taraftarı değilim çünkü kendiniz için genellikle zihinsel ve sıklıkla da gerçekçi olmayan beklentiler belirliyorsunuz.

Ancak hayaller yürekten gelir. Hayaller, belirlenmiş bir sonuca ulaşmak için bir seri adım atmak zorunda kalmadan apaçıktır. Hayallerin arkasında bir kapatma/sınırlama yoktur. Hayaller açıktır. Hedef doğrusalken hayaller genişlemeye devam eder. Bu nedenle hedefler belirli bir noktada durur.

Hayaller birçoğunuz tarafından başka bir âlemde tutulur – hayaller, şeylere olan duyumlar, bir şeyleri hayal etmek- ama onlar orada değiller. Onlar fanusun dışında. Onları içeriye almazsınız.

Hayallerini bütünlemek – çünkü hayallerinizde ruhunuz, bilgeliğiniz, potansiyelleriniz var. Hayaller potansiyellerdir.  Yani hayallerinizi bütünleştirmek, onları bu gerçekliğe geTİRmekTİR.
Bunun gerçekten olması gerekmiyor, bazen aklınız öyle olması gerektiğini söylese de. Yüzeyin altındaki sembolik enerjiyi arayın.
Sembolik enerji daha çok ifade, neşe, şarkı söyleme, insanlarla paylaşım içindir. Sembol budur. Gerçekçi kısmı, “Paris’e gitmem ve şu tiyatroda, şu tarihte yapmam lazım ve…” demektir. Burada gerilim ve kuşku devreye girer, burada da güvensizlik gelir, çünkü eğer olmazsa yanlış bir şey yaptığınızı düşüneceksinizdir.

Hayallerinizi hissettiğinizde ve onlarla bütünleştiğinizde, birden konunun önemli olmadığının farkına varırsınız. Altında yatan enerjiye bakarsınız – şarkı söyleme, neşe, yaratıcılık, enerji, hareket – önemli olan bunlardır. Aniden,  gerçeğin – gerçek olduğunu sandığınız şeyin- belirli bir sayıda insan ile belirli bir yer olmak zorunda olmakla alakasız olduğunun farkına varacaksınız. Alakasız. (a)

Kendine güvenmek Nedir gerçekten?

2009’da bi yaşımdan daha çıkarken hayatımın kısa bi özetini çekmişim (Daha Yaşayan doğmadan):

Güzel ve oldukça renkli sayılabilecek bir hayat yaşadım. Maddi manevi acılar da çektiğim oldu fakat bunların kendi bilinçli seçimlerim sonucu olduğunu biliyorum. Seçimler öylesine önemli ve büyülü bir konu ki bu konuda çok düşündüm çok yazdım. Özellikle tesadüflere inanmaya meyilli olmadım, bazen onların sebeplerini bulmak imkansız olabiliyor ama bu yine de rastgele olup olmadıklarına kanıt teşkil etmez kanımca. Zaten ilk basılan kitabım Sırıtkan Kırmızı Ay tamamen bu konu üzerine odaklanmıştı.

Herhangi bir seçimimin sonuçlarından memnun olmadığımda pişmanlık çukuruna da yuvarlanmadım. Bu kendini çok mühimsemek olurdu sanırım. Şöyle düşünürüm; eğer o seçimi yapmayabilecek kudrete sahip olsa idim yapmazdım zaten! Eğer yaptıysam sonuçlarını kendime ve ilgili kişilere en yararlı olabilecek şekilde alabilmek için elimdeki tüm imkanları kullandım. Şikayete ayıracak zamanım hiç olmadı, ya da bu yolda tercih kullandım diyelim. Faydacı bir yapım olduğunu biliyorum ve şikayetten bulacağım fayda o yolla yitireceğim enerjiden fazla görünmedi bana.

Hayatım boyunca enerjimi hep iktisatlı kullanmaya çalıştım, nedendir bilinmaz. Gerçekten de bu konuda en tutumlu kişilerden biri olabilirim. Yapılacak şeyin en uygun zamanda minimum gayretle en optimum sonuca ulaşabilir olması bana yeterli başarı gibi gelmiştir. Sonuca odaklı bir yapım olmasına rağmen sonuca doğru giden yolda her anın tadını çıkarmaya bakmışımdır, herhalde beni tanıyanlar da her andan zevk almaya programlı biri olduğumu onaylayacaklardır.

Hayatımla ilgili herbişeyi bir bilgisayar programına işlesek ve burdan en yoğun kullanılan kavram/mekanizmaları bulmaya çalışsaydık neler çıkabilirdi merak ediyorum. Belki bir gün teknoloji bunu yapabilecek duruma gelecek (Hiçi Destanındaki gibi) bilemiyorum, ben şimdilik kendi tahminlerimi yapabilirim. Herhalde ilk kelime sabır olurdu, onu faydacılık/tutumluluk izlerdi ve tabi üçüncü olarak zevk! Dördüncü sırada uyum ve denge gelirdi sanırım. Beşinci için biraz düşündüm, sıralamalarına karar veremediğim diğer kelimeler şunlar oldu; orjinallik/hayalperestlik, kendine güven/kendini beğenme, oburluk, vs..:))

İnsanın kendini görmesi pek zor olduğundan yukardaki gibi bi işe kalkışmam komik oldu aslında. Ama olsun, bugün doğum günüm ve ben kendime şımarma özgürlüğü tanıdım. Her ne kadar daha doğmamış olduğumuzu hissetsem de topluca kapıldığımız çılgınlığa uygun olarak 19 Mayısta doğmuş olduğum kabul ediliyor 🙂

Öğrendiğim şeylerin başında, dünyanın çevremde dönmediği geliyor, diğer insanlar ve bizatihi dünyanın kendisi olmaksızın, değil yaşamımın varoluşumun dahi hiç bir amacı ya da zevki kalmazdı herhalde. Herşey bir kurgu olsaydı dahi onları; hikayelerini, özlem ve sevinçlerini sonsuza dek sürdürmelerini isterdim. Gözlerindeki ışık, dudaklarındaki gülüşler, ısıları, kokuları, bunların hepsi birer mucize, vorolmam için en güzel ve gerekli sebepler. Yalnız olmaktan daha öldüresiye bir hüzün olmayabilir doğrusu.

Dünyamızı çevreleyen varoluşun diğer öğelerini de saymadan geçmek olmaz, onların varlığı ve güzelliği olmadan ne kadar fakir olurduk (olabilirsek tabi!). Hayatımın hiç bir evresinde nostalji düşkünü olmadım. Geriye bakmışsam bile bugünü daha iyi anlamak adına olmuştur. Bir zamanlar geleceğe biraz düşkün olduğumu itiraf etmeliyim, sanırım bu özlem beni böyle uydurukçu/hayalperest yaptı 🙂 Şimdilerde çoğunlukla şu anda sakinim. Bazı şeylerin belli belirsiz seslerini duyuyorum, hissediyorum fakat isim koymakta acele etmiyorum, nereye yetişiyoruz ki, olacak olan oluyor zaten, ayrıca sürprizler de hoşmuş aslında. Nahoş olmasından çekindiğimiz sürprizlerin bile büyüsünü bozmamak lazım, zaten bişeyin önceden endişesinin yarattığı hacim o şeyin kendisinden çok büyük oluyor. “Bana ne” demeyi öğrendiğim için kendimi kutluyorum (galiba gereksizce sorumluluk aldığım durumlar oluyordu, zamanı gelmeden koparılan bir meyvenin tadı buruktur çoğu kez, tabi acı değilse!)). Bekle ve gör Sibel…, bu arada biraz çilek ve bitter çikolataya ne dersin? Hımmm ya da bitter supangle?
Not: Geçenlerde burada kendine güvenmek konusunda sohbet etmiştik, bağlantısını verdiğim şu yazı, tam şu an hislerime tercüman oluyor, onu okuyun, belki üzerinde sohbet ederiz. 🙂

Yeni Dünya-Yeni Dönem

Üç yıl önce yazılmış bu yazı gerçekten ilginç. Gerçi o Sibelden sonra bi çok sibel geldi geçti şimdi farklı şeyler, ilaveler de yapmak mümkün, acaba sizler ne düşünecek, neler ekleyip çıkaracaksınıız frekanslar? Gurubumuz bizatihi YENİ olanla ilgilidir bu sebeple fikirleriniz hepimiz için tazeleyici olacak ve sevinçle karşılanacak 🙂
“Bildiğimiz gibi yeni bir şey öncelikle imajinasyon/hayal olarak oluşuyor, bunu en güzel ifade eden Feynnman’dır:
“daha önce hiç görmediğiniz bir şey olacak, daha önce görülmüş, ele alınmış her detayı kapsayacak, o ana kadar düşünülmüş olandan farklı olacak ve daha da ötede; kesin olacak ve herhangi bir muğlaklık içermeyecek.”” (yazının bütünü için tıklayınız)

te: Sibel YENI konusunda simdi ne düsünüyorsun? YENIyi bulma/görme ögrenilebilir mi? Bilim adamlarinin da yapabildilerine göre görme teknigi olmasi lazim…..

sa: Ana temaya katılıyorum ancak  şimdi yazsaydım (şu anda) Castaneda kavramlarını (birleşim noktası,nagual,ikinci dikkat gibi) kullanmazdım; çünkü CC bilmeyenler için yazı yarı anlaşılır duruma düşüyor! Bu biir. İkincisi, YENİ’leri dar aralıktan geçirmeyi başaranlar için bunu ifade temek ve hatta yaşamak, özellikle 2011 den beri kolaylaştı; çünkü büyük gök cisimlerinin dizilimleri eskiyi tarumar etmeye başladılar ve yeniler bu fırsattan faydalanacaklar ve eskisi kadar darbe almayacaklar. Tabi bu geçici bi rahatlama, ne kadar sürer bilinmez. Bu frekans, üçboyutlu eski dünyamız gibi kısa ömürlü değil (bitmekte olan dönemin 75000 yıl olduğu söylenirdi bazı kaynaklarda), süresini tahmin etmek zor insani ölçülerimize göre oldukça uzun diyelim. Ama her şeyin sonu gelir! Çünkü bu bi spiral:) Bu dönemin de bir yerinden sonra YENİ’leri getirmek, ifade etmek yine zorlaşabilir. Fakat bu bizim işimiz değil şimdiden hahahahaha

**

Az önce bi kahvaltı molası verdim. Artık tüm yediklerim ve içtiklerimi Yaşayan belirliyor. Onun bügünün kahvaltısı için seçtiği menü şöyleydi: Rafadan bi yumurta (sütten sonra en çok bunu seviyor), küçük bi dil peynirli tost, iki sap roka, bir tane ceviz ve bi tane siyah zeytin. 🙂 Üstüne yarım fincan filtre kahve (tabi bunu ben seçtim ama o da onaylıyor)

**

Beklentilere stop, anda olmaya setup

**

Özgürleşmekiçin: aslında çok kolay, sadece bi “karar” verirsin olur. Zor olan o kararı verdirmeyen “öteki” kendinden gizlediğin arzular. Olsun boşver o kararı, ne yapsan etsen bişey kaybedemezsin. Levazye kulağın çınlasın

**

Güneşle aşkımız hep sürdü, sanırım 4.999.999.996 yıl daha var 🙂 Ben sıkılırım öyle sonsuz şeylerden :)))

**

ESKİ şeyleri muhafaza ederek YENİ’den doğamayacağınızı biliyosunuz değil mi? Salın, dağıtın o tüm “DOĞRU”larınızı, onları bekleyenler de var sırada. Size lazım değil artık onlar frekanslarım, canlarım benim.

Azıcık konuşsanız (ya da yazsanız), içinizden dışarı çıkan o nefes, sizi YEM olmaktan kurtaracak. Neden yapmıyosunuz? Korkacak ne var ki? Nereye kadar susacaksınız? Evrim sizi d-evirmeden, bu kez Ç-evrime girmeden, kurtulun dostlarım. Konuşun, bağırın, çağırın küfredin, ben buradayım, alınmam, küsmem, seviyorum çünkü

Beklentilere STOP çek!

ADAMUS: Kesinlikle. Yani güven önemli konulardan bir tanesi. Birçok insan burada tökezleyecek. Onlar bir ve ikinciyi aşacaklar ama güvene çarpacaklar. Bunu anlayamazlar. İsteyebilirler. Hoşlarına gidebilir ama anlayamazlar – kendine güvenmek gerçekten nedir– ve sizi bu güvenden uzaklaştıracak bir sürü şey oluyor.

Sanki her şey… Yarattıkları her şeyde, oradaki bu gerçeklik, hepsi güvensizlik hakkında.  Bu seçimler, inanç sistemleri, enerjileri çektikleri yollar aracılıyla yapılıyor, şimdi de kendi güvensizlik dünyalarını yarattılar. Onun içinde yaşıyorlar. Yani her şey onlara güvensizliğin olduğunu, özellikle de kendilerinde olduğunu söylüyor.

Bu çok zor bir şey çünkü enerji bilince oldukça bağlıdır ve güvensizlik olduğunda daha fazla güvensizlik yaratır ve artık güvensizlik dünyasında yaşıyorsunuzdur. Kişi bunun içinden nasıl çıkabilir? Kişi nasıl yeniden kendine güvenmeye başlayabilir? Onlara olan her şey – birden, sizinle güven hakkındaki harika bir konuşmadan uzaklaşırlar, kapıdan çıkarlar, buzda kayarlar ve bacaklarını kırarlar – ne olacağını düşünüyorsunuz? Tabii ki, güvenmemeye geri dönecekler.  “Saçmalık”.

Kaçınızın benzer deneyimleri olmuştur? Bir grupta veya onun gibi bir toplantıda bulundunuz veya ilham veren bir kitap okudunuz ya da hayatınızda sizi etkileyen bir şey oldu ve gerçek anlamda o saniye telefon çaldı ve kötü bir haber aldınız veya kaydınız ve düştünüz ya da neyse o oldu. Sonra ne olur? Tekrar düşünmeye ve güvenmemeye başlarsınız. Sonra merak edersiniz belki bu size göre değildir. Belki Ruh’lar size bir şey söylüyordur.

Yani güven iyidir, ama insan kendine güvenmeyi nasıl öğrenir? Seçim yapın, evet. Şimdi, güvenmekle ilgili bir sürü deneyiminiz olacak. Bir şey falan ispat etmeyeceksiniz, ama sizin güvenmeniz için güvensizlik hakkında bir sürü örneğiniz olacak. Enerjinin çalışma şekli çok ilginçtir.

Kişi kendisine güvenmeyi nasıl öğrenir veya deneyimler? Derin konu. Eğer bunu cevaplayabilirsek, tanrım, başka bir seviyeden daha mezun olacağız.

Bu arada, eğer bir konuşma gibi gelmiyorsa, böyle yaptığımız için, bu Yeni Dünya eğitiminin bir parçası. Bunun gibi sorular sorduğumuzda ne kadar ilerlediğinizi anlamanızın bir parçası ve şu anda içinde bulunduğumuz damıtma sürecinin bir parçası, bunun hakkında kitaplar yazmadan enerjileri damıtmak ve kitaplar, bilirsin, ciltlerle. Her şeyi aslında özüne nasıl indirgersin?

LARA: Bence güven tamamen deneyimlenmeden önce, sonucun ne olacağına dair beklentilerden vazgeçilmeli.

ADAMUS: İşte, teşekkür ederim. Sonucun beklentilerinden vazgeçmek. İnsanlar bunu yapmaya istekli mi?

Yaşayan’ın Anıları-8

Öncesi için Tıklayınız

Az önce balkonda (anniş sigara kahve içerken) yağmuru seyrediyorduk ve birden önümüzden iki tane yeşil papağan hızla geçtiler ve “günaydın frekanslar” diye bizi selamladılar. Anniş sadece şahane bi kuş sesi duydu gerçi ama fark etmez, ikimiz de çok heyecanlandık ve bi ağızdan “heyyyyyy” diye bi çığlık attık. Hayat çok güzel.

**

Anniş gece sıcak sevmediği için ısıyı azaltmış, sabah derecenin 17 ye düştüünü görünce, ah vah yaptı, evde bebek var sorumsuz davrandım diye pişmanlık duydu. O beni ara sıra anlasa da ben onun tüm hislerini ve düşüncelerini algılıyorum. Böyle hissetmesi ne tuhaf! Ne yani onun mükemmel olmasını bekleyen mi var ki! Ben onu mükemmel diye seçmedim. İnsanların pişmanlık duymaya bu derece yatkın  olmaları beni şaşırtıyor. Gerçi taşıyıcı annem o an söyleyip gereğini yapanlardan, zaten hafızası pek iyi değil sonraya bırakırsa unutacağını biliyo 🙂

Şimdi çevremizdeki her bi şeyi gıdıklıyoruz, zıplıyoruz. Hem ısındık hem enerjiyle dolduk. Harika süper, yaşadığım için çok memnunum.

**

Taşıyıcı annem (ona bundan sonra SA diyeceğim, elim yoruluyo), ekteki yazıyı okuyunca bi tuhaf oldu. Uzun uzun bana baktı. Allah allaaahhh diye bişey söyledi. Niye bu kadar şaşırıyo ki bu kadın zaten bildiği şeylere, bunu anlayabilmiş değilim. Belki de şaşırmayı zevk edinmiş olabilir diye fikir yürütüyorum (Y) 🙂

11 Ocak 2012 – Ay Aslan Burcu’nda ilerlerken Venüs sıkı bir değişime neden olabilir.

**

Bu kadar (YÖRSAN pastörize süt) reklamdan sonra bana uzay emziği göndereceklermiş, az önce reklam müdürü sa’yı aramış 🙂

**

Araba farlarının önünde sanki gökten beyaz altın dökülüyor gibi görünüyor. Belki de yıldızlar yağıyordur bilemiyorum ama içimde müthiş bi coşku var. Hep bu günleri ve anları beklemiş gibiyim. sa buna kar dendiğini söyledi fakat ben böyle bi tane kısacık kelimeyle ifade edilebileceğini sanmıyorum.

**

http://www.facebook.com/pages/YEN%C4%B0den-DO%C4%9EAnlar-Kulub%C3%BC/342197982471290

YENİ’den doğanlar bunun anlamını bilir, o sebeple izahat gerekmez. Özgür iradeye aşk veren bilinmeyen’in muhteşemliğini bizzat deneyenler, enerjinin gani olduğunu bizzat keşfedenler