Bitkilerle “Tanış” Olalım mı?

Merhaba arkadaşlar,
Bahar geldi, doğa uyandı içimiz kıpır kıpır. İçimde, dünyadaki tüm canlıları oluşturan ve halen de yaşamalarını varlıklarıyla sağlayan BİTKİ atalarımızla tanış olmak, muhabbetimizi sunmak ve gönüllerini alma isteği var. Bu sebeple araştırma yaptım, Kemal beyle tanıştım, bu konudaki bilgisi ve büyük sevgisini gördüm, üstelik bunu paylaşmaktan mutlu olacağını da anladım. Böylece herhalde doğru adresteyim diye düşünüyor ve aşağıdaki (bizlere özel düzenlenecek-dört haftalık) programı sizlerle paylaşıyorum.
Program 21 Mayıs cumartesinden başlayan dört cumartesi yapılacak. Böyle özel bir tanıştırılma seansına hazır ve istekli olduğunuzu hissediyorsanız lütfen beni arayın ve gurubumuzu oluşturalım.
İsteklerinizi doğrudan mail adresime: [email protected] yapabilir, sorularınız varsa bu maile doğrudan yazabilirsiniz.
Facebook hesabımı bir süre için deepfrize attığımdan, bu etkinliği -orada- sayfalarınızda paylaşabilirsiniz, bu beni sevindirir.
sevgi ve selamlar
Sibel Atasoy

Muhteşem bir gösteri


http://www.ted.com/talks/lang/tur/claron_mcfadden_singing_the_primal_mystery.html”

İnsan sesi: gizemli, spontane, ve ilkel.” sözleriyle Suprano sanatçısı Claron McFadden, John Cage’in büyüleyici Aria’yı seslendirerek bizi soluk almanın ve şarkı söylemenin gizemli dünyasını keşfetmeye davet ediyor.
Toplam 11 dakika… Önce 2-3 dakikalık bir solo…
Sonra 2-3 dakikalık bir konuşma… Ve sonra bir John Cage yorumlaması…
Bu harika showu görmemi sağlayan (beni de unutmayan) dostum Akın’a sevgilerimle…

Var olmanın aşkın tamlığı ya da hiçliği

Konu başı: https://blog.sonsuz.us/?p=4033

“O, saygınlık ve ahlak doğruluğunun güvenli ve sıradan yolu yerine, o, çok tehlikeli olan ama dönüşümün yegâne gerçek kaynağı, yaşamın canlılık ve güç deposuna götüren eninde sonunda karşılığını verecek ana yolda yürür.” Jung, insanoğlunu özgürleştiren, tüm bağlantı zincirlerini kıran kalbin bilgisini, ruhun dilini yüzeye çıkarmayı hedeflemiştir. Farklılaşma yaratılışın gereğidir. Gaye sadece farklılaşmak değil, gerçek doğamız için uğraş vermektir, faal olmaktır, bu zaten farklılaşmayı gerektirir. Birey olabilen insan, büyüyen bir hayat ağacıdır. Geri dönüş yolculuğu da bireyin kendine özgü olmalıdır. “Ölülere yedi vaaz” isimli eski Gnostik metinde şöyle geçer: “İnsanlar(yığınlar) zayıftır ve kendi çeşitliliklerini, farklılıklarını taşıyamazlar.”(sürüden ayrılanlar hariç)

Hangi bağışlama? Devlet malı yer değiştirdi!

Bizi gücendirmiş olan kişileri nasıl bağışlarız?

Bir gün bilge, öğrencisine boş bir çuvalla bir sepet patates verdi. “Son zamanlarda sana olumsuz bir davranışta bulunmuş yada söylemiş olan herkesi düşün, özellikle de bağışlayamadıklarını. Her birinin ismini bir patatesin üstüne yazıp çuvalın içine koy.”

Öğrenci işe birkaç isimle başladıysa da, kısa sürede çuvalı patatesle dolup taştı.

“Çuvalı bir hafta boyunca gittiğin her yere beraberinde götür” dedi bilge. “Sonra bunun üzerinde konuşalım.”

Başlangıçta öğrenci çuval hakkında hiçbir şey düşünmedi. Onu taşımanın özel bir zorluğu yoktu. Fakat bir süre sonra bu iş giderek bir yüke dönüşmeye, onu her yere taşımak zor gelmeye başladı. Çuvalın ağırlığı değişmediği halde, zaman geçtikçe onu taşımak daha fazla çaba gerektirir oldu.

FOK DERİSİ – RUH DERİSİ

Bir zamanlar var olmuş, artık sonsuza kadar yok olan ve çok yakında
geri gelecek olan bir zamanda,günler beyaz gökyüzünün,beyaz karların
altında geçermiş…ve uzaklarda görünen ufak lekelerin hepsi insan,
köpek ya da ayı imiş.

Buralarda isteseniz de bir şey yetişmezmiş. Rüzgarlar o kadar sert
eserlermiş ki, insanlar parkalarını ve mamlek’ lerini (çizmelerini )
artık bile bile yanlamasına giymeye başlamışlar. Buralarda sözcükler
açık havada donar ve söylenenlerin anlaşılabilmesi için konuşanın sarf
ettiği cümlelerin dudaklarından çözülüp ateşte eritilmesi gerekirmiş.
Buralarda insanlar, yaşlı Annuluk’un , yaşlı büyükannenin, bizzat
Yeryüzü olan yaşlı büyücünün beyaz ve gür saçlarında
yaşarlarmış…İşte bu topraklarda bir zamanlar bir adam yaşarmış…O
kadar yalnız bir adammış ki , gözyaşları yıllarca yanaklarında derin
yarıklar oymuş.