Maniyerizm, 1520’lerin Floransa ve Roma’sında , merkezi Avrupa’yı bölen Protestan Reformu, binlerce kişiyi öldüren veba ve 1527’de Roma’nın yağmalanması gibi toplumsal sarsıntılar sırasında gelişti. Bu huzursuzluklara tepki duyan birçok sanatçı, ahenkli Rönesans ideallerini terk edip daha duygusal içerikli imgeler yaratmaya başladılar.
Correggio tablolarında uçsuz bucaksız alan ilüzyonları yarattı. Figürlerini aşağıdan bakıldığında göründükleri şekilde resmetmedeki yeteneği, Maniyerist ressamların, figürlerini alışılmadık pozisyonlarda veya pozisyonlardan çizmelerine ve çarpıcı imgelemler yaratmalarına ilham verdi.
Maniyeristlerin en gözde konularından biri çıplaklıktı. Genellikle uzatıp şeklini bozdukları figürlerde görülen ortak özellikler arasında dar omuzlar, geniş kalçalar ve uzun, incelmiş eller ve ayaklar sayılabilir.
Özgün ve bakanların ilgisini çekecek değişik unsurlara sahip eserler meydana getirdiler. Bunun altında yatan hakim düşünce sanat daha ilginç ve dikkat çekici kılıp kışkırtıcı ve düşündürücü hale getirmek ve sanatçıların klasik oranlar ve üsluplarla istedikleri şekilde oynayabileceklerini göstermekti.
e’yi tek rakibi π ile karşılaştıracak olursak, π’nin heybeti ve Babillilere dek uzanan muhteşem geçmişi yanında e daha dünkü çocuk sayılır. Tarihin tozlu sayfaları için fazla genç ve hareketlidir. Nüfus, para veya ne tür fiziksel nicelik olursa olsun, “büyüme”nin olduğu her yerde kendini gösterir.
Halüsinasyon (varsanı) kelimesi köken olarak iki özelliği barındırır: “düş görmek” ve “aklı başından gitmek”. Latince alucinari, yani “aklın içinde şaşkın gezinmek” sözcüğünden geldiği düşünülmektedir.
Newton gökkuşağındaki kırmızıdan mora kadar tüm renkleri kullanarak bir renk çarkı oluşturdu. Böylece renklerin birleşme ilişkisini gösterecekti. Ana renkleri -kırmızı, sarı ve mavi- tekerleğe aralıklı olarak yerleştirdi. Bunlar değişik oranlarda karıştırıldığında aralarında kalan diğer renkleri oluşturuyorlardı. Mavi ve turuncu gibi tamamlayıcı renkler birbirinin karşısında yer alıyordu. Bir çok ressam Newton’ın ışık kuramıyla ilgilenmeye başladı. Özellikle de kontrast renkleri ve aydınlanma etkilerini tanımlamada işlerine yarayan renk çarkıyla ilgileniyorlardı. En büyük kontrastı, birbirini tamamlayan renkler yaratıyordu ve gölgeleri boyamada kullanıyolardı.
Bu yanılsamaların, üç boyutlu nesnelere ait önceki bilgilerin yanlışlıkla bu iki boyutlu örüntülere uygulandığı farz edilerek açıklanabileceği ileri sürülmüştür.
Müller-Lyer yanılsamasının da benzer bir açıklaması vardır. Sağdaki çizgi binanın köşelerini dıştan, soldaki ise içten gösteriyor gibidir. İç köşeler, bir anlamda dış köşelere göre uzaklaşmaktadır; dolayısıyla, soldaki çizgi uzaklaşıyor gibi görünür ve yine Ponzo yanılsamasındaki mantıkla, aynı retina boyutunda olduğundan daha uzunmuş gibi algılanır. Bu yanılsamalar, algının uyarıdan başka etmenler tarafından (bu durumda, algılanan uzaklık ve önceki deneyim) etkilendiğini ortaya koyar.