islam ve sorumlu toplum

şeriati statükoya karşı gelişen her özgürlük hareketinin yukarıda bahsetmiş olduğu bilinç düzeyine erişmediği takdirde devrimci hareketin fertlerinin başarıya ulaştıktan sonra durağanlaşacaklarını ve bir zamanlar savaşım verdikleri statükonun yerini alacaklarını ve dolayısıyla devrimci kimliklerine yabancılaşacaklarını, tarihteki örneklerle delillendirip devrimcilere şu uyarıyı yapmaktan geri durmamıştır; “Devrimler her zaman tehlikededir, en başarıları bile!

Gururlanma en büyük zaferden sonra bile!

  • İbrahim bile olsan yine tehlikedesin! İsmail’ini kurban ettikten sonra bile! Şeytanın çok rengi, çok oyunları vardır.

Hayatın boyunca her an cihada hazır ol

Cihad hükümdar olmak için veya güç kazanmak için değildir.

Düşmanını yenmekle, savaşın bitmemiştir…

Zafer bir günde kazanılabilir, fakat dikkatsiz olursan bir anda kaybedebilirsin.”

Şeriati’ye göre tarihin bu talihsiz diyalektik yasasını (Devrim-Karşı Devrim) yine toplumun bilinçli iradesi hükümsüz kılacaktır. Bu dikkatli olma durumu ve toplumsal irade de “sürekli devrim” bilinci ile mümkündür. Bu bilinci şöyle açıklar; “Zengin ve güçlü devrimci kültür ile doygun olmayan her devrim, içeriksiz ve boş bir heyecandır. Ansızın parlar ve bir üfürükle söner.”

Ancak bu dünyada cenneti mutlak anlamda kurmak isteyenler statükoyu kaçınılmaz olarak doğururlar. İçinde bulunduğumuz hayatın hiçbir zaman kötüsüz olamayacağını unutmaz isek hayatın her an ve koşulunda kötü olanla mücadele halinde olunması gereken bir “sınav alanı” olduğu bilinci ölüm anına kadar bizi devrimci kılar. Şeriati, bu bilinci Hz. Hüseyin’in “Her yer Kerbela, her gün Aşura.” ve “Hayat iman ve cihaddır.” sözleri ile birer şiar haline getirir. Ona göre İslam ümmetinin nihai gayesi sadece kişisel kemalin ve şuurun zirvesine ulaşmak değil bir dünya devrimi de gerçekleştirmektir. Hiçbir zaman son durak olmayacak bir dünya devrimi. Zira, kötü olandan sakındırmak ve iyi olanı emretmek (emr-i bi’l-maruf ve nehy-i ani’l-münker) bütün dünyayı hayır üzere birleştirmeksizin bütünüyle mümkün değildir. O nedenle de ümmet durağan ve atıl değil, “Hicret halinde ve dinamik olmak zorundadır.” İşte ümmetin de sürekli hareket halinde olması ümmetin her ferdinin kendi sorumluluğunun bilincinde olması ile mümkündür. Bu öyle bir sorumluluktur ki her fert, efradın bütünü için canını vermeye hazırdır. Ümmet hür olsun diye esareti, sonraki nesiller daha iyi yaşasın diye mahrumiyeti ve mağduriyeti kabullenir. İşte böyle bir ümmet sürekli hareket (cihad ve hicret) halinde olursa Siyonist güçlerle, sömürgecilikle, tahakkümle, susturma siyasetiyle, sınıf çatışmasıyla, faşizm ve Batı’nın kültürel emperyalizmi ile boy ölçüşebilir. Şeriati bu açıdan ümmeti kervan ehline benzetir; “diğer bir deyişle “ümmet”, tek, doğru, açık, sağlam, ve ortak bir amaca doğru hareket halinde olan fikirdaş, yoldaş, hedefdaş, ve sorumlu bireylerden oluşan toplumdan ibarettir… Hotel, rahatlamak, hoşça vakit geçirmek için konaklanan yerdir. Oysa kervanda bulunanların amacı, toplu olarak üstlendikleri “ortak amaç”a doğru gitmektir. O’na göre tarihe de bu hareketlilik bilinciyle bakılmalıdır. “Tarihi, kılıç kullananların çürümüş kemiklerinde ve kaybolan mezarlarında değil de, insanların kanlarında, hayatlarında ve hareketlerinde aramak gerekir.”

Şeriati, “sürekli devrim” bilincinin sınıfsal bir tabaka olmayan, her müslümanın sorumluluğu olan “aydın” olmayla yaşatılacağını belirtir.

Günümüzde de sürekli devrim bilincini sindiremeyen İslami bir ülkenin cumhurbaşkanı Şeriati’yi örnek göstererek mevcut sorunun “Tefekkür havzasında genel eksikliğimiz dini aydın akımının yokluğu ya da zayıflığıdır… Dindar aydın insanı sevmekte, meselelerini tanımakta, O’nun yazgısı hususunda sorumluluk duymakta insanın aklına ve özgürlüğüne saygı duymaktadır. Bizim dinamik ve canlı toplumumuz, bu hassas merhalede dindar aydına çok fazla ihtiyaç duymaktadır.”40 diyerek Şeriati’yi teyid etmektedir.

ALİ SERİATİ

sorumluluk


SORUMLULUK NEDİR?

Afşar Timuçin

Sorumluluk insan olmak adına en genel ve en kesin yükümlen­medir. O bir amacı gerçekleştirme yükümlülüğü olduğu kadar bir olumsuzu giderme yükümlülüğüdür. Güdümlülükte sorumluluk gerçekleşmez, sorumluluk her zaman bir benimsemeyi, bir üstlen­meyi gerektirir. Yükümlenme istemi, tam tamına özgür seçmeye dayanan bir istemdir. Sorumlulukta yükümlenme tam anlamında istemli bir yükümlenmedir. Sorumlu kişi yükümlülüğünü yük olarak taşımaz, onu bir gereklilik olarak görür. Sorumluluğu yerine getirebilmenin baş koşulu özgür bir bilince ve özerk bir yaşam or­tamına sahip olmaktır, özgürlük ve özerklik bir gerçeğin iki ayrı görünümüdür, özgürlükte içselleşen bağımsız insan etkinliği özerklikte dışsal’ ya da toplumsal anlatımını bulur. Sorumluluğu belirleyen ve izleyen özgür bilinçtir, ancak sorumluluk her zaman özerk bir ortamda yerine getirilebilir. Benim için özerk bir ortam olmazsa benim özgür bilincim bağımsız edimini gerçekleştiremez.

Buna göre sorumluluk her şeyden önce bir bilinç sorunu orta­ya koyar. Neyin sorumlusu olduğumu bilmiyorsam herhangi bir sorumluluk yüklenemem, kollarımdan ağaca bağlanmışsam az ötemde boğulmakta olan çocuğu kurtaramam. Buna göre, demek ki, sorumluluk kavramının temelinde özgür bilinç ve o bilincin ge­rektirdiği özerk eylem bulunacaktır. Ancak özerk olan kişi sorum­luluğunu yerine getirebilir ve ancak özgürce seçimler yapabilen ki­şi sorumlu olabilir. Sorumluluk için her şeyden önce yetkin, yetkin olmakla da kendine egemen bir bilinç gereklidir. Taş, çiçek, elma, keçi sorumlu olamazlar ve sorumlu tutulamazlar. Onlar ne kendi­lerinden ne de kendi dışlarındaki herhangi bir şeyden sorumludurlar. Onlar kendinde olmanın doğal koşullarını yerine getirirler. Bi­linçli olarak etkin varlıklar doğal olarak etkin varlıklardan da so­rumludurlar, ancak doğal olarak etkin varlıklar ne kendilerinden ne de bilinçli olarak etkin varlıklardan sorumludurlar. Doğal ola­rak etkin varlıklar tepeden tırnağa sağır varlıklardır. Ahlaki tutarlılık için bilgi mi görgü mü sorununu çoktan geride bırakmış olmamız gerekir. Ahlak sorunu sıkı sıkıya bilgi sorununa bağlıdır, her gerçek ahlaki edim bilinçle düzenlenmiştir. Görenek­ler ahlaklılığı iğreti bir güvence altında tutarlar, pamuk ipliğine bağlı denge kişisel bir kararla bir anda bozulabilir. Bilinç özümleyemediği ya da içselleştiremediği kuralı iğreti gezdirir, onu gerek­tiğinde ya da zorda kaldığında dışlar. Genel ahlak kurallarına uy­masıyla seçilen bir kişi bir gün ihanet ettiği gerekçesiyle karısını boğazlayabilir. Çok zaman genel ahlakı güvence altında tutan görenekler ya da geçerli ahlak kuralları ahlakın tehlikeye düşmesine de yol açabilirler. Genel ahlak çelişkilidir. Adam öldürmeyi yasak­layan genel ahlak, bir evli kadının bir başka erkeği sevmesini de yasaklar. Buradaki ikilem çeşitli bunalımlara yol açabilecek nitelik­tedir. Bakarsınız adam ikinci kural adına birinci kuralı gözden çı­karmış ve karısını boğazlamıştır.

Demek ki bilinçsizce benimsenmiş bir ahlak kuralı zorda kalın­dığında görmezden gelinebilecek bir yaşam formülüdür. Bu yüz­den insanlar düşünmeden benimsedikleri kuralları çok zaman gözden çıkarıverirler. Bu durum bize sorumluluğun bir bilinç işi ol­duğunu gösterir. Köle sorumlu değildir: çünkü o hem özerklikten hem de özerkliğini insanca düzenlemesini sağlayacak bilinçten yoksundur, özerk olmayan bir köle yasal açıdan köle değilse bile bilinç açısından köledir, özerk olamadığı için bilincini de geliştirememiştir, siz bir gün ona artık köle değilsin de deseniz o köledir, bilinç açısından köledir. Pekiyi, köle Epiktetos nasıl filozof oldu? İnsan köleyken de bilincini geliştirebilir ve köleliğin koşullarını bir ölçüde de olsa aşabilir. Köle sorumlu değildir, evet, çünkü hem özgür değildir hem de özerk değildir, özerk kılınsa bile kolay kolay özgür olamayacaktır.

İtkilerini denetleyemeyen, gerektiğinde onlara söz geçiremeyen bir birey de gerçek anlamda sorumlu değildir. İstemden tümüyle bağımsız eğilimlerimiz vardır, bunlar bilincin süzgecinden geçme­den birdenbire gerçekleşiverirler. Ancak yetkin bir bilinç onlarla hesaplaşma şansına ulaşmıştır. Bilinç eksikliği itkilerin çok çabuk gerçekleşmesi sonucunu getirir. Ahlaki yaşam her şeyden önce it­kileri denetim altına almakla gerçekleşir. Öte yandan dürtüler ve güdüler de bize sorumluluk açısından güçlük çıkarabilirler: Kısaca­sı, sorumluluk bilinçliliği gerektirir. Bilinçsizce benimsenmiş bir ah­lak kuralı zorda kalındığında görmezden gelinebilecek ya da iste­ğe göre yorumlanabilecek bir formüldür. Köle sorumlu olamaz. Kendi kendinin kölesi olan da başkasının kölesi olan da sorumlu­luğunu yerine getiremez. Sorumlu tutulabilir ama sorumlu ola­maz. Yasalar insanları bilinçli bilinçsiz ayrımının dışında sorumlu tutarlar.

Başkasının kölesi kendi kendisinin de kölesidir, kendi kendisi­nin kölesi başkasının da kölesidir. Buna göre, bir geri zekalıdan da, kim olduğunu bilmeyen birinden de, gözlerini kıskançlık bürü­müş birinden de sorumluluk bekleyemeyiz. Bu gibi insanlar eksik bilinçle varlıklarını sürdürmektedirler. Yetkin bilinç bireyin kendi kendisine egemen olmasını sağlar. Yetkin bilinç kendisini kendisi­nin kölesi olmaktan da başkasının kölesi olmaktan da koruyan bilinçtir. Sorumluluğun gerçekleşebilmesi için, demek ki, usla denet­lenen bir istemin varlığı gereklidir. Us da istem de bilincin yetkin­liği ölçüsünde güçlüdür. Tutarlı bir istemlilik kendini kendi özüne göre yani hiçbir dış belirleme olmadan gerçekleştirebilen bilincin işi olabilir. Ancak evrensel uzanımlı bir bilgi birikiminin belirleyici­liğinde davranabilen bir bilinç sorumlu bir bilinç olabilir. Sorum­luluğumuzu belirleyen buyurucu ne doğadan ne de başka bir aş­kın güçten gelir, hatta ne de usumuzun doğasından gelir. Usumu­zun doğası yetkin bir sorumluluğu gerçekleştirebilecek yapıda de­ğildir. En yetkin sorumluluk duygusu yetkin bir bilincin ürünüdür. Ussallık bilinçlilikle belirgindir. Bilinçliliğin dışında bizi evrensele kavuşturacak bir ussal güçten sözetmek olası değildir. Us gerçek varlığına bilinçte kavuşur.

Yetkin bilinç, tüm dış belirlemelerden bağımsız olarak kendi seçimini yapabilen bilinçtir. O kendini kendi koşulları çerçevesinde dışa bağımlarken bir dışerki yasal sayma tutumunu hiçbir zaman benimsemeyecektir. Yetkin bilinç şunun bilincindedir: dışerk so­rumluluğu kaldırır ya da en azından zedeler. Sakatlanmış bir so­rumluluk da sorumluluk değildir. Koşullu sorumluluk olmaz, daha genelde koşullu ahlaklılık olmaz. Her ahlaki edim gibi sorumluluk da tam koşulsuzlukta gerçekleşir. Bir dışerkle zedelenen sorumlu­luk sorumluluk olmaktan çıkar, güdümlülüğe dönüşür. Köle so­rumlu değildir, o yalnızca güdümlüdür. Ondan başkaları sorumlu olsa da o kendinden sorumlu değildir. Köle kendi isteğiyle davran­maya hakkı olmayan, böyle davranmayı bilmeyen ve hatta çok zaman istemeyen kimsedir. Albert Camus şöyle der: “Hiçbir şeye inanmadığımız zaman, hiçbir şeyin anlamı olmadığı zaman, hiçbir değeri varsaymadığımız zaman her şey olasıdır ve hiçbir şeyin önemi yoktur.” Güdümlülükte dış etkenler, sorumlulukta özgür se­çimler yapabilen yetkin bilinç belirleyicidir.

Yetkin bilinç güdümlenmeyen, ama kendini güdümleyen bi­linçtir., Bilinç kendini bir ortak değer adına da güdümleyebilir. Her iç güdümlenme bir yükümlenmedir. Bilinç kendini koşullayarak gerçekleştirir özgürlüğünü. Bu bilincin kendisi karşısında özgür ol­masıdır. Zorla yapılan iş sorumsuzca yapılan iştir, o durumda so­rumluluk başkalarınındır. Oysa kimse kimsenin yerine sorumlu olamaz, özerklik özgür bilincin kendini koyuş biçimidir ve dış dün­ya karşısındaki konumudur. Bilinç özgür olmadan birey özerk ola­maz. Ancak özerkliğin koşulları içte olduğu kadar dıştadır, özgür olmayan bilinç iğreti bir özerk konumda bulunabilir ancak o bu konumunu uzun süre koruyamaz. O her zaman bir güdücü araya­caktır, bir dışerk arayacaktır, özgür olmayan yani kendi koşulları­na göre davranmayı bilmeyen, kendi kurallarını kendinden getire­meyen bilinç her zaman bir dışerke sığınarak kendini korumaya yönelir. Demek ki özerklik varlığını dış koşullardan olduğu kadar iç koşullardan alır.

Buna göre, bilinçli bir tutsak dağlarda bağıra bağıra şarkı söy­leyen bir başıbozuktan daha özerk duyabilir kendini. Kapatıldığı küçücük bir alanda o bir yapabilme gücüdür. Demek ki özgürlü­ğün anlamı her şeyden önce bilinçseldir. Bu durumda bilinç düze­yi çok aşağılarda bir kişiden sorumluluk beklemek yanlıştır. Hukuk toplumsal bir kargaşayı önleyebilmek adına her normal kişiyi so­rumlu sayar, bu yönelim elbette her şeyden önce cezayı olası kıl­mak adınadır. Sorumlu olmayan kişiyi cezalandırmak sorumsuz­luktur. Bu gerçekte çok kötü ancak kaçınılmaz bir kuralcılıktır. Yar­gıç karşısındaki kişinin bilinç düzeyini göre göre, onun sorumlu tutulamayacağını bile bile sorumlu tutar onu. Hukuk enaz bilinci yetkin bilinç sayma oyununu her zaman bile bile oynar. Bu bir kaçınılmazlıktır. Gerçekte hukuk sorumlu olmaması gereken kişiyi sorumlu sayarken adaleti gerçekleştirmek adına adaletsizliği ge­çerli kılar. Bu yüzden “hukuk”la “adalet’in her zaman birbirine denk düşmediği görülür.

Gerçek anlamda bilinçli kişi için sorumluluk yapabilecekken yapmamak anlamına gelir. Bu da ahlaksızlıktan başka bir şey de­ğildir. Sorumsuzluk ahlaksızlıktır. İnsan olmanın anlamı sorumlukla başlar. Saint-Exupery “insan olmak her şeyden önce sorumlu olmaktır” der. Bu bize hemen şu soruyu sorduracaktır: insan ne’den sorumludur ya da neyin sorumlusudur? Bu noktada so­rumluluğun evrenselliği çıkar karşımıza. Sorumluluk evrenseldir, parçalı değildir. Buna göre insan yalnızca şundan ya da bundan, şu kişiden ya da bu kişiden değil, bütün bir insanlıktan sorumlu­dur. Demek ki sorumluluk alanını aileyle, toplumla, ulusla sınırlayamayız. İnsana karşı olan, insan olma koşuluna ters düşen her durum her sorumlu kişiyi ilgilendirecektir. Yalnızca çocuklarının esenliğini düşünen insanlar zorda kaldıklarında çocuklarını da gözden çıkarabilecek kimselerdir. İnsanın evrensel sorumluluğu bize şu soruyu sordurabilir: herkesten ya da bütün bir insanlıktan sorumlu kişinin mutlak bir güç taşıyor olması gerekmez mi? So­rumluluk mutlak bir gücün varlığını gerektirmez. Sorumluluğumu­zu yerine getirmemiz için çok güçlü olmamız gerekmez. Sorumlu­luk için gereken etkinlik bir insan boyunda olacaktır.

Sorumluluk trajik olanın ya da yazgı fikrinin aşıldığı yerde başlar. Dünyanın akışında insanın kendisini değil de başka bir gücü, örneğin aşkın bir varlığı belirleyici sayıyorsak sorumlu olamayız, en azından tam anlamında sorumlu olamayız. Tam anlamında so­rumlu olmamak sorumsuz olmaktır. Dinsel anlamda ya da doğal anlamda her mutlak belirleyicilik ahlaki seçimi ortadan kaldırırken sorumluluk duygusunu da hiçe indirir. Yunan trajedisinde karşı­mıza çıkan insan sorumlu insan değildir. O hiç mi hiç değiştireme­diği, hiçbir koşulda egemen olamadığı bir dünyada doğal ya da tanrısal güçlerin belirleyiciliği altında yaşayan bir yazgılıdır. Başı­na gelecek olanlar önceden belirlenmiştir. Ne yapsa bunları önle­yemez. Sophokles’in Oidipus epi Kolono’sunda şu satırlarla karşılaşırız: “Eylemlerim mi? Onlara ben katlandım, onları ben yapma­dım” “İzlediğim yolu hiçbir şey bilmeden izledim.” Bu durumda insan sorumlu değil, tartışmasız bir biçimde güdümlüdür, dışerk her şeyi belirlemektedir. İnsanın dünyasında bir dışerki değil de yalnızca usu belirleyici saymaya eğilimli yeniçağ düşünce dünyası trajedinin anlamını da değiştirecektir. Corneille’in Polyeucte”ünde Pauline “Duygularımın üstünde güçlü usum var” derken, Cinna’sında Auguste şöyle diyecektir: “Ben kendimin efendisiyim.”

Kişinin bütün bir insanlıktan sorumlu olması her şeyden önce kendinden sorumlu olmasını gerektirir. Kendine karşı sorumluluk­larını yerine getiremeyen bir kişi başkalarına karşı sorumlu olama­yacaktır. Sorumluluk tek kişilik bir zeminde gerçekleşir, ancak bü­tün insana açılır. Her kişi önce kendi olarak sorumludur: sorumlu­luk tek kişilik bir bağlanma biçimidir, bir kendi kendini yükümleme biçimidir. Kimse kimsenin yerine sorumlu olamaz, kimse kim­senin adına sorumluluk taşıyamaz. Kimse sorumluluğunu bir baş­kasına yükleyemez. İnanç düzeyinde de sorumluluk tek kişiliktir kavrayışı öne geçer. Eski Ahid’de şunlar yazılıdır: “Her kişi kendi ölümünü ölecektir. Bir oğul babasının yanlışlarını yüklenemez, bir baba da oğlunun yanlışlarını yüklenemez. Doğru doğruluğunun, kötü kötülüğünün karşılığını görecektir.” Başkası için üzülebiliriz, başkası adına sevinebiliriz, başkasına yardım edebiliriz ama başkasının yerine sorumlu olamayız. Ortak sorumluluklar elbette var­dır, ama ortak sorumluluklarda da herkes her şeyden önce ken­dinden sorumludur. Eksikli insan ya da yetkin bilince ulaşamamış insan hep sorumsuzluklarını birilerine yansıtmaya ya da başkala­rının üstüne yıkmaya eğilimlidir. Eksikli insanın bu tutumu sorum­luluğun anlamını elbette değiştirmez.

Sorumluluk bir bilinç işi olduğu kadar bir gönül işidir. Her so­rumlu, her gerçek sorumlu sorumluluğunu sevinç içinde gerçekleş­tirir. Sokrates yaratmayı sevinç içinde doğurmak diye tanımlıyor­du. Biz de sorumluluk sevinç içinde yaşamaktır diyebiliriz. Sorum­luluk usun kılı kırk yaran araştırıcı tutarlılığında gönül’ün itici ve yapıcı etkinliğini de gereksinir. Hiçbir sorumluluk kaba bir ussallık­la sonuna kadar götürülemez. Her sorumluluk, geleceğe açılan bir yönelim olmakla bir umudun ışığında heyecanlarla kendini ger­çekleştirir. Sorumlu olmak umutlu olmaktır. Hep başkalarından beklemek kolaylığı içinde değilsek, umutlu olmak da sorumlu ol­maktır. Umut özgürlüğün zorunlu varoluş koşuludur. Saint-Exu-pery, Savaş pilotunda “İnsan hem sorumlu hem umutsuz duya­maz kendini” der. Böylece tam bir kafa ve gönül birliğinde gerçek­leşen sorumluluk tam anlamında bir süreklilik gösterir. Her sorum­luluk bir sonuca yöneliktir, her sorumluluk sonuç almayı gerekti­rir. Sorumlu olmak sonuna kadar sorumlu olmaktır. Bir başka de­yişle, sorumluluk gündelik bir eğilim değildir. O insanın bir yaşam boyu süren birbiriyle örgülenmiş amaçlarında gerçekleşir. Amaç­lar değişir, sorumluluk sürer. Sorumluluğun emekliliği yoktur.

Sorumluluk insanın birey olarak etkin gücünü gerektirdiğinden gerçek bir kafa ve beden sağlığına gereksinim gösterir. İnsan şu ya da bu nedenle, özellikle bilinç yetersizliği nedeniyle özgür olma koşullarının dışına düştüğü zaman sorumluluklarının da dışına dü­şecektir. Beden ve ruh yetersizliğine uğramaktan korkan Stoa filo­zofları intiharı öngörüyorlardı. Bu filozofların çoğu, bilindiği gibi, intihar ederek ölmüştür. Stoa filozoflarından çokça etkilenmekle birlikte intihar düşüncesine uzak duran Montaigne intiharın yerine emekliliği koyar: “insan başkaları için yeterince yaşadı mı yaşamı­nın sonunu da hiç değilse kendisi için yaşamalıdır.” Ne olursa ol­sun, her yetkin insan kendini son soluğuna kadar sorumlu duya­caktır. İnsan için en soylu heyecan başkalarına karşı ama her şeyden önce kendine karşı sorumluluğunu yerine getirme heyecanı­dır.

ÖZGÜR PROMETHEUS

AFŞAR TİMUÇİN

İnsancıl Yayınları

İstanbul – 1997

Nicola Tesla- 2

Tesla bobininin icadından sonra, aynı frekansa ayarlanmış bir alıcı ve verici arasında güçlü radyo dalgalarının iletilebileceğini keşfetmiştir. Bobin belirli bir frekanstaki sinyal için ayarlandığında, gelen elektrik enerjisini büyüterek rezonans hareketini sağlamaktadır. 1895’lerin başında Tesla 80 km mesafede radyo yayını yapmaya hazırdır. Ancak Tesla deneyini yapamadan önce, bir yangınla tüm çalışmaları ve laboratuarı yok olur. Tesla’nın sonraki yaşamına ve çalışmalarına büyük darbe vuran, belki de birçok önemli teorisini uygulamaya geçirememesine neden olacak bu olaydan sonra yeni finansal kaynaklar bulma mücadelesine başlayacaktır.

Bu yangın hem Tesla’nın radyo deneylerinin önüne geçer, hem de bir yıl sonra bir başka bilim adamının çalışmalarının ön plana çıkmasına neden olur. Marconi adlı İtalyan bilim adamı, İngiltere’de kablosuz telgrafı bulur. Deneylerinde, iki devreli bir alet vasıtasıyla, kısa mesafede sinyal göndermeyi başarmıştır. Sonraları, Tesla’nın bobinini kullanarak uzun mesafeli iletimi başarır. Marconi telgraf patentini almıştır. Tesla 1897 yılında radyo patenti için başvuruda bulunmuştur ve başvuruları 1900 yılında kabul edilmiştir. Marconi’nin radyo için patent başvurusu ise 1900 yılındadır. Üç yıl arayla değiştirerek verdiği patent başvuruları reddedilmiştir; çünkü radyo alanındaki buluşlar Marconi’ye değil, Tesla’ya aittir. Marconi’nin şirketi, güçlü finansman kaynakları sayesinde Amerikan borsasında büyür. Edison Marconi’nin danışmanlığını yapmaya başlar. 1901 senesinde Marconi, Tesla osilatörünü (elektrik sinyallerini veren elektronik düzenek) kullanarak uzun mesafeli radyo iletimini gerçekleştirir. Asistanı Tesla’ya, Marconi’nin başarısından bahsettiğinde Tesla büyük bir güvenle: “Devam etsin, cihazlarında 17 adet patentimi kullanıyor” der. Ancak hiçbir patentin güvenli olmadığı bir kez daha ispatlanır. Marconi’nin daha önce defalarca reddedilen patent başvurusu 1904 yılında kabul edilir. Tartışmalara yol açan bu kararın nedeni açıklanamaz. Radyonun mucidi Marconi olmuştur. Marconi 1911 yılında Nobel ödülünü alır. Tesla’nın yaşamı boyunca devam eden patent davası ölümünden birkaç ay sonra sonuçlanır. Amerikan yüksek mahkemesi Marconi’nin patentini iptal eder ve patenti tekrar Tesla’ya verir. Radyonun mucidi tekrar Tesla olmuştur!

Tesla, enerjinin havanın daha az yoğun, dolayısıyla daha çok iletken olduğu atmosferin yüksek seviyelerinden, iyonosferden iletilebileceğini düşünmektedir. Bu alanda çalışmalarını yapabilmek için Colorado Springs kasabasına taşınır ve edindiği finansal kaynakla 1899 yılında bir laboratuar kurar. Buradaki çalışmalarında üç amacı vardır; büyük miktarlarda enerji transferini geliştirmek, iletilen enerjiyi kusursuz bir şekilde izole edebilmek ve yönetebilmek, elektrik akımının yerküre ve atmosferde yayılım yasalarını keşfetmek.

Yere düşen şimşeğin, yerküre üzerinde dalgalar yaratarak iletildiğini ve yerkürenin iyi bir iletken olduğunu gözlemler. Eğer başarabilirse, yerküre boyunca neredeyse hiç kayıp olmadan dünyanın her yerine elektrik iletiminin mümkün olacağını söyler. Enerjinin havadan olduğu gibi, yerküre üzerinden de iletimi mümkündür. Bu, kablosuz enerji transferi için ikinci global yöntemidir. İyi bir doğa gözlemcisi olan Tesla, orajları (Fransızcada fırtına) ve şimşekleri inceler. Yerkürenin rezonans frekansını hesaplamaya ve bir şimşekte bulunan enerjinin benzerini üretmeye çalışır. Amacı müthiş seviyede enerjilerin aktığı doğadaki bu süreci taklit etmektir. Deneylerinde 25 metre yüksekliğindeki tahta kulenin üstünde 43 metrelik metal bir direk ve direğin üstüne monte edilmiş büyük bakır bir top kullanmaktadır. Çalışmalarının başlarındaki bir denemede, büyük bir şimşek üretmeyi başarır. Ancak çıkan müthiş gürültü ve yakındaki kasabayı aydınlatan ışığın yanı sıra, kasabadaki elektrik sisteminin de çökmesine neden olur. Burada 9 ay boyunca deneylerini sürdürür. Çok tartışılan bu dönemle ilgili sonradan yayınlanan bir günlük tutmuştur. Ancak yerküre üzerinden enerji iletimini başarıp başaramadığı tam olarak bilinmemektedir. Colorado Springs’deki çalışmaları bir gizem olarak kalan Tesla için kesin olan, New York’a buradaki çalışmalarının sonucunu uygulamak üzere büyük bir kararlılıkla dönmesidir.

New York’a geldiğinde bir kez daha finansöre ihtiyacı vardır. Century Magazine dergisine yazdığı etkileyici makalede, güneş enerjisinden faydalanmak için kullanılan bir antenden bahsederken; aynı zamanda savaşlara son verecek bir cihaz teorisinden de bahsetmektedir. Makalede global kablosuz iletişimin mümkün olabileceğini, ses, görüntü ve bilginin kablosuz iletilebileceğini yazar. Birçok insan için akıl almaz olan bu fikirler, dünyanın en büyük finans gücüne sahip insanlardan biri olan J.P. Morgan’ın ilgisini çeker.

Tesla, J.P. Morgan ile görüşmesinde, dönem için bilim kurgu niteliğindeki “global iletişim” konusunu açıklar. Tesla’ya göre, okyanus aşırı telefon görüşmeleri, haberler, müzik, borsa bilgileri, hatta görüntü iletimi, özel haberleşmeler ve güvenli askeri iletişim mümkündür ve tüm bunlar kablosuz yapılabilir. Tesla Morgan’a: “Kablosuz iletişim tam olarak uygulandığında, dünya her bir parçasına yanıt verebilen dev bir beyne dönüşecek” der.

J.P. Morgan ile anlaşırlar ve Tesla iletim kulesi ve enerji santrali inşasına başlamak için gerekli kaynağı bulmuş olur. Ancak Tesla, J.P. Morgan’ın bilmediği bir başka amaca daha sahiptir ki bu hepsinden daha önemlidir; Colorado Spring’de yaptığı çalışmaları uygulamaya koyarak, New York-İngiltere arasında elektriği kablosuz iletmek. Tesla bu amacını yatırımcısından saklamaktadır; çünkü insanlık için büyük bir buluş olacak bu gelişme, yatırımcılar için hiç de çekici olmayacağı gibi, büyük bir kabusa dönüşebilir. New York’ta yeni bir laboratuar kurar. Yaptığı deneylerde öylesine yüksek gerilimler elde eder ki, bulunduğu bölgede küçük çaplı depremlere yol açmaktadır. Tesla’nın bu tekniği ve cihazları, 1999 senesinde Türkiye’deki depremlerin komplo teorilerinde de yerini almıştır.

Tesla’nın bu büyük projesi için, Long Island’da devasa bir kule yükselmeye başlar. Yaklaşık 60 metre uzunluğundaki kulenin üzerinde, 55 tonluk çelik bir küre konulacaktır. 35 metre yerin altına giren bir gövde planlanan sistemde, 16 demir boru yerden 100 metre derine gömülerek yerküreye tutunması sağlanacaktır. Tesla: “burada keşfettim ki, böyle bir makinenin yeryüzünü sıkıca kavrayabilmesi gerekmektedir. Aksi halde yerkürede gerekli titreşimi sağlayamaz. Sıkıca kavramalı ki böylece titreşim yerkürenin tamamında gerçekleşebilsin”.

İletim kulesi yavaşça yükselmeye devam eder. Morgan, projenin finansal ihtiyaçlarını karşılamada yavaş davranmaktadır. 1901 yılında, Marconi’nin “s” harfini radyo sinyali ile iletmesi tüm dünyada duyulur. Tesla bu durum karşısında sakindir çünkü Marconi, Tesla’nın 17 patentli ürününü kullanmaktadır. Ancak yine de Morgan, Tesla’ya şüpheyle yaklaşmaktadır. Tesla ve Marconi’nin çalışmalarını muadil gören Morgan için, Marconi’nin çalışmaları daha az masraflı görünmektedir. Oysa Tesla’nın, Marconi’ninkilerin çok ötesinde, bugün bile gerçekleştirilememiş hedefleri vardır. Morgan, Tesla’ya olan finansal desteğini iyice azaltır. Aynı dönem baş gösteren borsa krizi, Tesla’nın ihtiyaç duyduğu malzemelerin fiyatlarını iki katına çıkarmıştır ve bunun üzerine Morgan finansal desteğini tamamen durdurur. Tesla yarım kalan projeye destek verecek yeni finansörler arar. Dönemin kötü ekonomik koşullarına ve Tesla’nın finans kaynakları bulmadaki başarısızlığı da eklenince, proje tamamen durur. Tesla ve ekibi, müthiş bir elektrik gösterisi düzenleyerek projeyi sonlandırırlar. Bu büyük hayal kırıklığından sonra Tesla, projesi için: “Bu bir rüya değil” der, “Elektrik mühendisliği biliminin bir kahramanlığı, yalnızca pahalı, kör, korkak kalpli, şüpheci dünya.” Projenin sonlanması, bugün yapıldığında bile geçerli olacak yeni ve büyük keşiflerin umuda da son vermiştir.

Dönemin diğer bilim adamları varlık içindeyken, yaşamının büyük kısmını ödünç para alarak, maddi zorluklar içinde geçiren Tesla, ticari bir gelişme kaydetmeye ihtiyaç duyar. Westinghouse mühendisleri, uzun uğraşlar sonrası pervaneli tribün motorları geliştirmek için milyonlarca dolar harcamıştır. Tesla bir tribün motoru icat eder. Son derece basit tasarımında, bir şaft ekseninde birbirine çok yakın yerleştirilmiş seri halde diskler bulunmaktadır. Hareket eden tek bir parça ile çalışan tribündeki aşırı ısınma sorunu nedeniyle çalışmayı bırakmasına rağmen, sonra gelişecek tribünlü motorlara ilham olmuştur. Birinci Dünya Savaşı’nın başlarında, denizlerdeki gemilerin tespit edilebileceğini söyler. Yüksek frekanslı radyo dalgalarının gönderilip, cisimlerden geri yansıyan dalgaların flüoresan ekranlarda görüntülenebileceğini tarifler. Radarın tanımını yapmıştır. Yine aynı dönemde, “kanatsız uçakların” uzaktan kumanda ile kontrolünün mümkün olduğunu ve bunu bir silah olarak kullanılabileceğini söyler. Bununla ilgili bir tasarımı da vardır.

Bu dönemde Einstein’in enerji ve madde üzerine teorilerine ısrarla karşı çıkan Tesla, enerjinin madde içerisinde değil, uzayda atom partikülleri arasında bulunduğunu söyler.

1928 senesinde Tesla son patentini alır; “Hava taşımacılığı makinesi”. Parlak tasarımı, hem bir uçağın hem de bir helikopterin özelliklerini taşımaktadır. Mucide göre 350 kg ağırlığındaki bu makine, bir garajdan ya da bir çatıdan, hatta bir pencereden havalanabilecek ve yaklaşık 1.000 dolar karşılığında kişisel ya da askeri amaçlar için satın alınabilecektir. Bu yeni buluşu bugünkü VSTOL (Vertical Short Takeoff and Landing – dikey kısa mesafede kalkış ve iniş) uçakların atasıdır. Ancak bu buluşu da ticari alana taşınamayan Tesla, prototipi yapmak için bile finansal kaynak bulamaz.

Savaş karşıtı olan Tesla, dünyadaki savaşlara son verecek teknolojik bir çözüm arar. Tesla’ya göre savaşlar, “sadece makinelerin rol aldığı piyeslere” dönüştürülebilir.

1931 yılında, bir basın toplantısı düzenleyerek, tamamen yeni bir enerji kaynağı keşfetmenin eşiğinde olduğunu söyler. Bu konudaki sorulara şöyle cevap verir: “Bu fikir bende muazzam bir şok olarak belirdi. Şu an söyleyebileceğim tek şey, bu enerjinin kaynağının tamamen yeni ve beklenmedik kaynağı var.” Bu konu aynı yıl Time dergisinin kapağında konu olur.

Savaş bulutları Avrupa’nın üzerindedir. 11 Temmuz 1934’te, NY Times’da yayınlanan bir haberde, Tesla’nın Ölüm Işını’ndan bahsedilir. Bu yeni buluş, düşman uçaklarını 400 km uzaklıktan, yoğunlaştırılmış ışın partikülleri göndererek yok edebilecektir. Tesla, her ülkenin bu ölüm kalkanı denen manyetik kalkana sahip olacağını ve bu durumun savaşları imkânsız kılacağını söyler.

Yine aynı şeyi yapmalıdır; prototip üretimi için finansal kaynak bulmak. Tesla hemen her şeyi dener ancak finansörlerden ve devlet başkanlarından olumlu yanıt alamaz. Artık Avrupa için savaş kaçınılmaz bir hal almıştır. Tesla, buluşunu tarif eden teknik bir makale yazarak, müttefik kuvvetlerindeki birçok devlete gönderir; ABD, Kanada, İngiltere, Fransa, Sovyetler Birliği ve Yugoslavya. “Doğal ortam üzerinden dağıtılmamış konsantre enerji yönlendirilmesinin yeni sanatı” adıyla gönderdiği makalede, her ülkenin kendi manyetik savunma kalkanına, görünmez Çin Seddi’ne sahip olabileceğini tarif etmektedir. Bugün “yüklü parçacık ışın silahı” adı verilen cihazın ilk teknik tanımını yapmıştır.

Tesla’nın bu savunma kalkanı, bir ucu atmosfere açık eşsiz bir vakum odasıdır. Yüksek hızlı hava akımını silahın ucuna yönlendirerek yüksek vakum elde etmiş, gerekli pompalama hareketini ise büyük Tesla tribünü ile elde etmeyi tasarlamıştır.

Tesla’nın birçok ülkeye teknik detaylarını gönderdiği “Ölüm Işını” projesine en büyük ilgi Sovyetler Birliği’nden gelir. Tesla planlarını aktarır ve Rusya’da testler yapılır. Tesla icadı barış amaçlıdır ve bir anti-savaş makinesidir. Sistemi, ülke sınırlarında gökyüzünü, düşman uçaklarını tespit etmek için tarayacak enerji santrallerine ihtiyaç duymaktadır ve menzili yaklaşık 400 km’dir.

Tesla icadının barış zamanında başka amaçlar için de kullanılabileceğini söyler; uzak mesafelere kablosuz enerji iletimi. Yine bu sistemle, bugün benzer yöntemlerin HAARP projesinde kullanılmaktadır. Atmosferin yüksek tabakalarının geceleri istenilen seviyede aydınlatılabileceğini söyler; gökyüzünde sokak lambaları! Aynı zamanda meteorolojik koşulların radyo dalgaları ile kontrol edilmesi de mümkündür.

Fikirlerinin bazıları, özellikle de enerjinin kablosuz iletimi ve ölüm ışını, diğer bilim insanlarınca “gerçekleştirilemez” olarak değerlendirilen Tesla, II. Dünya savaşının iyice şiddetlendiği 1943 yılında, son yıllarını geçirdiği New York’ta mütevazi bir otel odasında ölmüştür. Öldüğü günler sonra fark edilir. Son yıllarında güvercinlerle ilgilenmeye başlayan, onlara bakıp tedavi eden Tesla’nın, ölüm ışını icadını iyice mükemmelleştirdiği söylenir.

Tesla’nın ölümünün ardından özellikle ABD’yi saran endişe ve paranoya dalgaları birbirini izler. Tesla’nın çalışmalarıyla ilgilenen Sovyetler Birliği, manyetik alan konusunda oldukça ilerlemiştir. Tesla’nın otel odasında, teknik dokümanlarından büyük bir kısmı kayıptır, kalanlara ise FBI el koyar. Sovyetler Birliği’nin, ölüm ışını cihazını gerçekleştirmek üzere olduğu ya da geliştirdiği iddiaları, özellikle soğuk savaş döneminde ABD gündemine defalarca gelir. ABD Hava Kuvvetleri “Nik Projesi” adıyla, Tesla’nın çalışmalarını pratiğe dönüştürmeye çalışır. ABD’nin uzaydan çektiği fotoğraflar, Sovyetler Birliği’nin hiçbir zaman açıklamadığı ölüm ışını projesini gerçekleştirme çalışmalarını tespit etmiştir. Her iki ülke de gizli olarak yürüttüğü projelerinin sonuçlarını açıklamamıştır.

1958 yılında ABD “yüklü parçacık ışın silahı” için büyük bir proje başlatır. Rusya’nın geliştirdiği öne sürülen süper silaha karşı da, 1983 yılında açıkladığı Stratejik Savunma Programı kapsamında füze kalkanı kurmayı hedefler. Yarım yüzyıl süren ve yüz milyonlarca dolar harcanan projeler başarısız olmuştur. “Yüklü parçacık ışın silahı” için yüksek maliyetler ve ışının uzak mesafelere yayabilmeyle ilgili teknik zorluklardan dolayı proje terk edilir. Oysa Tesla’nın bu alanda çözümler içeren çalışmalarından hiç faydalanılmadığı görülmüştür.

Edison, Marconi, Roentgen; Tesla’nın çok ötesine gittiği bu bilim insanları ve daha birçoğu bizler için tanıdıktır. Tesla, elektrik alanında Edison’dan çok ileri gitmiş ve Edison ile kıyaslandığında çok sayıda ve önemli buluşlara imza atmıştır. Roentgen’den yıllar önce x-ray tekniğini geliştirip fotoğraflar çekmeyi başarmıştır. Radyo alanındaki buluşları ile de Marconi’nin önünde gelir, ki bu konuda Marconi’nin patenti iptal edilmiştir ve radyonun mucidi Tesla’dır. İlginçtir ki, AC akımın mucidinin Tesla olduğu çok açıkken, bazı kaynaklarda Westinghouse bazılarında ise Edison olarak görünmektedir. Bunlar gibi çok sayıda başarı ve yüzlerce patenti olan Tesla’nın, imkânsızlıklar nedeniyle yarıda kalan çok önemli fikirleri, teorileri ve tasarımları bulunmaktadır.

Dünyanın en meşhur bilim insanlarından biri olması beklenen Tesla neden tanınmamaktadır? Okullarda onun ismine rastlayamayız. Birçok mühendis bile, hatta elektrik ve elektronik mühendisleri, Tesla’nın ismiyle karşılaşmazlar ve onu tanımazlar.

Tesla’nın tanınmamasının nedenleri arasında; üniversiteler ve şirketler için çalışmamış olması; evlenmemiş, hayatı boyunca hiçbir birliktelik yaşamamış ve çocuğu olmaması; bir göçmen ve Amerikan vatandaşlığını sonradan almış olması, zaman zaman finansörlükler temin etse de hep bağımsız çalışmış olması yer almaktadır. Yine önemli nedenlerden biri, alanında zamanın çok ötesinde olmasıdır; belki de bugünün bile. Öngörüleri ve imajinasyonuyla hareket ediyor olması da, çoğu zaman diğer bilim insanları ve dönemi tarafından ciddiye alınmamasına neden olmuştur. Ancak Tesla’nın tanınmayışının en önemli nedeni, onun ahlaki karakteri ve bilim insanı profilidir. Yaşamı boyunca şöhret ve para peşinde olmamış, aksine bunları reddetmiştir. 1915 yılında Edison ile paylaştığı Nobel ödülünü kabul etmemiştir. Daha sonra da “Edison Madalyasını”. Bugün trilyonlarca dolara karşılık gelen AC akımı anlaşmasını, tasarımı esnasında kendisini destekleyen firmanın zor durumda kalmaması için iptal etmiştir. Rekabet içerisine girdiği, haksızlıklarla karşılaştığı halde, özellikle Edison ve Marconi karşısında, sakinliğini korumuş ve zarif karakterinin inceliklerini sergileyerek tarih karşısında haklı ve kazanan taraf olduğunu göstermiştir.

Son dönemlerde Tesla hakkındaki çeşitli araştırmalarda rastlayabileceğimiz ortak şey, onun devrim niteliğinde buluşları ve müthiş teorileridir. Ancak Tesla’nın pek az bahsedilen bir özelliği vardır ki, bu özelliği onun bilim insanı profiline ve ahlaki gelişimine şekil vermiştir; Tesla önemli bir doğa bilimcisidir. Doğayı gözlemlemiş, onun yasalarını ve işleyiş kurallarını anlamaya ve onu taklit etmeye çalışmıştır. En büyük icatlarından biri olan AC akımı sikluslar yasası ile ilişkilendirmiş, yine en büyük teorisi kablosuz enerji iletiminde ise, annesi Gea’dan güç aldığı sürece yenilmez olan Antheos’a benzeyen güçlü makinelerin, yerküre üzerinden kablosuz iletilen sınırsız enerji ile beslenmesi üzerine çalışmıştır. Enerjinin uzayın her yerinde var olduğunu söylemiş, madde ile enerji arasındaki ilişkiyi tarif etmeye çalışmıştır.

Tesla yenilenebilir ve doğal enerji kaynağı fikrini ortaya atmıştır. Bu alandaki Tesla’nın çalışmalarını yaymaya çalışan grup, Birleşmiş Milletler Kyoto konferansında Tesla’nın projelerini global ısınma ve çevre kirliliği sorunları karşısında çözüm olarak öne sürmüşlerdir. Tesla ismi, uluslararası manyetik alan birimi olarak kabul edilmiştir. Bugün elektrikli motoru bulunan Tesla marka arabalar üretilmektedir; Tesla Roadstar. Tesla için Belgrad’da bir müze bulunmaktadır ve Belgrad Havalimanı’na “Nikola Tesla” adı verilmiştir.

Enerji, ülkelerin ekonomilerinin temelini teşkil eder. Tesla, tüm uluslar için sınırsız enerji teorisini gerçekleştiremeden yaşama veda etmiştir. Savaşların yaşamımızın bir parçası olduğu dünyamızda, savaşlara son verecek, sonraları önde gelen devletlerce denendiği bilinen icadını uygulama fırsatı da bulamamıştır.

Kablosuz enerji iletimi henüz gerçekleştirilemedi. Bunun için engel nedir, bu konuda neden çalışmalar yapılmamaktadır? Belki bilim henüz yeterli değil, belki henüz bizler hazır değiliz. Belki de bu, enerji üretimini elinde bulunduran güçler için “faydalı” bir yöntem değildir. Ancak bu çalışmaların önünde “bizden” başka ne vardır? Kablosuz enerji iletiminin ve bedava enerjinin, yani bedava gücün var olabilmesi için en büyük engel aşkın gücünün, güce olan aşkı yenebilmesi gerekliliğidir.

Doğadaki ve evrimdeki herhangi bir gelişme sonraki nesilleri etkiler. Ancak insan için bu her zaman söz konusu değildir. Bireylerdeki büyük gelişmeler, bazen çevresini ve meslektaşlarını çok az etkileyebilmiştir. Buluşları ile çığır açtığı halde, anlaşılmadığı için çalışmaları sürdürülemeyen Tesla’da olduğu gibi. Tesla üst düzeyde entelektüel ve ahlaki bir kişilik geliştirmiştir; ancak bunu soyu ile öğrencileri ile ya da ticari alanda sürdürme konusunda başarısız ya da isteksiz olmuştur. Tesla’nın yaşamı, bilim insanı profili ve geliştirdiği kişilik, insanlık için büyük bir deneydir. Doğayı ve kanunlarını gözlemleyen ve gözeten, doğayla uyumlu, kendini bilim ticaretinden çok insanlığın gelişimine adamış bilim insanlarının artabilmesi için bu deneylerden daha kaç tane yapılması gerek?

Tesla icatlar ve insanlığın gelişimiyle ilgili şöyle der: “İnsanlığın ilerleyişi mutlak icatlara dayanır. Bu, yaratıcı zihninin en önemli ürünüdür. Onun nihai hedefi, doğanın güçlerini insanın ihtiyaçları için kullanarak, aklın maddesel dünya üzerinde mutlak hâkimiyet kurmasıdır.” Dünyayı ‘kullanılabilir ve iletilebilir’ elektrik ile, ışık ile tanıştıran Tesla, bu nedenle modern Prometeus olarak da adlandırılır. En büyük çabası, doğanın gizli güçlerini ve bilgisini keşfetmektir ve evreni ‘titreşen dalgaların senfonisi’ olarak adlandıran Tesla, buluşları, gizemli yönleri, dâhice fikirleri ve sabırla anlaşılmayı beklemektedir.

Kaynaklar:

1- My Inventions – Nikola Tesla

2- Nikola Tesla Colorado Springs Notes – Nikola Tesla

3- Prodigal Genius – Biography of Nikola Tesla – John J. O’Neill

4- www.pbs.org

5- Tesla: Man Out of Time – Margaret Cheney

6- Tesla Master of Lightning – Margeret Cheney & Robert Uth

Metinde Geçen Bazı Kavramların Kısa Açıklamaları:

İyonosfer: Atmosferin elektromanyetik dalgaları yansıtacak miktarda iyonların ve serbest elektronların atmosferin yere yakinlik olarak altıncı katmanı.

Vedik: Vedalar -Antik Hindistan kökenli, Sanskrit yazınının en eski örneklerini oluşturan kutsal metinler- ile ilgili.

Vivekananda

Kozmogeni: Evreninin kökenini ve gelişimini inceleyen bilim.

Ether: Bazı fizikçiler tarafından evreni doldurduğu varsayılan bir tür enerji.

Aura: Canlıların bedenlerinden yayıldığı düşünülen bir tür ışınımla oluşan, Kirlian fotoğrafçılığı ile görüntülenebilen enerji alanı.

Yayınlarımız
untitled.gif
Eski Sayılar
Dergi_Sayi_55.gif
Özlü Sözler

”

\”Bir öğretmenin öğrencisini aşk ve takipçilik konusunda teşvik etmesi, bilgi aktarmasından çok daha önemlidir.\”

”
He

http://dergi.yeniyuksektepe.org.tr/index.php?option=com_content&view=article&id=31:nicola-tesla&catid=2:bilim-ve-felsefe&Itemid=8

Asıl gerekmiş bana

 

Bir türkü de benim için çal, çal be ne gelirse diline

Söyle ki katılaşan damarlarım açılsın

Gürültüde kaldık biz dostum, sen bilmezsin buralarda

Büyük şehrin uğultusu nedir bilmezsin, orda yaşayanlar da bilmez

Girip çıkanlar bilir, ama sıfatıyla değil gönlüyle girip çıkanlar

Horozun düttürüsünü, koyunun melemesini, kuşların ve dahi

Bilimum hayvanatın sesi ulaşmaz kulağına orada,

kokusu gelmez burnuna, orda uzakta bir köy vardı olur ancak hatıranda

Sanal olanı canlı tutmaya uğraşırsın nafile maya tutmaz

Olmaz be dostum olmaz, gerçekten de gölgeyle doyulmaz.

 

Pazara gittim bu Pazar, girişte bir köylü teyze oturuvermiş  de yere

Yancağızındaki çuvaldan maydonoz derlemede

Elimde liste, az atıştırdım, az sığıştırdım fileme lakin teyzem aklım sende

Saat olmuş öğlen, durunca önünde vurdu gölgem üstüne

Kaldırdı baktı, yüzünde dişsiz gülüşü, vereyim mi a kızım dedi ümitle

Ver ver dedim, ne güzel taze şeyler bunlar, demetlenmiş yığılmış önüne

Kaç para dedim, elli kuruş dedi. Verirken parayı sağol sağol sağol dedi üç kere

Bu siftahımdır dedi, saat öğleni geçmiş. Ah teyzem o gülüşün ne saf ne içten

Utandım de elli kuruş vermekten aldım adı belirsiz ottan bi kaç demet

Bugün oldu şikayetsiz gülüşün gitmedi gözümden,

ellerin dert görmesin, gözün gönlün açılsın, sağlıkta refahta ol teyzem.

 

Asıl gerekmiş bana şimdi anladım, muradım şu ki sessiz kalalım da duyalım

 

 

Sa

 

08.04.09 – Fethiye