Zeigarnik Etkisi

Rus psikolog Bluma Zeigarnik tarafından ortaya atılmıştır. Bu etkiye göre tamamlanmayıp eksik kalmış işlerimiz tamamlanıp bitmiş işlerimize göre daha kolay ve net hatırlanmaktadır.

Hayatımızda alıştığımız bir akışta devam eden şeylerin birden bire sona ermesi ile içine düştüğümüz durum yarım kalmışlık, tamamlanmamışlık hissidir ve kişiler bu gibi durumları sürekli hatırlayarak sindirmekte zorlanırlar.
Bu etki dizilerde, reklamlarda, fotoğraflarda ve günlük yaşamda birçok anda bilinmeden, farkedilmeden kişiler tarafından da kullanılmaktadır.

Alışılmadık Olaylarla Karşılaşma

“Alışılmadık olaylarla karşılaştığımızda hiç durmadan yinelediğimiz üç kö­tü alışkanlığımız vardır. İlki şudur: her ne oluyorsa ya da ol­duysa bunu görmezden gelir ya da hiç olmadı sayarız.

Bu, bağ­nazların yoludur.

İkinci olarak, olanı göründüğü gibi kabulle­nir, ne olup bittiğini biliyormuşuz hissine kapılırız. Bu da sof­tanın yoludur.

Üçüncüsü de, olan biten bizi baskı altına alır. Çünkü ne görmezden gelebiliriz ne de kabullenebiliriz.

Bu da aptalların yoludur.

Bir de dördüncü yol vardır, en doğru olanı:

savaşçının yolu.

Bir savaşçı hiçbir şey olmamış gibi davranır, çünkü hiçbir şeye inanmaz, ama her şe­yi de görece değeriyle kabullenir. Kabullenmeden kabul eder, görmezden gelmeden görmezden gelir. Hiçbir zaman biliyor­muş gibi yapmaz, hiçbir zaman da hiçbir şey olmuyormuş gibi. Altına yapacak denli korksa bile denetimi elinden bırakmaz. Böyle davranarak takıntılarını, kaygıyı yok eder.” Carlos Castaneda

Gezgin shamana göre, her şey uyanık, her şey canlı ve her şey cevapçıdır. Bu durum olayları ve varlıkları anlamak için öylesine etkin bir yoldur ki onu inanmaktan ya da kayıtsızlıktan öte bir konuma getirir.

Bağımlılık

Asya’da maymun yakalamak için kullanılan bir çeşit tuzak vardır. Bir hindistancevizi oyulur ve iple bir ağaca veya yerdeki bir kazığa bağlanır. Hindistancevizinin altına ince bir yarık açılır ve oradan içine tatlı bir yiyecek konur. Bu yarık sadece maymunun elini açıkken sokacağı kadar büyüklüktedir, yumruk yaptığında elini dışarı çıkaramaz. Maymun, tatlının kokusunu alır, yiyeceği yakalamak için elini içeri sokar ve yiyeceği kavrar, ama yiyecek elindeyken elini dışarı çıkarması olanaksızdır. Sıkıca yumruk yapılmış el, bu yarıktan dışarı çıkmaz.

Avcılar geldiğinde, maymun çılgına döner ama kacamaz. Aslında bu maymunu, tutsak eden hiçbirsey yoktur.
Onu sadece onun kendi bağımlılığının gücü tutsak etmiştir. Yapması gereken tek şey elini acıp yiyeceği bırakmaktır.
Ama zihninde açgözlülüğü o kadar güçlüdür ki bu tuzaktan kurtulan maymun çok nadir görülür.

Bizi tuzağa düsüren ve orada kalmamıza neden olan sey, arzularımız ve zihnimizde onlara bağımlı oluşumuzdur.

Tüm yapmamız gereken, elimizi açıp benliğimizi ve bağımlı olduğumuz şeyleri serbest bırakmak ve dolayısıyla özgür olmaktır.

Joseph Goldstein

Neye inanacağınızı seçin!

Güzel bir sunum –tıklayınız-, en azından 20 dakikamı yararlı bir şey yaptığıma dair bir hisle tüketmiş/kazanmış oldum (Herkes gibi benim de zamanım en kıymetli şeyim).
Aslında tam ve açık şekilde ifade edilmiş olmasa da konuşmanın sonlarında ortaya çıkan koku (sunumu yapanın sözcükle ifade etmediği ancak tezini oturttuğu esas), inanmanın bir seçim işi olduğudur.

Nasıl yani diyebilirsiniz 🙂
Çok basit aslında; dış gerçeklikler (dış rüya), iç gerçekliklerin(iç rüya) vücut bulmuş – hem de her türlü madde yoğunluğunda (bunların sanal ve gerçek diye ikiye ayrılmadığını artık biliyoruz, bu sonsuz bir spekturum ) vücut bulmuş olduğunu bildiğimize göre, inandığımız şeyin uygun bir süre (öznel ne nesnel olanların gerçekleşme süreleri farklıdır doğal olarak) içinde görünür(!) olması kaçınılmazdır.
O halde bizim özgür irade dediğimiz şey; neye inanacağımızın seçimidir basitçe.
Bu prosesin insan tarihi boyunca yöntemleri ve uygulamalarını seyredip duruyoruz.
Aslında olay tam olarak inanma da değil, inanmadığınızı düşündüğünüz şeylerdir de! Bu her zaman iki yönü kesen bıçaktır. Sihir(!), dikkatinizi neyin üzerinde tuttuğunuzdur. Dikkatinizi verdiğiniz şey, su vererek büyüttüğünüz her şey gibi büyür gelişir, sanaldan gerçeğe doğru ilerler ilerler ilerler. Bir de bakmışsınız görüyorsunuz!

Süper, şeker bir konudur bu (Hepsi tam tekmil Urban Shaman konseptinde bulunabilir.) 🙂

Bu Özette (Her Şeyin Teorisi adlı kitaptan) görüleceği üzere yapılan saha araştırmaları Bilimsel dalganın, Dünyadaki nüfusu inandırma gücünü tek başına %50 oranında ele geçirdiğini bulgulamış. Yani bunun artık geri dönüşü yok ama değişmeyecek anlamına da gelmiyor. Bence artık bu noktadan sonra ilerleme yanlızca Entegratif ve holistik düzeyde olabilir.
Çok heyecanlı 🙂
İnsan Bilinci Projesi: Tıklayınız

Sevgili ağaçlar ve Sosyal Medya Olgusu

Basit yaşa ki başkaları da varolabilsin.
Gandi
Evimin önündeki selvilerin ne kadar saf sevgi olduklarını, ne kadar sade varolduklarını, o mükemmel esnekliklerini, o mütevazi estetiklerini anlatmaya yetemiyorum. Hayranlığımdan gözyaşlarım pıtır pıtır dökülüyor. Sudaki aksi sedamız kadar berrak bunlar. Dün siz nesiniz böyle diye sordum, yankı dedi.
Bugün uzun uzun sessiz hasbihal ettik, içime; onların bizim dünyaya paralel bi gerçeklikte bizim yankımız olarak bambaşka akıl hayal edilmez bi hayat sürdükleri doğdu. Bilmem gerçek midir ama ne fark eder.

*

Sosyal medyada pek çok provakatif- doğru olmayan bilgi de paylaşılıyormuş diyor komşular, amcalar teyzeler. Bunları söyleyenler doğal olarak tek yönlü kalıp medya kullananlar ve bu edindikleri bilgiyi de oradan alıyorlar. Bu arada tek yönlü çıkmaz sokak medyasında yayınlanan her kelimeyi de doğru zannediyorlar.
Sosyal medya denilen paylaşım, karşılıklı ve yaşayan bir etkileşim içinde her şeyin olması gayet normaldir çünkü bu platformlar yaşamın sudaki aksi gibi. Eğer yaşamda her şeyin var olduğunu hele bir de tam yerli yerinde olduğunu düşünüyorsanız zaten “doğru olmayan bilgiler varmış!” size hiç de tuhaf gelmez
Aslında mesele yine ve hep aynı: “biz muhakememizi sezgilerimizi işletip yorulmayalım evladım, bizim yerimize birileri bu işleri yapsın, koysun sofraya, rahat rahat zevkle seyredelim, yiyelim,içelim, şüphesiz güvenceyle teslim olalım bu sisteme, bu kişiye”
Açıkça söylenmese de isteğin bu olduğu öyle açık ki! Kulluk mantığı mı denir ya da daha güzel ve süslü psikolojik bi karşılığı var mıdır? Vardır tabi

Buna “cemaatçilik denebilir mi? Olabilir ama bunun din terimi olan cemaat ile ilişkisi yok. Örneğin benim annem bilim dinine inanan emekli bi öğretmendir ve aynen yukarıda yazdığım teyzeler amcalar içinde olan biri. Üstelik bitmek tükenmek bilmez-maşallah-bi enerjisi de vardı, rkatiyen tembel değildir. Sanırım devletçilik denen bi kavramın yeniden ele alınması lazım nedir ne değildir diyerek

Bu davranış biçimi hem genetik hem de ulusal kültür bazında zerrelerimiz içinde yer alıyor. Eminim haklı sebeplere de dayanıyor. Hayatta kalmanın kesinkes gurupla olabilmek anlamına geldiği çağlardan geliyor ki şu anda hoşumuza giden bu protesto -gezi parkı dayanışması- bile bi gurup hareketi olabildiği için hayatta kalabiliyor! Mesele galiba hem gurup olabilme hem de kendini yok etmeme kavşağında gizli

Turan Erdal Ezbere ögretilen seyler malesef “beyin filitresini” olumsuz etkiliyor, hem de önümüze önyaargi olarak cikiyor. Bilginin karsilikli iletisim ile sekil aldigi cogu kisiler tarafindan bilinmiyor. Bilgiler senin de dedigin gibi bir tepside sunuluyor zannediliyor ve insanlar önlerine ne gelirse tüketiyorlar.
Sibel Atasoy Kendinizi alışkanlığa bırakmamak dolayısı ile bi anlamda “rahatın bozulması” durumu var. Neredeyse tüm tekamülke yönelik bilgi yöntemleri ve kuantum fiziği, psikoloji gibi bilim dalları, allışkanlığın bizatihi YAŞAMIN önündeki engel olduğunu söylemekle kalmıyor, ispat ediyor.
  • E. Emekli Teyzelerle amcaların hayattan beklentileri ile gençlerinki birbirinden farklıdır.Onlar huzur isterler kendilerini ispat etme gibi bir dertleri yoktur.Gençlerin durumu farklı o yüzden bütünün hayrı için kendi huzurlarını tehdit edecek sınırlara gelinmediği sürece tepkisizliklerinin sürmesi son derece normal..

     

    Sibel Atasoy Ben de o teyzelerin amcaların jenerasyonundayım aslında, benim de kendimi ispat etme derdim yok. Bence bunlara ila
  • ilaveten bişeyler daha var, o da şu olabilir sanki:” otoriter ebeveynlik”in, çekirdek aileden devlet yönetimine kadar her yerden temizlenmesi gereken eskiye dair ve işlevi yitmiş bir müessese olduğunu görmek uygulamak