Bağımlılık

Asya’da maymun yakalamak için kullanılan bir çeşit tuzak vardır. Bir hindistancevizi oyulur ve iple bir ağaca veya yerdeki bir kazığa bağlanır. Hindistancevizinin altına ince bir yarık açılır ve oradan içine tatlı bir yiyecek konur. Bu yarık sadece maymunun elini açıkken sokacağı kadar büyüklüktedir, yumruk yaptığında elini dışarı çıkaramaz. Maymun, tatlının kokusunu alır, yiyeceği yakalamak için elini içeri sokar ve yiyeceği kavrar, ama yiyecek elindeyken elini dışarı çıkarması olanaksızdır. Sıkıca yumruk yapılmış el, bu yarıktan dışarı çıkmaz.

Avcılar geldiğinde, maymun çılgına döner ama kacamaz. Aslında bu maymunu, tutsak eden hiçbirsey yoktur.
Onu sadece onun kendi bağımlılığının gücü tutsak etmiştir. Yapması gereken tek şey elini acıp yiyeceği bırakmaktır.
Ama zihninde açgözlülüğü o kadar güçlüdür ki bu tuzaktan kurtulan maymun çok nadir görülür.

Bizi tuzağa düsüren ve orada kalmamıza neden olan sey, arzularımız ve zihnimizde onlara bağımlı oluşumuzdur.

Tüm yapmamız gereken, elimizi açıp benliğimizi ve bağımlı olduğumuz şeyleri serbest bırakmak ve dolayısıyla özgür olmaktır.

Joseph Goldstein

Travma yönetimi

Kaplanı uyandırmak Peter A. Levine -Ann Frederick
Doğadan alinan derslerle “travmayi iyileştirmek”
“Hepimizin hayatı bizi hazırlıksız yakalayan zorluklar içerir.

Travma tedavisinin zorluklarından biri de, travmaya yol açan olayın içeriğine çok fazla odaklanılmasıdır. Oysa travmaya uğramış insanlar -tıpkı hayvanlar gibi- içgüdüsel iyileşme gücüne sahiptirler.
Zaten doğal iyileşme döngüsü olan “stres-gerilim-salıverme-rahatlama” dörtlüsünü gündelik dünyamızda kullanabilme imkanımız da aynen travma hadisesinde olduğu gibi sonuca değil içeriğe saplanıp kalmakla kesintiye uğruyor.
Urban Shaman şifa sistemini öyle ya da böyle deneyimleriyle keşfetmiş tıp insanları, bu durumu kavramış durumdalar. Pratik sonuçlar için her türlü yöntemi denemekte kendilerini özgür hissediyorlar.

Hatıralar, olayların birebir kayıtları değiller. “Bellek doğruluğuna güvenebileceğimiz sabit resimlerden değil, geçmişin yoğurarak şimdiye uygun hale getirilmiş tepkilerinden oluşuyor” der Rosenfield. Araştırmacılar duygusal algıların, hatırlama deneyimlerinin olmazsa olmazları oldukları sonucuna vardılar.

Benim yıllar yılı yaptığım rüya çözümleme vakalarında dikkatimi çeken şey de buydu! Neden bir çok rüyayı hatırlamıyorduk da bazılarını parçalı bulutlu, bazılarını çok net hatırlıyorduk? Cevap aynı rüyadaki duygu yoğunluğu onun hatırlanma olasılığı oranını da belirliyor, en azından önde gelen bir etken. Zaten günlük hayatın üzerinde mutabakata varılmış ortak bir rüya olduğunu bildiğimize göre hem gerçek dediğimiz hem de rüya dediğimiz yaşantılarda benzer prensiplerin olması kaçınılmaz.

Bir başka araştırmada (çocuk ve gençlerde uygulanmıştı) insanların davranışlarının yalnızca algılarına duygusal nüanslar eklendiğinde değiştirilebildiği bulundu.  Aksi takdirde öğrendiklerini unutuyorlardı! İlişkilendirilmiş bir duygu ya da his bir deneyimin hatırlama unsuru için temel bir ön koşuldu. Bu bulgu bile şeylerin beyinde değil KU’ da(beden hafızası) depolandığının açık bir kanıtıdır. (urban shaman öğrencileri bu konuyu hatırlayacaklardır)

2016-02-01 11.01.17

Dönüşüm değişim gerektirir. Değişmesi gereken şeylerden biri de “hatıralarımızla” ilişkimizdir.

2016-02-01 11.17.04

Hem kişisel hem de toplumsal düzlemde “yeniden sahneleme dürtümüze” bağımlı hale mi geldik? Bunu iyice bir düşünelim.

Bu travmaları çözmek, anne ve çocuk ilişkilerinden başlıyor, yazarın ve psikiyatr arkadaşının bu konuda geliştirip uyguladıkları bir terapi/şifalanma/oyun yöntemi var: Değişik ülkelerden anne ve bebeklerinden (özellikle köken olarak savaş ve sıkıntı içeren, travma yeniden sahneleme dürtüsüne bağlanmış) bir gurup oluşturuluyor. Bu anneler ikişer kişi karşılıklı geçerek bebeklerini battaniye içinde sallarken kendi kültürlerine ait şarkılar söylüyorlar, sonra çocukları yere bırakıyorlar ve özellikle tef gibi vurmalı çalgılar dağıtıyorlar çevreye, kendileri bunları çalarak dans ediyorlar. Önce şaşıran bebekler bir süre sonra büyük bir hoşnutlukla annelerini taklit ediyorlar. Adeta mutluluktan uçuyorlar çünkü ortama sevgi ve yakınlık, güven hissi hakim oluyor.
İnsan organizmasının travmatik savunmasızlık ağının içine düşmüşken bile huzuru ve canlılığı kaydetme kapasitesini kullanarak, toplumlarımızı hem kendimiz hem de çocuklarımız için güvenli kılmaya başlayabiliriz.

Eski Yeni Keşifler

Böylece yaşam tasarımınız birçok farklı açıdan çok parlaktı. Siz ruh denen şu şeye sahip olduğunuzu düşünmekten hoşlanıyorsunuz, ve biz gelecek yıl onun bile ötesine geçeceğiz – ruhun ötesine, kesinlikle – çünkü o basamaklardan ya da sıçrama tahtalarından biriydi. Ama sahip olduğunuz ve sizin belki de ruhunuz dediğiniz şey, bilgeliğinizdir. Bilgeliğiniz. Böylece ruh denen bu şeyi bile yarattınız – onu illa kategorize edeceksek, yaşam tasarımının bir parçasıdır – o aslında sadece bilgeliğiniz. Bilgeliğiniz.(Adamus)

Senelerdir bi çok yazımda ruh’un ne olduğunu bilmediğimi,anlayamadığımı söylemiştim. (Bunu ruhsuz oluşuma yoranlar da olmuştur. hahahaha, doğrusu gözardı edilemeyecek bi ihtimal). En azından bi kişinin (adamus) bana katılıyor olması içimi rahatlattı mı? Bilemiyorum. Galiba bilinç denen şeyi daha iyi anlıyabiliyorum. Belki de onun Bilgelik dediği şeyi.

**

En eski keşiflerimden biri şuydu: En uygun kelimeyi bulmak için biraz uğraştımdı yine de ilk aklıma gelen iki tanesinin yerine daha uygununu bulamamıştım. Onlardan ilki “esans”, ikincisi ise “rayiha” idi. Bazıları buna “öz” demek isteyebilir. Evet insanlar ruh dedikçe benim aklıma bunlar gelirdi.

Beni tanıyanlar (yazılarımdan ya da günlük hayatta fark etmez!), ne kadar zevkine düşkün olduğumu bilir. Zevk aldığım şeye doğru farkında olmadığım biçimde çekilirim. Alamadıklarımdan geri geri itildiğim gibi. Hedonist olup olmadığımı da sorgulamışımdır. Beni zevk duşkünü sefil bir bağımlı durumuna düşürmeyen ise ilginç bi şeyi daha çok küçükken fark etmiş olmamdır sanırım. Bence en önemli keşiflerimden biri buydu: Zevk aldığım bi şeyin rayihası belli bi süre (ama bu zaman ölçüsü değil kullanım sıklığı ile ilgili-kalp atış sayısı gibi örneğin) sonra azalıyordu, hatta yok oluyordu. Ve bu durumlarda (diğer tüm bağımlıların yaptığı gibi) aynı rayihayı aldığım şeyin miktarını arttırmıyordum; çünkü bunun işe yaramadığını bi tuzak olduğunu fark etmiştim.Miktarı artıırmanız, sizi başlangıç haz durumuna getirmiyordu! Bu farkındalığımın sebebini çok çok sonraları olgunluk yazılarımı yazarken ortaya çıktı. Sebep şuydu: O belli kullanım esnasında siz o dışardan aldığınız rayihanın kendine bizatihiona dönüşüyordunuz, dolayısıyla bileşik kaplar misali o maddeyle siz eşitleniyordunuz. Artık siz o olmuşsunuz, bu durumda miktar arttırmanın bi faydası olmazmış tabi! :)))

Bi de zevk kelimesi bizim (ve bi çok başka) kültürde yalnızca fizik bedenle ilişkilendirilmiş ve bu sebeple reddedilmesi tavsiye edilen bi şey olmuştur. Ağzından ruh kelimesini düşürmeyenlerin bunun araçlarını hiç araştırmamış olması İlginçtir . Zevk alma son derece bütünseldir ve sadece fizik bedenle değil diğer tüm olası bedenleri kapsar. Hadi onları şimdilik göz ardı edelim daha bilinen şeyler üzerinden gidelim; fizik beden dışında duygular, zihin de zevk bütünlüğüne dahildir. Bunu anlatabilmek çok zor oluyor. İnsanlar bi fedakarlık, acizlik kapanına kısılmış gibi görünüyolar çoğu kez ama örneğin Rahibe Teresa bile zevk tutkunuydu bence. Kendini hastalara adama zevki! :)))

Bence herkes açık bi şuurla dünyaya geliyor, ve onların nerdeyse tamamına yakınının şuuru 0-6 yaş arasında kapatılıyor 🙁 Ruhu kavrayamadığım gibi reenkarnasyona dair  genel kaynaklarda anlatıldığı gibi bi öz bilgim (farkındalığım) de yok. Bu eksikliğimin sebebi, şu anda yaşamaya tasarımlanmış bir model oluşumla ilgili olabilir.

İnsan öldükten sonra içinde kalan az bi rayihanın da çevredeki doğal oluşumlar tarafından emildiğini ve orada tam olarak hazmedilinceye kadar kendine bilinçli bi ben denilemeyecek duygu kırıntılarının kalmış-kalabiliyo olması bana muhtemel geliyor.

**

Bi iki yerde okumuştum, çok eskilerde kuzey ülkelerde (sibirya civarları olabilir hani), bazı insanların kafataslarına delik açarlarmış (kendi isteği ile), oldukça tehlikeli bi işlem olmakla birlikte hayatta kalabilenlerin bi durugörür, ya da kahin vs (değişik kültürlerde değişik isimler verilebilir) olduklarını söylerler. Bunu okuduğumda kafatasında açılan deliğin bebeklerin bıngıldaklarını ne kadar da andırdığını düşünmüştüm. Böyle bi konuya rastlayan oldu mu?

Gelen yorumlara bakılırsa çeşitli kültürlerde buna benzer şeyler varmış.

O zaman bu mini bebelerin küçük çocukların hepsi durugörür :)))

DURU görür, işitir bilir de ifade edebilmesi mesele! O iş annenin vicdanına-bilincine bağlı!

**

Şişmanlığın ara sebepleri kişiye kültüre göre değişse de ana sebebi çoğu kez aynı bana göre: Kişinin yaratıcılığını ifade edecek kendine özgü yolu bulamamış olması! YENİ olanla karşılaşma sıklığı da buna bağlı bir etken. Yeni ile sık karşılaşma olanağı bulanlar içinde şişman birine rastlamak düşük bi olasılık.

**

“Uzun yürüyüşler” zihni genişletir, ve sonra zihin ve kalp birlikte dans etmeye başlar. diyor Adamus bu ayki konuşmasında. Ve ben kıs kıs gülüyorum. Hep uzun ve amaçsız yürüyüşler yapmışımdır hayatım boyunca, özellikle de son 25 yıldır. Hatta ilk basılan kitabım bi yürüyüşü anlatarak başlar, hem de uzun uzun 🙂 Koklaya koklaya, ona buna dokunarak, sekerek, yüksekteki bi ağaç dalına ebeleme oynayarak, hiç bişey düşünmeden, sadece zevk için yürürüm. Bunu bilmeden yapabildiğim için kendime ve tüm varoluşa şükranlarımı sunuyorum.

**

Bu ay bikaç yeni keşfim oldu (önem sırası gerekmez), bi tanesi Yörsan günlük cam şişe sütü! Hani dedikleri giibi “o my god!”, çocukluğumdan hatırladığım tek lezzet şu anda. Velaki bulmak çok zor çünkü sadece iki gün müddeti var. Ya bulamıyorum ya da  son şişeyi alıyorum (sevine sevine, komik di mi)

**