Seçenek bolluğu

Seçenekler o ya da bu değil! Bunu kendimize ve çevremize sık sık hatırlatalım. Seçenekler konusunda kendimizi İKİ ile sınırlamak hem sınırsız potansiyeller denizine ve hem de kendimize haksızlık olur 🙂

**

Sözler dualitik söyler.

**

D-UYGU, Dünyasal uygulamanın fevkalade zekice kısaltılmışı.
Uygulama yoksa duygula-n-ma da olmaz.
Öyle zihinden zihine top sektirilir.
Pektabi, d-uygulamalar çeşitli katmanlar ve frekanslarda oluyor. Alıcısını ayarlamadığınız kanalı yok sayma alışkanlığı hatta inatçılığı göstermek kimseye fayda sağlamaz.

**

Siz, aynı uygulamadan aynı duygula-n-manın alınacağı yolunda, kendiliğini beklentiye sokanlardan mısınız?
Olabilir, sorun yok, bu da geçer yahu 🙂

**

Her şey döne döne, önümüzde resmi geçit yapıyor. Amma çoğaldı resmi geçitler! Demek ki bayramlar çoğaldı 🙂

Oyun ya da Tonal

Oyunların kendiliğinden bir sonu olduğunu sanmıyorum. Oyun sonu ancak kullanıcının iradesi ile devreye girebiliyor.
Bu durumda biz aslında bir hedefe doğru ilerliyoruz ama bu oyunların sonu değil teknik olarak, oyundan çıkma kararı verebilecek iradeye, erkeye sahip olma hedefine gidiyoruz. sa

**

Tüm OYUN evrenlerinin ana maddesi BİRdir.
OYUN içinde olanların BİRe dair bütün akıl yürütmeleri EKSİKtir.
BİR hakkında getirilen her tanım, OYUN’un içine düşer.
Her şeyin ilk sebebi BİRdir; ancak BİR sebepsizdir.

(Oyun Kuramı-sa)

Oyun Kuramında bahsi geçen BİR, hiçlik ve tamlığa denk gelebilen, kendini bilmeyen ancak tüm bilişlerin potansiyeli olan anlamında olup, kuantum fiziğindeki “sınırsız potansiyeller denizi” olgusuyla benzeşir.

Geleceğe duyulan Merak!

Kadınlar neden geleceği böylesine arzulu ve hırsla merak ederler?
Bunda önemli bi ipucu olabilir frekanslar. Nedir sizce cevap?

  • YENİ’den DOĞAnlar Kulubü garanti… güven duygusu… gelecek iyiyse, bugünden iyi hissedersin… bugünün iyi değilse geleceğinin iyi olmasını ümit edersin…
  • Turan Erdal Geleceği çoğu insan merak eder, çünkü belirsizlik stres yaratır. Geleceği bilmek ve onu kendi isteği yönünde etkilemek çoğu insanın istegidir.

0-6 deyip geçemem!

“Sanki bana bakmaktaydı, zira bir an için onun benim varlığımın bilincine, belki de benim de kendi ölümümün bilincine vardığım şekilde vardığını duyumsadım. Gene tüylerim ürperdi. O böcekle benim aramda o kadar da fark yoktu demek ki. Ölüm, bir gölge gibi, ikimizi de koca bir kayanın ardından kollamaktaydı. Alışık olmadığım bir sevinçle doldu içim. O böcek de ben de birbirimizden farksızdık.. Hiçbirimiz, ötekinden daha üstün değildi. Ölümümüz bizi eşit kılıyordu. İçimi dolduran sevincim, kıvancım öyle çoğaldı ki ağlamaya başladım. Don Juan haklıydı. Her zaman haklı olmuştu o. Başka herkes gibi ben de son kerte gizemli bir dünyada yaşıyordum, son kerte gizemli bir varlıktım ben ama gene de bir böcekten daha önemli değildim…”CC
Son cümlesindeki “gene de birböcekten daha önemli değildim” ifadesi insan olarak içimize işlemiş bir kabulün, böceğin değersizliği kabulünün içsel dönüşümünün ne kadar zor olduğunu açıkça gösteriyor.
0-6 yaş arasındaki tanımlamanın nelere mal olduğunu genç annelere bi kez daha anımsatmama izin verin.