Sosyolojinin Termodinamiği

Termodinamik ise çok parçacıklı sistemlerin ölçülebilen sıcaklık, basınç ve enerji gibi bütünsel (global) değişkenleri ile ilgilenen bir Fizik bilimidir. Bu iki bilim arasında ortak yasalar olabileceği ve Fizik biliminin toplum davranışlarını anlamakta yardımcı olabileceği görüşündeyim.

Termodinamiğin birinci yasası bir sistemin iç enerjisi bulunduğunu ileri sürer ve bu enerjinin kapalı sistemlerde korunduğunu söyler. Birinci yasa “Bir kapalı sistemin iç enerjisindeki değişim, sisteme eklenen ısı miktarı eksi sistemin yaptığı işe eşittir” der. Mutlak anlamda kapalı sistem bulunmasa dahi, çevresi ile etkileşen cansız sistemlerin sıcaklığı arttığında genişlediklerini, dolayısıyla iş yaptıklarını biliyoruz. Buhar makinesinin çalışma sistemi de bu yasaya dayanır. Isıtılan su buhara dönüşür ve genişleyen su buharı bir pistonu iterek iş yapmış olur.

Şehir insanlarının havanın ısınması ile birlikte sokağa çıktıklarını ve dolayısıyla daha geniş bir alana yayıldıklarını görmekteyiz. Bu yayılma bir “iş yapmak” anlamına gelmese de temel bir Fizik yasasından kaynaklandığını, sırf hava alıp gezmek amaçlı olmadığını, belirtmek istiyorum. Demografi denen toplumların yeryüzündeki yayılışlarında değişik sebepler bulunsa da, bunlardan en önde gelen sebeplerden biri de iklim şartlarıdır. Hava soğuyunca kadim dönemlerde -taş devrinde- mağaralara sığınıp fazlaca hareket etmedikleri, hava ısınınca da geniş alanlara yayılıp yeni bölgeler keşfettikleri, böylece bir iş yaptıkları, tarihten bildiğimiz genel bir davranış şeklidir.

Fizik biliminde çok parçacıklı sistemleri inceleyen bilim kuramına İstatistik Mekanik denir. Adından da belli olduğu gibi, bu kurmada belirsizlik esastır ve istatistik ortalamalardan hareketle termodinamik sistemlerin davranışlarını açıklar. Termodinamikten en önemli farkı, ikinci yasadaki Entropi kavramını atomlarının ve moleküllerinin hareketleri ile ilişkilendirmesidir. İkinci yasaya göre “Kapalı ve çok parçacıklı sistemlerde Entropi sistem termodinamik dengeye ulaşana kadar artar. Denge oluştuğunda Entropi artmayıp sabit alır, asla azalmaz.”

Termodinamik denge, en basit tanımıyla, sıcaklığın sabit kaldığı durumdur. İnsan topluluklarında da benzer durumlar oluşur. Birbirlerine komşu fakat ayrı durumda olan toplumlar bir savaş durumunda birbirlerine karışırlar ve Kaos (karmaşa) belirir. Ancak savaş sona erip barış oluştuğunda yeni bir düzen kurulur ve sosyal denge sağlanmış olur. Demek ki, bir Fizik kavramı olan Termodinamik Denge ile bir Sosyoloji kavramı olan Sosyal Denge arasında önemli benzerlikler vardır.

Sosyal karmaşa durumunda toplumun Entropi’si artmakta, sosyal dengeye ulaşıldığında ise sabit kalmaktadır. İstatistik Mekanik kuramında mikroskopik bir birimin (bir atomun veya bir molekülün) belli bir yerde durma süresi o sistemin hacmi ile doğru orantılıdır. Örnek olarak bir şişkin balon düşünün. Eğer balonun hacmi sabitse içindeki hava veya gaz molekülleri fazla yer değiştirmezler. Balonu şişirecek olursak, içine yeni gaz molekülleri eklendikçe içteki gazın hareketi artar ve moleküller uzun süre aynı noktada kalamazlar.

Bu durum insan toplumlarında nüfusun arttığında neden göçlerin de arttığını bir miktar açıklıyor. Birinci yasa ile ikinci yasa ilişkilidir, zira sistemin enerjisi arttığında sıcaklık artar ve ısınan gaz genişleyerek daha geniş bir hacim kaplar. İnsan toplumlarında da enerji artışı teknik ve teknolojinin gelişimine neden olduğundan, teknoloji sayesinde nakil vasıtalarındaki gelişme ve hızlanma insanların daha hareketli olup daha kolay yer değiştirmelerine neden olur. Nitekim rüzgâr enerjisini kullanarak yelkenli gemileri geliştiren insanlık tüm dünyayı keşfe çıkmış, çok daha geniş alanlara yayılmıştır. Ardından petrolün yakıt olarak kullanılışı bu yayılmayı daha da kolaylaştırmıştır.

İçsel Sessizlik Eşiği

“İçsel sessizlik, büyücülükteki her şeyin doğduğu yerdir. Başka bir deeyişle, yaptıklarımızın hepsi buraya götürür bizi ve bu da devasa bi şey bizi SARSMADIKÇA göstermez kendini. Eski zaman Meksika şamanları bunun için sayısız tuhaf yöntemler icat etmişlerdi; çağlayanlara atlamak, bir ağacın en ü dalında baş aşağı asılı vaziyette geceler geçirmek -American Gods kitabında kahramanı bu yöntemle sessizleştirmişlerdi!- gibi, içsel sessizliği yakalamaka hepten ilgisiz görünen hareketlerdi bunlar.”

DJ’nin açıklamasına göre içsel sessizlik çoğalıp biriken bi şeydi! Eski şamanlar, her bireyin zaman açısından farklı bir içsel sessizlik eşiği olduğunu keşfetmişlerdi; bu da içsel sessizliğin işlevsel  olabilmesi için her birimizin kendi özel eşiğimize ulaşabileceğimiz uzunlukta bir süre boyunca onu sürdürmemiz gerektiği anlamına geliyordu. Bazıları amaçlarına bir dakikalık sessizlik bazıları bir saatlik sessizlikle ulaşabiliyorlardı. Arzulanan sonuç, eski büyücülerin dünyayı durdurmak diye adlandırdıkları bi şeydir; çevremizde ne varsa tümünün daima oldukları şey olmaktan çıktığı andır bu. Büyücülerin insanın gerçek doğasına döndükleri an işte budur, eski büyücüler buna mutlak özgürlük adını verdiler. Bu, köle insanoğlunun, sınırlı imgelememize meydan okuyan algılama hünerleri göstermeye yetenekli, özgür varlığa dönüştüğü andır.

Don Juan içsel sessizliği, yargıda gerçek bir duraklamaya götüren yol olduğuna beni temin etti; evrenden denetimsiz olarak yayılan duyusal verilerin duyular (duyular mı duygular mı emin değilim çeviriden) tarafından yorumlanmasının (!) sona erdiği andı bu; bilişselliğin kullanımve yinelenme yoluyla dünyanın doğasına karar veren güç (!) olmaktan çıktığı andı.

“Büyücüler, içsel sessizliğin işlevlerinin başlaması için bi kırılma noktasına gereksinim duyarlar. Kırılma Noktası, duvarcının tuğlalar arasına yerleştirdiği harç gibidir. Başlangıçta birbirine bağlı olmayan tuğlalar ancak harç katılaştığında bir yapı oluşturur.

Spiritüel Kara Mizah

Enlightened Dizisi… Spiritüellik, yeni cağ uğraşları, yeni enerji söylemleri hakkinda kara mizah gibi görünüyor bana, diğer açidan cok naif bi gerçekçiliği de var, hatta iç sızlatıcı.
İzleyen varsa az didikleyebiliriz, hatta gıdıklayabiliriz 🙂
Bence yerli yapımcılar bu dizinin de türkçeleştirme hakkını satın alırlar, bilselerdi tabi.

Eski din alimleri açıkladı: “Doğum günü kutlamak Hristiyan geleneğidir”

Eski din alimleri derneği başkanı Cafer Mollaoğlu’nun yaptığı açıklamaya göre doğum günü kutlamak Hristiyan geleneği. Bu açıdan düşünüldüğünde Kutlu Doğum Haftası gibi kutlamalar da bu geleneğe özenilmiş bir durum ihtiva ediyor.

Mollaoğlu cümlelerine şu şekilde devam ediyor: “Bunlar hep hristiyan geleneklerinin bize dayatılmış halidir. Bu gelenekleri sorgulamadan kabul edip uyguluyoruz. Peygamberimiz zamanında doğum günü mü varmış? Doğum günü mü kutlanırmış? Olmadı bir de pastaya mum diksinler tıpkı kiliselerdeki gibi. Aman efendim sakın böyle günlere itibar etmeyiniz, zinhar mekruhtur”

Bu konuya modern din alimlerinin vereceği cevap merakla bekleniyor.