Günaydınnn Frekans Kardeşlerimmm

Günaydın frekans kardeşlerim, seslerin, kokuların, tatların ve renklerin içine gizlenseniz de sizleri görüyorum 🙂

**

Dalga’nın enerjiyi taşıyan titreşim, Dalga boyu’nun tekrarlama mesafesi ve frekansın da titreşim sayısı olduğunu anlayabiliyoruz.

**

Doppler Etkisi kısaca dalga özelliği gösteren herhangi bir fiziksel varlığın frekans ve dalga boyu‘nun hareketli (yakınlaşan veya uzaklaşan) bir gözlemci tarafından farklı zaman ve/veya konumlarda farklı algılanması olayıdır.

**Aslında Doppler Etkisi’nde “etkilenen” asıl fiziksel değişken dalga boyu’dur. Elbette dalga boyu ile frekans ters orantılı olduğundan gözlemciye göre dalga kaynağının frekansı da değişiyor gibi görünür. (bakınız)

YALNIZLIĞA VURGU

Yaşam bir ihtiyaç, yaşamak bir hissiyat meselesidir. Uyku ile uyanıklık arasındaki fark yaşamın değil, yaşamanın temelini oluşturur. Hissiyat noksanlığıdır bir insomnia hastasınınki. Fiziken uyanık, ruhen bitik bir vaziyette ihtiyaçlarını giderir durur. Aldığı primden, tuttuğu takıma, yediği yemekten, izlediği diziye kadar üzerinde düşündüğü tek şey aslında hiçbirşeydir.

Hem tarihi, hem evrensel sorunlar değişedursun, bu hayatta tarihten bağımsız tek evrensel sorun ihtiyaçların tanrısallaşmasıdır. Gezegeni ayakta tutan bütün ekonomi, birinin ihtiyacının diğeri tarafından karşılanması ile oluşan sektörel faaliyetler üzerine kuruludur. Birinin talebi diğerinin ekmek kapısı ise, daha fazlasını elde etmek isteyen insan aslında hayatta kalmayı daha fazla garanti altına almaya çalışan insandır. “Ölmek” bile en fazla bir James Bond filmindeki kadar trajiktir. Yenecek bir Popcorn, yumulacak bir sevgili kadar basittir hayatın bu en mühim konusu. İhtiyaçlar dünyasında, üzerine oturulup düşünülmesi gereken bir masal, dibine dalınması gereken bir deniz kalmamıştır artık.

Şu aralar aradıklarım?

Evet şu aralar sorularım ve aradıklarımı buradan internet denizine bir salayım, umarım tez sürede bi sonuç, öneri, tepki alabilirim.

  1. Hatti uygarlığı ile ilgili araştırmacılar, tarihçiler, antropologlar, arkeologlar (veya her ne iseler, yalnızca benim gibi meraklılar da olabilir) aranıyor!

  2. Kuantum uygulamaları ile ilgilenen fizikçiler aranıyor?

  3. Anadoluda bilinen en eski tarihlerinden beri oluşmuş kültür birikimleri ile ilgilenen tarihçiler, bektaşiler, sufistler aranıyor?

  4. “İnsan gizemi” ile gerçekten ilgilenen meraklı psikiyatrlar, psikologlar, fizikçiler, sosyologlar, müzisyenler, kimyacılar ve tarihçiler aranıyor!

Lütfen benimle temasa geçiniz.. Teşekkürlerimle

Küçük Prens, Dünya ve yılan-8

Aslında insanlar Dünyada pek az yer işgal ederler. Dünyadaki tüm insanlar bir araya gelse, otuz kilometre uzunluğunda ve otuz kilometre genişliğindeki bir alana kolayca sığabilirler. Yani Pasifik Okyanusundaki küçücük bir ada, bütün insanları kolaylıkla içine alabilir.
Ama elbette ki büyükler buna inanmazlar. Kendilerinin çok yer kapladığını düşünürler. Kendilerini baobap ağaçları kadar önemli sanırlar. Onlara: “ İsterseniz kendiniz hesaplayın” deseniz, buna memnun olurlar. Hemen bir şema çizmeye koyulurlar. Şemalara bayılırlar. Ama siz vaktinizi bu sıkıcı işlerle boşa harcamayın. Ben sizin bana inandığınızı biliyorum. Evet, biz yine küçük prensimizin hikayesine dönelim. Küçük prens Dünyaya ayak bastığında, hiç kimseyi göremedi. Kumların üzerinde hareket eden uçuk sarı renkli yaratığı görünce yanlış yere geldiğini zannetti.
“İyi akşamlar” dedi kibarca.
“İyi akşamlar” diye yanıtladı yılan.
“Hangi gezegendeyim acaba?”
“Dünyadasın. Burası Afrika kıtası.”
“O halde Dünyada hiç insan yok.”
“Burası çöl,” dedi yılan “çöllerde insan olmaz. Dünya çok büyük bir gezegendir.”
Küçük prens bir taşın üstüne oturdu ve gözlerini gökyüzüne çevirdi.
“Merak ediyorum” dedi, “acaba yıldızlar tek tek yansaydı, o zaman herkes kendi gezegenini tekrar bulur muydu? Bak! Benim gezegenim tam üstümüzde. Ama öyle uzakta ki!”
“Ne kadar güzel bir gezegen” dedi yılan. “Neden buraya geldin?”
“Bir çiçekle bazı sorunlarım oldu” diye yanıtladı küçük prens. “Peki insanlar nerede? İnsan kendisini çölde çok yalnız hissediyor.
“İnsanların içinde de öyle hissedersin” dedi yılan, “arada pek fark yoktur.”
Küçük prens onu uzun uzun seyretti.
“Çok tuhaf bir hayvansın sen” dedi sonunda. “Bir parmak kadar incesin.”
“Ama en bir kralın parmağından daha güçlüyümdür” dedi yolan.
Küçük prens güldü. “Pek de güçlü görünmüyorsun. Pençelerin bile yok. Seyahat de edemezsin.”
“Seni bir geminin götürebileceğinden çok daha uzaklara götürebilirim” dedi yolan. Sonra da küçük prensin ayak bileğine dolandı. Altın bir bilezik gibi görünüyordu orada.