Enceladus’ta hayat!

Satürn’ün 60 uydusundan en dış halka üyesi Enceladus’da sodyumklorür (tuz) izine rastlandığından bu kartopu uyduda “hayat olasılığı” giderek güçleniyor.
Alman ve Amerikalı astrofizikçilerle nükleer biyoloji bilginleri, Ay’ın yarısı kadar olan 500 kilometrelik çapıyla Enceladus’un su ve tuz içerdiğini bildiriyor.

Enceladus üzerine iki araştırma, Nature (Doğa) dergisinde yayımlandı.

Almanya‘nın güneybatısında Baden-Württemberg eyaleti Heidelberg kentindeki Max Planck Enstitüsü Fen Bilimleri Nükleer Fiziği Araştırma Kurumu’ndan astrofizikçi Frank Postberg, Enceladus’ta buharlaşmanın dev mağara oyuklarından ve tuzlu su ve deniz benzeri oluşumunun mümkün olduğunu söyledi.

Aynı görüşü, ABD‘nin Colorado eyaleti Boulder Üniversitesi Güneybatı Araştırma Kurumu’ndan John Spencer de teyit etti. Cassini uzay aracı, kasım ayında Enceladus’un yakınından 2 kez geçecek.

Büyük Cassini Projesi
Nükleer enerji ve güneş enerjisiyle daha 200 yıl çalışabilecek olan ABD’nin Ulusal Havacılık ve Uzay Dairei’nin (NASA) Cassini-Huygens aracı, tarihte en pahalı uzay tasarımı: 3 milyar 400 milyon dolar. NASA ile Avrupa Uzay Dairesi’nin (ESA) ortak yapımı olan, Satürn gezegenini inceleyen Cassini aracı-Huygens sondası, 1997’de 15 Ekim’de fırlatıldı.

Cassini, çizdiği çok geniş rotasıyla bugün önce yeniden Dünya’ya uğradı ve Yer’in çekim gücünden yararlanarak uzun yolculuğu için büyük mancınık hızını kazanmayı başardı. Çok ince yörünge hesapları içinde matematikçilerin en büyük başarılarından biri olan “Büyük gezegenin çekim gücünden itme hızı kazanma” manevrası Cassini’ye kazandırıldı.

Cassini, 5 yıl süren ilk etap uzun yolculuğunun Dünya’ya en yakın noktasına ulaşıverdi. Cassini, 171 kilometre gibi çok yakın mesafede, Büyük Okyanus‘un güneyinin doğu bölgesi üzerinde yaklaşarak saniyede 5.5 kilometre hız kazandıran ivmesine kavuştu.

1973’ten beri mancınık
Toplam 7 yıllık Satürn yolculuğuna çıkan ve Aralık 2000’de Devamını oku “Enceladus’ta hayat!” →

Son saatte ne yapardınız?

Sadece birkaç dakika,belki saat daha yaşayacağınız zamanınızın kaldığını hayal edin ve herhangi bir şekilde kesin olarak ne zaman ölmeniz gerektiğinizi bir şekilde öğrendiniz.

Dünyadaki yaşamınızın son en değerli saatinde ne yapardınız? Bu son saatte işlerinizi bitirebilseydiniz, bilinciniz bunu nasıl yapacağınızı biliyor mu?Ve son nefesinizi verirken ,yaşamınızda, Doğa ve kendi "Ben"iniz karşısında kendi görevlerinizi yerine getirmek için her şeyi yaptığınızın tatminini yaşayacakmısınız?Önemli olan sadece son saat değil, son izlenimleriniz de
önemlidir. "Son izlenimler" , eğer olacaksa, gelecek tezahür için geçiş oluşturmaktadır. Düşük harmonilerden kurtulmak hiçbir şey kazandırmaz , çünkü sonunda her şey unutulmakta ve seni yine bu dünyaya geri göndermektedirler. Senin,Buda olmak için özgürlük istediğin bile unutulmaktadır. Gerçek Dünyada tüm kozmoslar (uzaylar) ayni anda bulunmaktadır,daima titreşerek ,daima bekleyerek, ayni oğlun –denizci babayı beklediği gibi. Tezahür etmiş Dünyada her şeyin bir başı ve sonu vardır.
Gerçek Dünyada herkes her zaman bulunmaktadır ve güzel bir günde size her şeyi unutmanıza ve onu "sonsuza kadar" terk etmenize izin verilebilir. Özgürlük, özgür kalmaktan milyon kere daha değerlidir. Özgür insan köleyken bile kendi kendinin sahibidir. Örneğin, ben size yakıtı olmayan ve bu yüzden yolda gidemeyen bir otomobil vereyim. Sizin otomobilinize özel bir yakıt gerekmekte ve sadece siz bu yakıtın ne olduğunu ve onu nereden alabileceğinizi belirleyebilirsiniz.Benim fikirlerimi, sadece size ait olan- kendi fikirleriniz yapmak için hangi işlemden geçireceğinizi sadece siz belirleyebilirsiniz.
Sizin otomobiliniz, benim otomobilimin çalıştığı özel yakıtla çalışmayacaktır. Ben size sadece temel hammaddeyi sunmaktayım. Bu yakıttan siz, kendi kullanabileceklerinizi çekip almakla yükümlüsünüz. Direksiyon arkasına cesurca oturun.Organik yaşam çok kırılgandır. Herhangi bir zamanda gezegensel bedeniniz ölebilir. O her zaman ölümden kıl payı ötede yaşamaktadır. Ve eğer siz bir gün daha yaşama fırsatı yakalayabilseydiniz , bu sadece size kazaen verilen bir doğal şanstır. Eğer bir saat bile daha yaşayabilme imkanı yakalayabildiyseniz, kendinizi şanslı sayabilirsiniz. Daha ilk ana rahmine düştüğümüzden itibaren biz, borç alınan zamanın sayesinde yaşamaktayız. Bu Dünyada yaşayarak ölümü her saniye hissetmelisiniz,onun için işlerinizi hep düzende tutmalısınız, yaşamınızın en son saatinde bile…Fakat son saatiniz olduğu olasılığını nasıl anlayabilirsiniz?

En doğrusu doğa ile ve kendiniz ile ilgili işleri yaşamın size verdiği her saatte düzene sokun ki hiçbir zaman ansızın yakalanmayın. Okullarda asıl bunu, doğru solumayı, yemeyi, hareket etmeyi ve ölmeyi … insanlara öğretmeleri gerekmektedir.
Bu, eğitim programının bir parçası olmalıdır. Programın içerisine dahil edilmesi gereken bireysel "Ben" in nasıl tezahür edeceği ve ayrıca bilinç formasyonunun nasıl gerçekleşeceğidir.

Soru : Eğer gerçekleştiremediğiniz bir şeylerin kaldığını hissedersek ne yapmalıyız?

Gurdjieff – Aziz olan için Sohbetler

-devam edecek-

Siteye bakış

Sonsuz us ama sonsuzlukla ilgiyi geçtim neredeyse sınırlı bir us kullanımı bile oldukça az. Okuyamama, okuduğunu anlamama, illa bir yanıt vermem lazım itkisiyle gerçekten canım konular kim vurduya gidiyor. Örnek mi soru şu nagual nedir, yanıtlar başlamış , ilk yanıtta nagual ne dğildir hakkında bigilenmiş olduk ancak naguali anlamak mümkün olmuyor öldürülmüş bir kadın var belki odur. Oysa basit bir yanıt var , ben biraz bakmak zorunda kaldım . Nagual ,soyut, tin , niyet gibi isimlerle de ifade ediliyor. Buradan yola çıkarak çok basit bir biçimde günlük yaşam gerçekliğiyle ilgili olmayan demek çok mu zordur. Sanırım zordur, yalınlık her zaman zordur. İnsanlar bu kadar basitmiymiş ya der sonra. O da hoş değil elbet. Sonra devam ediyor çeşitli yazışmalar ama nagualle ilgili tek kelime geçmiyor ve en sonunda veciz bir söze kadar ulaşıyoruz. Yazamayan eleştirmen olurmuş. Niye yazamayan eleştirmen olsun meçhul. Yazmadan nasıl eleştiri yapılır o daha meçhul. Eleştiri için gerçek bir eleştiri için çok büyük bir birikim gerekir bi kerem. Yazar ya da her neyse eseri ortaya koyan kişi bir biçimde kotarır, kafaya takmıştır bir kere sağından solundan kırpar uydurur. Bütün ömrünü adayıp bütün enerjisini bu yola adayıp ortaya şaheserlerde koyan olur, sabah kalkıp üç gün sonra ortaya bir ucubede .Kısaca değersizde , değerlide girer oraya, onu ayırabilecek olan bir çok konuda değerlendirme yapabilecek olan ve bunları ortaya konanla karşılaştırıp yerini belirleyecek olan eleştirmendir. Bilim ve sanat ve fikir bu temelde şekillenir. Ülkemiz coğrafyasında yetişmediği, çok ender rastlandığında da eleştiri kurşunlarına hedef olduğu bilinmektedir. Bknz. Bedrettin Cömert
Salt şu nagual olayından bile neler çıkıyor. Bir de emeğe saygı konusu var ki, alın size bir durum daha. Emeğe saygı konusuda ilginç ama şimdilik. Ben de üzerinde uzun zamandır çalışıp çok yoğun emek verdiğim bir şiiri sunarak bu haftaki yazımı noktalayım.

Alkış için bir şiir

Ben size gelirken bin atlı akınlarda
Şendin geçerdin kahkahalarla
Boğazda türkü söylerdim özleminde aşkının
Senin çıplak ayakların değerdi sulara

Ben size gelirdim yıkanıp gelirdim
Dayanırdım kapına , kapın dayanmazdı bana
Küserdim ben bahtıma
Küserdim ben
Küserdim.

Bir aslan gibi durmadan kükrer kükrer kükrerdim.
Komşular ağlardı halime laleler sümbüller menekşeler
Ağlardı halime ağlardaki balıklar
Selam da vereceğim hani nerede
Şu mutsuzluğumu dindirecek alkışlar.

Haftaya kısmetse Türk Dini malzeme bol ya…Bekleyin…

Platon’u unut..!

Beni öldürdükten sonra gözlerime bak ve üzgünüm çok geciktim, içimdeki bir akıntının yönünü değiştirmem gerekiyordu de ve tekrar özür dile. tekrar.”

Bütün bunları daha önce de düşündüğümü anımsamıyorum. nabzımın atışına paralel bir hızla değişiyor renkler. az önce yeşilin tüm tonlarında güzeldim işte… hızla kırmızı karışıyor zihnime… inatçısın. İnatçısın işte diyor ayaklarını hızla yere vurarak. Diyalektik diye bir şey var diyorum. Yüzüme bakıyor. Uzun uzun. Geldiği için inanılmaz pişman bunu okuyabilmek için gözlerinden kâhin olmak gereksiz. Pencereden sokağı izliyorum. Kalkıp gidiyor…

Gümüş yaldızlı kâğıtlara önce özenle kelebekler çiziyorum. Telaşsız. Bunu yapmak için vaktim var. Fazlasıyla vaktim var bunu yapmak için. Kalkıp küçük deftere yazıyorum.
“bunu yapmak için fazlasıyla vaktim var.”sonra ana hatlarıyla çizdiğim kelebeği yine büyük bir dikkatle kesiyorum. Makasın -ki çok eski bir makas olduğunu söylemeliyim.
İnce ve uysal olmayan sesini de dinliyorum. İpek böceği denilerek sıcak sulara atılan böcekler uyuyor zihnimde. Kelebekleri kestikten sonra bir tanrı edasıyla elimde tuttuğum kelebeği milyonlarca kelebekten ayıracak olan desenlerini çizmeye başlıyorum. Bu bir nevi onun kimlik kazanışı. Ya da süslenişi. Hangisi? Bir siluetken de fazlasıyla bir kelebeğe benziyordu zaten. sonra karanlıkta bir ışık kaynağının yakınlarındaysa gölgesi benim saatlerce uğraşıp süslediğim kelebeğe hiç de benzemiyor.bir siluet olarak kalışı.hep öyle kalışı bir tesadüf mü peki.bu arada platon’a,mimesise falan atıfta bulunmuyorum.zaten hiç alakası yok.o halde gerçek dediğimiz şey detaydan arınmış bir bütün,amorf kitle midir ve aslında her şey ustalıkla gelişmiş bir ışık gölge oyunu mudur.evrende bir türe dahil olup tekil olabilme özgürlüğü diye bir şey gerçekten yok mudur? -ki olmadığını düşündüğümü söylemeliyim.bknz:töz.bırakıyorum kalemleri, kelebek masanın üstünde eksik, kusurlu, herhangi birinin bir yanlışı gibi kalıyor.bakıyorum.bakıyorum.ben sanırım yanlış anlıyorum.”cümleler; kelimeleri, sınırlandırılmış tekil gerçekliğe yaklaştırma çabasıdır”diye yazıyorum.

Bulut.
Hangi bulut.
Büyük,lacivert,şu anda baktığım ve yağmur yağdıracak olan bulut.

Kelebek.
Nasıl kelebek.
Boyamaktan vazgeçtiğim ama eğer tamamlamış olsaydım eşsiz bir güzellikte mor olacak olan, iri gözlü ve kusurlu gibi duran kelebek.

“sınırlandırılmış tekil gerçeklik” de ne demek? Peki. Bir an için durup buna inandığımı düşünecek olursam kelimelerin de bütün, bütün oluşuyla kavranan ama bu haliyle ifadesi mümkün olmayan ( ya da tutarlı ifadesi demeliyim) bir bilgi,gerçeklik içerdiğini kabul etmem gerekecek.o halde ortada ya büyük,merkez teşkil edebilecek kadar öz bir gerçeklik var ve biz onu bütün olarak algılıyor oluşumuza karşın sadece parçalayarak ifade etmeye çalışırken bu çaba süresince bütünüyle merkezden uzaklaşıyoruz ya da her birimizin algıladığı ve anlatmaya,aktarmaya çalıştığını iddia ettiği gerçek bir safsatadan ibaret. Hangisi? Bunu yapma.bunu yapma.kelimelerle daha iyi vakit de geçirilebilir.
…Ah kül rengi bir son
Sondan bir önce dilediğim
Sonsuza akabilmek için… diye yazıyorum. Gülümsüyorum. aklımı yitirmiş ya da kısacık bir an sonra yitirecek olmalıyım.ateşim var ve sürekli gürültülerle sildiğim burnum kıpkırmızı yatağa kıvrılıyorum. ayaklarımı karnıma çekerek.”evrende gerçeklik denilen şey insanların safsatasıdır” diyerek uyumak istiyorum. bunu geçmişte yapabilmiş ya da şu an yapabilecek olsaydım hayatımın değişmiş ya da değişecek olacağını düşünerek eğleniyorum ve c vitamini alma konusunda daha istikrarlı olma yönünde kendime söylediklerimi dinlemiş olsaydım şimdi bu derinden gelen üşüme eşliğinde mutfağa gidip çay hazırlamak zorunda olmayacaktım.

Adam uzun füme renkli bir yağmurluk giymiş ve oldukça sinirli bağırıyor kadına
-BANA GERÇEĞİ SÖYLE, BANA GERÇEĞİ SÖYLE.
Kadın sakin. donuk. kesinlikle bu hiddetin öznesi değilmiş gibi
—NASIL?

Suyun kaynama sıcaklığına erişmeden hemen önceki o an ne kadar da uzun gibi. izafiyet. varlık ve gerçeklik algısı izafidir diyerek adaçayı içiyorum. düşüncelerimde tutarlılık arayamayacak kadar hastayım.

Mozart Etkisi

 … 
5 kucuk serada, kadife cicegi ve petunya yetistiriliyor.  Seralarin hepsi ayni buyuklukteler. Ayni isigi ve suyu aliyorlar. Topraklari da ayni. Birinci seradaki bitki grubuna Bach, ikincisine Hint klasik muzigi, ucuncusune yuksek sesli Rock,  dorduncusune de Country-Western dinletiliyor. Besinci seradaki bitki grubuna hic muzik dinletilmiyor.    
  Sonuc… 
  Bach ve Hint muziginin bitkilerin buyumesini buyuk olcude artirdigi goruluyor. Cicekleri daha bollasiyor. Rock calinan serada ise bitkiler buyumeye direniyor gibiler. Country-Western calinan seradaki bitkilerle hic muzik  calinmayan besinci seradaki bitkiler, neredeyse benzer bir gelisim gosteriyorlar.  
Muzik -goruluyor ki- dogayi bile etkiliyor.
Bu deneyi yapan Dorothy Retallack, once cicekleri uzun sure incelemis. Gozeneklerinin en fazla sabahin ilk saatlerinde, doga, kus sesleriyle canlanirken acildigini, o saatlerde ciceklerin canlandigini, boylarinin buyudugunu saptamis. Aldigi esinle seralara muzik yayinina yonelmis. Muzik, insanlari da mutlu, huzurlu, yaratici, umutlu, heyecanli, guclu, inancli ve cesur kilabilir. Zihni acar, yaraticiligi gelistirir ve “bitkileri oldugu gibi bedeni de iyilestirir.”
Buna, “Mozart etkisi” deniyor. 

  Baska deneyimler de gosteriyor ki, “en sifali” muzigi Mozart yapmis. Basuclarinda her gun 2 saat Mozart dinletilen bebeklerin daha zeki olduklari, ineklere daha iyi sut vermesi icin Mozart dinletildigi… Japonya’da bir bira fabrikasinin bira mayasi olusurken Mozart caldirdigini ve o biranin daha pahali satildigini… 
  Mozart, bir dâhi…Coguna gore klasik muzigin en iyilerinin en iyisi…
  Daha 3 yasinda piyano calmaya baslayan, 7 yasinda ilk bestelerini aristokrasiye dinleten olaganustu ve olagandisi bir muzik adami… Sol eli muhtesem.Yasami, heyecan, nukte ve muziplikle kucaklamis.  -alıntı-

beyaz20kartal1Burada dikkat çekici olan Mozart ile Rock müziğinin tezat etkileri. Alıntının içeriğinden ve tespitin gerçekliğinden emin değilim; fakat sonuçlar gerçekten böyleyse, Mozart’ın, hayatı yani düzeni (Tonali) desteklediğini, rock müziğinin ise bunun karşıtı olarak yıkıcı bir etkisinin olduğunu ve belki kaotik yapıda olduğunu düşünebiliriz. Her zaman bildiğimiz düzen-anarşi dualitesi. Bunların ikisi de kesinkes gerekli, birbirlerinin ayrılmaz parçası, artık bunu iyi biliyoruz sanırım 🙂

İşin ilginci, kişisel anlamda bu iki müziği de severim ancak uzun süre dinleyemem; çünkü başımı ağrıtır! Aynı şekilde Bach da bikaç saati geçtikten sonra içimi bayıltır (İlk ikisinden farklıdır bunun etkisi). Nerdeyse hiç bi şekilde zamana bağlı olmaksızın bedenimin menfi etki vermediği müzik Vivaldi olmuştur (Başka bazıları da var tabi) Keşke bu deneyi bir de Vivaldi ile yapsalar diye düşündüm. Bu konularla ilgili okuyucularımız olursa kendilerinden bu deneyi yapmaları hususunda yardım rica edeceğim. 

Sesler ve kokular konusu hala çok derin bilinmezlerle dolu.