Solar Pleksus Çakrası: Niyet ve Arzu Yasası -1

YER: Üçüncü çakra sternum kemiği ile göbek arasında bulunur.

YAPRAKLAR: Üçüncü çakrada, dönerken bir girdap gibi görünebilen on yaprak vardır. Numerolojide, 10 sayısı 1 sayısına indirgenir. Bir numara başlangıcı sembolize eder, “Başlangıçta kelime vardı” ve her kelime bir düşünce ile başlar. Bilinçsiz olsa bile, düşünce iletişimden önce gelir. Üçüncü çakra aynı zamanda çoğu zaman bilinçsiz olan dört boyutlu astral dünyayla olan iletişimimizi temsil eder.

NOT VE MANTRA: Bu çakranın notu D’dir ve mantra “ram” veya “aum” dur.

RENK: Bu çakranın rengi sarıdan altına kadardır. Kişinin aurasında astral görme ile görüldüğünde, sarı renk entelektüel düşünceyi temsil eder. Altın rengi, kişinin Ruh nitelikleriyle özdeşleşmeyi temsil eder. Bir aura içinde sarı bir ağırlığı ego kendi rasyonel düşünce bağını gösterir. Öte yandan, kişinin aurasındaki altının baskınlığı, fiziksel dünya gemisinin kontrolünü Ruhuna teslim eden bir egoyu temsil eder.

Fiziksel düzeyde, sarı renk dikkat anlamına gelir. Sarı, “dur” un kırmızısı ile “git” in yeşili arasındadır.” Fiziksel ve astral benliğimizi bütünleştirmek için büyük dikkat gerekiyor. Maneviyata giden yol temkinli sabırla döşenmiştir.

(Dikkatin, Huna bilgisinde önemini çok iyi biliyoruz, enerjimiz dikkatimizin yöneldiği şeye akar, yani gücümüzü bu yolla kullanırız ve konuda maalesef çocukluktan bir bilgilendirme yapılmadığı için, çoğu kez bilinçsizpozisyondayız.)

KURALLAR: Üçüncü çakra bilincimizin zihinsel kısmını yönetir ve hem psişik hem de entelektüel düşünmeyi ve zihnimiz tarafından kazanılan gücü, kontrolü ve /veya özgürlüğü yönetir. Bu çakra “güç çakrasıdır.” Benlik duygumuzu, kaderlerimizin içinde ve üzerinde sahip olduğumuz gücü, başkaları üzerinde sahip olduğumuz gücü ve başkalarının bizim üzerimizde sahip olduğu gücü yönetir.

Bir kişi çok yin ise, kadın enerjisi, o zaman güçsüz hissedebilir. Öte yandan, eğer bir kişi çok yang ise, erkek enerjisi, o zaman saldırgan veya açgözlü olma eğilimi gösterebilir. Karaciğer, safra kesesi, mide, dalak ve pankreas ile ilgili olan üçüncü çakra, zihinsel kapasitemiz ve kendi kendine motive olma yeteneğimizle ilgili olarak gün içinde ne kadar merkezlenmiş hissettiğimizi düzenler.

Egomuzun ve yaşamsal enerjilerimizin projeksiyonları bu çakradan etkilenir, çünkü bir başkasıyla güç mücadelesi içindeyken Benlik duygumuzu ne kadar iyi koruyabileceğimizi belirler. Biz çocuksak ve rakibimiz ebeveynimizse egolar arasındaki savaşı kazanmak zordur. Bu nedenle, bu çakra, çocukken ebeveynlerimizle ve diğer otorite figürleriyle savaştığımız ve kaybettiğimiz birçok güç mücadelesinin sırlarını saklıyor.

(Bu sebeple, ileriki yaşlarda Karaciğer, safra kesesi, mide, dalak ve pankreas gibi organlarda sağlık sorunlarına neden olabilmektedir.)

Üçüncü çakra, dördüncü boyutun Astral Düzlemine açılan kapı olarak bilinir. Bu nedenle astral duygularımızı yönetir. Bununla birlikte, bu duygular ikinci çakramızdan hissedilen fiziksel duygulardan çok farklıdır. İkinci çakramız hayatta kalma, içgüdüsel tipte duyguları yönetir; oysa üçüncü çakranın duyguları düşünce sürecimizle iç içedir.

(Duygular konusunda genel olarak aramızda yaptığımız genel konuşmalarda kalp ile bağlantılı gibi bahsederiz,oysa duygular düşüncemizin uzantısıdır sadece ve kalpten yaşamak ya da konuşmak diye ifade edebileceğimiz sevgi birliği-şefkat düzleminden tamamen farklıdır.)

Bu daha “bilişsel duygular” başkalarına tepki olarak ve arzularımıza ve hedeflerimize tepki olarak hissedilir. Kapımızı dördüncü boyuta açan düşünce ve duyguların birleşimidir. Açıldıktan sonra, bu portal üçüncü boyut algılarını fiziksel, sezgisel bilincimizin yüksek duyularıyla harmanlamaya başlayabilir.

Devam ediyor : tıklayınız

“Yeterince” sihirli bir kavramdır

“Yeterince” sihirli bir kavramdır, tarif etmek ve ölçmek mümkünatı da pek yoktur çünkü olay/kişi/ihtiyaç dairesinde her AN her kişi için özneldir. “Yeterince”  içsel bir sestir; insanın kendiyle devamlı, dolaysız, ve samimi bir iletişim halinde olmasını gerektirir. Bu sebeple iç ve dış konuşmaların asgariye indirilmesi için önerilen yöntemleri keskin bir niyetle ve disiplinle sürdürmek gerekir. Ben kişisel olarak bu yöntemleri yıllar süren Gurdjieff ve Toltek (CC) yolculuğu esnasında disipline ettim fakat dinler dahil her türlü farkındalığı artırmaya yönelik yolculukların kendi tarzlarında bunu sağlamaya çalışan yöntemleri vardır. Önemli olan yollar/yöntemler değil uygulamanın efektifliğidir. * Felsefe olmadan sadece suçlular diğer insanları yargılamaya cesaret eder. 

Aslında insanın bünyesi hatta bütünlüğü kendin için yeterinceyi fevkalade biliyor ve bu aşılacak olursa hemen uyarı sinyali gönderiyor. Örneğin ben günde 12 saat bilfiil çalışan biriyim, sürekli okuyor ve yazıyorum. Zevkle yaptığım için bi bıkkınlık yorgunluk fark edemiyorum ancak bünyem kapasitenin aşıldığı durumlarda hemen sinyal ediyor, eğer onu duymazdan gelirsem bu kez ağrıyla sancıyla uğraşmak durumunda kalıyorum. Oysa sinyalin geldiği ilk an mola versem her şey tıkırında olacak 

Sevdiğimiz şeyleri yaparken ifrata kaçma tehlikesiyle karşı karşıyayız, bütün konular için geçerli Yeterince” kelimesi üzerine kavramsal olarak biraz düşünün, ara ara aklınıza geldikçe düşünün. Asansörde, merdivende, köprülerde düşünün lütfen. Aynı anda aklınıza “sarkaç” da gelsin, onu da hissedin, kişisel tarihinizle birlikte hissedin sarkacı. Sonra yeterince’ye bağlanacak mı bir bakın.

Yeterince kadar önem verdiğim bir diğer kavram ise; öncelik sırası dır. On yıllardır bu mütevazı kelimeler hakkında defalarca konuşup yazdım.  Tekrar etmeyeceğim ancak düşünmemi sağlayacak sorularınız olursa minnettar olurum.

Hayli ara verdikten sonra…

Sanal alemdeki evimi (rüya dilinde kişiliğim) bu kadar ihmal ettiğim için hafif bir suçluluk duyuyorum. Neyse her insanın her zaman olduğu gibi benim de gayet makul(!) mazeretlerim vardı.

Bugün biraz Murakami’den bahsetmek istiyorum. Az önce okuduğum ikinci kitabın ortasında durdum ve yine hayretle karmakarışık duygularla düşüncelerimi toparlamaya çalıştım. Bu kitaba başlamam hayli zor olmuştu! Neden acaba diye sorunca, bana hemen cevap verdi fakat şimdi bunu nasıl tarif edeyim de kelimelere dökeyim? Kısaca diyor ki; alışık olduğun düşünme tarzı, yaşam tarzı(batı orjini) ve özellikle ilişkiler, her şeyle herşeyin ilişkisi üzerine, tepetaklak bir anlatıma hazır hissetmedin kendini!

Evet evet tam da bu işte. Oysa Murakamiyle tanıştığım ilk okuduğum Sahilde Kafka romanına hevesle bodoslama girişmiştim. Ne de olsa beşbin kitap okumuş birinin sıradanlaşan motivasyonu ile hoşluğa ve yeni bir maceraya açılan beşbinküsürüncü güzel bi şeydi. Başka ne olabilirdi ki! İşte kazın ayağı öyle değildi bu kez. Bir kere Japon kültürüne, sosyal hayatına ilişkilerine dair fena halde cahil olduğum anlaşıldı ama bundan da öte yazarın tek kelimeyle acaipliği, entellektüel zekası şaşkınlıktan şaşkınlığa düşürdü beni.

Sonuçta ikinci kitap masamda, okunacaklar sırasında sürekli ikinciye düşürüldü, öne tanıdığım bildiğim beni allak bullak etmeyen polisiyeler, uzay hatıraları vs geçip durdu. Ertelemenin de bir sonu var tabi nihayet dün başladım ikinci kitaba; Yaban Koyununun İzinde yürümeye başladık, Yazar, hafif kroşelerle bekletilmenin hıncını aldı tabi. Dur bakalım daha neler olacak?

-Devam eder herhalde-

 

Gezegenimizin kalbi yavaş ama kararlı atıyor!

Geoscience Frontiers’ta yayımlanan bir araştırmaya göre volkanik aktivite, kitlesel yok oluşlar, levhaların yeniden düzenlenmesi ve deniz seviyesindeki yükselmeler dahil olmak üzere bu kümelenmiş jeolojik olayları temsil eden bu kalp atışı, inanılmaz derecede yavaş olan 27,5 milyon yıllık bir felaket gelgitleri ve akışları döngüsü. Yani başka bir deyişle bu söz konusu kalp atışı her 27,5 milyon yılda bir meydana geliyor. 

2021’de yaptığı açıklamada, “Birçok jeolog, jeolojik olayların zaman içinde rastgele olduğuna inanıyor” ifadelerini kullanan New York Üniversitesi’nden jeolog ve çalışmanın baş yazarı Michael Rampino, “Ancak çalışmamız, ortak bir döngü için istatistiksel kanıtlar sağlıyor, bu da bu jeolojik olayların birbiriyle ilişkili olduğunu ve rastgele olmadığını gösteriyor.” şeklinde kaydediyor. 

Uzmanlara göre yapılan hesaplamalara bakacak olunursa bahsi geçen felaketler zinciriyle dolu ‘kalp atışı’ için önümüzde yaklaşık 20 milyon yıl olduğu düşünülüyor. Oluşturdukları grafiikte bir önceki ‘kalp atışının’ yaklaşık olarak 8 milyon yıl önce olduğunu gözlemleyen araştırmacılar, sonraki için derin bir nefes almamızı sağlayacak kadar uzak bir zamanı işaret ediyor.

Ancak yine de günümüzde iklim değişikliğinden savaşlara, depremlerden volkanik patlamalara ve savaşlara, yaşanan felaketleri düşünecek olursak, devasa bir kalp atışı olmasa da, günümüz insanı da kendi elleriyle kendi ‘kalp atışını’ yaratıyor diyebiliriz. Kaynak:webtekno/İrem Denli

Günaydın ve iyi bir hafta olsun. Belki bu kalp atışını ilk kez duymuş olanlar vardır diye paylaşmak istedim. Ben küçükten beri bilirdim, çok çeşitli kaynaklarda tüm varlıkların yaşamları boyunca eşit kalp  atışı sahibi olduğu söylenirdi. Nasıl yani😮 Değil mi? Önce kulağa bi garip gelir, sonra kalp atış hızlarına göre ömürlerin uzunluğunun farklı olduğunu anlarsınız. Evrenimiz cidden müthiş matematik/geometrik bir yapıya sahip! Bunu anlayınca bir simülasyon içinde yaşadığımız ihtimali cidden kuvvetleniyor, ne dersiniz?

Peki bunu bilmek biz fanilere ne kazandırıyor?

Açıkçası bana CANLI tanımını sorgulatmıştı. O zamanlar şamanik felsefeden haberim yoktu. Böylece   Tüm varlıkların önemini ve birbirleriyle koordineli bi iş(!) yapmakta olduklarının farkına varmıştım. Merakım çok artmıştı. Şimdi hatırlayamadığım ve o zamanlar çok önemli bulduğum çıkarımlarıma da sebep olmuştu! İşte böyle… Sevgi ve selamlarımla

İnsanın kaç bedeni var?

Fiziksel ve eterik bedeni biliyoruz. Özellikle Eterik bedenin bilmediğimiz ve hayati özelliklerini öğrenmek için tıklayınız.

Astral Beden, fiziksel bedenin tam bir kopyasıdır, ancak daha ince astral maddeden oluşur.Uykuda ve beden dışı deneyimlerde Astral Bedende seyahat ediyoruz. Astral Bedenimiz tutkuları, duyguları ve istekleri barındırır ve bunlar fiziksel bedene iletilir.

Astral Beden, uyku sırasında veya ilaçların ve anesteziklerin etkisi veya beraberinde getirdiği kazalar sonucu fiziksel bedenden ayrıldığında  Ağrı ya da diğer duyguları hissetme kapasitesine sahiptir.

Astral Beden, duygu ve arzunun yeridir. Olumsuz duygu ve düşünceler astral Bedende daha koyu renkler üretir. örneğin öfke Astralde kirli kırmızı bir renk yaratır, daha yüksek duygu ve düşünceler pastel renkler olarak görünür. Bu renkler ruh halimize bağlı olarak sürekli renk değiştirir. (bunu gözleriyle görebilenler var. Ben sadece hissedebiliyorum)

Astral Beden fiziksel maddeden değil astral enerjiden oluşur. Astral Beden, bir insanın duygusal doğasını yansıtır. Daha kaba, daha karanlık düşünceler ve duygular astral Bedenin titreşimini azaltır. Olumlu, sevecen duygu ve düşünceler astral Bedenin titreşimini yükseltir.

Ölümden sonra kişinin Astral Bedeninde yaşadığı ve birçok Astral bedeninden birine çekildiği söylenir.

Astral bilinç öncelikle arzunun uyarılmasıyla uyanır. Bu Beden, arzulara, duygulara, hayal gücüne ve psişik yeteneklere sahip olmamızı sağlar. O düşüncelerimize güç verir, etkili eylem ve belirme için gereklidir.

Astral Beden, korkudan nefrete ve sevgiye, huzura, mutluluğa ve coşkuya kadar tüm duyguları deneyimlememize izin verir.

Arzuların aralığı; Özgür irade ve seçimlerimizin neticesinde şu üç düzeyin birinde yoğunlaşabilir, fakat bu boyutta genelde hepimizde bunların değişik oranlarını görmek mümkün.

Devamını oku “İnsanın kaç bedeni var?” →