Telepatik Parçacıklar

Bir lazerden çıkan bir foton Bir KnbO3 kristalinden geçerken daha az enerjili iki fotona ayrılır. Her foton bir optik lif içine girer ve yolu üstünde yarı yansıtıcı bir aynaya rastlar. Ayna tamamen rastlantıya bağlı olarak, fotonu bazen yansıtır, bazen geçirir. Aynayı geçen foton bir detektöre çarpar. Deney şunu göstermiştir: Aralarında 10 km’den fazla bir uzaklık bulunan bu iki foton, her an birbirlerinin tıpatıp aynı davranışları gösterirler; şöyle ki fotonlardan biri aynadan geçmişse, öteki de yansır.

Söz konusu deney, birbirlerinden uzak olan iki fotonun, bir “iletişim halinde” olduklarını göstermek amacıyla yapılmıştı. Deneyde aynı kaynaktan, lazerle uyarılmış bir KNbO3 kristalinden çıkıp iki farklı yöne giden iki foton gözlemlendi. Fotonların her biri optik lif içine alınarak yarıyansıtıcı bir aynaya ulaştırıldı. Bu ayna, adından da anlaşılacağı üzere bir fotonu bazen geçirir (bu durumda bir detektör, foton geçtiğini haber verir), bazen de yansıtır(bu durumda foton, hareket yönünü değiştirir).

Yarıyansıtıcı bir aynaya gelen bir fotonun aynadan geçmesi ya da yansıması tümüyle rastlantıya bağlıdır. Çok sayıda deney yapılarak bunların istatistikleri dikkate alınırsa şu görülür : Aynadan geçen ve yansıyan fotonların sayısı eşittir; bir başka deyişle ayna kaç foton geçirmişse o kadar fotonu da yansıtmıştır. Sağduyu bize şunu söyler: Davranışları tümüyle rastlantıya bağlı olması gereken iki fotondan her birinin, diğeri gibi davranması için hiçbir “mantıksal” neden yoktur. İşte bu deneyi inanılmaz yapan şey de budur. İsviçreli fizikçiler kesin olarak şu gözlemi yapmışlardır: Aralarında 10 km uzaklık olan iki foton, ayna karşısında her seferinde birbirleriyle aynı davranışı göstermişlerdir; fotonlardan biri yarıyansıtıcı bir aynadan geçmişse, ondan 10 km uzaktaki öteki foton da aynı anda yarıyansıtıcı bir aynadan geçmiştir. Biri yansıdıysa, aynı anda öteki de yansımıştır. Sanki her biri, diğerinin o anda ne yaptığını bilmektedir. Sanki fotonlar arasında telepati vardı…

Daha da garip olan şey şudur: Özel Görelelik kuramına göre, hiçbir sinyal ışıktan daha hızlı ( > 300 000 km/saniye) gidemez; oysa aralarında 10 km olan iki foton aynı anda ( arada zaman geçmeden ) aynı davranışı göstermektedir!

Ne kadar açıklanamaz olursa olsun, benzer bir olay bilim adamlarınca daha önce de görülmüştür. 1981’de Fransız fizikçi Alain Aspect, Orsay Optik Enstitüsü’nde daha küçük ölçekte yaptığı laboratuar deneylerinde, dünyada ilk defa iki parçacığın her an özdeş davranışlar gösterebileceğini bulmuştur. Ancak İsviçre’deki deney farklıdır; burada iki foton arasındaki uzaklık 10 km’dir. İki foton üç kentin üstünden nasıl elele verebilmektedir? Bu kadar uzak bir mesafeyi aşarak iki fotonun tıpatıp aynı davranışları yapmasını ne sağlamaktadır? İki fotonun özel göreliliğe isyan edercesine, aynı anda aynı davranışı yapması nasıl açıklanabilir?

Bu gibi sorular yeni değildir. Fizikçiler teknolojik yetersizlik nedeniyle kuantum deneyleri yapamadıkları zamanlarda bile bu konu üzerinde düşünüyorlardı; kuantum fiziğinin doğuşunu izleyen yıllarda ( 1900-1920’ler arası) en azından kuramsal olarak, atomdan küçük madde parçacıklarının inanılmaz davranışlarına tanık oldular. Evren’deki bütün cisimlerin dalga-parçacık ikilisinden oluştuğunu anladılar.

Bu ikilik (düalite) kuralından büyüleyici özellikler ortaya çıktı. Bunlardan biri de şuydu: İki dalga-parçacık “birleşebilir”: Her birinin değişkenleri (enerji, hız, konum vb), aynı anda denklemin içinde tekleşir. İki dalga-parçacık tek dalga-parçacık halini alır. Bu durumda bu iki dalga parçacığın “kuantum uyumu” halinde oldukları söylenir.

Özel görelilik kuramı (ki doğruluğu defalarca denenmiştir) nedensellik ilkesini ( nedenin sonuçtan önce gelmesi) garantilemiştir. Eğer bilginin ışıktan hızlı gidebildiğini kabul edersek, bazı kesin yasalar nedensellik ilkesini altüst eder ve örneğin elektrik düğmesini çevirmeden ışığın yanması gibi saçmalıklar ortaya çıkar. Bu defa yeni yasalar bulmak gerekir. Bu deneyde görüldüğü üzere aynı anda birbirinden uzak iki noktada aynı davranış, modern fizik yasalarını tehlikeye sokar mı? Buna yanıt verebilmek için basit bir bilgi iletim deneyi hayal edelim.

Varsayalım ki bir astronot , dünya’dan 1 ışık yıl uzakta bir göktaşı üzerinde bulunuyor. Dünya’ya geri dönüşü başlatmak için Dünya’daki üsten haber bekliyor. Dünya “dön” emrini radyo dalgalarıyla yollarsa bunlar ışık hızıyla yayılacak ve astronot bu haberi 1 yıl sonra alacaktır. Peki, Dünyalılar astronota bu haberi anında ulaştırabilmek için, yukarıdaki deneyde gördüğümüz, fotonlar arası bağıntıyı kullanamazlar mı?

Varsayalım ki astronot, bağıntılı bir foton çiftinden tek bir foton alarak, beraberinde göktaşına götürdü. İkiz fotonlardan diğeri, dünyadaki bilim adamlarının elinde kaldı. Hem göktaşında, hem de dünyada birer lif (fiberoptik) çemberi var ve bu çemberde fotonların dışarı çıkabilmesi için yarı yansıtıcı bir ayna bulunuyor.

Bilim adamları astronotu geri çağırmak istemedikçe, fotonu çemberde döndürüp dururlar. Astronotu geri çağırmak istediklerinde fotonun yarı yansıtıcı aynadan geçerek çemberi terk etmesini sağlarlar. İki foton bağıntılı olduğundan, astronotun fotonu da göktaşındaki optik lif aynadan geçerek çemberi terk eder ve örneğin ışığa duyarlı bir ekrana çarpar. Böylece astronot Dünya’dan gönderilen haberi anında alır.

Ne yazık ki bu durumda zayıf bir nokta vardır. Bilim adamları fotona emir veremez, fotonu şöyle veya böyle davranmaya zorlayamaz. Fotonun çember içinde dönmeyi sürdürmesi veya aynadan geçip dışarı çıkması tamamen rastlantıya bağlıdır. Evet, bu ikiz fotonlar, aralarındaki uzaklık ne olursa olsun, her an birbirleriyle özdeş davranışlar gösterirler; ancak hangi davranışı göstereceklerini önceden bilmek olanaksızdır; bu, tamamen rastlantıya bağlıdır. Eğer Dünya’daki bilim adamları fotonu içerde kalmaya ya da dışarı çıkmaya zorlarlarsa, fotonu etkilemiş olurlar. Bu yüzden de iki foton arasındaki kuantum uyumunu bozarlar; başka bir deyişle böyle bir şey yaparlarsa, artık iki foton her an aynı davranışı göstermez olur.

Özetle kuantum fiziğinin büyük kurallarından biri –ki bir cisim üzerinde herhangi bir ölçme veya deney yapılması ile bozulur- özel görelilik tapınağının bekçiliğini yapmaktadır. Fizikçiler derin bir soluk almıştır; özel görelilik hala kuantum fiziğine yardıma koşmaktadır.

Bu kuramsal düşünceler dışında İsviçre deneyinin yararı :Uzun süre, kuantum fiziği deneylerinin ancak laboratuarda yapılabileceğine inanıldı. Aralarında 10 km olan iki fotonun her an tıpatıp aynı davranışları göstermesi, bu gerçeğe dayanan yeni bir teknoloji geliştirilmesi umutlarını doğurmuştur.

İçimizdeki Maymun

Yakın zamana kadar şempanze sanılmış bonobolar savaşmaz, sevişir. Primat dünyasının barışçıl ve anaerkil hippileridir onlar. “İçimizdeki Maymun”da bonoboları inceleyen Frans de Waal, insan doğasının bildiğimiz barbar şempanze ile pek bilmediğimiz erotik bonobonun sorunlu evliliğinden doğduğunu ileri sürüyor. Yani durumumuz, bir nevi Dr. Jekyll – Mr. Hyde durumu.

RANA YALVAÇ 

 

Primatologların rock star’ı Desmond Morris, 1960’larda insanı “çıplak maymun” olarak tanımlayarak büyük yaygara koparmıştı. Yüz binlerce saatini, bir sandalye üzerinde şempanzeler ile bonoboları izleyerek geçiren Frans de Waal ise 1982 tarihli ilk kitabı “Şempanze Siyaseti”nde, şempanze topluluklarında yaşanan iktidar savaşlarının gözleminden elde ettiği sonuçların, insanlar arasındaki çatışmaların çözümüne nasıl uyarlanabileceğine dair fikirleriyle devrim yarattı.
Bu çıkış öyle büyük ilgi gördü ki, dönemin Beyaz Saray sözcüsü Newt Gingrich, Arnhern hayvanat bahçesindeki küçük bir şempanze topluluğunun öyküsünü anlatan bu kitabı; 1994’te tüm yeni kongre üyelerinin okuma listesine dahil etti. Ancak bilim dünyasında de Waal’in o kadar da kolay kabul edilmediği; hatta bonobolar üzerine çalışmalarıyla bilimsel kariyerini bir parça tehlikeye attığı bile söylenebilir.
Vahşi hayat fotoğrafçısı Frans Lanting ile birlikte imza attığı ve bonobo maymunları üzerine ilk yayın olan “Bonobo: Unutulan Maymun” adlı kitabıyla birçok teorisyeni karşısına alan de Waal, Kongo Demokratik Cumhuriyeti’ndeki sık ve nemli bataklık ormanlarından pek dışarı çıkmadıkları için 1929’a değin keşfedilmeyen ve uzun süre şempanzelerle karıştırılan bu yeni maymun türünden öğreneceğimiz çok şey olduğunu iddia ediyor ve ekliyor: “Bonobolar savaşmaz, sevişir. Primat dünyasının hippileridir onlar. 1960’larda bir ailenin, eve geri dönmek istemeyen uzun saçlı, ot tüttüren kara koyunla başı ne kadar beladaysa, bilimin de başı bonobolarla o kadar beladaydı. Işıkları kapadılar, masanın altına saklandılar ve davetsiz misafirin gitmesini umdular.”
II. Dünya Savaşı’nın getirdiği büyük yıkım sonrasında, biyologlar şempanzeler gibi insanın da doğasının saldırgan ve bencil olduğuna dair sağlam bir inanca sahipti. 1980’lerde bonobolar hakkında, araziden ilk davranışbilimsel veriler gelmeye başladığında ise bu yeni maymun türünün hiçbir klişeye uymadığı görüldü.ERKEKLİKTEKİ ÖLÜM
Yüksek libidolarıyla dikkat çeken ve neredeyse Kama Sutra’nın tüm pozisyonlarında (bizim hayal dahi edemeyeceğimiz, iki partnerin bir dalda baş aşağı asılı durduğu pozisyonlarda bile) sevişen; dahası seksi arkadaş edinmek, çatışmaları çözmek, hatta merhaba demek için bile, bizim el sıkıştığımız sıklıkta seks yapan canlılar olan bonobolar, üstüne üstlük bir de anaerkildi. Tüm yiyecek bölüşümünü dişiler üstlenmişti ve erkekler, zaman zaman yemek için dilenmek zorundaydı. Bu durum, kimilerine o kadar kabul edilmez gelmiş olmalı ki, akademik bir toplantıda bir bilim adamı dayanamayarak söz alıp “Bu erkeklerin de nesi var böyle?” diye sormaktan kendini alamamış; de Waal ise “Hiç, sadece keyifleri yerinde,” demekle yetinmişti. Gerçekten de, dişilerin kurduğu güçlü ittifak ve seksin karşı cinsler arasında olduğu kadar, hemcinsler arasında da yaygın kullanımı sayesinde bonobolar, erkek şiddetinden uzakta barış içinde yaşıyorlar. Bonobolarda dişi ve erkek dağılımı birbirine eşitken, şempanze topluluklarında dişi sayısının erkeklerin tam iki katı olması da dikkate değer. Bu da, şempanzelerde erkekler arasındaki ölümcül mücadeleler ve iktidar stresinin, erken ölümlere neden olduğunun bir kanıtı sayılıyor.
Frans de Waal, Türkçede yayımlanan “İçimizdeki Maymun: Biz Neden Biziz?” adlı kitabında; şempanzeler ile bonoboların davranışlarını, insan doğasını anlamak için birer metafor olarak kullanıyor. Yoksa içimizde hem bir şempanze, hem de bir bonobo mu var?DOSTA DÜŞMAN
İnsanları yeryüzündeki en “iki kutuplu” yaratıklar olarak tanımlayan de Waal’e göre bizler; şiddet konusunda şempanzelerden daha tehlikeli ve sistematik, empati ve sevgi konusunda da bonobolardan daha hassas ve zarif olabilen yaratıklarız. “Güce susamış, barbar şempanze; barış aşığı, erotik bonoboyla karşı karşıya! Bir nevi Dr. Jekyll ile Bay Hide durumu. Bizim doğamız, bu ikisinin sorunlu evliliğidir,” diye durumu özetleyen de Waal’e göre, bu ikili doğamızın bilincinde olmak çok önemli. Rekabetçi ve saldırgan tarafımız kadar; ahlaki ve sevecen tarafımız da, doğal seçilimin bir ürünü. Ve bizler, saldırganlığımızı kontrol etmek, hatta düşmanlarımızla bile empati kurarak çatışma çözümleri üretmek konusunda gereken evrimsel donanıma sahibiz.
De Waal çekirdek ailenin ortaya çıkışına ilişkin de aydınlatıcı bir teori ortaya atıyor. Çok eşli şempanzeler ile bonoboların aksine, insanların genel olarak tek eşli olmasını; ormandan çıkarak önce savan düzlüklerine, oradan da tüm dünyaya yayılmak üzere geliştirdiğimiz bir strateji olarak açıklıyor. Çekirdek aile yapısı sayesinde hem hayatta kaldığımızı, hem de diğer maymunlara göre daha çok ürediğimizi iddia eden de Waal, bu sayede, ortak fayda için birlikte çalışmanın insanlarda en üst düzeye eriştiğini düşünüyor. Hatta büyük ölçekli ortak teşebbüslerde bulunabilme becerimizin sonunda insanı; kıtaları kat eden demiryolları döşeyen, ordular, hükümetler ve küresel şirketler kuran bir tür olma noktasına taşıdığını öne sürüyor. Tabii, dünyaya hâkim tür olarak sorumluluğumuzu hatırlatmadan da edemiyor ve sözlerini şöyle noktalıyor: “Bu hayvan bütün diğerlerine baskın çıkmışsa, aynaya dürüstçe bakması ve hem karşısında duran can düşmanını, hem de daha iyi bir dünya inşa etmek için yardıma hazır baş müttefikini tanıması çok önemlidir.”

Psikolog, primatalog, etolog

1948 doğumlu Hollandalı psikolog, primatalog, etolog. 1975’te Arnhem Hayvanat Bahçesi’nde dünyanın en büyük şempanze kolonisi üzerine altı yıllık bir proje başlattı; bu proje pek çok bilimsel makale ve “Şempanze Siyaseti” adlı bir kitapla sonuçlandı. 1981’de Wisconsin Ulusal Primat Araştırma Merkezi’nin davetini kabul ederek ABD’ye taşındı; burada maymunların uzlaşmacı davranışları üzerine deneysel ve gözlemsel araştırmalar yürüttü. 1989 tarihli “Primatlarda Arabuluculuk” kitabıyla Los Angeles Times Kitap Ödülü’nü aldı. 1980’lerin ortalarında Yerkes Ulusal Primat Araştırma Merkezi’ndeki şempanzeler ve San Diego Hayvanat Bahçesi’ndeki bonobolarla çalışmaya başladı. Araştırmalarında primatlarda yemek paylaşımı, toplumsal ilişkiler, ve sorun çözme yöntemlerinin yanı sıra insan toplumunda ahlak ve adaletin kökenleri gibi konulara odaklandı. 1991’den beri çalışmalarını Atlanta’daki Emory Üniversitesi’nin psikoloji bölümünde ve Yerkes Araştırma Merkezi’nde sürdürüyor.

 

2012 Bilmecesine Astrolojik Bakış

Karşıt konumdaki gezegenlerin enerjilerinin, birbirlerine taban tabana zıt olması, diğer gezegenlerin karşıtlıklara göre daha zorlaştırıcı bir durumdur. İşte Satürn-Uranüs karşıtlığında durum tam da böyledir. Ama şunu da unutmamalıdır ki, hangi enerjiler karşıt durumda olursa olsun, dengesizlik ve çatışma yoluyla da olsa değişimi beraberinde getirirler.

Satürn-Uranüs karşıtlığı, bilim ve teknoloji alanında realite olarak görülen kalıpların yıkılmaya başlayacağı, insanoğlunun aydınlanmasını tetikleyecek, bilinç düzeyini yükseltecek gelişmelerin ortaya çıkacağı zamanlarda olduğumuzu gösteriyor. 2009-2011 yılları süresince insanoğlu, özellikle bilim dünyasında yaşanacak gelişmelerle, varoluşunun nasıllığını ve evrendeki yerini idrak edebilmek için tüm sınırlarını zorlayacaktır. Bilim ve teknik alanında önemli gelişmelerin yaşanacağı, eskimiş ve bilindik kalıpların yıkılacağı bir sürece doğru ilerliyoruz!

Satürn-Uranüs karşıtlığının ardından, Satürn-Plüton karesinin ve ardından da Uranüs-Plüton karesinin yaşanacak olması; 2009-2018 yılları arasında çok büyük sağlık sorunlarıyla karşılaşabileceğimizi gösteriyor. Astrolojide Satürn ciltle ilgilidir. Satürn-Uranüs ve Satürn-Plüton sert açıları, ciltte lekeler oluşmasına yol açabilir, cilt kanseri vakalarını arttırabilir. Bu sert açılar aynı zamanda şiddetli depresyona da sebep olabilir. Buna ilaveten, şiddetli spazmlara, vücudun bazı biyolojik ritimlerinde değişikliklere yol açabilir, bunlar vücutsal olabileceği gibi zihinsel olabilirler. Uranüs aura ile de ilişkilidir. Uranüs’ün şok edici ve değiştirici etkisi, Plüton’un dönüştürücü etkisiyle birleştiğinde, hilkat garibesi gibi görünümlere, bu tür doğumların artmasına sebep olabilir.

Dönüşüm Zamanı-Öner Döşer

özetleyen S.Atasoy

-devam edecek-

İlkyar

EFES olarak 1978’den beri köy ilkokullarına yönelik yaptığımız faaliyetlerde, ufacık yardımlarla ne denli büyük sevinç yaratıldığına şahit olduk. Tüm kalbimizle bu çocuklarımızın içinde dahiler bulunduğuna inanıyoruz. Onlara okuma sevgisi aşılayabilirsek, içlerindeki cevheri ışıldatacak bir şansları doğacaktır.

Bu nedenle, çok daha kapsamlı ihtiyaçlara yanıt verebilmek, yardım yapılmamış köy okulu bırakmamak için 1998’in sonunda İLKYAR’ı kurduk. Çocuklar ve öğretmenlerden gelen duygu titreşimlerini yakaladığınız, ve vakfımızı tanıdığınız zaman yardımınızın ötesinde İLKYAR’da görev alacağınıza inanıyoruz.

Kız Öğrenci Destek Fonu HesabıZiraat Bnk. ODTÜ Şb. (1537) 8970 324-5005 YTL

 

Daha önce gittiğimiz okullardaki öğrencilerin gelişimine şahit olsanız, bu güzel, güzel olduğu kadar da şehirlerde artık karşılaşamadığımız masumiyetteki çocuklara yapılan yardımların herşeyden daha önemli olduğunu takdir edebilirsiniz.

Gelecek seneki yatılı okul projelerimizle aşağıda listesi verilen yaklaşık 30 yatılı okula ulaşmayı planlıyoruz, bunların en az 22-25’inde etkinlik yapabilmeyi, geri kalanına kitaplarını posta ile göndermeyi diliyoruz. Daha önce gittiğimiz okullardaki öğrencilerin gelişimine şahit olsanız, bu güzel, güzel olduğu kadar da şehirlerde artık karşılaşamadığımız masumiyetteki çocuklara yapılan yardımların herşeyden daha önemli olduğunu takdir edebilirsiniz.

Sıcak temaslarla Adana, Adıyaman, Afyon, Ağrı, Aksaray, Amasya, Ankara, Antalya, Artvin, Bartın, Bayburt, Bilecik, Bingöl, Bitlis, Bolu, Çankırı, Çorum, Diyarbakır, Düzce, Elazığ, Erzincan, Erzurum, Eskişehir,Gaziantep, Giresun, Gümüşhane, Hakkari, Hatay, Iğdır, İsparta, Kahramanmaraş, Karabük, Karaman, Kars, Kastamonu, Kayseri, Kırıkkale, Kırşehir, Kocaeli, Konya, Kütahya, Malatya, Manisa, Mardin, Muş, Nevşehir, Niğde, Ordu, Rize, Sakarya, Samsun, Siirt, Sinop, Sivas, Tokat, Trabzon, Tunceli, Uşak, Van, Yalova, Yozgat, Zonguldak ‘taki yatılı okullara (158+16) ve köylere ulaştı. (Nisan 2007) 29 senedir süren Yardımlarımız ise Türkiyenin her köşesindeki köy okullarına …

Hepimiz küçük kardeşlerimizi, çocuklarımızı seviyoruz, onların daha iyi koşullarda okumalarını istiyoruz. Onlar bizim geleceğimiz, ilk göz ağrımız, ilk sevgimiz, ilk yar’ımız. Siz de çocuklarımızın ilkyar’ı olacak bir kitapla onlara erişebilirsiniz. Köylere Kitap, YİBO, 23 Nisan, Öğretmen ve Öğrenci Yaz Kampı, Orda Bir Köy Var gibi projelerimizde çalışabilirsiniz…

Hiç bir kira, personel, huzur hakkı gibi gideri bulunmayan İLKYAR’ı yakından tanıdığınızda sizlerin de görev alacağına inanıyoruz.
http://www.ilkyar.org.tr/

İLKYAR’ın gerçekleştirdikleri yardım iletmenin çok ötesindedir.

Helal Olsun!

Geç kalınmış olsada, başlangıç hiçte fena değil.

Doğuya yatırıma süper teşvik geliyor
Fabrikayı kurana arazi ve enerji devletten..

Ekonomi Koordinasyon Kurulu (EKK) Toplantısında, öncelikle yeni yatırım teşvik sisteminin ele alındığı, ayrıca istihdamın artırılmasına yönelik önlemlerin de değerlendirildiği bildirildi.

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’ın makamından yapılan yazılı açıklamada, dünkü Ekonomi Koordinasyon Kurulu Toplantısına, kurul üyesi bakanlar Devlet Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan, Devlet Bakanı Cevdet Yılmaz, Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ile Sanayi ve Ticaret Bakanı Nihat Ergün’ün yanı sıra Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer ile ilgili kurumların üst düzey yöneticilerinin katıldığı bildirildi.

Toplantıda öncelikle yeni yatırım teşvik sisteminin ele alındığı belirtilen açıklamada, yeni yatırım teşvik sisteminin en temel unsurlarından olan bölgelerin ve desteklenecek büyük projelerin tespiti ile uygulanacak yardım yoğunluklarına ilişkin temel çerçevenin belirlenmesinde çok önemli ilerleme kaydedildiği ifade edildi.

Açıklamada, yeni teşvik sistemine ilişkin çalışmaların kısa süre içinde tamamlanmasının hedeflendiği kaydedildi.

Toplantıda, küresel krizin işgücü piyasasında ortaya çıkardığı olumsuz etkilerin sınırlandırılması ve istihdamın artırılmasına yönelik önlemlerin de değerlendirildiği belirtilirken, söz konusu önlemlerle ilgili gerekli mevzuat çalışmalarının önümüzdeki hafta başına kadar tamamlanması konusunda ilgili kurumların görevlendirildiği ifade edildi.