Dünya Şiir Günü

2009 Dünya Şiir Günü Bildirisi
YALIN SÖZÜ YEĞLESE DE YALINAYAK DEĞİLDİR ŞİİR!

Bir yüzleşme günündeyiz yine.
Yine şiire bakıyoruz. Yine şiir ne işe yarar diyenlerle göz göze gelerek.
Sesimizde yankılanan yine öncelikli bir soru: Hangi niteliklerle yüz yüze getirir bizi şiir?
Sayabiliriz o niteliklerin birkaçını hemen: Yaratıcı eyleme merak, dönüşü olmayana cesaret, sıradana açılan savaş, emeğe gösterilen saygı, duyarlığa tanınan özgürlük, tasarlananı genişleten ufuk…
Şöyle diyebiliriz örneğin:
“Çin Seddi bittiği akşam duvarcılar nereye gittiler?” diye soran meraktır şiir.
Kralı çıplak gördüğünde korkağın söyleyemediği cesur sözdür.
Sıradanın yavanlığına başkaldıran çeşitlilik, emeği hor görene indirilen tokattır.
Duyarlığı sınırlı tutanın karşısına yeni bir dil ile, tasarlananı güdük bırakanın karşısına yeni bir dünya ile çıkandır.
Neruda’nın dediğini bir kez daha yineleyebiliriz öyleyse: Yedi canlıdır şiir. Bunca sömürü ve yoksulluğun insana yaşamı dar ettiği, işkence ve savaşlarla bunca zulmün, zorbalığın, kıyımın yeryüzünü kana boğduğu günlerde şiirin payına da canından olanların acısı düşer, soluğunun önüne birtakım engeller dikilir. Ama her keresinde yeniden canlanacaktır o, yüzleşmek için ayağa yeniden kalkacaktır.
Her yüzleşme gününde kıyıcıya, zorbaya, işgalciye karşı diyeceği bir söz, yapacağı bir eylem, her yüzleşme gününde suskun kalanlara, boyun eğenlere karşı dolaşıma çıkaracağı bir öfke vardır çünkü. Eylemini kendisi kalarak gerçekleştirmeyi, öfkesini sözcüklere bürüyerek biriktirmeyi, sözünü çoğu kez yalın söylemeyi yeğlese de, onlarla
kıyıcının, zorbanın, işgalcinin ve suskunluğun üstüne yürürken yalınayak değildir. Çıkarıp kafalarına fırlatacağı bir ayakkabısı her zaman vardır.

Kemal Özer

Seçim ve Pankartlar

Yine seçimler yaklaşıyor ve her yer pankart, bayrak, gürültü yapan şarkı söyleyen slogan atan hoparlörlü arabalar. Peki bunca yapılan masraf gerçekten etkili oluyor mu? Yani o iç içe geçmiş bayrakları, pankartları, sesleri okuyabilen, duyabilen var mı gerçekten. Yada bunları görüpte atacağı oyu değiştiren?

Ben şahsen olduğunu düşünmüyorum. Kimsenin o bayraklardan etkilendiğini de sanmıyorum. Birde yapılan masrafı düşünün. Bütün bu kirliliğin bedeli var. Milyonlarca bayrak, pankart, bu işe koşulan araçlar. Oysa o yapılan masrafa kaç bin öğrenci okur, kaç okula labaratuar kurulur, kaç iş istihdam sahası açılır.

Anlaşılan, kriz; partileri ve parti liderlerini pek etkilememiş gibi duruyor. Üstelik hiç bir işe yaramayacak, onca şeye yapılan masrafı düşündüğümde, daha çok yolumuzun olduğunu hissediyorum.

Kapadokya Gizli Bir Uygarlığın Parçası Olabilir mi?

Kapadokyaya yapacağımız gezi dolayısıyla, bu gizemli yer hakkında biraz bilgi vermenin iyi olacağını düşündüm. Belki bu yörenin ne kadar ilginç bir yer olduğunu algılarsak, gideceğimiz, göreceğimiz, üzerinde gezeceğimiz yerlerin ne kadar mistik olduğunu ve gizemli olduğunu hissedebiliriz.

Kapadokya yeraltı tünelleri dünyanın altında kurulmuş olan gizli bir uygarlığın bir parçası olabilir mi?

Kapadokya bölgesi Aksaray,Nevşehir,Niğde,Kayserİ ve Kırşehir illerini kapsayan, coğrafi ve jeolejik benzersizliğinin yanı sıra, tarihi özellikleri ile de sıradışı bir bölgedir.

Çevredeki yanardağların ( Erciyes, Güllüdağ,Hasandağ) on milyon yıl öncesindeki aktifliği sırasında çıkan lavlar, zaman içinde rüzğar ve yağmur sularının etkisiyle bugün adına peribacası dediğimiz şapkalı, konili,mantar biçimli, sütunlu ve sivri kayalardan oluşan benzersiz bir doğal güzellik oluşturmuştur. Ancak bu benzersiz güzellik salt doğal yanıyla değil, tarihi kimliği ile de Kapadokyada hüküm sürer.

Yerin 70 metre kadar altına inen, zeki mimari ölçümün uygulandığı sanılan yeraltı şehirlerinde hava bacaları, su depolarıyla birlikte dıştan gelebilecek tehlikelere karşı sürgü taşlar kullanılmıştır. Ayrıca erzak depoları,hayvan barınakları,Hristiyanlık zamanında eklendiği düşünülen kilise,onun dışında okul,şarap üretim alanları bulunmaktadır.

Bu bölgedeki 200’e yakın yeraltı yerleşiminin tarihi hakkında en eski yazılı kaynak xenophon’un ”Anabasis” isimli kitabında yer almaktadır. Bunların dışında bu yeraltı şehirlerinin Hititlerden Bizans’a kadar uzanan bir zaman dilimi içinde kullanıldığı bilinmektedir.

Hakkında hiçbirşey bilmediğimiz bu yeraltı şehirlerinin Alice Harikalar Diyarına giden fantastik yollar misali, birbirlerine tünellerle bağlandığına inanılır.

Neden olmasın?

Bizi kendimizin ve tarihimizin derinliklerine çeken sır dolu bu yeraltı şehirleri, gerçekten ayaklarımızın hemen altında var olan bambaşka bir dünyaya açılıyor olamazmı?

peki bu yeraltı şehirlerini kimler,ne zaman, neden ve nasıl yapmışlar?

Pürüzsüz duvarların, mükemmel işçiliğin, olağandışı mühendisliğin günümüzde bile tekrarlanması pek çok teknik bilgi ve donanımı gerektirdiği düşünülüce, onaylanmış tarihi yanıtların aklımızı tatmin etmediğini fark ederiz.

Peki, kadim efsaneleri doğruluyan Kapadokya bölgesi, dünyanın diğer yeraltı tünelleri ile de bağlantılı olabilir mi?Çünkü gezegenimizin her yerinde var olan bir yeraltı dünyası bilgisine, efsanesine hiçte yabancı değiliz.

Pazar şekerleri

Bir matematikçi, bir fizikçi ve bir mühendise bir kırmızı top verip bunun hacmini nasıl bulacaklarını sormuşlar.

Matematikçi, bir mezura ile etrafını ölçüp formülle yarıçapını hesapladıktan sonra diğer bir formülle yarıçapından hacmini bulacağını söylemiş.

Fizikçi ise topu suya batırıp yer değiştiren suyun hacmini ölçerek topun hacmini bulabileceğini söylemiş.

Top son olarak mühendisin eline verilmiş, mühendis topu şöyle biraz çevirip bakmış ve sonra:
“Bana kırmızı toplar kataloğunu bulun” demiş.

Çok çok güldüm, beni senelerdir güldüren bi tanesi vardı, bu nerdeyse onu gölgede bıraktı.

O da şuydu:

Büyük bir şirketin üst düzey yöneticilerinden biri, bir gün New York üzerinde balonla dolaşmaya çıkar. Aksilik bu ya, pusulasını aşağıya düşürür ve kaybolur. İnmek için uygun bir yer ararken bir gökdelenin tepesinde sigara içen bir adam görür ve alçalır.
-“Pardon. Ben neredeyim acaba?” diye sorar.
– “Yerden 500 feet yükseklikte bir balonun içindesin” der adam. Yönetici sinirlenir:
-“Sen mühendissin değil mi?” diye sorar.
-“Evet.” der adam. “Nereden bildin?”
– “Çünkü başım belada ve sana bir soru soruyorum. Verdiğin cevap 100% doğru fakat hiç bir işime yaramıyor.”
-“Sen de yöneticisin değil mi?” diye sorar Adam.
-“Evet sen nereden bildin?” –Adam “Çünkü yerden 500 feet yükseklikte bir balonun içinde kaybolmuşsun. Pusulan yok, berbat durumdasın. Fakat bu şimdi benim suçum oldu.” …!!

Bilim / Tübitak / Darvin

TÜBİTAK’tan sorumlu devlet bakanı Prof. Dr. Mehmet Aydın, şöyle dedi:

“TÜBİTAK, bilimin önündeki bütün kapıları açmak için vardır, bilime sansür koymak için değil… Bilimi ideolojik açıdan ele almak veya bilimi dini açıdan ele almak, kimsenin bir amacı olamaz. Bilim bilimdir, inanç inançtır. Bunlar kendi kulvarlarında yürüdükleri sürece birbirlerine yararlı olurlar.”

Burdan açıkça anlaşılıyor ki bu tür bir konuyu bilimsel ve dinsel açıdan aynı platformda tartışılması mümkün değildir.

Bilim için söylenen bazı açıklamalar şöyle:

Bilim, temelde,deney ve gözleme dayalı bilgi bütününü anlatır. Vikipedi

Gözlem ve gözleme dayalı akıl yürütme yoluyla dünyaya ilişkin olguları birbirine bağlayan yasaları bulma çabasıdır. Bertrand Russel

Bilim, durağan olmayıp devamlı yenilenen bir yapıda olup, Din yenilenmeye yapısal açıdan karşıdır. Bu herhangi bir dinle ilgili olmayıp tüm dinler için geçerlidir. Genelde her din ondan önceki dinleri kabul etmekte ise de kronolojik olarak ondan sonrakileri kesinlikle kabul etmemektedir. Her din kesin ve son doğruyu söylediğini iddia eder, aksi durumda zaten inanılırlığını devam ettiremez ve kaybeder. Bilim devamlı olarak yenilenmekte ve bir önceki teoriler bir sonrakilere neden ve destek sağlamaktadır, bu matematikte bile böyle olmuştur ve olacaktır. Pek çok matematiksel çözüm geliştirildiği eski zamanlardan bu yana hala yeni formüller, sistemler, teoriler geliştirilmektedir ki bu da bilimin sürekliliğine bir örnektir.

Bilimsel düşünceye göre tartışan birinin herhangi bir konu için “yenisi bulunana/ispat edilene kadar bu böyledir” kısaca herhagi bir şey için “olabilir de olmayabilir de” anlamı çıkan bir cevap verebilmektedir. Dinsel düşünceye sahip birine göre böyle bir cevap mümkün değildir, dinsel açıdan herhangi bir şey ya böyledir ya da değildir, bu yarın değişemez. Bilim açısından Darvin teorisi “doğru da olabilir yanlış da”, dinsel açıdan Darvin teorisi “doğru da olabilir yanlış da” cevabı verilemeyeceğine göre bunun tartışılmasının gereği bile yoktur. Bilim, teknolojinin gelişmesi ile birlikte, yapılan deneylerle bir konudaki sonuçlar değişebilmektedir, bunun için de bilimsel düşünceye göre deneylerin sürekli olarak yapılması gerekmektedir. Böylece bir konudaki deney sonuçları değişebilir hatta değişmektedir veya değişmelidir, ancak böyle bir şey dinsel düşünce ile yapılamaz.

Peki, yukardaki düşünce kapsamında doğrusu hangisidir?

Doğru diye birşey yoktur, bu kişinin dünyayı yorumlaması ile ilgili kişisel bir kavramdır.

Bugün doğru olan yarın yanlış olabilir.
Burda doğru olan başka bir yerde yanlış olabilir.
Bana göre doğru olan sana göre yanlış olabilir.

Dolayısi ile herhangi bir konunun bilimsel ve dinsel açılarla aynı platformda tartışılması bugünki Tübitak / Darwin tartışması gibi “abesle iştigal”* etmektir.

Sevgiler & Selamlar
Aki

  • abesle iştigal etmek = yersiz, yararsız işlerle vakit öldürmek: “Yazarlarımızın çoğu yalnızca kendi ürünlerinin ne amaçla üretildiğini sayıp dökerek bir anlamda abesle iştigal ediyorlar.” -T. Uyar. / Güncel Türkçe Sözlük