Ölüm Yanılgısı Hakkında

Cinsel üreme sonucu doğan organizmalar gelişiyor,olgunluk dönemine erişip çoğalıyor, ancak bölünme yoluyla yaşamını birçok kez yenileyen bakterilerin tersine, yaşlanıp ölüyorlardı. Cinsellik için ödemek zorunda kalmış olduğumuz bedel, ölümdür!
Ölümsüzlüklerini yitirme karşılığında, organizmalar bireysellik kazanmışlardır. Sonu olmayan bir sürecin geçici evreleri olmak yerine, kendilerine özgü benzersiz bir niteliğe sahip bireyler durumuna gelmişlerdir. (Ölüm Yanılgısı)
Aslında bu bedeli cinsellik için değil, evrim adına ödemiş olduğumuzu da yukardaki ifadeyi düzeltmek amacıyla söylemiş olayım; çünkü bölünme yoluyla farklı bir canlı elde edilemiyor ancak döllenme yoluyla İKİDEN bi ÜÇ elde ediliyor. ve sihir ÜÇtedir bana göre, yani benim uydurduğum söylemle ÜÇ=sentez :)))
Bunun için ölümsüzlüğü yitirmeye değmez mi?

Komşu kızı ARZU

İnsan kendini bilmek için karşıtıyla yüzyüze gelmelidir-kendisi olmayanla. Arzu deneyime götürür. Deneyim de ayırt etmeye, bağımlılıklardan kopuşa, kendini biliş’e götürür-yani kurtuluşa. Ve kurtuluş nedir zaten? O doğumun ve ölümün ötesinde olduğunuzu bilmektir.  ÖZ’ün dışında hiçbir şey yok. Her şey “bir”dir ve Ben-im herşeyi kapsar. O uyanıklık ve rüya hallerinde kişi olarak tezahür eder. Derin uyku ve turiya halinde o ÖZ Varlıktır. Turiya’nın, uyanık ve keskin dikkat halinin ötesinde ise En Yücenin büyük, sessiz huzuru uzanır. (Maharaj)

Turiya: Buda gibi tekamül düzeyi yüksek varlıklara özgü şuur hali

**

“Biricik” olan yanlarımız değişir, dönüşür, ölür ölür dirilir ancak “ben-im” hiç değişmeyen, herşey yapabilmeye muktedir yanımız (belki istencimiz), öylesine parlak ve keskin bir sevinç 🙂

Boşluk (!)

Birmingham Üniv.den Dennis Milner’in tamamen “ışıktan ve havadan” arındırılmış BOŞ(!) alanlarda çektiği fotoğrafları (özel bi teknikle) görmüş müydünüz? http://www.scienceofsoulmates.com/evidence.htm
Görülüyor ki boşluk pek de boş değil!

**

Bi şey kırıldığında, maddi ya da manevii fark etmez, orada oluşmuş devinimsizlik haline, bir çıkış kapısı açılmış gibi olur. Adeta bir anafor oluşur, ortamda dışarı kaçış için bi delik oluşur. Siz o deliği onarabilene kadar içereden dışarı kaçanlar olur böylece ortamda yeniden boşluk oluşur, denge bozulur ve yeniden hareket başlar. Varoluş, hem dengeye aşık hem de ondan nefret ediyor! (Tıklayınız)

Parçalamak ne için?

Ama bir anlamda Atlantis zamanında, hepimiz biraz saf ve deneyimsiz olarak, hepimiz Ruhun çocukları olarak oynadığımız o büyük oyunu oynarken dedik ki, “Hadi şunu alıp havaya uçuralım.” Çocukken bunu yapmadınız mı? Küçük kamyonlarınızı ve oyuncaklarınızı alıp parçalamadınız mı? Bu çok eğlenceliydi! Bu inanılmazdı! Bum – parçala! Ve ne oldu? Eh, o zaman daha büyük ve daha güzel bir oyuncak geldi. Oynayacak daha büyük bir oyununuz oldu.

Diyor Tobias (tıklayınız)… Bilim de hep parçalıyor, Felsefe de. Sebep ne peki?

Sebep bileşenleri tanımak, daha da sadeleştirirsek; MERAK!

Peki tüm parçalamalar merak saiki ile mi? Değil galiba, yok etmek amacı ile kızgınlık ve nefretle de parçalarız bazen. O halde parçalamakta niyet önemli galiba?

Kendime destek

Dinlemek=sevgi demiştik, sevgi ise dikkatinizdir. Aslında karmaşık görünmekle birlikte bi başka açıdan da öylesine basittir ki varlığımız. Bunu kabullenmek istemeyiz. Meselelerin içinden çıkılmaz hal almasını ister zihnimiz: çünkü bu sayede varolabilen inorganik varlıkların beslenmeye ihtiyacı var. Aklınıza korku filmleri, ruhçuluk büyücülük filan gelmesin bu son derece fizik bir konudur. Mekanizmayı defalarca yazdım, ilgi çekmedi 🙂 Olsun ne fark eder. Kendi uyanıklığımı canlı tutmaya bile yarasa bi işlevi olmuş demektir. Kendime destek çıkıyorum öyleyse varım :)))))

**

Ben “Ben-im” dediğim zaman, beden gibi bir çekirdeği olan ayrı bir varlık kastetmiyorum. Ben varoluşun tümünü, bilinç okyanusunu düşünüyorum, varolan ve bilen tüm evreni kastediyorum. Benim arzu edeceğim hiçbi şey yok; çünkü ben daima, ebediyen tam-olan’ım. (Maharaj)