15 Yaşındaki Kıza Töre Cinayeti

15 YAŞINDAKİ KIZ TÖRE CİNAYETİNE KURBAN GİTTİ

Batman Çayı’nda geçen hafta boğularak öldürülmüş halde cesedi bulunan 15 yaşındaki kızın Diyarbakır’da 2 kuzeninin tecavüz etmesi sonucu hamile kaldığı ve aile meclisinin töre kararıyla öldürüldüğü ortaya çıktı. Kıza tecavüz ettikleri iddiasıyla 2 kuzen aranırken; ölen kızın dedesi ve 2 amcası tutuklandı. İddiaya göre kuzenlerinin tecavüzüne uğrayan genç kız tecavüzü korkudan hiç kimseye söyleyemedi, ancak bir süre sonra karnının büyümesiyle hamile olduğu ortaya çıktı. Bunun üzerine yakınları aile meclisi kurarak, genç kızı sorguladı. Babası yıllar önce ölen genç kız, amcası ve halasının kocasının yüzüne bakarak, “Sizin oğullarınız bana tecavüz etti. Bu yüzden hamileyim. Çocuğun hangisinden olduğunu bile bilmiyorum” diyerek ağladı. Aile meclisi kuran yakınları kıza, “Hazırlan, seni başka yere götüreceğiz” diyerek evden alıp yola çıkardılar. Amcaları tarafından Batman’a götürülen kız, Batman Çayı’nda boğularak cesedi burada bırakıldı.

İlacın tohum gibi ekilmesi

Acı çeken hastaları “Neden hastalanmak istedin?” ya da “hasta olmanı gerektirecek ne yaptın?” gibi sorularla mücadeleye davet etmek “yeni çağ” uygulamacıları tarafından hiç de az kullanılmayan bir ima haline dönüşmüştür. Bu tür mücadeleler acımasızdır ve egoya önleyemeyeceği ya da durduramayacağı bilinçdışı saldırıların sorumluluğunu yükler. Halihazırda var olan acıya suçluluğun da eklenmesiyle, gerçekten de egonun savunmanlığını artırabilirler ve böylece ıstırabın olası anlamına dönük faydalı sezgilerin kabulünü geciktirmiş olurlar. Öte yandan hastalığın yarattığı dramatik sarsıntı -yeni bir bilinç ve varoluşsal uyum uğruna bir sarsıntı- egonun tutuculuğuna ve derin yapısal değişimlere sergilediği dirence karşı bir mücadele niteliği taşır. (W)

Güneş ve Ağaçlar

Atlı, ağaç ve kadın konusunda uzun bir Orta ve Kuzey asya çalışması okumak isterseniz -gerçekten özenli bir anlatı- :

http://mimoza.marmara.edu.tr/~ugur/sayi3/atli_sayi3.htm

Türklerin çok eski zamandan gelen ve çeşitli yollarla dünyanın değişik yörelerine taşınmış iki belli başlı kültleri var: Ağaç Kültü ve Güneş Kültü.

Bunu bilmeden çok öncedir bilirdim sezgilerimle ya da hücrelerimle bilirdim.

Güneşe ve ağaçlara çok şiir yazdım, anlam verme çabalarımın içinde defalarca hem güneşi hem de ağacı metafor olarak kullandım. Onlara duyduğum sevginin özellikle ağaca duyduğum derin sevgiyi , göğsümü ve tüm vücudumu kaplayan minneti tarif etmek zor.

Neden yoğun olarak göğüs bölgesinde hissediliyor diye sorduğumda, cevap çok açık değil mi dedi; oksijeni üretiyor ve ciğerlerin bayram ediyor 🙂
Bu güzel deneyimi -illüzyon olması değerini azaltmıyor- bize sağlayan Güneş ve ağaca sevgim saygım sonsuz.

Hastalık Nedir?

Genelleştirecek olursak, hastalığın potansiyel olarak yaşamı ve farkındalığı farklılaştırıp yenilemesi “beklenen” yeni dağıtıcı enerjilerin ve enformasyonel morfik alanlara “nüfuz etmesine” gösterilen direncin sonucu olduğunu söyleyebiliriz. Bireyin onları algılama ve anlama kapasitesini aştıklarında ve yeni bir düzene o ana kadar hiç entegre olamadıklarında var olan denge sistemini bozarlar. Bunu da hastalık olarak adlandırırız. Böylelikle hastalık, yaşam oyununun kendi özel entelektimizin, yazgımızın ya da bireyleşme sürecinin parçası olarak talep ettiği yeni temaların şu ya da bu şekilde işlendiği bir “sahne”dir.(Dr. Whitmont)

Mükemmel bir açıklama.. Hastalıklara oldukça şamanik bir açıdan bakabilen bilimsel bir bakış için,sizi konuya yaklaştırabilecek en iyi kitap İyileşmenin Simyası kitabıdır diyebilirim, baskısı tükenmiş olsa da ikinci ellerden yahut pdf. sunumlardan bulmanızı öneririm:Tıklayınız
Sonuç olarak kimi hastalığın dışta, kimi de içte oluşmasına izin veriyor demektir. Hastalık yalnızca akışa direncimiz, kendimiz sandığımız sınırlı sorumlu egomuza sıkıca yapışmamızla ilgili, yeni olana -bilinmezliğinden dolayı- yol vermek istemiyor oluşumuz bence aşılamayacak bi durum değil, bunu tedricen hepimiz hayatımızda yapmaktayız, özellikle 1999’dan beri ve 2009 dan sonra daha da hızlanan bir süreçte direnmeyi azaltıyoruz. 🙂
Korkumuzu aşmayı Başarıyoruz.

Milliyetçi hindi eti, bölücü Noel ağacı

Milliyetçi hindi eti, bölücü Noel ağacı

GENCER ÇAKIR* – [email protected]

Hindi eti yemenin günah bir tarafı yok ama bunu ‘o gece’ yapmayın diyor emekli müftü. Dinleyelim: “Onların âdetini yapmayın! Ben bir gün önce yiyorum, bir gün sonra yiyorum”

Televizyonla aram yok denecek kadar az. Ama bu sabah, kahvaltı esnasında izlediğim bir VTR, televizyon izlememenin aslında ne kadar büyük bir eksiklik olduğu hissi uyandırdı bende. Zira şu “kamuoyu oluşturma” denilen şey, yazılı ve görsel medya ya da sosyal medyayla değil, çoğunluğun izlediği dizi, yarışma programları ve sabah programlarıyla sağlanıyor.

Müslümanların yılbaşısı

Seda Sayan’ın ‘Seda Sultan’ programına takılıyorum. Programın ilerleyen dakikalarında konu yılbaşı tartışmalarına geliyor. Sorular çok “yakıcı”: “Dinimizce yılbaşı kutlaması caiz midir?”, “Yılbaşında hindi yemek günah mıdır?”, “Yılbaşında dua etmek günah mıdır?”, “Müslümanlar yılbaşını nasıl kutlamalı?”…
Burada sorulan soruları küçümsemek ya da “tartışılan konuya da bakın” gibi bir tavır takınmak değil amacımız. Sorulara verilen cevaplarla konunun nasıl olup da antisemitizm, anti-Hıristiyanlık ve Batı düşmanlığı gibi bir noktaya geldiğine dikkat çekmek.
Programın sunucusu, karşısındaki emekli müftüye çam ağacının eve alınmasının ne gibi bir sakıncası olduğunu soruyor. Sorulan soruya oldukça yumuşak bir ses tonuyla giriş yapan “uzman” kişi, meselenin basit bir ağaç alma ya da dikme olmadığını anlattıktan sonra, konuya “derinlemesine” girip yer yer Kur’an-ı Kerim’e de referanslar vererek, özetle şunları söylüyor: “Kur’an’a göre Yahudi ve Nasrani’den dost olmaz. Onlar birbirlerinin dostudur.”
Buradan yola çıkarak konuyu güncel politik olaylarla ilişkilendirip şöyle devam ediyor: “Birleşmiş Milletler’de görüyoruz, Gazze olaylarında görüyoruz. İsrail ’i kim destekliyor? Suriye olaylarında dünya seyirci. Aynı şey Hıristiyan devletlerinde olsaydı barış güçleri gider ve yanan ateşi söndürürdü. Bizim dindaşlarımız Bosna’da kırılırken ses çıkarmadılar” vs. Çam ağacı meselesine geleceğiz ama önce kaldığımız yerden devam edelim.
Düşmanlarla dost da olunur, ama nasıl? Cevap çok basit. Aynı kişiden başka bir aktarma daha yapalım: “Şöyle dostluk yapacağız: Alışveriş yapacağız. Ticaret yapacağız. Onun (yani Yahudi ve Hıristiyan Batı’nın) bilgisini alacağız, ilmini alacağız. Geldi, ev kiraya vereceğiz…”
Demek kıstaslar bunlar! Kur’an’a başka bir atıf daha: “Sizden olmayanları dost, sırdaş kabul etmeyin!” Yapılan yorumu dinleyelim şimdi de: “Yani onların hiçbir âdetini (Noel ağacı kastediliyor) kendi âdetiniz yerine özenti yapmayın. Onları uyarlamayın.”
Ardından programın sunucusuna dönerek uyaran bir ses tonuyla, “Bu ağaçları evine dikme, koyma! Onların âdetini evinden uzaklaştır! Dostlarımızı düşmanlarımızı iyi bilelim. Müslümanların en büyük düşmanı Yahudilerdir, onlardan uzak dur!” öğüdü veriyor. Peşinden de Seda Sayan’a parmağını sallayarak, “Sen erkek gibi Müslüman bir kadınsın!” deniliyor. Erkek gibi?!