Sen Kimsin?

Tanri ile bir konusma

Adamin biri öldükten sonra cennete girmek istemis.

Tanri ona gülerek bakmis ve söyle bir sohbete baslamislar.

“Sen kimsin?” diye sormus Tanri.

“Ben Markus Schmidt’im” diye yanit vermis adam.

“Ich senin ismini sormadim, sadece senin kim oldugunu sordum”, diye yanitlamis Tanri.

“Ben üc cocuk babasiyim” diye yanit vermis adam.

“Ben senin kac cocugun oldugunu sormadim, sadece kim oldugunu sordum” demis Tanri.

“Ben memurum” demis adam.
“Ben senin meslegini sormadim, sadece kim oldugunu sordum” demis Tanri.
“Bir seven adam, ailesine sadik kalan ve affeden biri.”

“Ben senin hangi özelliklerinin hosuna gittgini sormadim, sadece kim oldugunu sordum, demis Tanri.

Ondan sonra adam susmus.
Bir kac dakika suskunluktan sonra: “Sen busun” demis Tanri.

Alintidir, Almancadan tercüme ettim.

BAKALIM NE OLACAK

Bogazici’nin Karadeniz Bogazina yakin Anadolu yakasinda, deniz kiyisi ustunde bir cayevi… O cay evinin hemen butun musterileri, hep o semtin insanlari olduklarindan ve oraya sIk sIk geldiklerinden birbirlerini tanirlar. Cogu da emeklidir. Emekli olunca konusmalari dogal olarak gecim sIkintisi, pahalilik, surekli zamlar vb konular ustune oluyor.
O sabah da yine her zamanki gibi once ev dertlerinden baslayip ulkenin sorunlarindan konusmaya gectiler. Hukumet enflasyonu yuzde otuzda tutacagina soz vermisti, oysa yuzde sekseni buldu. Yuzde seksen, ha? Peki ne olacak? Almanya ya, Fransa’ya, Isvec’e isci gonderdik, yine yetmedi; ta Arabistan’lara, Avustralya’lara isci gonderdik, yine yetmedi. Simdi de Sovyetler Birligine isci gonderilecekmis. Gitmeye istekli isciler oyle yigilmislar ki, sira kapmak icin birbirlerini ezmisler. Allah Allah!… Yahu, komunist Rusya ya bile isci gonderecekler ha? Paranin komunisti, fasisti, dini imani olur mu arkadas, para paradir, gelsin de nereden gelirse gelsin. Ben komunistin parasini alip cami yaptirdiktan, kuran kursu actiktan sonra bir gunahi yok ki… Ustelik sevabi bile var.

Peki bunun sonu nereye varacak birader? Allah sonumuzu hayir eylesin!

Efendim, memleketin butun gelirleri, aldigimiz dis borclarin yillik faizini odemeye bile yetmiyormus. Deme yahu… Amerika’dan aldigimiz borclarla, salt eski borclarin faizini bile zor oduyormusuz. Allah Allah… Bu gidisin sonu nereye varir dostum?

Ayemef diye uluslararasi bir kurulus var ya hani… Evet, iste o uluslar arasi para fonu mu ne… Uluslararasi demek, ne demek?

Amerika demek… Iste bizim kendi memleketimizde nereye ne yapacagimiza, neyi nasil yapacagimiza, neyin nasil yapilacagina, fabrikamiza, yolumuza, her seyimize, her seyimize o karar verirmis… Yok yahu… Bak bunu bilmiyordum. .. Peki, boyle giderse ne olur…

Her gun, her aksam hep bu konular konusulur… Her konusmada ayni sozlerle sasarlar! Yok yahu!… Allah Allah!…

Cayevindeki emekliler birbirlerine hep yanitsiz kalacak ayni soruyu sorarlar:

-Peki, ne olacak boyle? Bekleyelim gorelim. Bakalim, ne olacak?

-Bunun sonu nereye varir boyle? Hep merak ediyoruz. Dur bakalim, ne olacak?

O sabah yine hic bikip usanmadan ayni konular konusuldu ve cayevindeki herkes birbirine ‘Dur bakalim, ne olacak?’ dedi.

Gun gormus, donem gecirmis, eski Tophane Askeri Sanayi Mektebi’nden yetmise, yetmisini cok askin bir eski isci emeklisi,

-Dur bakalim, ne olacak deyip duruyorsunuz da, bana bir akrabamizin basina gelenleri animsattiniz. . dedi.

Baslar ona yoneldi. Akrabasinin basina geleni merakla sordular. Bu ilgiyi bekleyen isci emeklisi de olayi soyle anlatti.

Hani hukumetimiz darda kalip dunya cenneti Bogazici’nin en guzel tepelerini, korularini, yerlerini, petrol zengini Araplara satiyordu ya… Iste o sira bir Arap zengini cikti ortaya, Seyh mi Prens mi, yoksa hepsi birden mi, oyle bir sey. Adi Ebul-Fatik El-Miski. Bogazici’nin seyrine doyum olmaz tepelerden birini satin almis. Oraya artik kosk mu, konak mi, saray mi, iste oyle bir sey yaptiracak. Derken bu Ebul Fatik, bir Turk kiziyla evlenme sevdasina dusmus. Hangi Turk kizi oldugu belli degil, yeter ki Turk kizi olsun… Elbet Arap ölcülerinde guzel de olacak.

Ebul-Fatik icin satin alacagi tepeyi arayip bulan komisyoncular, bu kez de ona kiz aramaya baslamislar. Ebul-Fatik’in aradigi kizda aradigi kosullar var: Genc olacak, kiz oglan kiz eline erkek eli degmemis olacak ve gayette saf olacak. Bu zamanda Istanbul’da boyle kiz bulmak kolay mi? Ebul-Fatik da zaman da para da cok, ille de aradigini bulacak. Aracilar, ismarlanan kizi araya dursunlar, Ebul-Fatik da bir yandan cat pat Turkce ogreniyor ki, evlenecegi kizla ‘yat, kalk, uzan, don’ falan filan gibi kendisine gerekli olan bir kac soz konusabilsin.

Ebul-Fatik’a cok kiz gostermisler. Arap hinogluhin, oyle her kizi da begenmiyor. Sut beyaz tenli, lahmacun bedenli, kalcalari enli bir lokum olacak. Sonunda bulunan kizlardan birini cok begenmis. Iste biz Ebul-Fatik’i bu iliskiyle tanidik. Cunku, Ebul-Fatik’in ayilip bayilarak begendigi kiz, bizim hanimin uzak bir akrabasinin kizi… Kiz tam da Ebul-Fatik’in istedigi gibi, on yedi yasinda, kuran kursunda yetismis, akca pakca, yandan carkli kalcalar… Safligina gelince, aptaldan bir parmak yukarida saf… Ebul Fatik’i da bir gorseniz, korkudan dudaginiz ucuklar. Kizin babasindan yasli. Insan kiligindaki bu cirkinlik anitini goren biri oyle sasmis ki, iki elini gokyuzune kaldirip ‘Hey kurban oldugum Allah, sen nelere kadir degilsin..’ diye saskinligini belirtmis. Ustelik memleketinde uc mu, bes mi – kesin sayisi saptanamadi- karisi oldugundan bu kizi hukumet nikahiyla degil, imam nikahiyla alacak. Her neyse efendim, bu Ebul-Fatik, kizla evlendi.

Saf kiz, cok yoksul bir ailenin cocugu oldugundan, evlenip de o lukse, o gorkeme kavusunca cok mutlu oldu. Kocasinin adi Ebul Fatik el-Miski cok uzun oldugundan, kizin ailesi ana kisaca Fitik amca diyor. Hem de Fatik Bey deyince, Arabin adi azbucuk Turkcelesmis oluyor. Kizin kendinden alti yas kucuk bir oglan kardesi var, kizin tersine cin mi cin. O, Fatik Amca diyemediginden Fitik Amca demeye basladi. Fitik Amca asagi, Fitik Amca yukari…

Biz de hanimla iki kez evlerine gittik. Bogazin tepesindeki o kosk yapilana dek, Nisantasi’nda luks daire satin almis, daireyi de kizin ustune yapmis. Biz Fitik Amca’yi orada tanidik.

Gel zaman git zaman… Bundan sonra olanlari bana hanim anlatti. O da, Fitik amcanin genc karisindan duymus. Cunku kadin olup biteni her onune gelene anlatiyormus.

Fitik Amcanin guzel ve kucuk karisi sokakta hep carsafla geziyor. Fitik Amca cok kiskanc oldugundan, gencecik karisinin kadin akrabalariyla bile sIk gorusmesini istemiyor. Iyi ama, Fitik Amcanin evde olmadigi zamanlar kizin cani sIkiliyor. Kiskanc Amca, bir yandan da karisini eve hapseden koca izlenimi vermek istemiyor cevresine. Karisina guvenen bir koca gorunumunde. .. Iste bu yuzden, kendisinin evde bulunmayacagi iki gun karisina alisveris icin, cok uzaklara gitmemek kosuluyla, sokaga cikabilecegini soyluyor. Genc kadin buna cok seviniyor, ama sokakta ne yapsin tek basina? Sinemaya gidip gidemeyecegini soruyor. Fitik Amca uzun uzun dusunuyor. Karar vermek kolay degil. Gitme dese, karisina baski yapmis olacak. Git demeye de ici elvermiyor. Birlikte gitmeleri hic uygun degil. Sonun da soyle diyor:

-Avet… Musade var… Velakin avvalden ben gorecek, bilahara sen…

Fitik Amca, o dolaylardaki sinamalarda oynanan butun flimleri seyredip ‘Hazreti Omer’in Adaleti’ adli yerli filimi gorebilecegini soyluyor. Necmiye… Genc kadinin adi. Gidiyor sinemaya… Fitik Amcanin ici pirpir… Ertesi aksam eve donuyor. Oh, sukur Necmiye evde.

-Necmiyaa?

-Efendim.

-Ne yaptin ben yokken?

Necmiye yanayakila anlatmaya girisiyor!

-Ah,sorma…

Nasil sormasin, meraktan catliyor.

-Ne oldu Necmiya?

–Oyle bir sey geldi ki basima, sastim sastim kaldim.

-Ne geldi basina?

Necmiya saf saf anlatiyor!

-Senin soyledigin sinemaya gitmek uzere carsaflandim.

-Sok guzel.

-Ciktim sokaga

-Avet?

-Yolda giderken bir herif sokuldu yanima?

-Bir harif?

-Evet… Ben gidiyorum, o da yanimda gidiyor. Ben gidiyorum o da gidiyor. Dur bakalim, ne olacak, diye merak ettim.

Fitik Amca cok bozulur ama, karisina belli etmemeye calisarak o da sasmis gorunur!

-Allah allah.. Ban da sok merak ettim. Du bakalim n’olecak?

-Ben gidiyorum, o gidiyor… Boooyle yanimda. Dibimden ayrilmiyor. Dur bakalim n’olacak diyorum icimden…

-Fasuphanellah. .. Du bakali n’olecak?

-Bileti aliyorum, o senin dedigin sinemaya girdim,adam da girmez mi?

Bu kez Fitik Amca atik davranip karisindan once sordu:

-Ve minelgaraip. . Du bakali n’olecak? Sonra?

-Sonra ben oturdum. O da yanimdaki bos koltuga oturmaz mi?

-Hayret! Du bakali n’olecak?

-IsIklar sondu, filim basladi.

-Eeee anlat Necmiyaa?

-O herif elini bacagima atmaz mi?

-Ne diyorsun, velacaip…

-Carsafimin eteginin altindan elini sokmaz mi? Aaa! Sastim kaldim…

-Ne yapacak?

–Bilmem ben de onu merak ediyorum ya… Dur bakalim, n’olacak diye bekliyorum.

-Vallahi ban da merak ettim yahu… Du bakali n’olecak, diye bekliyorum.

-Sonra o herif orami burami karistirmaya basladi. Dogrusu cok merak ettim. Sen olsan

merak etmez misin?

Fitik Amcanin gozlerinden atesler saciliyor ama, karisi o denli saf ki, kizsa, hic yakisIk almayacagi icin o da karisina uyup soruyor!

-Nacmiya, du bakali n’olecak?

-Sonra ‘Hazreti Omer in Adaleti’ bitti. Lambalar yandi. Ben kalktim, o da kalkmaz mi?

-Sonra, harif da?

-Evet.

-Velacaip ve minelgarip.. . Du balali n’olecak?

-Ciktim sinemadan, o da cikti. Ben yuruyorum, o da yanimda yuruyor.

-Aman Necmiya, vallahi sok merak ettim. Du bakali n’olecak?

-Ben de merak ediyorum. Ben koseyi saptim.

-Harif da sapti mi?

-Sapti.

-Anlat sabuk Nacmiya, sok merakli.

-Bizim apartmanin kapisindan girdim, herif de girdi. Dur bakalim, n’olecak diye merak

icindeyim.

Fitik Amca ter icinde…

-Sonra?

-Bizim kata ciktim, herif de cikti.

-Vay harif vay!…

-Cantamdan anahtari cikarip bizim dairenin kapisini actim, girdim iceri, o da girmez mi?

-Harif da yallah iceri?

-Evet

-Du bakali n’olecak… Aman anlat sabuk Nacmiya…

-Eve gelince yatak odasina girip elbet soyundum. O da soyunmaz mi?

-Ne diyorsun Nacmiyaa… Du bakali n’olecak?

-Soyununca yataga girdim. Olur sey degil, o da benimle yataga girmez mi?

Fitik Amca kizgin demirle daglanmis gibi haykirir:

-Ayvaaaaah! Du bakali n’olecak?

-Ben de yatakta ne olacak diye merak ediyorum.

–Aman Nacmiyaa, vallahi meraktan satlayacak ban… Soyle sabuk, ne oldu Nacmiya?

-Hiic canim… Bir sey degilmis, ben de bosu bosuna merak etmisim.

Boncuk boncuk ter dokuyordu Fitik Amca.

-Yok yahu… Peki, ne oldu Nacmiyaa? Ne yapti?

-Aynen senin her gece yaptigini…

Beyninden vurulmusa donen Fitik Amca ne yapsin simdi? Karisi o denli saf ki, basina kotu bir seyin geldiginden bile haberi yok ki… Dogse olmaz. Kovsa olmaz.

Erkeklige toz kondurmamak , yigitlige krem surdurmemek icin Fitik Amca soyle der:

-Amaaaaan Nacmiya, ban da muhim bisey zannediyordum. Du bakali n’olecak diye bosuna merak etmisim. Velakin hic mohim degil.

Olayi anlatan yasli isci emekcisi,

-Iste boyle arkadaslar, diye sozu bagladi, butun bu olup biteni kadin saf saf her onune gelene anlatiyormus. Bizim hanim da kendisinden duymus.

Titreyen elindeki kahve fincanini masaya koyan bir memur emeklisi,

-Yahu, hic anlayamadim, dedi, sen simdi bu olayi ne diye anlattin? Kel mana?

Isci emeklisi,

-Her gun burada laflayip laflayip da sonunda ‘Dur bakalim, n’olacak?’ diye merak edip soruyorsunuz ya, iste sizi meraktan kurtarmak icin ne olacagini anlattim.

Cayevindekilerden bir kahkaha koptu.

Isci emeklisi ekledi:

-Velakin hic muhim degil.

AZIZ NESIN

Yeni Bir Biçimde Bağlantı Kurmak

 Yanıtlar aynı yerlerde değil. Enerjiler, bağlantılar yer değiştirdi, değişti ve dönüştü. Eşinizle ya da partnerinizle bağlantı kurmaya çalıştığınızda, fişi, onlarla eskiden bağlantı kurduğunuz eski yere sokmaya çalışıyorsunuz – gerek enerjisel gerekse fiziksel olarak, her türlü – ve sonra da nedir yanlış giden diye şaşıyorsunuz. Kendi yaratıcı kaynağınıza girmeye çalıştığınızda, fişi eski prize sokuyorsunuz. Mecazi anlamda eski RJ11 fişi yerine bir RJ45 fişi geldi. (kahkahalar) Bu fişleri takas etmeye çalışmaktan vazgeçin.

Kendi içinize, tanrısallığınıza, spiritüelliğinize bağlanmaya çalıştığınızda, birçok yaşam öncesi varolan bir şeye bağlanmaya çalışıyorsunuz. Siz o zamanlar bir rahip, bir rahibe, bir haham ya da spiritüel lider deneyimine sahiptiniz, ve size ruhsallık sağlasın diye yeniden onunla bağlantı kurmaya çalışıyorsunuz. O fişin tozla ve kir pasla kaplı olduğunu ve artık iş görmediğini fark etmediniz mi?

Danışanlarınıza bağlanmaya çalıştığınızda – bunu danışmanlık ya da rehberlik yapanlarınıza söylüyorum – daha önce eğitimini aldığınız bir yerden bağlanarak yeni bilinç dalgalarını ya da akımlarını öyle göndermeye çalışıyorsunuz, ve eski bağlantı çalışmıyor. Yeni bir priz var – aslında o kablosuz. (kahkahalar) Bu, yeni bir bağlantı noktasıdır.

Yediğiniz yiyeceğin enerjisine bağlanmaya çalıştığınızda, çok, çok, çok eski bir şeye bağlanıyorsunuz. Kablosuzu kullanın. Farklı bir noktadan bağlantı kurun.

Biyolojinize bağlanmaya çalışıp da derdinin ne olduğunu ya da size ne söylemeye çalıştığını anlamak istediğinizde, eski bir telefon hattını kullanıyorsunuz. O hat, o bağlantıyı kurmak için çok yavaş, fazlasıyla yavaş kalıyor, ve siz bedeninizin mesajını bu çok arkaik sistemle yorumlamaya çalışıyorsunuz. Kablosuzu kullanın. Bedeninizde yeni bilinci kullanın. Bilincin farklı bir noktasına girin.

Zihninizi kullandığınızda, onun çok, çok eski değerlerine ve mekanizmasına bağlanıyorsunuz, ve bu sizi çileden çıkartıyor. Zihniniz, Atlantis zamanında yüklenmiş ya da damgalanmış ve kiliselerce ve yol boyunca diğer manipülatif kuruluşlarca  güçlendirilmiş sınırlamaların ötesine genişlemek istiyor. Farklı bir noktadan bağlantı kurun. Zihniniz genişlemek istiyor. Yaratıcılığınızın bir parçası olmak istiyor. İfadenizin bir parçası olmak istiyor. Artık kendi zihninin kapanında kısılı kalmak istemiyor. Analizden yoruldu, programlamaktan yoruldu, yapılaşmadan yoruldu, ve kendi zihninden çıkmak istiyor. Zihninizle farklı bir yerden bağlantı kurun.

Çevrenizdeki herşeyle, bu ister arabanız olsun – ki sizin arabalarınızla bağlantılarınız var – farklı bir noktadan bağlantı kurun. Farklı bir noktadan bağlantı kurun.

Ben size bağlantınızın nerede olduğunu söyleyemem. Bunu kendiniz keşfetmelisiniz, çünkü bu herkes için farklı ve benzersizdir. Ama onun farklı bir yerde olduğunu size söyleyebilirim. Bu, genişlemiş bir yerdir, ve Yeni Dünyayla ilgili konuşmalar, ve buraya getirmekte olduğunuz bilinç tohumlarıyla ilgili konuşmalar, nereye bağlanmanız hakkında size bir ipucu vermelidir.

Tobias -Nisan 2009

Avşar Timuçin

Benim de severek izlediğim şair\felsefecilerden, burada adını görünce heyacanladım açıkçası; şiirinden bir örnek ve şiire ilişkin bakışını sizlerle paylaşmak istiyorum.

Ben alınyazımı kendim yazmak isterim
İstemediğim şey yazgım olamaz benim
O bir suysa ben onu istemişsem
Ancak onun sularıyla çoğalır denizlerim
Göklerim artık onun mavisine boyansın
Artık onun yeşiliyle yeşersin çiçeklerim
Sevinçlere bir kanat vuruşla gideceksem
Onun maviliklerinden geçebilmek isterim
İstemediğim şey yazgım olamaz benim
A.TİMUÇİN

Bir Şiir Yazanın Notları

Şiir varolabilmek için esin bekler. Esin nazlıdır, bazen aylarca gelmez. Esin gelmediği sürece elim kolum bağlı kalır, şiirle bağlarım kopmuş olur. Kafasına estiği zaman, canı istediği zaman yazanlara imrenirim. Ben yapamam. Bir iki kere denemedim değil, denedim. Olmadı. Esin yeterli mi? Değil elbet. Serüven esinden sonra başlıyor ya da esinle başlıyor. İlk biçim yeterli değildir. İlk biçim hiçbir zaman son biçim değildir. Sürekli arayacaksınız. Her şey gibi o da yavaş yavaş olgunlaşır. Yolu yok, katlanacaksınız. Sabırsızın şiiri olmaz. son biçim gerçekten en yetkin biçim midir? Bilemeyiz. Yapıtın çabaya doyduğu bir nokta vardır. Öyle bir yer gelir ki ondan sonraki arayışlarınız iyilikten çok kötülük getirebilir. O durumda yapılacak şey son noktayı koymak ve imzayı basmaktır. Olmuşsa olmuştur. Olmamışsa yırtar atarsınız. şair on şiirini korursa yüz şiirini gözden çıkarır. Şiirini yırtamayan şair gün gelir dizini döver. Zaten kaçı yarına kalacak onların?

Şair esindenden, esin yaşamdan beslenir. yaşamıyorsanız yazamazsınız. Yaşamamışların şiirleri dolgu maddeleriyle doludur, onun için itici gelir insana. Yalancı şiir ya da yalan şiir. Korkunç! Yaşamamak kadar korkunç. Şiir varolmak için yaşamı gereksinir. Şiir yaşamdır, gerçek anlamda yaşam da şiirdir. Yapılacak şey belki de tüm savların, önyargıların, bencilliklerin, kendini beğenmişliklerin ötesinde kendini yaşamın akışana bırakmaktır. Evet, şiir yaşamdır, yetkin ve tutarlı bir varlığın varlığını gerektirir, gelişmiş bir bilinçin varlığını gerektirir. Esin şiire göre ya da daha genel anlamda sanata göre gelişmiş bir yetkin bilincin kendinde bulduğu anlamlı bir heyecanın genel adıdır.
Yaşasın şiir, gerçek şiir, şairini kanıyla canıyla yazdığı şiir. Yaşasın yaşamdan gelip yaşama dönen şiir, insanı yansıtırken insanı yücelten şiir. İnsanı insana anlatan, insanı gösteren şiir…
Avşar Timuçin

Gizli Kokular

Gizli Kokular Yalnızca Kadınları Uyarıyor

Böceklerde, hayvanlarda feromon denen, bizim algılama aralığımızın dışındaki bir takım kokular, önemli bir haberleşme aracı. Zevk, korku, kızgınlık, cinsel istem, bu araçlarla iletiliyor. Kraliçe arılar ya da karıncalar, koskoca kolonileri, bu feromonlar aracılığıyla kendilerine bağlı tutup yönetiyorlar. Kozmetik üreticileri, parfüm ve kolonyalarına kattıkları bazı insan steroidleri ya da misk gibi bazı hayvan salgılarının, feromon etkisi yaptığını öne sürmelerine karşın, bunu doğrulayacak bilimsel bir kanıt ortaya koyamıyorlardı. Şimdiyse,Chicago Üniversitesi biyopsikologları Martha K. McClintock ile Suma Jacob, bir insan steroidine en yakın sayılacak maddeyi bulduklarını söylüyorlar: insanın “havasını değiştiren” steroidler.

Araştırmacılar,deneylerine temel olarak kokularda kullanılan iki insan steroidini almışlar: parfüm üreticilerinin kadınları çektiğini iddia ettikleri erkek steroidi androstadienon ve erkekler üzerinde aynı etkiye sahip olduğu söylenen kadın steroidi estratetraen. İki araştırmacı önce 20 yetişkine standart psikolojik durum (mood) testi uygulamışlar. Sonra hepsinin burunlarının altına pamukla önce sırayla karanfil yağına batırılmış iki steroidi ve nihayet steroid taşımayan karanfil kokusunu sürmüşler. Her üç pamuğun da aynı kokuyu taşımasına karşın, McClintock,10 kadın deneğin her iki steroidi burunlarına çektikten sonra

kendilerini çok daha mutlu ve enerjik hissettiklerini saptamış. Aynı steroidler, 10 Erkek denek üzerindeyse tam tersi bir etki yapmış Erkekler steroidleri kokladıktan sonra kendilerini yorgun ve sıkıntılı hissettiklerini söylemişler. Araştırrmacılara göre buluş, bazı insan steroidlerinin, karmaşık kimyasal sinyaller gibi işlev görebileceklerini gösteriyor. Bunlar, hayvanlardaki feromonların tersine bizim tepkilerimizi belirleyecek yerde, bunları değiştiriyor.

-alıntı kaynağı bilinmiyor-