Kara büyü, kendi değişmek istemeyip, başkalarını değiştirmek isteyenler sebebiyle çıkmış olmalı.
Yoksa ne gerek olsundu, sen değiştiğinde alem değişiyor.
Kara büyü, kendi değişmek istemeyip, başkalarını değiştirmek isteyenler sebebiyle çıkmış olmalı.
Yoksa ne gerek olsundu, sen değiştiğinde alem değişiyor.
…adam, onunla yolda olmaktan büyük keyif alıyor, yol hiç bitmesin istiyordu. Klasik bir yolculuğun her seferinde başka araçlar, yolcular, tavırlar, garip olaylarla, en önemlisi de ruh hali ve görünümü her zaman farklı olan sevdiği kadınla birlikte yaşanması özel ve inanılmaz olmasını sağlıyordu Olumsuz gibi görünen etkenler bile bu hazzı, mutluluğu ve özgürlük duygusunu körüklüyordu. Adam, kendisini kadının akışına bırakmış bir halde yapıyordu bu yolculukları. Onun istenci üzerinden kendisini buluyordu.
Adama ilginç gelen bir çok şey vardı bu durumda. İçlerinden en ilginci şuydu; bencil olduğundan en ufak şüphe duyulmayacak kadar bencil görünen bu kadının, çevresinde olup biten bunca bencilliğe rağmen negatif tepki vermeden enerjisini yüksek tutabilmesi ve onca yorgunluğa, onca enerji vampirinin müdahalelerine rağmen hala ona verecek müthiş bir enerjisinin bulunmasıydı. Bu tavırları, bencil olmadığının kanıtıydı. Sanki kalan son kan damlalarını emen de kendisiydi. Bazen yüzüne yorgun bir ifade düştüğünü görüp kendisini öyle hissederdi. Ona sarılıp saçlarını okşayarak yorgunluğunu alabileceğini, enerjisini arttırabileceğini sanırdı. Bunun onun istenciyle paralel olup olmadığından emin olmadığı için ürkek bir kediyi sevmeye çalışan masum bir çocuk edasıyla davranırdı hep. Kadın o kadar kategori edilemez birisiydi ki bu durumdan rahatsız olup olmadığını anlaması mümkün değildi. Aynı anda hem liseli bir kızın tedirginliğini, hem de olgun bir kadının kendinden emin cüretini görebiliyordu.
Yazmak…
Bedeli ağır bir mesele…
Ya da bir tercih…
Hissetmeden, yaşamadan yazmak,
Çorbayı çatalla içmeye çalışmak gibi bir şey olsa gerek…
Yaşam şekli…
Hayat biçimi, yazmak…
Harflerin duygularla birleşip,
Cümleler içerisinde dans edebilme yeteneği, yazmak…
Yazmak,
İçinde hapsolmuş hislerin,
Cezasını tüketmiş bir mahkûm misali,
Özgürlüğe kavuşma sevinci…
Ay ışığının,
Karanlık odaya dolup aydınlattığı bir anda,
Yatağın üzerinde duran kalem ile kâğıdın sevişmesi yazmak…
Yazmak,
Tükenmişliğin mutsuzluğunda,
Uzanan bir dost elin seni kaldırmak için uzanması…
Uzağı yakın kılmak, yazmak…
Kendin olma özgürlüğünü yaşamak…
Eğitim manipülasyondur. Hatta ağzımızdan çıkan her söz, yüzümüzdeki her mimik manipülasyondur.
Bu kelime pozitif tanımlandığı halde, insanlar bu kelimeden iğrenirler! Çünkü yönlendirilme fikri kendilerine tahammül edilmez gelir. İlginç olan bunun zaten kendilerine doğuştan yapıldığı, hep yapıldığı (beşikten mezara), üstelik nasıl yapılacağının da öğretildiği, yani kendilerinin de sürekli manipülasyon yaptıklarını “inkar” etmeleridir. İnkar çok güçlü bir motivasyondur ve akla hayale gelmeyecek tepkiler verdirtir.
Herkes doğru bildiğini öğretmeye çalışır; bunun iyi niyetle yapıldığı şekline eğitim, kötü niyetle yapıldığı şekline, yönlendirerek güç sağlama denir ve aslında her ikisi de aynı işlemdir, yani manipülasyon.
İyi niyetle yaptığını sananlar dahi bu günahın içine dahil olurlar. Çok eski zamanlarda, bırakın bilfiil öğretmeyi, tavsiye vermenin bile en büyük günah olabileceğini söylemiştim.
Bu sebeple sorulmadan söylememeye çalışırım.
Konuştuğumda ise sadece kendi deneyimlerimden bahsederim. Üstelik bu deneyimlerden çıkarsadığım “tüm sonuçları” yine fazla zorluk çekmeden çürütebileceğimi eklerim. Ki bu doğrudur hepsini çürütürüm.
Berbat bi durum değil mi?