Hayat kavram ve gerçeği, tüm kosmosdaki canlılığı içine alan, bir asıl yapıdır…
Etrafımızda gördüğümüz, göremediğimiz her nesne ve hareket; canlılık bütünlüğü ve işleyiş içinde görevlerini ifa ederler…
İnsan hayatı söz konusu olduğunda; doğumdan- ölüme, eğitim, sağlık, dil, din, kültür, ekonomi, coğrafya başlı başına oluşum ve sebepler değil, tüm hayat unsurlarıyla beraber bir durum ve gelişim seyrindedirler…
Söz gelimi; eğitim kavram ve gerçeği, çok boyutlu, ulus ve ulus ötesi bağlantıları olan, ülkelerin konumu, dini, ekonomisi, velhasıl her alanıyla ilişkili, hayat bütünlüğünün bir parçasıdır…
Hiçbir hayatiyet ayrışmış bir mutlaklık içinde değil; ilişiklik, beraberlik ve bütünlük içindedirler…
Kosmosun diğer alanları da böyledir, gezegenler, bitkiler ve hayvanlar âlemi…
Bu durum hayat içindeki, BİRLİK-DAYANIŞMA RUHU VE ZARURETİNİN GÖRÜNÜMÜDÜR…Yaşamın tüm alanları bu ruh ve zaruretle kuşatılmıştır..
Ancak, ikinci bir görünüm ve gerçek vardır ki, aynı dozda fakat farklı bağlamda ilerleyen TAHRİBAT VE YOK ETME RUHU VE İŞLEYİŞİDİR…
Hem birlik ve dayanışma hem yıkım…
Hayat bu ikili tezat yasasıyla sürüp gitmektedir…
İLKÇAĞDA; Taoizm, Budizm, Zerdüştlük, Yunan-Roma dinleri ve diğerleri…
ORTAÇAĞDA; Musevilik, Hıristiyanlık, İslamiyet
YENİ VE YAKIN ÇAĞLARDA; humanizm, bilimcilik, liberalizm, demokrasi, milliyetçilik, sosyalizm-komünizm…
Sosyal ve fen bilimlerinin tüm sahasının alt yapısı bu ikili yapıdır…
Bu ikili çehre hayatın özüdür…
İnsan bu ikili yapının kontrolündedir…
Kendini bilen Rabbini bilir…
Konumuz o değil…
Realiteden bahsediyorum…
İnsanlar henüz öz yönetim ve katılımı yakalayamamışlardır…
Denetim ve yönetim zaruridir…
Aslolan, tam insanlaşma sonucu ortaya çıkacak âdemî yapılanmadır…
Ancak, insanlık bu yöne kanalize edilebilir… Aydın ve bilginlerin üzerinde ağır bir sorumluluk vardır… Zira onlar peygamberin varisidirler…