Herşey hatırlamakla ilgili

Herşey hatırlamakla ilgili

 Düşünün doğduğumuzdan bu yana ne kadar çok şey gördük, duyduk, okuduk, kokladık ve okşadık. Hatırımızda kalan ise çok ama çok az şey bütünle karşılaştırdığımız takdirde.

Geçen akşam şöyle bir düşündüm, neden bazı şeyler aklımızda kalmış da diğerleri ortada yok diye. Sanırım bütün bu bilgiler kaydedildiği duygunun yoğunluğu ile orantılı hatırlanabiliyor. Yoğun duygu ile saklanmış olanlar bilinç üstünde ya da bazen pek kaçınılacak şeyse bilinçaltında muhafaza ediliyorlar. Duygu barındırmayanlar ise beynimizin kıvrımları arasında rastgele tutunmuş oluyorlar. Ve kuvvetli bir kıvılcım gelip onları aydınlatana kadar hiç yok gibi oluyorlar.

Aslında bu, ANDA yaşamaya alışkın olmamamızla doğrudan ilintili geliyor bana. An’da bişeyler olurken biz zihnimizin takılmış olduğu (ciddi ya da önemsiz, farketmez) bi yerde oluyoruz. Dünya bize herşeyi tastamam söylüyor ama ona odaklanacak gücümüz yok.

 

DJ’nin söylediği gibi “iç konuşmalarımız” bizi sürekli meşgul ediyor ve aynı zamanda kafayı yememek için koruma kalkanı oluyor J

Bir insan dört yaşına kadar olan hayatının her saniyesini sesli ve görüntülü olarak arşivleyebilmeli bence; çünkü hakkımızdaki gizlerin büyük bölümünün orada olduğunu sanıyorum.

 

18.09.07

Masumiyet biter filozofi başlar

Masumiyet biter filozofi başlar.

Kişi birden uyanır, kendine bakar ve şu talihsiz soruyu sorar:

Ben şimdi ne yapıyorum, nerdeyim?

Böylece cennetten atılır!

Kimileri aptal aptal koyun gibi yayılacağım cenneti neyleyeyim

Diye günah çıkarır sonraları. Epeyce gider bu süreç.

Bilimdi, politikaydı, paraydı puldu, aşktı senindi benimdi… vs vs

Ardından yeni bir soru gelir:

Acaba geri dönebilir miyim, aptal olayım o daha kolaydı, daha rahattı

Bir kere masumiyetini kaybetmiş kişi artık nasıl dönsün

Jüri bir kere duymuştur, hakim zabta geçse ne geçmese ne!

İşte o andan sonra bekler ki herkes kaybetsin masumiyeti

Yapacak bi şey olmadığından, kötülükten değil bu dostlar.

Çünkü bilir ki bu yoldan kurtuluş yok,  ah ne acı bir durum!

Sonsuza doğru, yürüyen merdivende geçmeye başlar günler

Sanattı, felsefeydi, fizikti metafizikti… vs vs

Ah SON!… Sen ne tatlı bir kelimesin.

Son da yok ki! objektif kelimesi gibi uydurma bişey

Yalnızca hayaleti mevcut, aslı olmayan gölgeler bunlar

Tek umudum İLK in piyasadan kalkmasıdır benim.

 

Herşey hatırlamakla ilgili, zaman aslında geriye doğru da gelişmeye devam ediyor

zamanın ilk olduğunu varsaydığımız geriye doğru ilerleyen oku ve geleceğe doğru ilerleyen oku arasında ne fark var? Bunu düşündüğümde gözümün önüne spiral gelir.

Filmlerde görüp iç geçirdiğimiz zaman yolculuğunu aslında sürekli yapıyoruz biz. Hero geçmişe gidip kendi sakarlığından bir japon efsanesini bozduğunu sanmış ve kederlenmişti! Allahım ne büyük saflık J))

Tabi ki o yolculuğu yapmamış olsaydı  efsane zaten olmayacaktı!

Gelecekte hiç sürpriz yok, her şey tastamam bellidir bana göre, bu sebeple kahinler medyumlar iş yapabiliyorlar. Ama geleceği hazırlamak için geçmişe pek çok sefer yapmak gereği oluşuyor. Geçmişe gidiyor, bir detayı değiştiriyor ve geliyorsunuz, o küçük detay minik bir açının iki yana açılan kolları gibi genişleyerek geleceğinizi anında değiştiriyor. Fakat bunu yaptığınızın bilincinizle farkında değilsiniz J Tıpkı Hero nakamura gibi.

Tıpkı kilim dokuma mekiği gibi bir geriye bir ileriye fırlatarak kendimizi dokuyor ve aslında olmayan bir kişisel tarih oluşturuyoruz, yoklukta hayali bir ada gibi beliriyoruz. Okyanusta baş vermiş minik bir ada J Hatta ada bile değil, yalnızca bir dalga, kabarıp baş vermiş su!

sa

 

 

Silahlar cana ulaşamaz derim size,

Alevler yakamaz onu, sular boğamaz,

Ne de kuru rüzgarlar soldurabilir onu. Geçilemez,

Girilmez, çürütülmez, zarar görmemiş, dokunulmamış,

Ölümsüz, varmış,sabit, emin

Görünmez, anlatılmaz kelimelerle

Ve sınırsız düşüncelerde, bütünüyle kendisidir,

İşte ruh böyle ilan edilir.

 

Bagavat-Gita

 

19.11.07

 

Nasıl yaşayacağını bilen kimse gidebilir uzaklara

Kokrmadan gergedanlardan ya da kaplanlardan

Savaşta yara almaz o.

Çünkü gergedanlar boynuzlarını geçirecek,

Kaplanlar pençeleyecek,

Silahlar delip geçecek,

Bir yer bulamazlar onun içinde.

Neden böyledir bu?

Çünkü onda ölümün girebileceği bir yer yoktur.

 

Tao Te Ching

 

 

17.11.2007

Oyun Kuramı

Oyun/kandırış Teorisi

Her şey neden böyledir?

Bildiğimiz şekli ile “evren-dünya-insan” realitesi bir OYUN alanıdır.

Birbirini kapsayan bir çok OYUN evreni vardır

Her bir oyun evreninin kuralları ayrıdır.

Öncekini kapsayan oyun evreni, kapsadığının varlığından haberlidir.

Tüm OYUNlar aynı yerde ve aynı zamanda birbirlerini her an UPDATE ederek sürerler.

Tüm OYUN evrenlerinin ana maddesi BİRdir.

OYUN içinde olanların BİRe dair bütün akıl yürütmeleri EKSİKtir.

BİR hakkında getirilen her tanım, OYUN’un içine düşer.

Her şeyin ilk sebebi BİRdir; ancak BİR sebepsizdir.

Sebepsiz olana, sebepleri takip ederek varılır.

BİR oyuna girerken İKİye ayrılır; insan doğası ve DİRİM

OYUN yanılgılar üzerine bir döngüdür

İnsan yanılır; çünkü BİR’i İKİ görmektedir.

Çünkü doğası gereğini yerine getirmektedir.

İnsan BİR maddesinden geldiği için kendi iradesine sahiptir.

Kendi iradesi olması sebebiyle yanılmaya mahkumdur.

Çünkü kendi iradesi, hem dışından hem de içinden yönetilir.

Bireysel bilinç içten yukarı doğru yönelir

İnsan kendi iradesine sahip çıktığında oyun üstü olur.

Doğarken ikiye ayrılan BİR, dirimin içinde kendini daima hatırlatır.

İnsan kendini yaşam büyüsünün sırrını çözmeye adamıştır.

Sırrı çözmeye çalışır; ama BİR’İ iki GÖRDÜĞÜNDEN, uyuduğundan, programlı olduğundan DÖNGÜ ye girmiştir, debelenip durur, buna yanılgılar denir.

Üstelik “Yaşam Büyüsünün sırrı” zaten eylemsizliğe ulaşmak için eylemi kullanmaya dayanır.

Yaşamı ciddiye alma evresinde insan, iradesini yöneten dış etkenleri bir bir yakalamaya başlar

En zoru İÇ etkenleri bilmektir.

BİR amaç taşımaz bu sebeple OYUNları oyun yapan insan yanılsamasıdır.

Her OYUNun içinde kendi evreleri vardır.

Her evre bir bir geçilmek zorundadır.

Her insanın bir kerelik hayatı bu evreleri aşmaya yeterli değildir.

İnsan bir kere hayata gelir.

Çünkü insan yalnızca algısının bulunduğu yerde bulunur.

İnsan kendi benzersiz gen bütünlüğüdür.

Her insan, en geriye doğru, oyunun başından itibaren soy ağacının tamamıdır.

Bu sebeple evreleri tamamlayacak zamanı süresizce vardır.

İnsanın algısının bulunduğu yer/zaman dan, geçmişe ve geleceğe uzanan yansıması mevcuttur.

Algının bulunduğu ŞUAN, geçmiş ve geleceğe ait bütün anların yaratılmasını sağlar.

OYUN içindeki canlı cansız isimlendirilmiş varlık, birbirleriyle ve kendilerinin geçmiş ve gelecekleriyle her an iletişim halindedir.

Bir ağacın dalının koparılması, birbirine bağlı olarak hem şu anda hem de geçmiş/gelecekte aynı anda yeni olanak/olasılıklar yaratır.

OYUN içinde canlanan oyuncaklara bilinçli varlıklar denir.

DÜNYA Oyunu içindeki bilinçli varlıklara insan ismi verilmiştir.

Canlanma BİRin oyuna girerken ikiye ayrılması ile olur.

OYUNu sürdüren harekettir. Hareket kutuplaşma ile oluşur.

Hareketin sürekliliğini sağlayan İSTEKtir.

Yani OYUN varlığının sürmesini Tanrıya değil İsteğe borçludur.

Dünya OYUNunun prensi İSTEKtir.

OYUNda her şey, istisnasız olarak karşıtı ile varolur.

Karşıtlıklar, cebir denkleminde olduğu gibi sadeleştirildiğinde OYUN geçerliliğini yitirir.

BİR bütün olasılıkları barındırır.

BİR, süreçte değildir, hem de sürecin özüdür.

BİRi merak etmek, İSTEĞİ doğurur.

İstek hareketi, hareket OYUNu ve oyun sürecini yaratır.

Oyun süreci, yanılgılar döngüsüdür.

OYUN BİRde KAZA eseri olur ve ölür.

Hiçbir oyun, kapsayıcılık derecesi ne olursa olsun BİRe varmaz.

OYUNUN her anında BİR vardır.

BİRe çıkış kapısı ölerek ve olarak olur.

İnsan öldüğünde ya da olduğunda oyun dışı kalır.

İnsan ölürse de, olursa da bunu bilemez.

Bilemez çünkü BİR olduğunda ayırt edemez.

Bir oyundan “ölerek” ayrılanlar, o oyunu kapsayan oyunun, canlandırılacak BİR malzemesi olur.

Bir oyundan “olarak” ayrılanlar BİR olurlar.

Oyunun içindeki tüm varlıklar, birbirlerinin üzerine inşa edilmiştir. Tıpkı bir oyunun diğerini kapsadığı gibi birbirini kapsayarak ilerlerler.

Kapsayıcı, kapsadığı tüm varlıkların bilgisine her an sahiptir.

Bilgi, BİLME değildir. Bilgi; isimlendirilmiş oyuncaklardan başka bişey değildir.

BİLME kapsamaktır.

Kapsamak yutmaktır.

Yutularak kapsanan bir varlık, BİRin kullanılacak malzemesi olur.

Daha güçlü olan yutar. Yutulan Yutanın malzemesidir.

Eğer BİLGİ insanı yutarsa, kapsayıcı o olur.

Çok sayıda insanı yutmuş olan BİLGİyi yutan insan daha üst seviye kapsayan olur.

İlk kez öldürülerek BİLGİ oldurulmuş BİR malzemesini yutan insan, daha alt seviye kapsayandır.

Çok sayıda insan yutarak ilerlemiş bir bilgiyi yutan insan ZORu başarmış olur.

Yani OYUN içinde çok sayıda  oyuncunun yutulduğu (en çok inanılan) BİLGİ yi yutabilmek büyük merhaledir.

Bu sebeple, en prim yapan yutma işlemi, en göz önünde ve en basit olandır; çünkü onlar milyarlarca kişi ve zaman süresince insanları yutarak şu ana gelmişlerdir.

İlk kez BİLGİ olmuş BİR malzemesi, ancak zoru en az bir kez başarmış insan tarafından yutulabilir.

OYUNlar arası transferin belli şart ve zamanları vardır.

Her oyunun içinde daha yüksek Kapsayıcı durumuna gelmiş olanların fiziksel anlamda tezahür eden “seviyeleri” bulunduğundan, oyunlar arası baremleri geçenler, Kapsayıcı diğer oyuna transfer olurlar.

OYUN içinde karşıtı ile varolmayan her şey TAMdır.

Kutuplaşma anima ve animusla başlar.

TAM olanda anima, animusa eşittir. Yani yoktur.

OYUNun en temel kuralı SADELEŞMEKtir.

Basit olan kazanır; çünkü geriye TAM kalmıştır.

BİLGİ hem oyunun babası hem insanın oyuna mahkumiyetinin garantisidir.

Çok sayıda insanın bildiği şeyi değiştirmek yani yutmak imkansıza yakın bir baremdir.

TARİF oyun içinin en çok kullanılan malzemesidir.

TARİF edilen, isimlendirilmiş, isimlendirilen olarak ölmüş ve OYUNA düşmüş olur.

OYUN dışı yoktur; çünkü tahayyül edilemez, ancak ondan küçük parçalar çalınabilir.

OYUN içinde hata olanaksızdır. Oyunun kendi bir kaza olabilir.

İstek duyguları ve olguları yaratır. Onlar da yanılgıları.

Her şeyin içinde (sadeleştirme yapıldığı zaman) aynı şablon görülür, yani oyunun ana malzemesi.

Kapsayıcı olan, kapsadıklarının herhangi bir noktasına algısını kaydırarak seyahat eder.

Zaman yolculuğunun bir şekli budur

İnsan genlerinde olmayan bir YER-ZAMAN ve KİŞİ ye zaman yolculuğu yapamaz.

İnsan, ana-babasını (rahime düştüğü ana kadar olan onların tüm gen bileşimini) kapsar.

Yüksek kapsayıcı bir oyundan aşağı bakıldığında, her şey bir ve yararlı görünür.

İnsanlar yukarı yerine aşağı bakmalılar.

Karşıtlıklar mükemmel denge halindedir.

Hareket BİR olanı çok gösterir.

Yavaşlamak, sadeleşmek anlamına geldiğinden, TAM olanlar yavaşlayarak görülür.

Sallantı yavaşladığında her şey ortaya çıkar.

Dünya OYUNUNDA her şeyin daha çılgınca hızlanması, karşıtının yoğunlaşmasındandır. Çılgınca yavaşlayanlar vardır!

Her şeyi yavaşlatan karlı çıkar.

İki resim, iki müzik, iki kelime, iki nefes arasında TAM olan vardır.

Benzer tür kapsayıcılar birbirlerini çeker.

Gerçekten OYUN dışı olmak isteyen anında OLUR/ÖLÜR.

Şablonları görmeye başlayan insan, OYUNdan sıkılır.

Sıkılma seviye artışına gebedir.

Yeterince bilgi yutup kapsamadan KAZA ile iki resim arasını gören bunu hazmedemez. Bu tür oyuncaklara DELİ/MECZUP denir.

Yutulmak kayıp değildir.

Standart insan, gerçekte YEMdir.

OYUNDA her zaman özellikle YEM avcıları bulunur.

AVCI olanla AV oyunun sürmesinin garantisidir. Her ikisi de olmayan, oyun dışı olur.

OYUN süreçtir. Süreç dikkate alınmazsa bilgi/obje ler insanı yutar.

İnsan, bir noktada HATA kavramını öldürmeyi akıl eder, oysa HATAyı ilk başta oldururken öldürmüştür zaten. Bu çaba anlamsızdır. Yanlış değil.

İnsan, hatayı bir bilgi leşi olarak dışına atmalıdır.

İnanmak AV olmak demektir. İnanılan ŞEY kapsayan olur.

Merak istetir. Onun doğasında vardır. Merak Dirimdir.

Merakı donduran insan istek duymaz, oyun için işlevsiz hale gelir.

Dirim merakın koruyucusudur. Uzun süre dondurulmasına müsaade etmez.

Oyunda işlevsiz hale gelen insan “kapsayıcılık seviyesine” göre işleme tabi olur.

Belli seviyeleri geçmiş olan kapsayıcılar, en başa dönmezler.

İnsanlar “gen zinciri bütünlüğü” olarak çeşitli yetenekler üzerine gruplaşmışlardır.

Örneğin bazıları daha yoğunluklu olarak geçmişi bazıları da geleceği oldurup/öldürürler.

İnsanlar aynı bir araba fabrikasındaki gibi otomasyon sistemi ile hareket ettiklerinin farkına varmazlar. Her biri bir somunu sıkar ve oyunun yalnızca o parçasını görür.

Kapsayıcı olmak bu sebeple önemlidir. Bir seviyede, insan artık bir tekerlekle uğraştığını, daha sonra bir araba iskeleti ile oyalandığını fark edebilir. Fakat bunun da faydası bir yere kadardır. Çünkü oyunda yükselmenin yaratacağı bir fark olmaz.

Her şey olduğu gibi olmaya devam eder.

Kapsayan, kapsadıklarını bilir, onaylar, şefkat duyar.

Henüz kapsamadıklarından korkar, nefret eder, yok etmeye çalışır.

Oyunun en heveslileri alt seviyede olanlardır. En yoğunluklu hareketi onların bu heves/istekleri yaratır.

İnsan, bir şeye bakarken yeterince uzaklıkta durmalıdır. Çok yaklaşıldığında bir seviyeden sonra alt oyunların detaylarına kapılınır. Oyuncu seviye kaybeder.

Çok uzaklaşıldığında da aynı sonuç ortaya çıkar.

Bakış mesafesi oyunun en önemli unsurudur.

İnsan yaklaştığına kapılırsa onun tarafından yutulmuş olur.

Anlayacak kadar yaklaşıp, yutulmayacak kadar uzakta duran ve her an mevcut seviyesinden bütünü kolaçan eden kazanır.

Olasılık dalgası görünümündeki bir mütevazi elektron bir yörüngeden diğerine geçmeye niyetlendiğinde, gelecekteki durağanlığına yönelik, sonunda yerleşebilme olasılığı olan tüm yörüngelerin nabzını aynı anda ölçer!

Bu yoklama mahiyetinde etrafa gönderilen dokungaçlara sanal geçişler denir. Elektronun sonunda geçtiği kalıcı evine ise “gerçek geçiş” denir.

Kapsayan, kapsadığı alana gönderdiği dokungaçları bilir. Kapsanan ise bunu bilmez.

Tesadüf ve mucize bilgileri böyle oluşur.

Bir insan mucize/tesadüfle karşılaştığında, bunun kapsamadığı alandan gelmiş olduğunu kabul etmelidir. Reddetmek işe yaramaz. İnanmak işe yaramaz.

Reddettiğinde yerinde sayar, inandığında yutulur.

Bildiğinde kapsamaya hazır olur.

Yutmak ve yutulmak oyun gereğidir.

OYUN süreci ve olası tüm oyunlar, yürüyen merdiven sistemine benzer. Sıfırdan her çıkan basamak yükselmek zorundadır. Yürüyen merdivende aynı zamanda basamakları çıkmakta olan insan kapsayıcı oyunlara daha hızlı tırmanır. Ama bu da hiç fark yaratmaz.

İnsan nesnelere ve olgulara iki gözünün ortasından TEK GÖZ olarak bakmayı öğrenmelidir.

Oyunda başarının en önemli unsurlarından biridir bu.

Tek göz ile algılayan kişi, durumdan zevk aldığı müddetçe oyunda kalabilir. Bu kişiler daha üst oyundan gelen dokungaçları çok rahat görürler, bazıları sözcü/haberci olmayı isteyerek oyunlarını sürdürebilirler. İstek sürdükçe OYUNda kalınır.

Kapsayıcı oyunlardan alt oyunlara gelen zaman yolcusuna GEZGİN denir.

Dünya oyunun “seviyesi” gereği GEZGİN kendi gerçeğini unutur bu sebeple alt oyun tarafından yutulma tehlikesi vardır.

GEZGİN kendi algı seviyesinin altına indiği için uyumsuzluk çeker. Fiziksel ve ruhsal bozulmalara yatkın olur.

GEZGİN bu tehlikeyi neden göze alır?

Kapsadıklarına şefkat duyduğundan ve hala TAM olamadığından olabilir.

Tüm oyunlar içinde toplam negatif kutup ile toplam pozitif kutup eşit olmak gerektir.

Bu sebeple Belli (dünya gibi) oyun seviyesinden sonraki kapsayan oyunlar ikiye ayrılır.

Negatif oyunlar ve Pozitif oyunlar

N ile P arasında geçiş olmaz.

Geçiş ancak Dünya seviyesinde bir oyun oynayarak yapılabilir.

Dünya seviyesi OYUN, seçim içerir.

İnsan seçmediklerini öldürür böylece BİLGİ ayıklamaya başlar, elinde kalanların oranı (eğer başarı seviyesini tutturursa) geçeceği kapsayıcı oyunun kutbiyetini belirler.

Oyunların kutupları öncelikli ya da ayrıcalıklı değildir. Değerleri aynıdır. Böylesine aşırı uca kutuplanma BİRden uzaklaştırır ama BİR tarafından kapsanır.

Oyunun yüksek fazlarında kutuplaşma kaybolur; kaybolmazsa yüksek faza geçilemez.

Oyunun yüksek fazlarında zaman yavaşlar, hareket minimuma indirgenir.

Bir seviye oyun asla bitmez, bütün seviyelerdeki oyunlar sonsuzca devam ederler.

Oyunların tamamen bitmesi aynı başlangıçtaki gibi KAZA eseri olabilir.

İstek, deneyimi, deneyim DUYGUyu yaratır. Duygu yeniden isteği yaratır böylece oyun DÖNGÜsü oluşur.

İsteğin ayrıcalıklısı yoktur, hepsi aynı işlevi görür.

Merak kendiliğinden, insan doğasından fışkırır.

Ve isteği doğurur. İstek OYUN dünyasını inşa eder; geçmişe ve geleceğe doğru.

Merak isteği, istek deneyimleri, deneyimler duyguları, duygular bilgileri, bilgiler yeniden merakı ….. yaratırlar. Döngü böyle işler.

Acı ve sevinç OYUN ölçer malzemesidir.

Çok sayıda insan yutarak büyümüş bilgiler ACI sayesinde eritilir.

Eriyen bilgi SEVİNCE dönüşür.

Acı çeken insan BİLGİ eritmektedir. Sevinç ise kısa sürer; çünkü BİLGİ tam eritilmez özüne dönmez, bilgi leşi olarak dışa atılmaz. Bu sebeple eriyip tortulaşan BİLGİ yeni bilgiler oluşturup yeni insanlar yutmaya başlar.

Bu aşamadan her geçiş İnsanın kapsama oranını etkiler.

Bilgi edinmek değil bilgi eritmek kapsama oranına etki eder.

Az şey bilen farkındalığa giden yolda şanslıdır; ancak AVCIlara yem olma konusunda şanssızdır.

Sonuçta hepsi aynı yere çıkar.

Dünya oyunundaki tüm saptamalar değişik derecelerde Sübjektiftir.

Algısı dünya oyununda bulunan hiçbir varlıktan OBJEKTİF saptama beklenemez.

Oyundaki insanlar hem oyunun içine doğmuşlardır hem de oyunu beraberlerinde yaratmayı sürdürürler.

Dünya bir hem hem oyunudur.

Sibel Atasoy

24.05.2004

Herşey neden böyledir-2 için bknz

Sümer ve Tek tanrılı dinler

Sümer kayıtları ve Zekeriya Sitchin’in faraziyeleri ile birleşen Niburu miti konusunda ben de biraz hayal ürettim. Neticede yazılı kaynak öncesine ait hemen her şey mitlerden, iç görülerden ve hayallerden ibaret değil mi?

MÖ.2000 yılları
civarında Soddom ve Gommoranın yokedilmesi ve ardından yükselen radyoaktif
bulutun 24 saat içinde tüm sümer şehirlerini cansız olarak yere sermesinden
sonra tüm tanrılar dünyayı terk ettiler, muhtemelen o sırada dünyaya zaten
çok yaklaşmış olan Niburuya yani evlerine döndüler bir kısmı ise dünya
çevresinde gözlemci olarak kaldı. Zaten uzun zamandır Niburunun atmosferi
artık düzelmişti, altına gerek de kalmamıştı.
Tüm tanrılar gittikten sonra dünyada yalnızca Enki’nin oğlu Marduk kaldı. Ve
yıkılan medeniyetin yeniden yeşermesi için büyük bir gayret gösterdi, bunun
sebebi dünyanın köleleştirilmesi için düzeltilmeye ihtiyacı olmasıydı!
Gelelim sizin tahminlerle bu hikayenin nasıl bütünleştiğine…
MÖ.2000 yıllarına kadar insanlar bilfiil tanrılarla birlikte yaşamakta, onları
görmekte, kudretlerine şahitlik etmekteydiler. Yaptıkları savaşlarda
Tanrıların fiili yardımlarını (silah, bilgi) almaktaydılar. Dünyanın büyük
tanrısı olan Enlil gitmeden önce yetkisini yarı tanrı (insan kızı ile tanrı birleşmesinden olma) İbrahim’e verdi ve
daha sonra da onu ve Musa’yı uzaktan destekledi; çünkü insanların ruhsal
gelişiminin bilgi seviyesi altında kalmasını onaylamıyordu
. Şüphesiz ki
yeğeni Marduk’un insanları teknolojik bilgiyle donatıp ne yapmak istediğinin
farkındaydı. Son bir gayretle, Musa kanalı ile  “somut tanrı” kavramını dünyadan
çekti ve ulaşılmaz (soyut)bir tek tanrı(göklerde) oluşmasını sağladı.
Marduk ise dünyada kalan son tanrı olarak sanırım bu duruma çok bozulmuştur!
O da bütün gayreti ile tek tanrılı dinlerin yozlaşması ve iktidar kovalayan
guruplar haline dönüşmesi için uğraştı ve başarılı da oldu.
Benim dikkatimi ilk baştan beri çeken başka bir durum daha var; Tanrı UTU…
Utu, Enlil’in torunu yani ünlü İnanna/iştar’ın kardeşidir. Enlil ve Enki
arasında oluşan anlaşmazlıklar ve savaşlar, dünyada yönetim
değişikliklerinden hiç etkilenmemiş bir tanrıdır, tarafsızlığı ve Anu
tarafından değeri şüphe götürmez, güneş tanrısı olarak literatürde yer
almıştır. Görevi ise büyük uzay gemilerinin iniş kalkış platformlarının
kumandanlığıdır. ( ve baştan sona 450 bin yılda bu hiç değişmedi). Ana
pentaonda bulunan beş büyük tanrıdan (anu, enlil, enki, Ninhursag ve İnnana) biri
olmamasına rağmen, gerek insanların gerekse büyük tanrıların dua/yaptırım
metinleri mutlaka UTU’ya bir mehdiye ile biter. Bu benim dikkatimi çekiyor.
İçime doğan ise UTU’nun şamanlar ile yakın bir ilgisi olduğu yönündedir.

Atlas Deneyi

Önce kuram sonra deney!
Sistemin böyle çalıştığından zaten eminiz. Şöyle sorular olurdu daha önceleri; Yani evrenin başlangıcına ait bu teori ortaya konulmadan önce evrenin başlangıcı gerçeği vardı, yok muydu?!!!
Bu soruyu duyduğumuzda biraz afalladığımızı hatırlar gibiyim :)))
Oysa şimdilerde hemen herkes gibi ben de biliyorum ki, evrenin başlangıcından kimsenin şüphesi yok; çünkü biz canlı kanıtlarız :))) Burada konu olan nasıl başladığı ile ilgili teoriler ki bunun da “kendinden menkul gerçek” cevabı yok! İnsanoğlu/kızı, nedenler geliştirecek, süsleyip püsleyecek, geneli inandırmak için çok çaba sarfedecek ve bir an gelecek kritik kütlemiz teorinin biri üzerinde aşılıverecek, işte oldu mu sana gerçek neden?! :)))
 
İnsanlığın ilk evrelerinde bu kandırma işlemi büyü ile yapılıyordu, daha sonra bu parçalarına ayrılıp; şiir-müzik-dans olarak işlev sürmeye başladı, daha sonra ise bilim büyünün tahtına oturdu. Bugün hala sanatın dalları, reklam sektörünün büyü etkisi varsa da bunların tümünün ortaya çıkardığı etkiyi geliştiren ve tam yerine oturmasını sağlayan bilim büyüsüdür.
Hangi yolla olduğu o kadar mühim mi?
Önemli olan biz insanların dalgayı çökertme ihtiyacı duyuyor olmamız, gerisi bazen keyifli bazen itiş kakışlı hayat gailesi. Bazen Don Juan buna boş konuşmalar der :)))
Gel gör ki O da saçmalamanın mecburiyetinde hemfikir.
Kuram denilen şey de öyle atıp sallamakla olmuyor, çünkü çok ana bir kuralı var:
Yeni bir kuramın, o konuda daha önce “dalgayı çökerterek” gerçek kılmış kanunları kapsaması gerekiyor! İşin zorluğu burda. Diş söker gibi büyütüyolar adamı vallahi!