Kır saçlılar MÜJDE!

Saçlarım beyazlıyor diye üzülüp durmayın çünkü o sizi büyük bir dertten koruyor…
Harvard Medical School uzmanları tarafından yapılan araştırmaya göre, saçların beyazlamasına sebep olan melanosit adlı hücrelerin çoğalması, vücutta kansere ve tümör oluşumuna sebep olan tehlikeli DNA mutasyonlarının ortaya çıkmasını engelliyor.

Ben kanserden yırttım, darısı sizlerin başına;))

Bu çeviridir.

Sessiz ve öbürü beklerken bütün yol başlarında geceyi, günü tütünlere sarmış insanlar görürdüm, sarılığa sarılı kızlara sevgili diye bakarken hürriyet isimli bir vapura kaptan olan münibüs şöförlerinin pervasızlığında uçarı kızlardı bunlar, gemistop yerleşmemişti henüz ve ruhçuluk gümrüğe tabiydi…Yani gördüğü gibi düşünürdü , taş taştı ama taşırsan , ağaç ağaçtı ancak gölge istersen ya da meyve. Mayatakvimlerinden önce masa takvimleri vardı , evlerde saat yerine kullanılan horozlar vardı ve de ezan ve çanlar birbirine karışırdı , imamlara şu ayini idare et sevgilim oldu benle buluşacak diyen papazlar tanıdım, kiliselerin ve camilerin arka bahçesinde kazılar yaparken görülebilirdi ancak insanlar , yeryüzü kendi ismini çağırmadan önce cinler,periler bir de vampirler(*).

VARDIYDIDA , VARACAKMIŞ GİBİ TAM BAŞLANGICINDA HER ÇAĞIN KIYAMETSEVERLER VE YAŞLANDIKÇA ARTAN KEHANET İSTEĞİ.

Sessiz ve öbürü beklerken bütün yolları tutan bir sfenski, ben Mısır’dan çıkarken ve suyu yaran bir kudurmuşluktan ibaretken insanoğlu bir sabun köpüğü içinde ve hijyen ve sağlık taramasından geçerken firavunların aşılarını tam yaptırmadıkları ortaya çıkınca Sekar’a atılmaları nedeniyle bir başvuru kaynağı niteliğinde ki Tanrı gündüz bulut gece fener , hahamların hamlıklarını örten hamallar ve sandığa doğru her adım zincirlenmiş ölüler vardı , çöllerin nasıl olupta olduğu en temel sorusuydu doğanın ve kimse suyun ışık fazlası olduğunu anlayamazdı.

ANLAMADIDA,ANLAYACAKMIŞ GİBİ DERİSİNE TAPAN VE TAPILAN MABET OROSPULARININ, IŞIKLI TENLERİNDE TERLERİ DAMLA DAMLA AKARKEN ,
YORGUNUM GÖKLERE BAKMAKTAN NİYE GECİKTİN, OYSA KEHANET KİTABINDA BİR POSTERİM VAR.

dip not: cinler ,periler gitti bir kısım ve çok kısım vampirler ,insan kılığına girdi.

Sansüre protesto

Çin, 1 temmuzdan itibaren ülkede bilgisayarların internet sansürü yazılımıyla satılacak olmasını, internete girmeyerek kınayacak.

Çinli internet kullanıcıları, 1 temmuzdan itibaren satın alınacak bilgisayarlarla gelecek olan “yerleşik sansür” yazılımı Green Dam’i protesto etmeye hazırlanıyor.

Pekin‘in sembolü haline gelen “kuş yuvası” olimpiyat stadını tasarlayan sanatçılardan Ai Weiwei, (yakın zamanda ülkede yasaklanan) Twitter‘dan gönderdiği bir girişte, Çinli kullanıcılardan interneti boykot etmelerini istedi. “İş de yapmayın, sohbet de etmeyin, oyun da oynamayın, e-posta da atmayın,” diyen Weiwei’nin önerisi, Çin internet ahalisi arasında yavaştan yayılıyor.

Uygulamaya bir tepki de Cajing dergisinden geldi. Dergi editörü “Uygulamanın, toplum ahlakına hizmet olduğu söyleniyor. Hizmet, almaya gönüllü insanlara verilir. Toplumun onayını almazsa, kabul edilmeyeceği kesindir,” anafikirli yazısıyla uygulamayı eleştirdi. (Milliyet)

Neo’suz Matrix’ten çıkış

Tarayıcınız bu resmin gösterilmesini desteklemiyor olabilir.Matrix’i kuranlar Neo’yu, ajan Smith’i türettikleri kazandan döktüler. Neo oyunun içinde herkesin içindeki mücadeleci potansiyeli aşan yapısıyla ajan Smith’ten daha işlevsel değildir. Tek farkı daha eğlenceli ve kahraman olarak sunulmasıdır. Keanu’nun canlandırdığı karakter bir misyonun lideri gibi görünen, ama aslında tek kaleli maçın amigosu olmaktan öteye geçmeyen bir kimliktir.   Devamını oku “Neo’suz Matrix’ten çıkış” →

Nesnelerin Hakimiyetindeki İnsan

Sahip olduğumuz nesnelerin, zamanla bize sahip olmaya başladıklarını hiç fark ettiniz mi? İlk önce yaşamımıza sessizce girerler, sonrasında yavaş yavaş bize hakim olmaya ve yaşamımıza yön vermeye başlarlar. Bizim için büyük anlamlar taşıyan bu nesneler, kimi zaman bir sevgilinin armağanıdır, kimi zaman da baba yadigarı eski bir saat. Ne olursa olsun, her şeyden çok değer veririz onlara, bazen kendimizden bile çok..!

Alacağımız yeni ayakkabı, sevdiğimiz kahverengi pantalona uygun olmalıdır, gideceğimiz yerde arabamıza uygun bir park yeri bulunmalıdır, çocuğumuzun yeni okulu evimize yakın olmalıdır. Tatile çıktığımızda çiçeklerimize su dökecek birisi ayarlanmalıdır. Her biri masum görünen bu isteklerin görünmeyen kahramanı nesnelerdir.

Sahip olduğumuz nesnelere derin anlamlar yükleriz. Zamanla bağlanır, yaşamımızda söz sahibi yaparız onları. Hayatımızın kontrolünü sessizce ele geçirmelerine ve kararlarımızı etkilemelerine izin veririz. Sonunda onların hakimiyetindeki bir yaşama adım attığımızı göremez hale geliriz.

Nesneler, yaşamımızı anlamlı kılmanın araçlarından birisi olmuştur günümüzde. Bir şeylere sahip oldukça yaşadığımızı hisseder hale gelmişizdir. Masum görüntüsünün altında, statünün ve belli bir yaşam biçiminin de göstergesi haline gelmiştir nesneler. E. Fromm, sahip olma güdüsünün olumsuz etkilerini ve sahip olunan nesneyle özdeşleşmenin “ben o şeye sahip olduğum için benim” anlayışına dönüşen biçimiyle tehlikeli olduğunu belirtmiştir.

Bir şeylere sahip oldukça özgürlüğümüzün arttığını düşünürüz hep. Bir telefon, iletişim özgürlüğüdür bizim için, bir araba ise seyahat özgürlüğü. Peki, telefonu evde unuttuğumuzda kaçımız geri dönmez? Ya arabamızı, bıraktığımız yerde bulamazsak? Ayrıca, ne kadar çok şeye sahipsek o denli güvende hissederiz kendimizi. Ev üstüne ev alırız. Doğduğumuz günden bu yana bunun doğru olduğu öğretilmiştir bizlere. Ancak sahip olduğumuz şeyler arttıkça, sırtımızda bir yük varmış gibi hantallaşır, hareket alanımız sınırlanır ve düşüncelerimizi onlarla meşgul etmekten kendimizi alamayız.

“Büyük bir servet büyük bir köleliktir” demiştir Seneca. Ne kadar çok şeye sahipsek, onları kaybetmekten o kadar korkar hale geliriz. O kadar korkarız ki, onları korumak için evimizi demirlerle örer, sigortalar yaptırırız. Sahip olduğumuz serveti tehlikelerden korumak için yine bir servet harcarız.

e-motivasyon