Gömülü sistemler GENler mi?

Gömülü sistem nedir? Özel bir amaca yönelik, üzerinde gerekli tüm sistem parçalarını (mikro işlemci,bellek,kontrol,iletişim birimleri vs) barındıran, düşük enerji gereksinimli sistemler.

Gömülü sistemlerin amacı; özellikli bir görevi mümkün olduğu kadar iyi bir şekilde yerine getirmek. Örneğin, bir mikrodalga fırın, panelden verilen komutları uygulayan bir gömülü sistem içeriyor; LCD ekranı konrol ediyor, yemeği pişiren ısıtma unsurlarını açıp kapatıyor.

Hayatın hemen her alanında gömülü sistemlerle içiçeyiz fakat bunun farkında değiliz. Banka ATMlerinden ABS frenlerine, otomatik fıskiyelerden kol saatlerine kadar her yerde silikon zekayla beraberiz.

21.ci yüzyıla damgasını vuracak olan gömülü sistemler her yerde ama her yerde olacaklar artık.

Bunlar basitçe minik, fazla enerji tüketmeyen, içine yerleştirildiği cihaza ekstra özellik kazandıran paket programlar.

Akşam yattığım yerde düşündüm de, bir küçük gömülü sistem, bir cihazın içine yerleştirilmiş. Peki ama biraz daha yüksekten bakın: o cihaz örneğin çamaşır makinası da evin gömülü sistemi olmuş.

Gömülü sistem gelişmez, değişmez, sabit ve basittir. Bozulması çok zordur. Her halikarda aynı işlevi yerine getirir. Bir radyonun, ya da bulaşık makinasının veya tansiyon aletinin içine gömülmüş olması onun işlevini değiştirmez.

Böyle bakıldığında gömülü sistem GEN olabilir diye düşündüm.

Bir insanda 40000 civarında gen olduğu düşünülürse, ne kadar çok işlevi otomatik olarak yaptığımızı kolayca anlayabiliriz.

Artık bahtımıza Gen piyangosundan neler çıkmışsa!

Bizim için hayatımızdaki bir çok işlevi otomatik ve değişmez biçimde gerçekleştiren kolaylaştırıcılar ve bir diğer anlamı ile robotlaştırıcılar.

İnsanın kendini zannettiği varlığı gerçekten de çok şüpheli!

Dün gece uzun uzun vizyonlar gördüm. Biz hepimiz muhteşem ve çok boyutlu hasır bir sepetmişiz. İlmik ilmik birbirimize geçmişiz. Maalesef gördüklerimi izah etmeye kelimeler çok yetersiz. Ve bunları paylaşamıyacak gibi hissetmek beni panik duygusuna itiyor.

Dip not: Seneler önce bir vizyonda kendimi bir huni olarak görmüştüm. Şiirimsilerden hatırlarsınız belki. Huni, basit anlamı ile aktarıcıdır. Kendinde bişey kalmaz, hatta bulaşmaz bile. İşlevi bu!

Belki, Sibel bir bütün olarak “aktarıcı” işleviyle donatılmış bir gömülü sistemdir!

Dünya yalanının şu AN gerçeğine gömülmüş bir kolaylaştırıcı!

Bazen Allaha yoruldum diye yakarasım geliyor.

ANlatmak ah ne zor!

Neden kendini bana ANlatıyorsun Tanrım!?

-2005 yılı günlükten-

-Anasının Karnından Dizisi-

Cinsellik, bilinmeyene ulaşma arzusu mu?

Ve aynı zamanda beklenmeyene aniden ulaşmanın da bir yoludur belki!

Cinsellik, farklı olanı imal etme makinası olarak da düşünülebilir.

Tekvin, “bir tek olanı bölerek, erkeği kadınla sakatlayarak, onları çoğaltmak için başlangıçtaki varlığı yeniden oluşturmaya zorlar” der! Neden?

Neden erkek ve kadın, cinsellik aracılığı ile, bıkıp usanmadan TEK varlığı oluşturmyaa çalışırlar?

Ötekinin sonsuza kadar kovalanışı, türün her kez yeniden birleşmeye yazgılı olduğu o çevrimler dizisi böylece doğrulanmış oluyor.

Size anne ve babanızın genlerinden hangi genetik piyango çıktı?!

Geleceğinizin tasarımları DNAnızda yazıyor mu?!

Bizim bütün insanlık tarihimiz öğretmeye odaklı olmuştur. Fakat modern biyolojiye göre, çevreden gelen talimatları doğrudan doğruya, yani doğal ayıklanmanın dönemeçlerinden geçmeksizin, DNA’nın içine kaydetmeye imkan verecek her hangi bir moleküler mekanizma yoktur. Yani doğa dediğimiz bileşim doğal seleksiyon ile bizi bir asansörde ilerletmektedir.

Bizler ise her şeyi kendimiz biliyoruz,yapıyoruz yanılgısıyla acı ve arzu treninde debeleniyoruz. Oysa kompartımana kurulup, camıyı yarıya kadar açıp, o güzel ritmik ray seslerini dinlerken, mis kokuları koklasak, geçtiğimiz yerleri zevkle seyretsek nasıl olur diyorum ben?

Erkeği kadınla sakatlayarak, zamanı ve dolayısı ile “gelecek” yanılgısını, yani OYUNu olasılıklı kılıyor.

Oyun kötü mü? Hayır… Özellikle oynadığını biliyorsan eğlenceli bile olabilir. Fakat BKÖ’de söylediğim gibi bal yiyen baldan usanır mı?!

Sizler ne düşünüyorsunuz bu konuda?

-2005 yılı günlükten-

Anasının Karnından Dizisi

Ayn’ı anda ölçer.

Aynı anda ölçer.

Yani AN’da ölçü yapan bi aynamız var. Nedir o?

Gördüğümüz her şey!
Gördüğümüz her şey bizim ayn-ı-mızdır ve ANda halimizi bize gösterir.

Kötü kalpli üvey anne ne diyordu:

“Ayna ayna, söyle bana, en güzel kim bu dünyada?”

Ayna ne cevap veriyordu?

Ormanda gezinen masum güzel prensesi. Cellatbaşının öldürmeye kıyamadığı ve ormanda ölüme terkettiği prensesi gösteriyordu.

Neden?

Çok açık bence; kraliçenin içini kemiren şüphe oydu da ondan!

Kraliçenin korku ve nefretle titreyerek duymaktan korktuğu cevap aynasında beliriveriyordu.

Kraliçe kendisinin en güzel olduğundan EMİN olsaydı eğer, ayna ona boyun eğerdi ve biz prenses yerine kraliçenin güzel cemalini görürdük orada.

Ama emin değildi işte! Şüphe zehiri sarmıştı kalbini.

O anda kraliçenin yüreğinde küçük prenses vardı. Ayna da ANda olanı ölçtü!

Ah sevgili kardeşlerim, çevrenize anda dikkat edin lütfen.

Ne görüyorsunuz?

Dip not: Çukurova’da yerli lehçede şöyle bir hatır sorma kalıbı var;

“Nörüyorsun?” Bunun anlamı “ne yapıyorsun, halin nedir” !

Şu anda aniden aklıma geldi bu 🙂

Gördüklerimizin, ördüklerimiz yani andaki halimiz olduğuna ne hoş bi örnek.

8/9/2005 ·

-Anasının Karnından Dizisi-

AŞK ve Sanal geçişler…

Kuantum fiziğinde sanal ve gerçek geçişler diye iki kavram var:

Olasılık dalgası görünümündeki bir mütevazi elektron, bir yörüngeden diğerine geçmeye niyetlendiğinde, gelecekteki durağanlığına yönelik, sonunda yerleşebilme olasılığı olan tüm yörüngelerin nabzını aynı anda ölçer!

Bu, yoklama mahiyetinde etrafa gönderilen dokungaçlara sanal geçişler denir. Elektronun sonunda geçtiği kalıcı evine ise “gerçek geçiş” denir.

Bu konu hep ilgimi çekmiştir. Olayın kah dokungaçlar kısmına, kah yerleşebilme olasılıklarına yöneliyorum. Ve alabildiğince anlamlar yüklüyorum. :)))

Ah bugün tamamiyle akan bir su gibiydim. Bu tespitden, plesebo dahil her yere gittim, gezdim. Hepsini toparlayıp anlatabilmem için epeyce bi dirayetimi takınmam lazım ama nerdeeee! Her zamanki; tembel, şapşal, zevkine düşkün gezginim ben.

Gezintide uğradığım yerlerden biri de AŞK oldu.

Aşık olduğumuz her bir kişiyi sanal geçişlerden biri olarak g-ördüm.

Veeee son olarak, mütevazi bi elektron gibi gerçek geçiş yaptığımız yer ise ebedi AŞK, bir olanın sınırsız potansiyelinin hiçliği olacak inşallah.

Fakat bir de şu var tabii; Niyet şart!

Sonra;

niyetlendiğinde, gelecekteki durağanlığına yönelik, sonunda yerleşebilme olasılığı olan tüm yörüngelerin nabzını aynı anda ölçer!

“Aynı anda ölçer” lafı beni büyülüyor. İçimde fesetalar halinde çiçekler açıyor; büyüyor, büyüyor; herşey oluyor. Kendimi büyülenmişçesine aşık hissetmeme sebep oluyor. Bu bir mucize, bir deha eseri… Hayranlaştıkça, aptallaşıyorum.

4/9/2005 ·

-Anasının Karnından Dizisi-

Görünmez olmak için…

Zannediyoruz ki, görünmez olmak; yalnızca bilimkurgu/fantastik eserlerde var.

Evet oralarda var ancak metaforik olarak. Oysa biz bunun aslını kendi dünyamız içinde her an yaşıyoruz. Hatta görünen insan sayısının çok çok az olduğunu bile iddia edesim geliyor.

Görünürlük; hani “çözünürlük” kelimesi gibi değişik netlik katogorileri barındırıyor.

Bazı insanlar tamamen görünmez olmuşlar. Görünürlükle görünmezlik arasında uzunca bir netlik skalası var.

Ya işte böyle bi ironi mevcut. Bir yandan  “görünmez olmayı” ulaşılmaz bir hayalmiş gibi algılayıp, hatta belki derin derin iç geçirirken, diğer yandan görünmez olmuşuz da haberimiz yok!

Eğer siz de görünmez olmak, ya da görünmezlik skalanızı ilerletmek istiyorsanız, sizin için, kullanışlı olduğunu düşündüğüm bir liste hazırladım:

(Not: Bunların bir çoğunu zaten yapıyorsunuz belki, yine de bi hatırlatma olsun!)

Görünmezliğe doğru atılacak en sağlam adımlar:

  1. Mutlaka parfüm kullanın.

Her insanın DNA sının biricikliği gibi kokusu da biriciktir. Parfüm yolu ile kokunuzu kapatır ya da gölgelerseniz, görünmezlik yolunda büyük başarı kazanırsınız. Buna ilaveten kokulu sabun ve şampuanlar da öneririm. Bu kokuların hepsi birbirine karıştığında öyle bir sis içinde kalacaksınız ki, görülebilmeniz mümkün olmayacak.

  1. Gözünüze mümkünse kapkara camlı, iri gözlükler takın.

Gözleriniz sizi ele verir! Aman ha bu maddeyi hafife almayın arkadaşlar.

  1. Ses tonunuzu ve doğal konuşmanızı değiştirin.

Biliyorum bunu yapmak o kadar kolay değil ama siz yine de yılmayın. Örneğin bol bol dizi film izleyin, oradaki kahramanların konuşma stillerinden biriyle özdeşleşin. Artık hep onun ses tonu ve stili ile konuşun. Bu inanılmaz bir fayda sağlayacak. Sapasağlam dişlerinizi çektirip, porselen yaptırın, ya da yaş biraz kemale doğru ilerliyorsa hemen takma dişler edinin, bu işlem de doğal sesinizi değiştirebilir.

Gerçi bu konuda yine de rahat olun: çünkü insanlar kulaklarına taktıkları telefon, müzik vs gibi aletlerle zaten sese duyarlılıklarını yitirdiler. Ve gürültü kirliliği özellikle büyük şehirlerde öyle arttı ki zaten sizin sesinizi ayrıştıramıyacaklardır.

  1. Her konuda modayı takip edin.

Bakın işte bu çok önemli. Sürüden ayrılmayın. Diğer görünmezlik maddelerini uygulasanız bile, duyarlılığı gelişkin biri eğer sürüde değilseniz sizi görebilir! Güncel gelişmeleri çok sıkı takip edin.

  1. Bol bol bilgi edinin.

Yukarıdaki maddelerin en önemlisi de budur. Bu bilgiler mümkün olduğunca dünyanın geneli tarafından olumlanmış olsunlar. Onları satır satır ezberleyin ve bir yerde konuşmanız ya da yazmanız gerektiğinde hemen bu bilgileri yardıma çağırın. Sizi görünmez kılacak en büyük sihir budur. Duygularınızı ve spontane tepkilerinizi bu bilgiler ardına rahatça gizleyebilirsiniz.

  1. Rehberlerinizi iyi tanıyın.

Düşünmeden ve aniden verdiğiniz tepkiler yüzünden sizi azarlayan, size nasihatler veren kişileri rehber edinin; çünkü onlar sizi görünmezliğe taşımak istiyorlar.Tam tersine düşünmeden yaptığınız bir şey üzerine; “ah ne güzelsin, ne hoşsun, demek bu sensin” diye gözleri parlayan birine rastlarsanız hemen onun yanından kaçın. Gerçi bi kere yakalandınız, o sizi kolay kolay bırakmaz!

  1. Günlük tutuyorsanız, onu herkesten gizleyin.

Kesilmiş tırnak uçlarınızı, saç tellerinizi,  tükrüğünüzü, meninizi vs. DNA taraması       yapılabilecek hiç bir şeyinizi ortalığa saçmayın! Titiz olun. Görünmezlik kolay değil. Mümkün olduğunca alıngan olun. Kimseyi dinlemeyin. Dinlermiş gibi yapın ve bilgilerinizi yardıma çağırın. O bilgiler ışığında ha bire eleştiri yapın, tavsiye ve akıl verin. Böylece insanlar sizi görmek için uğraşmıyacaklardır.

Şimdilik bu kadar aklıma geldi, katkılarınızla bu listeyi zenginleştirebileceğimizi umuyorum.

Görünmez olma yolunda büyük merhale kat ettiniz/edeceksiniz.

Ama lütfen sonra bana gelip; yalnızım, ruh eşimi bulamadım, aşık olamıyorum, üşüyorum vs.vs. gibi anlamsız yakınmalarda bulunmayın. İşim başımdan aşkın!

1/9/2005 ·

-Anasının Karnından Dizisi-