Medya kazası

Olayın kahramanları İETT Genel Müdürü ve bir süredir İstanbul’un altyapısına uygun olmayıp arıza yaptığı, yokuşlarda kaldığı için medyanın gündeminden bir türlü inemeyen metrobüsler.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi, tartışılan metrobüslerle ilgili topu taca atıp,“gereken açıklamayı üretici firmanın yapacağını” söylemişti.
Sonunda, Hollandalı firma Philelas şirketinin üç üst düzey temsilcisi 20 Mayıs Çarşamba günü Feriye Lokantası’nda basının karşısına çıktı.

Hayli gergin ortamda gelişen basın toplantısında, söylenenler kadar konuşmacılarınen ufak bir gülümseme belirtisi göstermeden konuşmaları da dikkatlerden kaçmadı.

20 adet Phileas metrobüs garajda tamir için beklerken, konuşmacılar, arızalarınİstanbulluların “balık istifi” binmelerinden kaynaklandığını iddia ediyorlardı.

Üç gün sonra bu kez İETT Genel Müdürü Mehmet Öztürk medyayı ikna edebilmek için onlarla birlikte Metrobüs turuna çıkmayı teklif ediyordu.

Nitekim çıkıldı da. 

Müdür beyin metrobüs “aklama” turu bir komediye dönüşüyor ve bu trajikomikhadise Pazar günkü gazetelere yansıyordu.

“Ha Brütüs ha Metrobüs”
“Metrobüste ‘fıkra’ gibi Aklama”
“Aldırma Müdür Aldırma”
“İETT Müdürü savunurken, metrobüs yine arıza yaptı”
“İETT Müdürü’ne metrobüs şoku”
“Genel Müdürle metrobüs turuna çıktık, rampada arızalı aracı bekledik

SONUÇ
Genel Müdürle metrobüs turuna çıkan gazeteciler, rampada aynı hattaki aynı model bir aracın arızalanması ile yolda kalıyorlardı.

Deneme turu öncesinde basın mensuplarına aldıkları metrobüslerin özelliklerini vegüzelliklerini ballandıra ballandıra anlatan Müdür bey, gazetecilerle çıktığı turda bir başka metrobüsün bu “hain” arızası karşısında şok oldu.

Durumu kurtarmaya çalıştıkça metrobüs kazasının fren izi daha da derinleşti…

Genel Müdür Mehmet Öztürk, “fıkra gibi” aklama çalışmasında, önce arızalanan diğer aracın başka bir marka olduğunu söyleyerek, gazetecileri ikna etmeye çabaladı.

Ardından, aynı marka olduğunu kabul etmek zorunda kalınca bu kez, “Arıza yok, yanlış düğmeye basılmış” diyerek durumu kurtarmaya çalıştı. 

Genel Müdür sonunda  “Bu araçların kendisini yorduğunu ve bıktırdığını”söylerken, yepyeni bir projeyi de açıklayıverdi  medyaya.  İETT’nin yeni projesi,TUBİTAK ile birlikte çalıştıkları hidrojenli  yeni bir araba projesi  imiş.

Bu arada durak ise ana baba gününe dönmüş, kuyruklar almış başını gitmişti… 

Olup biteni görüntüleyen gazeteciler, haberlerini yazarken, Müdür beyin “Pişman değiliz, kaynak olsa yine alırız” sözlerini de metinlerine eklemeyi ihmal etmediler…

—————————————————–

Unutmayın… medya kazası can almaz… itibar alır…

TÜM YAZILAR için erişim adresi: www.medyafobi.com 

kararların zamansızlığı

Yaşlıca bir bayan evindeki koltuğunda oturup uzun uzun geçmiş hayatını gözden geçirip iç çekerken birden bir peri karşısına çıkıverir ve ona 3 dilekte bulunabileceğini söyler.

  • Hemen ””Peki”” der yaşlı kadın.

  • ””Çok Zengin olmak istiyorum””.

Peri bir el hareketiyle kadının koltuğunu som altına çevirir.

  • ””ikinci olarak”ta güzel ve genç bir prenses olmak istiyorum”” der.

Birden başında paha biçilemez bir tacı olan dünya güzeli bir prenses oluverir.

  • ””üçüncü ve son olarak ne istersin”” diye sorar peri.

O sırada yaşlı köpeği ağır bir şekilde kafasını kaldırır ve zayıf bir hırıltıyla “haaavv” sesi çıkartır.

Prenses çok sevdiği köpeğine bakar ve şöyle der;

  • ”Kopeğimi yakışıklı bir prense dönüştürebilirmisin?””.

Tam o anda, şimdi güzel bir prenses olan yaşlı kadının önünde dünyada hiç kimsenin görmediği kadar yakışıklı bir prense dönüşür yaşlı köpek.

Hemde hiç kimsenin hayal bile edemeyeceği kadar yakışıklıdır prens.Kadın ona büyük bir hayranlıkla bakar ve o anda ona aşık oluverir.
Prens ona doğru yaklaştığında kadının heyecandan dizleri titremeye başlar.Prens ona doğru eğilir ve dudakları neredeyse kadının kulağına değecek şekilde usulca şöyle fısıldar;

  • ””Eminim şimdi, zamanında beni hadım ettirdiği için çok pişmansındır””…

bize yanlış çeviriler mi veriliyor?

“Sarah Bernhardt öylesine büyük ünü olan, huşu uyandıran bir oyuncuydu ki, Kuzey Amerika’ya yaptığı turnelerde, tek kelime ingilizce bilmediği halde hiçbir temsilinde kesinlikle tek bir bilet bile kalmazdı. Oynadığı her oyunu, Shakespeare, Moliere, Marlowe ya da her neyse hep fransızca, yani birkaç tane 18. yy. Amerikalısı dışında kimsenin anlamadığı bir dilde oynardı. Tiyatroya gidenlere, ingilizce izleyebilmeleri için oyunun librettosu verilirdi. Evet, yer göstericilerin en azından bir kaç kez, yanlış librettoyu, yani sahnelenmekte olandan tümüyle farklı bir oyunun metnini verdikleri de olmuştu. Ama yine de, tüm söylentilerden öğrendiğimiz kadarıyla, onca büyük kalabalıklar içinde bir tek kişi bile çıkıp da bu konuda herhangi bir şey söylememiş ya da şikayette bulunmuş değildi. Üstelik hiçbir eleştirmen yazısında bu çelişkiden söz etmedi.

“Biz bugünün insanları yaşama bakıyor, ondan bir anlam çıkarmaya çalışıyoruz; genellikle, yabancı bir dilde anlatılıyor gibi gelen bir “gerçeği” gözlüyoruz – ama yanlış librettolar verilmiş hepimize. Metin olarak incil verilmiş bize. Ya da Talmud ya da Kuran. Bize verilen, Time dergisi ve Reader’s Digest, günlük gazeteler ve 18:00 haberleri; bize verilen, okul kitapları, gülünç komediler ve tahrif edilmiş tarihler; bize verilen psikolojik öğütler, kültler, seminerler, reklamlar, satış taktikleri ve üstatların, satılmış bilim adamlarının, eylemcilerin ve devlet başkanlarının saygın bildirileri. Ne yazık ki, bu çevirilerin hiçbiri, var olan gerçek tiyatroda olan bitene belli belirsiz benzemekten öteye gidemiyor ve çoğu da tehlikeli bir şekilde yanıltıcı. Olağanüstü karmaşık bir trajikomedinin iç içe girmiş entrikalarını, bir kabere ya da bir çocuk oyununun librettosuyla izleyip anlamaya çalışıyoruz. Ve birisinin çıkıp da yönetime bu konuda fırça çektiğini duydun mu?”

Tom Robbins – Sirius’tan Gelen Kurbağa

ne dersiniz? yanlış metinlerden mi takip ediyoruz yaşamı?

Rüzgar gülü

 Zahirden gelir kodu zehirden gelir pili

Düşün ki engel iken yelkeni

Hız verdirir, yol aldırır tekneye

Rüzgar deyip geçemem haza büyücü işi

Velakin yelkeni akledene ne demeli

Çekinik genler sekiz döl uyuyanlar

Şeker gibi tuz gibi eriyip karışanlar

Koku gibi ses gibi dağılıp kaynaşanlar

Törpü törpülendim, elendim de elendim

Bilemediysem de dişe gelir bişey

Yüreğimden dinlemeyi öğrendim.

Duygunun adını rüzgar koymuşlar

Bulamazsan onu, yerine zihin takmışlar

Pata pata pıtı pıtı pata pıta gider tekne

Olur rüzgarı olanlara şahane vesile

Bu motorun yakıtı hep gelir mi dersin

Ya bu yakıtın ilk sahibine ne dersin

Tıkılmış kalmış, katmanlı ata duyguları

fosil olmuş, yakıt olmuş çalıştırır motoru

yarıştadır hala girse de toprağa pekala

ümitsiz bu yarış, bırak kendini ver sıranı rüzgara

kendine acımanın adı alçak basınç alanı

kibirlenenlerin tadı yüksek basınç alanı

oldu mu sana rüzgarcık al gülüm ver gülüm

Ha döner de döner rengarenk rüzgar gülüm.

 

Sa

16.05.09 –Beylerbeyi

Şamanlar İnsanlığın ilk şifacıları

Bu hafta sonu Harbiye Askeri Müze’de yapılan  2. İstanbul Parapsikoloji Konferansı’nda Şamanlar, şifacılık yeteneği ve rüya analizleri üzerine yaptığı araştırmaları paylaşan

saman
Dr. Stanley Krippner ‘Şamanlar kendi kabilelerin psikoanalistleridir’ diyor.
Şamanizm ve rüyalardaki mitsel semboller denildiğinde, psikoloji profesörü ve araştırmacı Stanley Krippner akla ilk gelen akademik isimlerden biri. Psikoloji ve parapsikoloji alanında geniş kapsamlı akademik çalışmalar yapan ve uzun yıllar boyunca, dünyanın dört bir yanındaki yerli topluluklarını, özellikle de Şamanları ve şifacılık özelliklerini inceleyen Krippner ile Şamanların sırrını konuştuk. 

– Şamanizm ile ilgilenmeye nasıl başladınız?
Küçükken çok hastalıklı bir çocuktum. ‘Bu çocuk fazla yaşamaz’ diyenler bile vardı. Doktorlardan çare bulamayan ailem de o zaman kimsenin ciddiye almadığı alternatif tedavilere gizlice başvurdu. Ve işe yaradı. Alternatif tedavilere ilgim böyle başladı. Büyüdüğüm yer Wisconsin, eskiden Kızılderililer’in yaşadığı bir bölgeydi, çevremde tanıdığım Kızılderililer de vardı. Bu yüzden onlar hakkındaki her şeyi merak ediyor, okuyordum; özellikle de iyileştirme gücü olan Şamanlara odaklandım. Sonunda 1970’lerde de gerçek bir Şamanla tanıştım. Seneca Kabilesi’nden büyükanne Twyla Nitch 98 yaşındaydı, bitkilerden ilaçlar yapma konusunda çok bilgiliydi ve üzerimde büyük bir etki yarattı. Böylece insanlığın ilk şifacıları olan Şamanlar üzerine araştırmalarıma başladım, 6 farklı kıtada, birçok farklı ülkede, farklı kültürlerden kabileleri ziyaret ettim; Şamanlarla tanışıp onları inceledim. 

– Şamanların özellikleri nedir?
Şaman bu insanlara verilen antropolojik isim. Ama elbette her yerde farklı adlarla anılıyorlar. Ortak noktalarıysa bu kişilerin hepsinin toplumları etkileyen belli özelliklere sahip olmaları ve bu sebeple halk tarafından bu pozisyona seçilmiş kişiler olmaları. Zira Şamanlar insanları bilgilendiren, onlara yol gösteren, hastaları iyileştiren, rüyaları yorumlayan ve gelecek hakkında bilgi veren kişilerdir.

– İnsanüstü güçleri var mı Şamanların?
Süper güçleri yok ama yaşadıkları toplumlarda insanlar onların süper güçleri olduğuna inanır. Çünkü Şamanlar çoğu insanın sahip olmadığı yeteneklere sahiptirler. Çok akıllıdırlar, iyi gözlemcidirler, yaratıcıdırlar ve görevlerini etkili şekilde yapmak için drama, sihirbazlık ve psikolojiyi de fazlasıyla kullanırlar. Şamanlar kendi kabilelerinin psikoanalistleridir. Ve aslen kişilerin veya topluluğun güçlerini harekete geçirmek için çalışırlar. En etkili oldukları alansa şüphesiz iyileştirme gücü.

İYİLEŞTİRİCİ GÜÇ   HEPİMİZİN İÇİNDE
– İnanılmaz iyileştirme olaylarına şahit oldunuz mu?
Brezilya’da çok dramatik bir olaya şahit oldum. Bir Şaman, hastayı iyileştirmek için hiç anestezi kullanmadan cerrahi müdahale gerçekleştirdi; hastanın karnını yarıp hastalıklı dokuyu oradan çıkardı! Ve insanlar bu müdahalelerde hiçbir şey hissetmediklerini iddia ediyorlardı. Pek çok Şaman bunu yapıyor; zira hipnoz gibi yöntemlerle bu mümkün. Ancak yaptığımız araştırmalar daha ilginç bir şey söylüyor: Şamanların söküp çıkardığı dokuları inceledik ve 10 örnekten dokuzunda çıkarılan dokunun sağlıklı olduğunu gördük. Buna rağmen hastalar iyileşmişti. Bu şunu gösteriyor: Şamanın fiziksel müdahalesi değil aslında özel ilgisi ve hastanın ona olan inancı iyileşmede etkili oluyor. Zaten pek çok Şaman da bunu söylüyor: ‘Ben iyileştirmedim, sadece aradaki engelleri kaldırdım ve onun kendi kendisini iyileştirmesini sağladım’ diyorlar. Yani iyileştirme gücü aslında hepimizin içinde saklı. Şamanın rolü ise, bu gücümüzü harekete geçirmemizi sağlamak. Bunun örneklerini modern tıpta da görebilirsiniz. Zira sadece doktora görünmek ve onunla konuşmakla bile iyileşme başlar!

İslami şifacılar da aslında Şaman 
– Geleneksel İslami şifacılar üzerine de araştırmalar yaptınız, neler gördünüz?
‘Fas’ta ve Batı Şeria’da ve Mısır’da geleneksel İslami şifacılığı araştırdım. Aynı dine bağlasalar da bu şifacılar bölgelere göre farklılık gösteriyor. Örneğin Endonezya’daki İslami şifacılar bunu ruhlarla konuşarak yaptıklarını, Filistin ve Fas’takiler ise cinlerle çalıştıklarını söylüyor. Sonuçta yöntemleri Kuran’da geçen şeyler ise kabul görür diye düşünüyorlar. Oysa geleneksel İslami şifa yöntemleri denilen şeyin aslında İslam ile fazla ilgisi yok. Bunlar aslında eski çağlardan günümüze taşınan Şamanist ritüellere dayanan ve çoğunlukla otlara odaklı tedaviler. Bu şaşırtıcı değil çünkü Şamanizm aslında bir din değil bir tekniktir. Dinler ortaya çıktığında genellikle Şamanizm tekniklerini reddedip siliyor ama öte yandan Şamanist ritüeller dini uygulamalarla birleştirilerek aslında hala devam ettiriliyor.

Rüyalar yol gösterir
San Francisco, Saybrook Lisansüstü Eğitim Okulu’nda Psikoloji Profesörü olan Dr. Stanley Krippner, rüyalar konusunda da yetkin bir isim. Daha önce Maimondies Tıp Merkezi Rüya Araştırmaları Laboratuarı’nın başkanlığını da yapan Krippner, 25’i aşkın ülkede rüyalar ve hipnoz hakkında atölye çalışmaları ve seminerler de gerçekleştirdi. Krippner’a rüyaların ne ifade ettiğini de sorduk: ‘Rüyalar beyinden, beyindeki elektriksel ve kimyasal değişimlerden geliyor. Bu değişimler her 90 dakikada bir gerçekleşir. Beyin fonksiyonları bu sırada hareketlenir ve rüyalar görür. Rüya görmek insan için bir gerekliliktir. Çünkü psikolojik olarak sistemimizden çıkarmamız gereken şeylerden rüyalar aracılığıyla kurtuluruz. Zira insanlar rüya görürken beyinlerinde biriktirmiş oldukları ve aslında zaten bildikleri bilgileri bir araya topluyor ve onları analiz ederek bir görüntü yansıtıyorlar. Bunu bilinçli olarak yapmıyorlar çünkü bunca bilgiden sebep sonuç ilişkisi çıkarmak beyin için hayli zorlu bir iş. Ama rüyada beyin bu analizi yapıyor ve bize bu bilgilerin hangisinin faydalı olacağını, hangisini kullanmamız, neye odaklanmamız gerektiğini mesaj olarak veriyor. Kısacası insanlar rüyalarını kendilerine fayda sağlamak için kullanabilir. Zira rüyaları dikkatle inceleyerek onlardan ne mesajlar çıkarabileceğinizi ve nasıl bir yol izleyeceğinizi anlamak pekala mümkündür.’

MİNE AKVERDİ -(Akşam)