Arrheton

Sonunda, 2’nin kare kökünün hiçbir iki tam sayının oranı olarak ifade edilemeyeceği ispatlanmıştı: Bu, ilk kez Pisagorcular tarafından arrheton, yani ,, oran olarak ifade edilemeyen” adı verilen yeni ve garip bir sayıydı. Daha sonra bu şaşırtıcı sayılar ”irrasyonel” veya ”rasyonel olmayan sayılar” olarak bilindi ve bu terim de sayının ifade edilemez olduğu düşüncesini yansıtıyordu. 2’nin karekökü gibi sayılar onlar için çok şaşırtıcıydı, çünkü bir ölçüm aleti ile tam olarak ölçülemiyorlardı. Bu, sayıların Evrene hükmetme gücü konusunda, talihin Pisagorcuların karşısına çıkardığı bir engeldi. Bir karenin köşegeni gibi sıradan bir şeyi fethedemiyorlarsa eğer, tüm dinleri tehdit altında sayılırdı. Bu sonuç onları çok sarsmıştı, çünkü birisi bundan yola çıkarak 3, S, 6 ve 7’nin karekökü ile başlayıp, sonsuz bir irrasyonel sayılar dizisi mey- dana getirebilirdi. Aynı sonuç, bu garip ”irrasyonel” sayılan yaratabilen aritmetik okulu ile bunlan ne yazık ki ölçemeyen geometri okulu arasında bir gedik meydana getirdi. Günümüze ulaşan bilgilere göre, bu irrasyonel sayılar ilk keşfedildiğinde, doktrinlerine meydan okuyan sayıların varlığı ile ilgili haberler yayılmasın diye bu gerçek, Kardeşler tarafından saklı tutulmuştu. Hippasus adlı mürit bu korkunç gerçeği açıklayıp yemini bozma günahı işlediği için boğularak öldürülmüştü. Daha sonraki dönemlerde yaşamış bir yorumcu şöyle demiştir: ”Sözle ifade edilemeyen ve şekli olmayan şey gizlenmelidir; bu yaşam görüntüsünü ortaya çıkaran ve ona dokunanlar derhal yok edilir ve sonsuz dalgaların oyunu devam eder.” 

MÖ S. yüzyılda yaşamış ve mizah yazarı olarak haklı bir isim yapmış Epicharmos, kişinin kendi yaşamsal istatistiklerinden başka bir şey olmadığını düşünmesiyle ortaya çıkan bazı garip sonuçlar hakkında bize şu diyalogu aktarır:

”Elinde çift bir sayı, veya diyelim, tek bir sayı varken, birisi bir çakıl taşı eklese veya alsa, başlangıçtaki değişmiş olur mu?”

”Tanrılar korusun!”

“Şimdi, birisi bir uzunluğa biraz ekleme yapsa veya ondan bir parça kesse, uzunluk aynı kalır mı?”

“Tabii ki hayır .”

” Ama, insanlara bir bak. Birisinin boyu uzayabilir, bir başkası zayıflar … O zaman, senin dediğine göre sen, ben ve başkaları dün olduğumuz kişiler değiliz ve gelecekte de farklı kişiler olacağız.”

Dünya durağan değildir, ancak Pisagorcuların sayıları öyleydi. İleride, bu tarz itirazlardan uzak kalmak için neler yapmarnız gerektiğini göreceğiz.

Gökteki Pİ

http://www.atominsan.com/gokteki_pi.php 

kültür ve sanata dair

KÜLTÜR VE SANATA DAİR…
ALİ K

Ademin hikayesinden, postmoderniteye tüm insanlık; evrensel-doğal ve tarihi sürecin etkisiyle beşeri ve manevi cevherini, bulunduğu yerin konum ile durumuyla bağlantılandırarak kültür ve sanat eser ve akımları üretmişlerdir….

Kültür ve sanatın ana gövdesini, insan topluluklarının bulunduğu tarihsel dönemin ruhu ve şartları belirlemiştir…

Mezopotamya, Mısır, Hindistan, Çin, İran, Anadolu, Yunanistan, Roma gibi ilkçağ uygarlıklarında çokçu bir tanrı inancı ile birlikte, güce bağlı bir hiyerarşik düzen, ahlaki alanda da etkisini göstermiş, bu durum kültür ve sanata da sirayet etmiştir…

Kuranda adı geçen Ad, Semud, Lut kavimlerinin hikâyeleri, bu çokçu tanrı inançlarını ve ahlaki yapılanmaları ortaya koymaktadır…

Musevilik, Hıristiyanlık ve İslam’la tek Allah inancıyla birlikte putperestliğin ahlaki – sosyal-iktisadi ve güce dayalı yapısına muhalefet edilerek bir din ahlakı ortaya konmuştur..

Özellikle putperest anlayışın resimde, müzikte, edebiyat ve anlatımdaki hiçbir kayıt ve sınır tanımaz kültür ve sanat yapılanmasına karşın, tevhidi dinler örtünme, hayâ ve günah anlayışını vazetmişlerdir…

Hıristiyanlığın yozlaşması sonucu kilisenin yoğun baskısından bunalan aydın ve halklar, Hıristiyan kültür ve sanatına isyan ederek hümanizmle beraber Yunan kültür ve sanatına tekrar dönmüşlerdir…

Günah duygusunun yerini serbestlik, doğaya dönüş ve çıplaklık almıştır…

Ancak Hıristiyanlık da kendi içinde reformasyana tabi tutularak kendini yenilemiş, ılımlı bir yapıya bürünmüştür….

Yüzyıllar boyunca süren çatışmalardan sonra serbestlik içinde dinin de kendine özgü bir yer edinmesi yasallaştırılmıştır….

Modernizmle beraber her kesim kendi inanç ve fikirleriyle, sosyo-iktisadi yapısına göre kültür ve sanat eserleri üretmiştir….

  1. ve 2. dünya savaşıyla var olan derin yıkım neticesinde muhalif, anarşist, Marksist, nihilist ve varoluşçu sanat akımları seslerini yükseltmişlerdir…

Batının kültür ve sanattaki tarihsel değişimiyle alakalı bu durum tüm dünya uluslarında da etkisini göstermiş ancak, genelde tahripkar olmuştur..

Çünkü batıda sömürgeciliğin etkisi olmayan bir dönem ve anlayış olmamıştır…

Bugün İslam âleminde kültür ve sanat anlayışının kısırlığından bahsedilmektedir…

Niye, batıya üstün gelecek bir anlayış güçlü bir şekilde, bilimsel olarak ortaya konulamamıştır…

Bu anlayış ÖZE DÖNÜŞTÜR….

Batıyı sarmalayıp, aşıp geçerek insan özünü dillendirerek, kültür ve sanatı bu bağlamda oluşturacak olan âdemi-insani öze dönüştür…

Bu sanat realizm-rasyonalizm-idealizm,-materyalizmi aşıp geçebilecek ve yeni bir yoruma tabi tutacak irade ve içeriktedir….

Kim kimin eşidir ?

Aylardan Temmuz,günlerden Perşembe.Hava sıcak mı sıcak. Ailecek geziye çıkmış olan 4 çift, mola yerinde soğuk limonataya dayanamıyorlar ve toplam 44 bardak limonata içiyorlar.
Şebnem 2 bardak
Didem 3 bardak
Selin 4 bardak
Pelin 5 bardak
limonata içiyor.

Emre eşi kadar,
Yusuf eşinin 2 katı,
Salih eşinin 3 katı
İsmail eşinin 4 katı

limonata içiyorlar.

Kim kimin eşidir?

İNSANCA PEK İNSANCA

İnançlar hakikat düşmanları olarak, yalanlardan daha tehlikelidir. Hoşlanmadığımız bir düşünceyi öne sürdüğü zaman bir düşünürü daha sert eleştiririz. Oysa, bizi pohpohladığında onu daha sert eleştirmek uygun olacaktır. Sahip olunması zorunlu tek şey var: Ya yaradılıştan ince bir ruhtur bu, ya da bilim ve sanatlar tarafından inceltilmiş bir ruh…

Tüm idealistler, hizmet ettikleri davaların her şeyden önce dünyanın tüm öteki davalarından üstün olduğunu düşünürler. Kendi davalarının biraz olsun başarılı olması için, bu davanın tüm öteki insan girişimlerine gerekli olan aynı pis kokulu gübreye açıkca ihtiyacı olduğuna inanmak da istemezler. Bir kez yürünmüş bir yola düşenlerin sayısı çoktur, hedefe ulaşan az ..

Küçücük bağışlarla büyük mutluluklar kazanmak büyüklüğün bir ayrıcalığıdır. İnsan, diğer insanlardan hiçbir şey istememeye, onlara hep vermeye alıştığı zaman, elinde olmadan soylu davranır. Acıların bölüşülmesi değil, sevinçlerin bölüşülmesidir dostluğu yaratan … Bir şeyden hoşlanmaktan söz edilir, aslında doğrusu, bu şey aracılığıyla kendinden hoşlanmaktır. Kendinden hiç söz etmemek çok soylu bir ikiyüzlülüktür. Hakikatin temsilcisinin en az olduğu zaman, onu dile getirmenin tehlikeli olduğu zaman değil, can sıkıcı olduğu zamandır.

Doğa bize aldırmadığından, doğanın ortasında kendimizi öyle rahat hissederiz ki … Uygarlaşmış dünya ilişkilerinde herkes, hiç değilse bir konuda kendini başkalarından üstün hisseder. Genel iyi yüreklilik buna dayanır. Çünkü, durum elverirse herkes yardım edebilir, o halde bir utanç duymaksızın bir yardımı da kabul edebilir. Yapacak çok şeyi olan insan inançlarını ve genel düşüncelerini hemen hemen hiç değiştirmeksizin korur. Aynı şekilde, bir ülkünün hizmetinde olan her insan ülkünün kendisine artık hiç kulak asmaz; onun buna zamanı yoktur.

Demem şu ki, ülküsünün hala tartışılabilir olmasından yana olmak çıkarına aykırıdır. İnsan dilediği kadar bilgisiyle şişinip dursun, dilediği kadar nesnel görünsün, boşuna ! Sonunda her zaman ancak kendi yaşam öyküsünü elde edecektir. İnsanların tarih boyunca farkına vardıkları aşılmaz zorunluluk, bu zorunluluğun ne aşılmaz ne de zorunlu olduğudur. Bugün artık kimse ölümcül hakikatlerden ölmüyor; çok fazla panzehir var. Uygarlık tarafından yokedilme tehlikesiyle karşı karşıya olan bir uygarlık çağını yaşıyoruz. Sevilmiş olma isteği kendini beğenmişliklerin en büyüğüdür. İnsanları şiddetle kendi üzerine çeken, bir oyunu her zaman kendi lehine çevirmiştir.

Çok düşünen ve uygulamalı düşünen, kendi maceralarını kolayca unutur, ama başından geçenlerin çağrıştırdığı düşünceleri hiç unutmaz. Biri kendi düşüncesine bağlı kalır; çünkü ona kendi kendine ulaşmış olduğunu sanır. Öteki ise, onu zahmetle öğrendiği ve onu anlamış olmakla övündüğü için bağlıdır düşüncesine. Sonuç olarak, her ikisi de kendini beğenmişlik … İçine doldurulacak çok şey olduğu zaman, günün yüzlerce cebi vardır. Bir düşmanla savaşarak yaşayan kişinin, düşmanını hayatta bırakmakta yararı vardır. Açıklanmamış karanlık bir konu apaçık bir konudan daha önemli sanılır. Sadece karşıtları cansıkıcı olmayı sürdürdükleri için, arada bir, bir davaya bağlı kalırız. Bir insan kendini hep çok büyük işlere adadığında, onun başka bir yeteneğinin olmadığı pek görülmez.

Açıkça büyük amaçlar tasarlayan ve daha sonra bu amaçlar için oldukça yetersiz olduğunu gizlice kavrayıveren kimse, çoğu zaman bu amaçlardan vazgeçecek kadar da güçlü de değildir. İşte o zaman ikiyüzlülük kaçınılmazdır. Gür ırmaklar kendileriyle birlikte bir çok çakıl ve çalı çırpıyı da sürükler; güçlü ruhlar da bir çok aptal ve mankafayı. Bir insanın gerçekten ele almış olduğu düşünce özgürlüğü ile, onun tutkuları ve hatta arzuları da gizli gizli kendi üstünlüklerini göstereceklerini sanırlar. Bir insan yoğun ve kılı kırk yararak düşündüğü zaman, sadece yüzü değil gövdesi de çekinceli bir havaya bürünür. Ruh arayanda, hiç ruh yoktur. İnsan yığınlarının davranış biçimlerini önceden kestirmek için, onların güç bir durumdan kendilerini kurtarmak için hiçbir zaman çok önemli bir çaba göstermediklerini kabul etmek gerekir. İnsan kahkahalarla güldüğü zaman, kabalığı ile tüm hayvanları geride bırakır.
Eylem ve vicdan genellikle uyuşmazlar. Eylem, ağaçtan ham meyveleri toplamak isterken, vicdan onları gereğinden çok olgunlaşmaya bırakır, ta ki yere dökülüp ezilinceye kadar.

Aşk ve nefret kör değillerdir; ama kendileriyle birlikte taşıdıkları ateş yüzünden kör olmuşlardır.

İnsan hatasını bir başkasına itiraf ettiğinde unutur onu; ama çoğu kez öteki kişi bunu unutmaz.

Alev, başka şeyleri aydınlattığı kadar aydınlatmaz kendini. Bilge de böyledir.

Bir konu hakkında hazırlıksız sorguya çekildiğimizde, aklımıza gelen ilk düşünce çoğu zaman bizim kendi düşüncemiz değildir; ama bizim sınıfımıza, konumumuza ve soyumuza ait olan sıradan bir düşüncedir sadece. Öz düşünceler pek ender olarak su yüzüne çıkarlar.

Bizzat kendimizde olan bir değeri övdüğü, okşadığı zaman mucizeyi de, usdışını da kabul ederiz.

Yarı-bilim tam bilimden daha üstündür. O, sorunları olduklarından daha kolay görür ve bununla görüşünü daha anlaşılır, daha inandırıcı kılar.

Çok düşünen partici olmaya uygun değildir; o, parti arasında düşüncesini çok çabuk sızdırır.
Kötü belleğin iyi tarafı, aynı şeylerden bir çok kez, ilk kez gibi yararlanmaktır.

Bir kurbanın yoldaşı o kurbandan daha çok acı çeker.