UFO dosyasını açalım.

Geçen Haktan Akdoğan’nın bir tv sohbetini izledim.. İnsanoğlunun Mars’ı merak edip oraya araçlar göndermesi ne kadar makul ise başka gezegenlerde yaşayan canlıların da dünyayı araştırmak için araç(Ufolar) göndermesi aynı şekilde makul kabul edilmeli anlamında açıklamalarda bulundu.

Düşüncenin bir mantığı var kabul etmek lazım.

Fakat insanların gönderdiği araçlar gittikleri gezegenlerde kalıyorlar, geri dönemiyorlar..Şimdiye kadar bir kaç müphem ufo düştüğü ve kalıntılarının bulunduğu iddialarını hesaba katmazsak, dünyayı ziyaret eden ufoların ise hep geri döndüklerini biliyoruz.

Bu hal herhalde onların yüksek teknolojisine yorumlanıyor olabilir ki,henüz varlıklarını kesin olarak ispatlamamış olduğumuz uzaylıların bir de bizden yüksek teknolojiye sahip olduklarını iddia etmek rasyonel düşüncenin sınırlarını biraz zorlamak olmuyor mu?

YENİ’ye Geçiş

Yaşam, ya kaçınılması gereken tuzaklar ve saldırganlarla dolu ya da her an kişiyi zenginleşiren eğlenceli bir deneyim alanıdır diye ortasından iki seçeneğe bölünmeyecek denli gizemlidir. İki seçenekli yaşamdan (Aristo alınmasın) bıkıldı artık… Aralarda sonsuz seçenekler olan geniş bir platforma geçiyoruz. Ve evet belki karnımız hafifçe buruluyor, kendimizi bilmediğimiz bir alanda hissediyoruz fakat işin aslı böyle değil, biz zaten sonsuz seçenekler içindeydik ve öyle de yaşattı bizi bu yaşam fakat biz ona değil zihnimizdeki ikili seçeneğe odaklıydık bikaç bin yıldır. Değişen yaşam değil zihinlerimiz. Bunu bilmek belki hepimize rahatlatıcı gelecektir 🙂

İki seçenekli (doğru-yanlış) ve iki üç tane de sırf şaşırtmaca olsun diye konulan doğru/yanlış ı buldurmayı kolaylaştıran saçma(!) seçenekler olmayınca, insanları nasıl ölçeceksiniz? Sınavları hangi ölçeğe oturtacaksınız? Bu büyük dünya nüfusu’nu yönetmeyi nasıl başaracaksınız?
Laf olsun diye değil gerçekten soruyorum 🙂

Hamam Kültürü

Geçen tanıştığımız biri ailesinden bahsederken ablasının ayda bir mutlaka hamama gittiğini söyledi. Şaşırdım. En son çocukluğumda gitmiştim o da kaplıca hamamıydı. Evet var böyle bir kültür ve böyle insanlar. Hamama gidiyorlar. Hatta ilginç hamam öyküleri dinleyebilirsiniz. Tellak muhabbetleri, anadan üryan dolaşan kişiler, hamam sohbetleri, hamam günleri vd.

Ne uzak kaldık bu kültüre diye düşündüm sonra. Yararlı mı uzak kalmamız zararlı mı o da ayrı konu. Böyle bir kültür yaşamalı mı bitip gitmeli mi? Veya ne diyebilirsiniz bu konu hakkında?

Zapata ve Zapatistalar

EZLN (Ejercido Zapatista de la Liberacion Nacional: Zapatista Ulusal Kurtuluş Ordusu) ya da daha yaygın adıyla Zapatistalar, adlarını 20. yüzyıl başlarının efsaneleşmiş köylü önderi Emiliano Zapata’dan alıyorlar. Peki, kimdi Zapata?

  1. yüzyıl başlarında Meksika köylülüğü, peonage adı verilen ağır toprak serfliği koşulları altında ezilmekteydi. Özellikle günümüzde EZLN hareketinin gövdesini oluşturan Maya yerlilerinin yoğun olarak yaşadığı Güney Meksika’nın Yucatan eyaleti, borç köleliğinin en ezici biçimlerinin yaşandığı bölgeydi. Bölgede hızla artan kenevir (sisal) üretimiyle, yerli hacendado’lar Meksika’nın kuzeybatısından Yaqui kızılderilerini getirterek neredeyse kölelik koşulları altında çalıştırıyorlardı. Demiryollarıyla merkeze bağlanmış, ve göreli daha büyük bir hareket serbestliğinden yararlanabilmekteydi. Topraksız pek çok köylü, geniş hacienda’ların çevresinde kümelenmiş, buralarda kiracı, ortakçı, yarıcı ve ücreti tarım emekçisi olarak geçimini sağlamaya çalışmaktaydı.

Ortak topraklara sahip köyler ise, 1856′dan sonra işlerliğe konan toprak reformlarının ardından topraklarının büyük bölümünü komşu hacienda’lara kaptırmış, ve yeni ağalarının yanında iş arar hale düşmüşlerdi. Yoksulluk, açlık, gırla gidiyordu.

ODTÜ İçin İmza Kampanyası;

http://imza.la/odtu-ye-sahip-cik-ogrencime-dokunma

TÜRKİYE’NİN ÇEŞİTLİ ÜNİVERSİTELERİNDE GÖREV YAPAN ÖĞRETİM ELEMANLARI OLARAK BİZLER, EMNİYET GÜÇLERİ TARAFINDAN UYGULANAN ŞİDDETİ VE GÖZALTILARI PROTESTO EDİYOR; AŞAĞIDAKİ METNİ İMZALAYARAK ODTÜ REKTÖRLÜĞÜ TARAFINDAN YAPILAN AÇIKLAMAYI SAHİPLENİYORUZ.

Bir öğretim elemanı olarak ben;

18 Aralık 2012 tarihinde ODTÜ’de gerçekleştirilen protesto gösterisine karşı emniyet güçleri tarafından uygulanan şiddeti ve bu olayları sayfalarında, ekranlarında görmezden gelen ya da çarpıtarak veren medya organlarını kınıyorum ve protesto ediyorum.

Buradan yetkililere seslenmek istiyorum: attığınız gaz ve ses bombaları benim üniversiteme düşmüş, sıktığınız sular benim
üniversitemi tahrip etmiştir. Kırılan camlar, zarar gören derslikler ODTÜ’ye değil benim üniversiteme aittir. Yaralanan ya da gözaltına
alınan öğrenciler benim öğrencilerimdir. Uyguladığınız şiddet nedeniyle ara vermek zorunda kalınan ders benim dersim; harap olan
laboratuvar benim laboratuvarım; hasar gören araç benim aracımdır.