Yağmur

Bana geçen gün bu kadar çok sözcüğü nereden bulduğumu sormuştunuz, değil mi?

Biliyor musunuz, hakikatin sözcükleri her zaman çoktur ve her zaman güçlüdür. Ben bugüne dek hakikatten ayrılmamak ve ruhumu temiz tutmak adına ne mücadeleler verdim bir bilseniz! Hâlâ da, bedenimin aç kalması ve bedenime acı vermesi pahasına bu mücadelem devam ediyor.

Çünkü kaynağı temiz tutmak gerek. Kaynak bir kez kirlendi mi, ondan sonra da o kaynaktan akan hep kirlidir.

Ve sözcükleri ben bulmuyorum, onlar beni buluyor. Yağmur, yağacağı yeri iyi bilir çünkü. Kimi yere hiç düşmezken, kimi yerde de seli seline katar.

Yakup ŞİMŞEK
27 Ağustos 2008

AV III

….
Sonsuz ölüyorum ve yüzyıldır eksik ellerim; şimdi anlamalısın beni…katilimi kaybetmenin hiddetiyle çevreliyorum seni….belki….kaçmalısın…..
Avcı II
….
Tüm bunlar fiziksel bir parçalanışın çok ötesinde. Sadece ondan daha hızlı davrandım. hızla parçalanıyordu suretinde bir hissin, çok önce terk edilmiş bir evrende kalmak en çok da enkazdır ve artık sadece ölülere fısıldanabilir bu….
Av III

Prelude:

Gözgöze geldik… koşmak istedim… kaçmanın bu olmadığını biliyordu……
Gözgöze geldik… onu suyun kıyısına götüreceğimi fısıldadım…..
Gözgöze geldik… suyun kıyısında bekleyeceğini söyledi….
.
.
.
………………
Bir av gibi koşmanın asil bir düşünce ya da eylem olmanın çok ötesinde zavallıca görünebileceğini biliyorum…ancak gerçek bir avcı kaçanın av’dan fazlası olduğunun hatta çoklukla kaçmayacağının sadece hareket edeceğinin ve dilediği an avcısı olabileceğinin ve yine ancak gerçek bir av avcısının tutkusu olduğunun ve dilerse istediği an onu öldürebileceğinin farkındadır…bu tutkudur onları takibe zorunlu kılan..takipten alıkonulamayışın sırrıdır bu….

suyun kıyısına ilerledim….zarif bir çift göz olup izledi beni…su içerken izledi..izin verdim izlemesine….su içmeme izin verdi…sıcak ve terli soluduk..bu halimizle…birdik….ayrılmamız için soğuması gereken iki tenden fazlası…sınırlarını kokularımızın ve seslerimizin çizdiği bu ormanda avcıma seslendim:

çekip al bu devinimi benden….ya da senin için gelmeliyim….

Yeryüzünün enkazında ölmeyi dilemek ya da beklemek bir ormandakinden farklı hatta zavallıdır…hızla içeriden çürüyen cisimlere dönüşür..el, göz, dudak, kalp, bütün…ne varsa….eşyaların sonsuz kudreti sizi maddenin tabiatıyla açıklamaya çalışırken….yokluğunuz yalnızca varlığınızla açıklanabilir…….yazık…dua edin…amen…

Seslendi….
Dilediği an son verebilirdi…
Gözlerine bakmadım…
Öfke miydi bir daha seslenmesine neden olan…
Hayır….
Seslendi..
Gözlerine bakmadım… tam da o an ölmek istemediğimi anladı…ona şöyle dedim:

Seni bu su kıyısına beni öldürmen için getirmedim….su ne kadar güzel….parlak, gün ışığında gözlerimi yoran, takibimi ve kaçışımı zorlaştıran silahını üzerime doğrulttuğu an gözlerine bakmadım…çünkü tam da o an öldürmek istemediğini anladım….ismimle çağrılmamıştım henüz….

SATRANCIN 32 YARARI

SATRANCIN 32 YARARI.

1 – Kişiliği ve karekteri olumlu yönde etkiler ve geliştirir.
2 – Kötü alışkanlıklar edinilmesine engel olur.
3 – Planlı hareket etmenin önemini ve gerekliliğini kavratır.
4 – Süratli, doğru ve çabuk düşünebilmeye yardımcı olur.
5 -“Kendine güven” duygusu aşılar ve bunu geliştirir.
6 – Olaylara doğru yorumlarla yaklaşabilme yeteneklerini geliştirir.
7 – Kendi güç ve yeteneklerini daha iyi tanımasına yardımcı olur.
8 – Bireysel güç ve yetenekleri açığa çıkarır.
9 – Bireysel doğru kararlar alabilmeye yardımcı olur.
10 – Dikkatini tek konu üzerinde yoğunlaştırabilme alışkanlığı kazandırır.
11 – Öğrenciler için, diğer ders konularının daha iyi anlaşılıp kavramasına yardımcı olur.
12 – Konulara karşı şüpheci yaklaşımı benimsetir.
13 – Kişileri düşünen, araştıran, yargılayan varlıklar haline getirir.
14 – Başarıya ancak ve ancak sistemli ve disiplinli bir çalışmayla varılabileceğini gösterir.
15 – Mücadeleci bir ruh yapısına sahip olmanın gerekliliğini benimsetir.
16 – Başarısızlıklar karşısında yılmamayı öğretir.
17 – Başarılardan büyük hazlar duyarak daha da başarılı olmaya yönlendirir.
18 – Yepyeni hedefler göstererek bu yeni hedefler doğrultusunda motivasyon sağlar.
19 – Kişilerin olumsuz bir yönünü, eksikliğini, veya bir davranış bozukluğunu hızlıca ortaya çıkarır.
20 – Kurallara uymayı, dostça oynamayı, kaybetmeyi kabullenmeyi, kazananı kutlamayı öğretir.
21 – Yakın dostluklar kurup daha çok sosyalleşmeye yardımcı olur
22 – Bilimselliği ön plana alarak araştırmalar yapmaya yönlendirir.
23 – Kişileri , yaratıcılıklarında özgür bırakan bir ortam hazırlar.
24 – Öğrencileri ezberci zihniyetten arındırır
25 – Başarı için daha da çok çalışmanın gerekli olduğunu öğretir
26 – Sosyal yaşamının zenginleşmesine yardımcı olur
27 – Sabırlı olmayı öğretir.
28 – Satranç her türlü güce yer vermektedir
29 – Satranç tam olarak kullanıldığında iyi bir düşünme sistemi üretir
30 – Satrançta problem çözerken kişi, anında ödüllendirilir veya cezalandırılır
31 – Zihinsel dikkati yükseltir, yüksek seviyelerdeki başarıyı ortaya çıkarır.
32 – Öğrencilerin, öğrenmek üzerine olan tutumları üzerinde pozitif etkileri olur.

DİLDAR OLUR(satranç ve şiir)

1.Sanma şahım/herkesi sen/sadıkane/yar olur
2.Herkesi sen/dost mu sandın/belki ol/ağyar olur
3.Sadıkane/belki ol/alemde/serdar olur
4.Yar olur/ağyar olur/serdar olur/dildar olur.

Bu şiirdeki dizeleri sırayla okuyun daha sonra sadece bölünen yerlerden alt alta gelen yerleri aşağıya doğru okuyun bakalım ne çıkacak 🙂

Yavuz Sultan Selim Han bu beyiti Şah İsmail’e yazmıştır. Hikayesi şöyledir:
Yavuz şiire, edebiyata ve satranç oynamaya meraklı biridir. Aynı şekilde Şah İsmail’de de bu özellikler vardır. Sarayında ünlü şairleri barındırır ve çok iyi satranç oynar. Bunu bilen Yavuz Şahın şahın bu özelliğinden yararlanmak ister. Tebdili kıyafetle (gezgin bir abdal kılığında) şahın ülkesine gider. Hanlarda , Kervansaraylarda satranç oynayarak önüne geleni yener. Haber şaha ulaşır. Şah der ki çağırın birde benimle oynasın. Yavuz Şah’ı da yener. Şah sinirlenir ve Yavuz’a der ki: ” Sen edep nedir bilmez misin? Hiç şahlar mat edilir mi?” Elinin tersiyle Yavuz’a bir tokat atar. Şahın kızdığını anlayan Yavuz onu yücelten şiirler okumaya başlar. İşte şahın huzurundan ayrılırkende bu şiiri okur. Ancak Şah İsmail hala onun Yavuz Sultan Selim oldu?unu anlamamıştır.
Yavuz yediği tokatın acısını unutmaz. Birkaç sene sonra Çaldıran’da Şah İsmail’i yener ve ona bir mektup gönderir. Mektupta o günkü tokadın acısını aldığını söyler ve ilave eder: ” Atacaksan tokadı böyle atacaksın. ”
Not:Alıntıdır