Dualitik esintiler

Tren raylarında bulunan enerji hastalıkları tedavi eder mi? Plasebo etkisi haricinde bir sebep bulunmuş mu? (Uygulamayı bilmiyorsanız bakın)

Uzun mesafeler boyunca ilerleyen paralel iki metal, ne kadar da dualite kanunu anımsatıyor!

İkiyi bir edecek şekilde enine raylara uzanan insanların bilinçaltları devrede olmasın sakın? Hayat çok ilginç

**

İlaç şirketleri ya da tüm ASILların sahipleri müsterih olsunlar, onlarsız (ilk sebep!) plasebo da olmaz zaten 🙂

**

Masal bunlar diye gülüp geçmek, görmezden gelmek mi istiyorsunuz? Buyrun yapılan geniş bir araştırmaya kulak verin: Bakınız. Çocukların şimdiden %65i kavalcının peşine takıldı gidiyor! Kimdir bu kavalcı?

Tepegöz doğuyor-3

Konu başı için bakınız:

“Oğuz bir gün yaylaya köçdi. Aruzun bir çobanı var-idi, adına Konur Koca Saru Çoban dirleridi.
Oğuzun öninçe bundan evvel kimse köçmez-idi. Uzun Bınar dimek-ile meshur bir bınar var-idi. Ol bınara perriler konmıs-idi. Nagahandan koyun ürkdi. Çoban irgece kakıdı ilerü vardı. Gördi kim perri kızları kanat kanada bağlamıslar uçarlar. Çoban kepeneğini üzerlerine atdı, peri kızınun birini tutdı. Tama idüp derhal cima eyledi. Koyun ürkmege basladı, çoban koyunun önine seğirtdi. Perri kızı kanat urup uçdı, aydur: Çoban yıl tamam olıçak, mende amanatun var, gel al didi. Amma Oğuzun basına zaval
getürdün didi. Çobanun içine korhu düsdi amma kızun derdinden benzi sarardı.” (Ergin, 1997: 207)

Görüldüğü üzere, Konur Koca Sarı Çoban, yozlasmıs insanın zaafıyla, toplumsal değerleri hiçe sayıp ve insan olduğunu unutup “tama” ile peri kızını “cima” ederek, bir yandan, insanın, yeteneğiyle,
çevresini dünya yapma tercihini doğal çevrenin kirletilmesi biçiminde kullanırken, öte yandan, insanın kendi varlık alanına, doğaya karsı bir suç islemistir. (Öykünün bu kısmı nasıl da Annunakilerle örtüşüyor. Onlar da dayanamayıp insan kızlarıyla birleşiyor ve bir sürü yarı-tanrı(!) oluşmasına sebep oluyorlardı-bakınız… Aslında Sümer tabletleri daha tutarlı kanıtlar sunuyor ve zekeriya Sithcin yorumları!)
Bir yıl sonra, Oğuz yine yaylaya göçtüğünde, Çoban, Uzun Pınar’a tekrar gelir ve peri kızı ile tekrar karsılasır. Peri kızı yerdeki bir yığınağı göstererek;
“Çoban amanatun gel al, amma Oğuzun basına zaval getürdün” (Ergin, 1997: 207)
der. Çoban yığınağı görünce, ibret alır, geri döner sapan tasına tutar, vurdukça büyüyen yığınak çobanı korkuya düsürür ve orada bırakıp kaçar.
Bundan sonra yozlasmanın ortaya çıkardığı bu varlığın genetik özelliklerinin betimlendiği kısımla anlatı gelisir.
Doğal’a karsı islenmis olan bu suç evrensel bir suçtur. Doğa, bir yıl sonra, kendisine karsı islenen bu suça tepkisini, “hilkat garibesi”, “ne idüğü belirsiz”, “arasat ta kalmıs” bir varlık yaratarak gösterir.
“ .. bu yığanak yarıldı. Đçinden bir oğlan çıkdı, gevdesi adam depesinde bir gözi var.”

Astro parodi

Koç: Ben ben ben, bu harika, süperr oyun, beeeeeennnnnnn, her şeyim, bi tekim. Biriciğimmm

Boğa: Beniiimmm, bu şahane, çok keyifliii  çok estetiiikkk, seviyoruummm, aşığım bennn, dünyayım beennn.  Zevkim nerde ben orda.

İkizler: Bu detaylar, aman tanrııım, hepsini tek tek ben görüyorum, ben biliyoruuumm, ben düzenliyorum… Değil mi?! Ne dedin duyamadım?

Yengeç: Yavaş, biraz yavaş, tadını çıkar biraz. Başkaları da olabilir buralarda, tehlikeye dikkat, güvenli alanlar, ailemmm, ülkem, canım benimmm

Aslan: Ehhh… Evet başkaları da var! Ne olmuş yani? Ben hepsinden iyiyim, bu diyarların kralıyımmm. En güçlüsü benim. Neler çekiyorum sizleri yönetmek için!

Başak: Dur bakalım, bi test edeyim! Gerçekten kral mısın şimdi anlarız. Seni gidi seniiii, samimi değilsiniz siizzz, yavşaklaaaaaaar. Bi dakka bi çağrı alıyorum, test teeessst.

Küçük Prens, coğrafyacı ve kaşif-7

Yaşlı bay:
– Nereden geliyorsun? diye sordu.
– Bu büyük kitap da ne? dedi Küçük Prens. Ne yapıyorsunuz burada?
– Ben coğrafyacıyım.
– Coğrafyacı olmak ne demek?
– Coğrafyacıi denizlerin, ırmakların, şehirlerin, dağların, çöllerin nere olduğunu bilen bir bilgindir.
– Oo… çok ilginç bir iş! İşte gerçekten bir meslek, dedi Küçük Prens ve çevresine bir göz gezdirdi.
Böyle görkemli bir gezegen görmemişti daha.
– Gezegeniniz pek güzel. Okyanusları var mı?
– Bilemem.
– Nasıl olur? (Küçük Prens hayal kırıklığına uğramıştır.) Dağlar var mı?
– Onu da bilemem.
– Peki, şehirler, ırmaklar, çöller mi var?
– Onu da bilemem.
– Peki, coğrafyacı değil misiniz?
– Coğrafyacıyım, ama kaşif değilim. Kaşifim de yok. Coğrafyacı dünyayı dolaşıp da, şehirleri, ırmakları, dağları, denizleri, okyanusları, çölleri sayamaz. Onun dolaşacak vakti yoktur. Yazı masasından ayrılmaz. Ama kaşifleri kabul eder, onlara soru sorar, anılarını not eder. Sonra kaşifin anlattıklarını ilginç bulursa, önce kaşifin ahlakı üstüne bir araştırma yaptırır.
– Ne diye?
– Çünkü kaşif yalan söylecek olursa, coğrafya kitanında korkunç yanlışlar çıkabilir. Hele kaşif içkiye düşkünse, iş büsbütün karışır.
– Neden?
– Çünkü sarhoşlar çift görür. Bir dağ olan yerde iki dağ gösterebilir.
– Ben öyle bir adam biliyorum ki, pek kötü bir kaşif olurdu.
– Olabilir. İlk araştırma iyi sonuç verirse, kaşifin buluşu üzerine de bir araştırma yapılır.
– Gidip yerinde mi kontrol edilir?
– Yoo… o zor iş! Kaşiften kanıtlar istenir. Örneğin, büyük bir dağ buldum, derse, büyük taşlar getirip göstermesi gerekir.
Coğrafyacı birden coştu:
– Sen uzak yerlerden geliyorsun, kaşifsin. Gezegenini anlat bana.
Defterini açtı, kalemini yonttu. Adet öyledir: Kaşiflerin anlattıkları önce kalemle kaydedilir. Kaşif söylediklerinin doğruluğunu kanıtladıktan sonradır ki, notlar mürekkeple yazılır.
– Başla bakalım, dedi coğrafyacı.
– Eh, benim yerim pek ilgi çekici değildir, küçücük bir yerdir. Üç yanardağım var. İkisi yanar, biri sönmüştür. Ama belli olmaz, bir gün gene yanacağı tutar.
– Belli olmaz, dedi coğrafyacı.
– Bir çiçeğim de var.
– Çiçekleri kaydetmeyiz.
– Neden? En güzel şeyim o.
– Çünkü çiçekler fani şeylerdir.
– Fani de ne demek?
– Coğrafya kitapları dünyanın en ciddi kitaplarıdır. Hiç modası geçmez. Bir dağun yer değiştirdiği kırk yılda bir görülür. Bir okyanusun kuruduğu da pek görülmez. Biz kalıcı şeyleri yazarız.
Küçük Prens sözünü keserek:
– Ama yanardağlar tekrar yanabilir, dedi. Fani ne demek?
– Yanardağlar sönmüş olsun, yanar olsun, bizim için hepsi bir. Bizi ilgilendiren dağın kendisidir. Dağ dağ olmaktan çıkmaz ya.
Ama ömründe sorduğu sorudan vazgeçmeyen Küçük Prens direndi.
– Peki, ama fani ne demek?
– Fani, ortadan kaybolmağa, yok olmaya mahkum demektir.
– Çiçeğin ortadan kaybolmağa mahkum mu?
– Elbette.
Küçük Prens de: “Çiçeğim fanidir” diye düşündü. “Çiçeğimin, kendisini savunması için yalnız dört dikeni var ve onu yapayalnız bıraktım gezegenimde!”
İlk defa pişmanlık duydu. Kendi kendine cesaret vererek, coğrafyacıya:
– Nereleri gidip görmemi salık verirsiniz? diye sordu.
– Dünya denilen gezegeni. İyi bir şöhreti vardır…
Küçük Prens de çiçeğini düşünürken yola koyuldu.

Konfabülasyon

Çünkü insanları, öğleden sonranı Jacques Cousteau ile dalarak geçirdiğine inanmamaları, senin bunun yaptığını hatırlamadığın anlamına gelmez.

Kendinizi Sınayın

– Bazen günün ayrıntılarını unuttuğunuz olur mu?
– Olayları başkalarından farklı mı anımsarsınız?
– Hiç atom enerjisiyle çalışan bir uzay gemisi kullandınız mı?

İç Ses

Karın geçen hafta sonunu çatı oluklarını temizleyerek geçirdiğinde ısrar edince onun delirmiş olduğunu düşündün. Neden bu kadar saçma bir şey uyduruyor ki? Öyle bir şey yapmadığın çok açık. Son üç haftayı Fransa Bisiklet Turu için Fransa kırsallarında pedal basarak geçirdiğini açıkça hatırlarken bu nasıl mümkün olabilir?
Pekâlâ, fiziksel olarak pek de iyi durumda sayılamayacağını söylediği zaman haklıydı. Fakat zaferini bu kadar muhteşem kılan da bu zaten! Bitiş çizgisine birkaç metre kala Lance Armstrong’u geride bırakmak sonsuza dek tadını çıkaracağın bir an olarak kalacak.
Elbette, çatıdan düştükten sonra hastaneye kaldırıldığına dair rapor karının hanesine artı olarak işlenebilir, fakat sahte rapor düzenlemek o kadar da zor değil. Ayrıca sedyeyle ambulansa taşındığını gören komşulara da, böyle söylemeleri için rüşvet vermiş olabilir. Peki, bir yandan elinde geçen Pazar gününün gazetesi, bir yandan adını açıklarken, dengeni yitirip tepeüstü yere çakıldığını gösteren videoya ne demeli? O etkileyici. Üstelik kameraya hem ehliyetini hem de kimliğini gösteriyor olman da cabası.