Öyle ya da böyle -2

Varlığı yokluğundan hediye, can suyu ten suyu, hu

*

Bildiğimiz şeylerin küçük ya da büyük hep sınırları olur; bir adacık da olsanız bir kıta da fark etmez. Geometrinin en popüler problemleri, sınır ve alan hesaplamalarıdır. Amorf varlıklar, sınır ve alanlarını formülle bulamadığımızdan pek tutulmaz! (sınır deyip geçmeyin bakınız)

**

Olayın kökü cennete kadar gider! Orada her şey apaçık, çıplak ve masumken orta yere elma ağacını kim ve neden dikmiştir? “Kim” konusu şu anda yapmakta olduğumuz iş için çok da gerekli değil ama “neden” konusu önemli. Evet neden elma ağacı? (örtük)

**

Hangi lisanı konuşuyor, dinliyorsanız, onun için ayarlanmış hipnoz frekansına dahil oluyorsunuz 🙂

Kuantumdan benden

Anasına bak kızını al, oğlunu alacaksan ilaveten kaynanasına da bak! sa

Dünyaya gelen bir bebek, çekirdek bir benlik olarak gelir, hiçbir deneyimi yoktur. Kuantum dilinde bebeğin dalga fonksiyonu annesininkiyle hemen hemen tamamıyla çakışmış durumdadır ve yansımalı özdeşlik ilişkisi içindedir. Bebek annenin ipliğiyle kendi benliğini örmeye başlar. Annenin dış dünyaya yanıtlarını, algılarını, duygularını, kaygılarını alır ve kendi kuantum hafıza sistemine dahil eder. Bunlar onun yapı taşlarıdır ve beyindeki sinir yollarının oluşumunu etkilerler.

Anneyle bebek arasındaki kaynaşma-ayrılma-bağlanma ilişki modelinin izi bizde tüm yaşamımız boyunca kalır. Yeni girdiğimiz mahrem ilişkiler ve onlardan doğan yeni ilişkilerde tekrarlanır. İlk füzyon (eriyip kaynaşma) halinde benlik diğer benlikle bir olur, ayrılırken her biri yeniden kendi bireyselliklerini kazanmak için savaşırlar ve bağlanırken her biri kendinin kendinden daha büyük yeni bir ortak gerçeklik içinde olduğunun farkına varır. (Bakınız)

BÜTÜNLÜK ANLAYIŞI NASIL OLUŞUYOR?

Aidiyet duygusu ardındaki psikolojik nedenleri çok merak ediyorum. İnsan kendisini nasıl bir bütünün parçası olarak görür ve ya hisseder?

Milliyet gibi, bana göre hayalet olarak nitelendireceğimiz bir kavram var ortada. Sadece aynı dili konuştuğum için hiç tanımadığım insanlara sahip çıkma arzusu nereden ortaya çıkıyor? “Komşunu sev” dayatması mı, yoksa bilinçaltı mekanizmalar mıdır buna sebebiyet veren?

Değer verme süreci, mantıken tanıdığım insanlarla başlayıp bitmesi gerekiyorsa, o zaman neden 2010 Dünya Basketbol Şampiyonasında Kerem Tunçeri’nin Hırvatistan’a attığı son saniye tunikesinde havalara fırlıyorum. Neden oyununu çok beğendiğim Teodosic’in takımını değil de Türkleri tutuyorum.

Aynı kültürden geldiğimiz için mi? Aynı dili konuştuğumuz için mi? Aynı topraklarda yaşadığımız için mi? Yoksa insanın, egosuyla çelişen bir bütünlük istemi mi? Ben çözemedim hayaletlerin ardındaki gerçekleri. Sizlerin yorumunu bekliyorum.

İnanç ve Ritüeller

Ritueller insanları inançlı kılar mi? Veya ritüelleri harfi harfine uygulayan biri inançlı birimidir?

İnanç, bilme haline geçmek için yakıcı bir istektir bence. Fakat biliyoruz ki; insanların çoğu istekleri olmuyor! Sebebini geçen gün yine burda bir yorumda belirtmiştim. Niyetli ağ bağlantısında bu isteği nötr kılan başka bir istek ya da niyet var ise, ritüel filan kar etmez diyebilirim.
Ritüellerin hem iyi hem de ters etkileri var her şeyde olduğu gibi. İyi tarafı, insanı belli bir niyete doğru sürükleyici ve disiplin verici etkisi. Ters etkisi ise, ritüeli yapan, “bilme haline” ulaşamadıkça onda farkında olmadığı hoşnutsuzluk ve aldatılmışlık etkisi yaratmasıdır. Böylece kişinin ritüel için harcadığı enerji karşılıksız gibi göründüğünden kişi de bu boşluğu dolduracak başka duygular uyanır; örneğiin kişi ritüeli yaptığı için kendini kıymetli ve ayrıcalıklı hissetmeye başlar ve bu da onun ritüel uygulamayan insanları yargılama, onları kendinden aşağı görme olarak ortaya çıkabilir.