Darkest Hour- İnception ve Kış Kralı

Dün gece Darkest Hour filmini izledim.Nerdeyse nefes almadım diyebilirim o derece güzel bir film yapılmış. En iyi film ödülünü alamaması enteresan. Churchill’i oynayan ve hatta bunu biraz ileri götürerek adeta Churchill olan Gary Oldman’nın en iyi erkek oyuncu Oscarını almış olması film adına biraz olsun rahatlatıcı. Gary Oldman’ın internetteki fotosuna bakıyorum ve bir de dün gece 2 aat boyunca izlediğim Churchill’i düşünüyorum ve bunlar aynı kişi olamaz diyorum. İşte sinemanın büyülerinden biri de bu denebilir. Diğer yönden Daha dün yayınladığım Dinkurk filminin Darkest Hour’u açılımlayan ona büyük anlam katan bir film olduğunu da şimdi anlamış durumdayım. Bu iki filmi de izlediğinizde o zamanın gerçeği daha belirgin hale geliyor. Peki bu iki film aynı sezona nasıl denk geldi? Tesadüflere inanmak pek tarzım değlil, yönetmenler mi yapımcıları mı yoksa İngiltere mi bu tuhaflıkta rol oynadı? Cevabı bilenler söylesin. Tarih, siyaset, özel tarihi şahsiyetleri sevenler için bulunmaz bir film. Not: Aşağıda güzel bir eleştiri sunuyorum, benim hoşuma gitti, tıklayınız

*

 

Göbeklitepe’nin Yas Bulutları

Kitabı bu hafta sonu bitirmiştim ve aslında okumakta da çok geciktim fakat o kadar çok şey oldu ki ardı ardına burada sayıp kendimi bile sıkmak istemiyorum. Biz sonuca bakalım deriz pratik olanlar, kitap gerçekten çok lezzetli, kolay okunuşunun yanında gerçekten memleketimizde ihtiyaç duyduğumuz türden bir yaratım/çalışma, eser artık nasıl değerlendiriyorsanız.
Bir kere kitabın başında da belirtildiği gibi, yazar Kaan Demirdöven, ilgi alanları çok ve değişik,uzun yıllar felsefe,tasavvuf,mitoloji ve kadim bilgelik öğretileri alanında araştırmalar yapmış, kendini genç yaşta yoğurmanın disiplinine tutunmuş. Tüm bu vasıfların üstüne nefis bir “masalcı” üslubu edinmiş (bir önceki kitaptan oldukça farklı bir tarzda). Ben çok sevdim, umarım okuyanı bol olur, arzu ederim ki başka dillere de çevrilsin, eşsiz Anadolumuzun ve Göbeklitepe’nin adı başka insan kardeşlerimizce de bilinsin, ola ki Akınış kitabesi’nin sessiz harflerinin oluşturduğu armoniyi duysun.
Teşekkürler Kaan.
*

Devamını oku “Darkest Hour- İnception ve Kış Kralı” →

Mini mini birler

Çürümüşse, bozuşsun, parçalansın dağılsın ve
yeniden doğuşun o haşmetli ve
bilinemez topağına karışsın
sa
*
Doğuya bakan evinizde
Güneş batmaya yakın
Gölgeniz düşüp kırılabilir yere
sa
*
Gökkuşağı yerine
gül takının altından geçer
insan olurum -sa
*
Biraz ateş biraz duman
ortada insan.
İmkan dahilinde olan.
sa
*
Yıldız olmak kolay değil, örneğin dünyamız daha kaç merhale geçirecek bir yıldız olmak için kim bilir. Kendi adıma Sharon Stone’un gülüşünü, Jodie Foster’in kaçamak utangaç bakışını,
Russell Crowe’un tüm yüzüne bedenine yayılmış şefkatini, Brad Pitt’in dünyayı tiye aldığını sandığın o gülümsemesini sonsuza kadar seyredebilirim.Yıldızların hem parlaklık dereceleri hem de kendilerine özgü bir tarzları var. Ortak olan ise göz kamaştırıcı olmaları. Güneş gözlüğüyle bakmak tavsiye edilir. 🙂
Kuzey-güney ay düğmü de epeyce etkin. Örneğin benim haritada iki tane tanrının parmağı denen şey var. Her insanın doğduğu an bir ruh, ben buna inanıyorum, özel ve biricik olması bu sebeple. Geçen annemdeyim bi şey söyledim annem inanmadı, hani bakayım göster bakalım dedi. Ben de ona dedim ki gülerek “sen benim -annem yahu!- hayatımda hiç yalan söylediğimi gördün mü?” velev ki beyaz olsun pamuk şekeri olsun fark etmez. Görmedim dedi tabi doğal olarak. Sebebi çok ahlaklı olmamdan gelmiyor ki, kuzeyi yay olanlara yalan yasaklanmıştır. Herkes söyleyebilir bi şekilde bedeliyle de yüzleşir ama bize yasaklanmış. Yani bunu kişisel olarak ben karar verip öyle olmadım. Bazı şeyleri an (ruh) getirir bazı şeyleri, genler getirir, diğerlerini de ana dili(mother tonque) tamamlar. İsmi ve deriyi de hesaba katınca al sana ayrılık illüzyonu. Hoş bir orman ateş başı hikayesi. aloha sevdiceklerim.
*
Ruh için zaman da söz konusu olmadığından bir ruh (ağacın bir dalı diyelim) değişik zamanlarda ve yerlerde binlerce kişiye onların yüksek benliği aracılığı ile bağlıdır. Ruh insani manada kişisel değil. Üstelik o bi şey öğrenmeye ihtiyaçsız, değişmez. Öğrenecek olan insandır, onun hücreleri vasıtasıyla gezegendir. Benim epey bir süredir fikrim böyle, henüz değişmedi.

Call me by your name ve Get Out

Bu yıl oscarlarda en iyi filme adaylardan biri “Beni adınla çağır.”
Konusu itibariyle, muhafazakarlaşan ülkemizde gösterimi planlanmamış fakat bu adaylık olunca gösterime girmiş deniyor.
Mısır doğumlu edebiyat tarihi profesörü André Aciman’ın romanından uyarlanan filmin senaryosu usta sinemacı James Ivory’ye ait. Ivory, “Günden Kalanlar” ve “Howards End” başta olmak üzere çok sayıda klasikleşmiş filmin, şimdi 89 yaşındaki yönetmeni. Yaşı ilerlediği için, özellikle de yapımcısı ve hayat arkadaşı Ismael Merchant’ı da kaybettikten sonra çok nadir film yapar oldu.
Elio ve Oliver’ın öyküsü bu film. Sene 1983. Elio, entelektüel bir ailenin 17 yaşındaki oğlu. Yazlarını geçirdikleri taşra evine, her sene olduğu gibi sanat tarihi profesörü babasına hem asistanlık etmek hem de kendi tezinde yardım almak için Amerika’dan bir üniversite öğrencisi geliyor. Bu sene seçilen Oliver’ın yaşıysa 24. Elio, tam kanı kaynayan bir dönemde ve cinsel olarak son derece aç. Akranı bir genç kız olan Marzia ile flört halindeler. Fakat Elio’nun gözünün sürekli Oliver’da olduğunu fark etmekte gecikmiyoruz.
Filmin son sahnesinde jenerik akmaya başladığında film henüz bitmiyor, yönetmen bizi çok duygusal bir atmosfere adeta hapsediyor.
*
Get Out
90.cı Oscarlarda En İyi Özgün Senaryo ödülünü kucaklayan filmdir kendisi. Korku dalında diye prezante edildiği için ya hiç izlemeyecektim ya da en sona bırakıp merakıma yenilmeyi bekleyecektim. Fakat dün akşam birden bi cesaret geldi izledim 🙂
Chris sıradan bir siyahi gençtir. Sevgilisi Rose ile mutlu bir ilişkisi vardır. Rose bir gün Chris’i ailesinin mülküne davet eder. diye başlayan epeyce metaforik öge taşıyan bu filme korku hatta gerilim denmez bence. Chris’in oyunculuğunu beğenmeyenler var gibi görünüyor ama bana hiç öyle gelmedi. Tam da senaryonun yansıtmak istediği sıradan, cin fikirli olmayan, aşık bir delikanlıyı gayet iyi oynuyor. Sonrasında düştüğü KAPANı çabuk kavrıyor ve kendisini devamlı uyaran siyahi arkadaşı ile iletişim kurarak evdeki tuhaflığı iletme başarısını gösteriyor.
Partideki Bingo oyunu da rasgele değilmiş, bunu sonradan öğreniyoruz. Taze av Chris’in kime kalacağı ile ilgili bir ritüelmiş! Bir de sonlardaki şu sahneyi beğendim, küçük bi detay gibi ama aslında Avcı/av ilişkisinin kısa bir an için görülüvermesi; Rose’un yeni avını internetten aradığı sahne!
Gerçek konu, hipnozun başarısı ve beyazların bu yöntemle siyahiler üzerinden ölümsüz bir hayata kavuşabilmelerini anlatıyor. Bu sanki tek bir aile, bir büyüsel ayin gibi verilse de filmde aslında amerikada olan biteni sorgulatmayı amaçlıyor bence. Ben beğenerek izledim. En azından geçen yılın en iyi filmi Lalaland’dan on kat daha iyiydi bana göre.
*
Dinkirk
Dunkirk, II. Dünya Savaşı’nın seyrini değiştiren en önemli olaylardan Dunkirk Tahliyesi’ni konu alıyor. Film, Almanlardan kaçan İngiliz ve Fransız birliklerinin, Kuzey Fransa’da yer alan ve filme adını veren “Dunkerque” sahilinde sıkışıp kalmasını ve oradan tahliyelerini anlatıyor. Yaklaşık 400 bin askerin tahliyesiyle İngiliz ve Fransızlar İkinci Dünya Savaşı’na devam edebiliyor.
Savaşın dönüm noktası ise bugün halen gizemini koruyan Hitler’in ordusunu durdurma kararı.
Hitler’in ordusunu durdurmasıyla yolcu feribotlarıyla, balıkçı tekneleriyle 338 bin 226 İngiliz ve Fransız askeri olağanüstü bir şekilde tahliye edildi.
Tam bir belgesel tarzında çekilmiş, başrol oyuncusu yok, kadın oyuncu yok, duygusal diyaloglar yok.
Peki Böyle bir savaş belgeseli çekmek niye Christopher Nolan’a düşmüş! İşte ben bunu anlayamadım!
Sen ki bilimkurguların fantastiklerin -benim gözümde- ilahısın, ne işin var bu filmle diye sorup duruyorum aylardır. Cevabı öğrenirsem mutlu olacağım ve kızgınlığım (beklentimin karşılıksız kalması nedeniyle) da geçecek doğal olarak. Evet mühim bir olayı iyi çekmişsin ama bunu çekebilecek yüzlerce yönetmen vardı bre Nolan! belki sen daha iyi çektin ama kimin umrunda! Senin yapımlarının onda birine ulaşamayan ve fantastik diye sunulan bir film, shape of water en iyi film oscarını aldı sayende! Oturup buna sevin diyeyim bari.
Bu arada film, oscarlarda 3 ödül aldı: “En İyi Kurgu”, “En İyi Ses Kurgusu” ve “En İyi Ses Miksajı” ödüllerini kazandı. Hayırlı olsun!
Dunkirk’ü çekerken Nolan, Oscar Ödüllü savaş filmi Saving Private Ryan‘ı çeken Steven Spielberg‘e danışmış. Nolan, kendi savaş sahnelerinin nasıl hazırlanacağına dair bir fikir edinmek için, Saving Private Ryan filminin ilk kopyasını görmek istemiş ve Spielberg’in fikirlerini almış. İşte Spielberg’in tavsiyesi:
“Chris’in dünyanın en yaratıcı film yapımcılarından biri olduğuna inanıyorum ve ona saygı duyuyorum. Bununla birlikte ona tavsiyem, benim de “Ryan”da yaptığım gibi hayal gücünü terk etmesi oldu.”
Buradan anladığım kadarıyla, birkaç konuda süper olsan bile yine de kendine başka konularda meydan okumadan duramıyorsun. Bu bana tanıdık bir duygu. Şimdi onu biraz anlayabildim ama istediğim şeyi alabilmek için en az bir yıl bekleyeceğim gerçeği ortada durup kaldı
*
Yanılsamalar Kenti

Bu hafta Ursula’nın arada kaçırdığımı bildiğim kitaplarından birini de okudum, harikuladeydi. Öylesine huzur verdi ki anlatmak zor.

Devamını oku “Call me by your name ve Get Out” →

Tıpkı sizin gibiyiz

KRYON DAHA GEÇENLERDE 24. ÇİFT KROMOZOMUMUZUN BİR YERE GİTMEDİĞİNİ HALA YERİNDE OLDUĞUNU FAKAT KUANTUM ÖZELLİĞİNDEN DOLAYI ONU LİNEER YÖNTEMLE GÖREMEDİĞİMİZİ SÖYLEMİŞTİ.
Down sendromlu çocuklarımızın +1 durumu ile ilgili mi bu söylem diye merak ettim sabah sabah.Belki bu çocukların kuantum özelliklerinin yarısı görünür hale gelmiştir. Onları anlayabilmek gerçekten önemli.Ve toplumsal bir görev, devlet politikalarına alınması gereken bir durum. Aloha
Şu an itibariyle bilimsel açıklama şöyle:
Sıklıkla karşılaştığımız, duyduğumuz down sendromu rahatsızlığı; kalıtımsal bir özellik taşımayan, hamilelik döneminde tesadüfen gelişen bir hastalıktır. Bebeğin vücut hücrelerinde artı bir kromozom fazladan bulunması dolayısıyla oluşan genetik bir durumdur. Şöyle ki; insan bedenini oluşturan hücrelerin her biri, vücudun bakımı ve gelişimi için gerekli maddelerin üretildiği yapılardır. Hücrelerin hepsinde genlerin saklandığı çekirdekler bulunmaktadır. Bu genler ise çubuk şeklinde yapılar olan kromozomlar ile sınıflandırılmaktadırlar.
Bir bebekte anne ve babadan gelen her bir hücre çekirdeğinde bu kromozomlardan 23 tane bulunmaktadır. Yani her sağlıklı bebekte 23 tane anneden ve 23 tane de babadan gelerek toplamda 46 kromozom tane olur. Down sendromlularda ise 21. kromozom +1 fazladır, yani 21. Kromozomdan 2 tane vardır, down sendromlular 47 kromozomlu hücrelere sahiptir. Yani bu +1 kromozom gelmesi sonucunda down sendromu ortaya çıkmaktadır.

Çoklu Dünyalar

“gerçek bizim hakikat olarak aldığımızdır.
bizim hakikat olarak aldığımız bizim inandığımızdır.
inandıklarımız bizim algılarımıza dayanır.
algıladıklarımız bizim aradıklarımıza dayanır.
bizim aradıklarımız bizim düşündüklerimize bağlıdır.
 
ne düşündüğümüz ne algıladığımıza bağlıdır.
ne algıladığımız neye inandığımızı belirler.
neye inandığımız neyi hakikat olarak aldığımızı belirler.
neyi hakikat olarak aldığımız bizim gerçeğimizdir.”
David Bohm
*
Dıştan içe, içten dışa
*
Ekşi’den Uçan Adam şöyle tanımlamış onu:
20 aralık 1917 tarihinde pennsylvania’da doğan 27 ekim 1997 tarihinde londra’da ölen ünlü kuantum fizikçisi ve düşünürdür.
Bohm, nöropsikoloji alanında, kuantum-matematik ilkeleriyle ve dalga süreçleriyle uyumlu olarak, beynin bir hologram gibi işlediğini öngören “holonomik model”i ortaya koydu. ona göre

Devamını oku “Çoklu Dünyalar” →