Kuantum Denemeler

Kuantum Hakkında Denemeler

  • 1. Temelde kuantum denen şey aynı anda hem dalga hem parçacıktır.
  • 2. Fakat ölçmeye veya gözlemlemeye kalkarsanız ya dalgayı ya da parçacığı bulursunuz. İkisi aynı anda saptanamazlar!
  • 3. Dalga ve parçacığı aynı anda net bir şekilde saptayamama durumu, Heisenberg’in ünlü belirsizlik İlkesinin özüdür.

Bu olgu, tıpkı koca bir kazan çorba içindeki şeyler gibi, hiçbir şeyin sabit ve tam ölçülemediği, belirsiz sanki hayaletvari, kolay kolay anlaşılamayacak olma olgusunu Newtoncu determinizmdeki her şeyin sabit, belirli ve ölçülebilir olma olgusunun yerine koymuştur.

  • 4. Bu durumda ya elektron parçacık konumundaysa onun kesin durumunu, ya da dalga konumundaysa momentumunu (hızını) ölçebiliriz. Gerçeklikle ilgili her şey bir olasılıktır ve öyle kalmaya da mahkumdur.

Örnek: Dalgınlık anlarımızda birbirine bağlı birçok his bazen görüntü oluşur, bunların ayırımına varamayız, öylesine geçerler. Gözümüz dalmıştır sanki. Bir düşünceye odaklandığımızda ise yalnızca o düşünce oluruz. Bir yandan düşünüp bir yandan dalmamız mümkün değildir. Düşünmeye başladığımız anda dalga hareketi çöküşe uğrar.

  • 5. Elektronların çoğu ve atomaltı varlıklar ne tam anlamıyla parçacık, ne de dalgadırlar. Onlara daha muğlak bir karışımla “dalga paketi” diyebiliriz.
  • 6. “Tamamlayıcılık Prensibi“, varlığın iki türlü tanımı da birbirini tamamlar ve “tek bir paketten” çıkmış olur. Temel varlığın şu ya da bu şekilde görülmesi koşulların tümüne bağlıdır. (Herhangi birinin o varlığa bakıyor olup olmadığı, ne zaman ve niçin baktığı gibi koşullar)

Sir W.Bragg, “Temel parçacıklar, pazartesi,  çarşamba ve cumaları dalga, Salı, Perşembe ve cumartesileri parçacık gibi görünüyorlar” diyerek şaşkınlığımızı şakaya tahvil ediyor.

  • 7. Hem dalga hem de parçacık aynı derecede varlığın temel unsurudur; yani her biri maddenin beliriş yollarından biridir ve maddeyi birlikte oluşturur.
  • 8. Kuantum kuramı; hareketi, kesintiye uğramış bir dizi sıçrama diye tanımlar. Bu onun fizikte yapmış olduğu en belirgin kavramsal değişikliktir. Max Planck, tüm enerjinin bir spektrum içinde akımlar halinde sürekli akmayıp, “kuanta” denilen paketler içinde ışınlar yaydığını buldu. Niels Bohr ise elektronların, süreksiz kuantum sıçramaları şeklinde bir enerji durumundan diğerine atladıklarını gösterdi.

Film şeridindeki karelerin sunuluşundaki ardı ardına sıralanış, yukarıdaki ifadeyi andırmaktadır. Atomaltı parçacıklar belki daha doğal gelen bir sıralanış içindeki planı yok sayıp 2-3 sonraki kareye sıçrıyor olabilirler.

  • 9. Bu kesintili yolda “gerçekliğin” sabit bir edimsellikten değil, bilebileceğimiz bir takım edimsellik olasılıklarından ibaret olduğu dünyada, bir parçacığın hareketini ne kadar derinden incelerseniz o denli anlaşılması zor hale gelir. “Anlaşılmazlık” kuantum hareketinin en büyük sorunudur; daha büyük sorun ise bütün o kayıp olasılıkların nereye gittiğidir!
  • 10. Doğanın türlü olasılıklarından biri hangi aşamada ve niçin , kendini “gerçek şeyler” dünyasında sabitler?

Olasılık dalgası görünümündeki bir elektron bir yörüngeden diğerine geçmeye niyetlendiğinde, gelecekteki durağanlığına yönelik, sonunda yerleşebilme olasılığı     olan tüm yörüngelerin nabzını aynı anda ölçer!

Bu yoklama mahiyetinde etrafa gönderilen dokungaçlara sanal geçişler denir.            Elektronun sonunda geçtiği kalıcı evine ise “gerçek geçiş” deniyor.

  • 11. “Sanal geçişler” enerji tutmazlar ve bu yüzden de enerjiyi daha ileri gitmeden tersine çevirirler. (Yukarıda dokuzuncu maddedeki “bütün kayıp olasılıklar” tanımı sanal geçişler için kullanılan bir ifade.)
  • 12. “Çok dünya” kavramı, her birinde bir versiyonumuzu bulabileceğimizi ve bu farklı versiyonların farklı olaylar zincirinin gelişmesini sağladığını öne sürer. “hiçbir kayıp olasılık yoktur!” Bunun izlerini evrimin mucizevi ilerleyişinde görebiliriz. Az ömürlü iki mutasyon uzun ömürlü (asıl geçiş) bir melez oluşturabilir. Biz insanlar büyük bir olasılıkla böyle iki “sanal türün” melez birleşmesinden oluştuk.
  • 13. Eğer tüm potansiyel şeyler tüm yönlere doğru sonsuz olarak uzanıyorsa bunlar arasında bir ayrılık olabilir mi? Bütün şeyler ve bütün anlar her noktada birbirleriyle temas halindeler; “tüm bu sistemin BİRliği onu mükemmel kılmıştır. Parça bütünde ve bütün her bir parçadadır. Zaman ve mesafeler anlam yitirirler. Kuantum şu ana kadarki en büyük kavramsal meydan okumadır.
  • 14. Gözlemlenmemiş kuantum olayı, gözlemlenmiş olandan tamamıyla farklıdır. Schrödinger’in Kedisi; Gözlenmeden önce dar iki yarıktan aynı anda gizemli bir biçimde geçmeyi başaran görünmeyen foton ışınları, biz gözlemlediğimizde ya birinden ya ötekinden geçmeyi seçerler ve biz bakarak kediyi öldürürüz!

Kısaca, sonsuz ve çok olasılıklı kuantum dalga fonksiyonu görüldüğü (ya da     kaydedildiği) anda tek ve sabit bir gerçeklik olarak çözünür.  Biz baktığımızda dalga   fonksiyonu neden çöker? (cevabı fizikçiler tarafından şimdilik bilinmiyor!)

  • 15. Kuantum fiziğinde bir şeyin varlığının onun tüm çevresine bağlı olma durumuna “bağlamsallık” denir. “Durum içindeki hakikat!”
  • 16. Gözlemci, gerçeği yaratmaz. Dalga fonksiyonu içinde zaten var olan bir olasılığa “somut bir şekil” verir. Görünür hale getirir.
  • 17. Yeni fizikte ifade edilen temel gerçekliğin davranış biçimiyle ilgili bir şey, bizden neredeyse tüm bilinç sorunsalını gözden geçirmemizi talep eder. Ve bu yalnızca kendimizle ilgili değil evrendeki tüm şeyleri kapsamalıdır.
  • 18. “Ya insan biricik değilse?” Bilinçli oluşumuzu evrendeki diğer şeyler ve yaratıklarla, belki de evrenin kendisiyle paylaşıyorsak?

Acaba biz insan varlıklar bildik Batı geleneğinin ileri sürdüğü gibi diğer bütün    şeylerden farklı mıyız yoksa bizim bilincimiz evrendeki diğer şeylere/şeylerle   süreklilik mi kazandırıyor/kazanıyor?

Oysa gerçeklik hem dalgaları (ilişki) hem de parçacıkları (bireysellik) kapsar.

  • 19. David Bohm’a göre; bir noktaya yoğunlaşmış düşünce, elektronun parçacık yönü, ilham ise dalga yönü gibidir, ikisini aynı anda deneyimleyemeyiz.
  • 20. “Bose-Einstein Yoğunluğu“: Belli bir çizginin üstünde enerji pompalanan moleküllerin birlik içinde titreşim yaydıklarını göstermiştir. Kendilerini olabilecek en düzenli yoğun dönem konumuna sokuncaya kadar devam ederler.
  • 21. Bose-Einstein Yoğunluğu’nun en önemli özelliği; düzenli bir sistem oluşturan parçaların yalnızca bir bütün olarak davranmaları değil “bir bütün oluşturmalarıdır“. Her parçanın kimliği öyle bir birleşime uğrar ki kendi bireyselliklerini tamamıyla yitirirler.
  • 22. Bilinçliyi bilinçli olmayandan ayıran şey, nöron bileşenleri arasındaki B-E Yoğunluğudur.
  • 23. Bir iş esnasında durup dalgınlıkla geçirdiğim anlar bilincin sınır bölgelerinde “zihnin alacakaranlığı” denen bölgede bulunurum. Ve bir çok olasılığı birinin üzerinde özellikle durmaksızın seyrederim/yaşarım. Bir an gelir bedenimde meydana gelen rahatsızlık beni yoğunlaşmaya kışkırtır. Gerilimden kurtulmak için yoğunlaşır ve bir seçim yaparak “olası düşüncenin dalga fonksiyonunu çökertirim.”
  • 24. Yani insan özgür iradeye sahiptir. Bedenimin rahatsızlık durumu, yalnızca seçim yapmamı gerektirdi; seçimin kendisi özgürdü. Rahatsızlık, seçimimin ne olacağının bağlayıcı ya da yönlendiricisi değildi.
  • 25. Kuantum işlemlerinde, bir şeyin olabilme olasılığı, onun olabilmesi için gerekli enerjinin miktarıyla ilgilidir.

D.Zohar’ın Kuantum Benlik Kitabından özetleyen Sibel Atasoy

2002- Ortaköy

Devamı için:

https://blog.sonsuz.us/?p=3567

HOUDİNİ’nin KAPISI

Ünlü sihirbaz Harry Houdini yanına hiç bir gereç almadan, yalnızca giysileriyle girdiği herhangi bir hapishaneden bir saatten önce kurtulacağını iddia eder ve bununla övünürdü.
İngiliz Adalar’ındaki küçük bir kasaba Houdini’yi davet etti. Houdini kasabanın çağına göre modern hapishanesine geldiğinde, hücresine yerleştirildi. Heyecan doruktaydı. Kapılar kapandığında onun o hücreden çıkabileceğine kimse inanmıyordu. Houdini’nin kemerinde yirmibeş santimlik bir çelik parçası bulunurdu ve bütün kilitleri onunla açardı. Otuzuncu dakikanın sonunda, yüzündeki kendine güven ifadesi yok olmuştu. Bir saat geçtiğinde artık ter dökmeye başlamıştı. İkinci saatin sonunda kapının üzerine yığıldı ve kapı o anda kendiliğinden açıldı.
nasıl?

PERDE

Adam perdeye baktı. Ve perdenin ardındaki dünyayı hayal etti. Perde ise, bir yüzüyle ardındaki dünyaya bakarken, diğer yüzüyle adama bakıyordu. Adam düşündü: “Şu anda, benim ancak hayal edebileceğim bir dünyayı, perde, diğer yüzüyle görmekte.” Ama, perdenin ardındaki dünyaya bakan yüzü adamdan, adama bakan yüzü, ardındaki dünyadan habersizdi.

Adam ayağa kalktı. Gölge, perdeye vurdu. Perdenin adamı bilmeyen yüzü, içinde oluşan bu karartıdan ürktü. Ve dışarıdaki ağaçların, ay ışığında perdeye vuran gölgeleri de, onları bilmeyen diğer yüzü korkutuyordu. Pencereden sızan hafif bir esinti, perdenin ürperişini adama gösterdi.

Ve adam, perdenin gafilliğini bildi ve dedi: “Ben de bu perde gibiyim. Bilincimle bilmediğim şeyler, diğer yüzümden süzülerek oluştuğunda, beni şaşırtıyor. Çünkü, duyularımın beslediği benliğim, Bütün’ü bölüyor. Beş duyumun gerdiği bu perde, Tek’in arasına girip, iki yüzümü yaratıyor. Önüm, arkam, ben ve benim haricim… Kendimi mekana ve mekanın doğurduğu zamana teslim ediyorum. Baş ve son, sebep ve sonuç tutsaklığına giriyorum. Göremediğim dünya batın, gördüğüm dünya zahir oluyor. Bildiğim ve bilmediğim yüzlerim doğuyor. Batınımda kalanın zahirimi etkileyişini anlayamıyorum.”

“Oysa bu Bütün için, zahir, batın, evvel, ahir yok. Bu kavramlar, Bütün’e perdelilikten var. Gerçekte olan, sonsuz, sınırsız Mutlak varlık. Ben, algılarımın sınırlılığıyla sınırsızı kendimde sınırlıyorum. İkilik oluşuyor. İkilik benden, benim varlık zannımdan… Gerçek, ikilik değil, Birlik, Teklik, Bütünlük’ tür.”

Ve adam tüm bunları dedi ve bildi ama perdeyi çekmedi. Oysa perde, kendiliğinden açılmayacaktı. İki yüzünü birden bilemeden, sonsuzda asılı kaldı. Adam perdenin ardındaki dünyayı hiç göremedi. Perdesinin karanlığında düşüncelerinin ışığı sönükleşti. Sezdiği gerçekler, yavaş yavaş belirsiz gölgelere dönüştü. Ve adam, gafilliğinde yaşamayı sürdürdü…

http://www.korhankoral.com

Doğmamış olabilir miyiz?!

<

p class=”MsoNormal” style=”margin: 0cm 0cm 0pt;”>Gerçekten de böyle bir olasılık var. Sizler düşündünüz mü bilemiyorum.

Reenkarnasyon var/yok başlığında düşünce dizgem bu noktaya kadar ilerledi, yani henüz doğmamış olabilir miyiz?

Bu düşüncemi açımlayabilmek için hemen herkesin bildiği bir örnek üzerinden harekete geçmek istiyorum. Yanlış anlaşılmasın Matrix filminden etkilenmiş değilim, sadece anlatacaklarımın göz önüne getirilebilmesi için çoğunluk tarafından bilinen bir örnek kolayıma geliyor.

Tekrar belirtmek istiyorum bu bir varsayımdır.

İlk önce gözümüzün önüne insan TARLAlarını getirelim. Milyarlarca insanın henüz kozasının içinde uyuduğu o müthiş görüntü! Bu insanlar bir rüya görmektedirler, hem de ortak bir rüya; yani MATRİX. Ancak kozalarındaki o insanlar DOĞMA potansiyeline sahiptir, tıpkı bir ceninin annenin karnında dokuz ay on gün doğmayı beklediği gibi.

Matrix (yani bizim dünya), insanların doğabilmeleri için idman yaptıkları bir illüzyon sahası olabilir.
Matrix’den doğanlar var mıdır?
Evet, yine filmden örnek verecek olursak, Zion ahalisi doğmuş olanları temsil ediyor.
En son doğan kişi olarak Neo’nun doğumunu takip edelim;
Neo’nun rüya (dünya) içindeki son günleri şöyledir; Sıkılmışlık, doymuşluk, aldırmazlık…
Eskiyi bırakma arzusunun getirdiği yeni olana karşı şiddetle uyarılmış dikkat hali…
İşte bu dikkat hali, yani odaklanma, şu işareti görmesini sağlıyor:
fallow the white rabbit!
Beyaz tavşanı takip et! Filmde bu metaforun kullanılması da diğer herşey gibi bir tesadüf değil bence.
Tavşan, Alice Harikalar Diyarında ve bütün sihirbazların şapkalarının içinde bize defalarca görünmüştür! :)))
Buraları hızla geçiyorum ve Neo’nun doğum anına geliyorum. Kozasından çıkarılma sahneleri tam da bir bebeğin anneden doğumu gibidir. Böylece Neo, yani bir insan rüyadan uyanır! Yani doğar.
Bir kere doğmuş olanın yeniden doğması mümkün müdür?
Hayır. Matrixden çıkan için reenkarnasyon gibi bir durum yok artık.
Doğanların, matrixle (Dünya ile) işleri ne o zaman?
Doğanlar doğmayanlara yardım etmek istiyor. Peki Matrixe ne yolla giriyorlar? Filmde bunun için telefon metaforu kullanılmış, oldukça başarılı!
Yani SES!
Henüz rüyada olanlar, doğmuş olanlardan ses duymaya başlıyor.

Yeni Dünya

Öyle bir yer olsun ki yaşadığım yer;
Göz alabildiğine yeşil ve mavi
Kelebekler de tabii, gökkuşağı renginde
Vücudum bana ağır gelmesin,
Sürüklemeyeyim onu ardımdan.
Her neyi beğenirsem ona
Konukluk edeyim bir süre
Bazen bir ağaca, bir tavşana
Ya da bir adamın içine
Taşınayım.
Oh ne güzel dünya
Kira yok, kontrat yok.

Aşk olsun yine yapıştırıcımız
Dirimin sevinci, annemin şefkati
Çocuklar hepimizin olsun
Binalarımız büyülü taştan
Kendiliğinden ışıyan.
Vivaldi çalsın, ya da Shopen
Yumuşak bulutlardan dökülsün mısralar
Yağmur gibi ıslatsın ruhumuzu
İçimizden çiçekler fışkırsın
Dokunarak, koklaşarak ve öpüşerek
İletişim kuralım, bizden önce
Renklerimiz erişsin gideceğimiz yere.

Dallarda rengarenk kokulu meyveler
Yalnızca istediğimiz işleri yapalım
Yakınlaşan yıldızları seyredelim
Jüpitere gidelim, yıllık iznimizde
Zaman öyle yavaşlamış olsun ki
Biz hiç fark etmeyelim eskiyeni
Geceleri bahçede ateş yakıp sevişelim
Midelerimiz küçülsün, yemek için
Meyveler yetsin, tükenmeyen
Dallarında.
Bir daha ASLA biriktirmek
Zorunda kalmayalım.

Can kulağı ile dinleyelim
Bilgelerimizi, söyleşelim nazikçe
dokunalım ruhlarımıza
En nadide mücevhermiş gibi.
Birleşik olmanın hazzına varalım
Amacımız vermek olsun
Daha çok verebilmek için seyyah olalım
Evrende, ihtiyacı olan yerler bulalım.
Kahkahalar ve cıvıltılar içinde
Yaşam sonsuzca uzatılmış
Kendini verme duygusu
Coşkulu ve dingin bir orgazm olsun.

Sa

02.03.04
***   Uçacağız kuş sürüleri gibi
Rüzgar yanağımızda olacak
Konacağız denizin üzerine
Islağı ayağımızda

Gökkubbe yaklaşmış, rengarenk
Hafif jöle kıvamında
İstersek dokunacak, istersek
Yıkanacağız içinde.
Kiminin şiirleri, kiminin şarkıları
Duyulacak yağmur çiselerken
Vecd içinde dinleyeceğiz kendimiz olanı
Eksik bir parçamız olmayacak artık
Tam ve bütün olacağız
Her şeyimizle.

Bulutlardan resimler, heykeller
Yapma sırası bekleyeceğiz
Her gün başka bir gök yüzü
Seyredeceğiz.
Midyeler, şeytan minareleri toplayıp
Okyanusların müziğini dinleyeceğiz.
İstersek onlara taşınıp, bestenin
Kendi olacağız.
Öğretmenlerimizin izinde, yeni
Dünyalar yaratacağız sırf oyun olsun diye
Çalışıp çabalayacağız.
Eserlerimizi yarıştıracağız
Ve her zaman başkasının eserine
Aşık olacağız.

En güzeli de yunuslarla sohbet olacak
Bitmez tükenmez hikayeler anlatacaklar
İnsana ve aşka dair
Çok şey öğreneceğiz onlardan.
Dalgalardan heykeller oyacağız
Bu sebeple deniz de her yeni gün
Başka bir deniz olacak.
Kendimizi bir adak gibi sunacağız.
Kelimelerin keskinliğine kulak asmayacağız
Gönülden gönüle rengarenk bir
Musikiyle konuşacağız.
İçimizden geçen dışımızda
Ve anında vücud bulacağından
Ağaçları kesmeyeceğiz artık
Kağıtla işimiz kalmayacak.
İçimiz ve dışımız karışıp gidecek
Derin ummana.

Sa

02.03.04