Sosyolojiden Psikolojiye

“Sabah 02:48’de Kova burcuna geçiş yapacak olan Mars, 2 Şubat tarihine kadar bu burçta ilerleyecek. İdealist ve topluma faydalı girişimler için güzel zamanlara giriyoruz. Grupça hareket etmek, bizimle aynı ideal peşinde olan kişilerle bir araya gelmek, zihinsel aktivitelere girişmek adına güzel bir süreç var önümüzde. Değerlendirebiliriz.” diyor  Öner Bey 26 Aralık Çarşamba , yani bugün için.
Hayatı Ken Wilber’in ortaya attığı dörtlü kadran uyarınca algılamaya başlamak insanın dıştan görünüşünü biraz değiştirir, sebebi alışagelmiş ve kesinlikle öğrenilmiş tepkileri vermez olursunuz. Şüphesiz bu durum dörtlü kadranın ne olduğunu okumakla oluşmuyor, o sadece bir sonuç. Yaşamak ve aralarda muhasebesini yapmanın yerine geçebilecek sihirli bir formül yok 🙂
Günaydın frekanssllaaarrr, güzel bir gün, sevinçli yepyeni algılar olsun.

Sundance Channel

Daha şundan yalnızca beş ay önce bir hayal kurmuştuk, hatta biraz ötesine gidip projelendirmenin ilk aşamasını gerçekleştirmiştik; adı Sundance cafe idi.
Digitürk yeni bir kanal açmış adı; Sundance! İşin ilginci konsepti de oldukça benim hayali andırıyor. Yemeyenin malını yerler atasözümüzün en az yüzüncü kez kişisel bilgim dahilinde tezahür edişi. Bundan gayet memnunum gerçi çünkü bana sefasını sürmek kalıyor.
Dün bu kanalda (kanal numarası da “7”hahahaha) Happy Accidents (mutlu kazalar) isimli bir yarı bilimkurku-yarı psikolojik bir drama izledim, artık hangi sınıfa gireceği izleyenlerin bakışına göre değişecektir. Konu çok hoş işlenmişti. AŞKı mı yoksa şüpheyi mi seçeceksiniz diyordu kadınlara 🙂
Günaydınnn frekanslaarrrr, güneşli bir Karamürsel sabahı, mis gibi bir hava ve ben alabildiğine nezleyim. Kimbilir bünyem neyi dışarı atmaya çalışıyor. Bi sorayım bakayım şu güzel şeye:)

Levent Kırca’ya yapılan hücumlar haksız!

Levent Kırca, Sanatçılar Girişimi’nin düzenlediği gecede yaptığı konuşma yüzünden yazılı ve görsel basınımızın malesef yeni boy haline getirilmiş durumda.Konuşmasında dikkat çekici, düşünülmesi ve tartışılması gereken başka şeyler söylediği halde bunlar bir kenara bırakılıyor

Eleştiriler ”….Benim de işim var, belki bir karı buldum gidip onu dü…….” cümlesine yoğunlaştırılıyor.

Bir bakıyorsunuz kocaman bir koro saf tutmuş ”efenim kadınlara bu şekilde nasıl hitap edebilir?….öyle önemli bir gecede bu laf edilir mi?…alenen kadınları aşağılıyor..” şeklinde toparlayabileceğimiz pek değerli fikirlerini paylaşmak için yarış ediyorlar.

Toplumun bu refleksinden nedense hiçbir zaman hoşlanmadım..Yani bin tane önemli meselede bir araya gelemeyen sürü böyle abidik gübük bir mevzu olduğunda organize atışa geçmiyorlar mı? gıcık oluyorum..İnsanın sizin ahlakınızın da, örfünüzün de, değeryargılarınızın da içine tüküreyim diyesi geliyor.

Gözlemci,Gözlenen,Gözlem Alanı

*Siz vyakti, vyakta, avyakta (gözlemci, gözlenen, gözlem alanı) yı öğretiyorsunuz. O diğer öğretilerle bağdaşıyor mu?

Maharaj. Evet, gözlemci gözlenenden ayrı bir mevcudiyeti olmadığını idrak ettiğinde ve gözlenen de gözlemciyi kendi ifadesi olarak göördüğünde gözlem alanı halinin barış ve sükunu kendini belli eder. Gerçekte üçü birdir: Gözlenen ve Gözlem alanı ayrılması mümkün olmayandır, Gözlemci ise beş unsurdan oluşmuş ve bu unsurlarla beslenen bedene dayanan duyum-duygu-düşünme sürecidir.

Dış benlik (gözlemci) iç benliğin (gözlenen) beden-zihin üzerindeki projeksiyonundan başka bir şey değildir ki İç Benlik de en yüce benliğin (Gözlem alanı) bir ifadesidir yalnızca, ki Gözlem alanı da hepsi ve hiçbiridir.
“Ben-im” birdir. Daha yüksek “Ben-im” ve daha alçak “Ben-im” yoktur. Her türlü zihin hali farkındalığa sunulur ve onlarla özdeşleşme söz konusudur. Gözlemlenen şeyler göründükleri gibi değildirler ve onlara karşı takınılan tavır da takınılması gereken değildir. Eğer Buda’nın, İsa’nın ya da Krişnamurti’nin kişi’ye hitap ettiğini düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz. Onlar çok iyi bilirler ki dış benlik (vyakti) sadece iç benliğin (vyakta) bir gölgesinden ibarettir. Ve onlar sadece vyakta’ya hitap ederler ve onu uyarırlar. Onlar ona, dış benliğe dikkat etmesini, ona rehberlik ve yardım etmesini, ondan sorumlu olmasını; kısacası, onun tümüyle farkında olmasını söylerler. Farkındalık En Yüce Olan’dan gelir ve iç varlığı kaplar; dış varlık denilen ise insanın onun farkında olmadığı kısmıdır. İnsan bilinçli olabilir, çünkü her varlık bilinçlidir, fakat farkında değildir. farkındalığın içine aldıkları içselleşir, iç haline gelir. Siz bunu farklı ifade edebilirsiniz; beden dış varlığı, bilinç iç varlığı tanımlar, saf farkındalık halinde ise En Yüce Olan’la temas kurulur.

Gerçek İsim Kullananlar

Forumda daha önce açılan bir başlık vardı. Nick – Takma ad adı altında. Hüseyin Aktaş arkadaşımız orada nick kullananları eleştirmişti. Eee biz de keser döner sap döner, gün gelir hesap döner fikrinden yola çıkarak biraz da gerçek isim kullanan üyelerin psikolojisinden bahsedelim. Önce bir yazalım bu üyelerimizi sonra ortak yönlerini konuşuruz.

Hüseyin Aktaş
Serkan Engin
Kaan Onay
ebubekir
Haluk Gümüştabak (halukgta diyor ama nick sayılmaz, ayrıca her yazısına imzasını atıyor)
Deniz Ülker

Vardır elbette belki daha ama, son zamanlarda online olanlardan seçmeye çalıştım. Evet bu kişilerin ortak özellikleri nedir? Veya daha genel sorarsak bir insan bir foruma üye olurken neden gerçek ismini kullanır?