Özgürlük Serisi

Hayatınızda şu an omakta olan her şey, özgürleşmekle ilgili diyor Adamus, belki inkar edebilirsiniz ama öyledir. Ve gülüyor ben de gülüyorum. Gülmek güzel şey tıpkı rüyalar gibi ağlamak gibi bizi hafifleten bi şey.

Adamus, özgürleşmenin şu sırada dünyadaki tüm insanlar için tek uğraşı tek mesele olduğunu söylüyor. Özgürleşmek tüm bağlardan ve tanrıdan özgürleşmek hatta RUH’tan özgürleşmektir diyor.
Özgürlük serisinin ilk konuşmasında şu ana kadar olmadığı kadar cesur! Tanrının man made yani insan yapımı olduğunu açıkça ifade ediyor ki Don Juan bize bunu tüm kanıtlarıyla sunmuştu daha önceleri.
Tanrıdan özgürleşmek bazı çevrelerce hoş karşılanacaktır ama ruhtan özgürleşmek? İşte bu kolay bi lokma değil, sanırım artık sadece dindarları değil spiritülleri de kaybetmeyi göze alıyor. Bu öylesine bi lokma ki bilimle uğraşan ve kendilerini her şeyin üzerinde gibi gören büyük bir kesimin bile yutamayacağı denli büyük.
Peki Adamus bu cesareti neden takınıyor şimdi?

Yoksa o da benim zaman zaman sorduğum şu soruyu mu duydu: “Nereye kadar?”
Bugüne kadar bunu bilmiyor muydu yani, on küsür seneden sonra birden mi malum oldu ona? Hiç sanmıyorum. (buna sonrageleceğiz belki)
Ruhun saflık ve masumiyet olduğunu, nerdeyse bir çocuk gibi olduğunu söylüyor Adamus, o halde Ruh bu durumuyla her şeyi bilen olamaz, bi sonrakini bilen de olamaz. Ruh senin sayende görüyor, deniyor ve öğreniyor. Eğer sonsuzca her şey onun tarafından denenmiş ve bilinmiş olsaydı bizim hayatlarımız bi hastalıktan ibaret olurdu.
Gustav Jung, Kırmızı Kitapta, kendi vizyonlarını hiç sakınmadan paylaşmış ve oradaruhl karşılaştığında onun bir çocuk olduğunu görüp şaşırmıştı, nasıl yani o müthiş dini eğitimler, devasa bir tanrı, aklından geçirirken korku ve huşu ile titrediği o ruh bir çocuk muydu yani? Jung’un bunu hazmetmesi epeyce zaman almış olmalı.

Aslında bu söylemi tamı tamına Maharaj’ın “ben o ben’im” kavramıdır. Zaten hatırlanacağı üzre Adamus her konuşmasına “ben o ben’im”diye başlar.

Bilinç enerjiyi uyarır, yönlendirir.(A)
Sanırım geçen sene bir BAK uygulamasında yeni bilincin yeni enerjiyle ilişkilerini görüp şaşıp kalmıştık.
Birazcık özgürlük, hiç özgürlükten daha berbattır (A)
Sebebi açık değil mi?
Örneğin Amerikadaki milyonlarca homeless özgürleştiler mi? İşleri, eşleri,aileleri,evleri, güvenceleri, sorumlulukları yok… Sanki canlarından başka kaybedecek bişeyleri kalmamış gibi görünüyor. O halde onlar özgürleşti mi?
Kendine teşekkür etmeyi ne zaman hatırlatacak diyordum Adamus için, yapmış. Hatırlarsanız ben bunu tüm ömrümde ilk defa bikaç ay önce akıl ettim! Ne kadar ahmak olduğuma kaç sayfa güleyim.
Neyse. Demirle ilgileneceğimi söylemiştim az önce,birden kendi dile geldi. Demir neden önemli çünkü demirciler diye bi kavram var tarihte, özellikle kuzey asya kültüründe sıklıkla rastladım. Şamanların bile saygı duyduğu bir kurum. Merak ederdim işte neden emir demiri kesmez diye. imdi dile geldi demir ve kendini şöyle tanıttı: ben birliğim :))) Öyle bi birlik ki emirle değil ancak 1535 derece ısıyla eririm. Ve yeni bir kalıba dökülürüm. Hangi kalıba? Eritenin “Niyetinin” kalıbına… hahahahaha Demek ki demiri emirle kesip ancak dört köşe binalar yapabilirsiniz.  Gevezeliğim tuttu yine:)

Evrilme mekanizması

Evrim, kaza-şans olgusuna dayandırılmıştır. Ve pektabi varlıkların hayatta kalma dürtüleri ve en iyi olma arzularından beslenir. Evrimin beslendiği kaynak ortadan kalkarsa ya da evrilirse(!) mekanizma değişebilir mi?

YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Mükemmel olma hadisesi . Narsizm var . Çok büyük bir ego var sanki 🙂 sistemin kendisinde .. bence mekanizma böyle gayet iyi. Eğer bu mükemmele evrilme kolunu iptal etsek . Sistem çökerdi.
YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Mükemmmellikten vaz geçmiyoruz, zaten mükemmel olduğumuzu anladık.
YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Evrim sadece kaza ve şansa mı dayalıdır gerçekten?
YENİ’den DOĞAnlar Kulubü evet bence öyle. Gurdjieffin bahsettiği üçüncü kuvvettir bu. İlk ikisi aktif ve pasif kuvvetlerdir, bunlar hep bbirbirini dengelerler eğer üçüncü kuvvet olmasaydı hiç bişey değişemezdi der.
YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Kaza ve şans neye dayalıdır?
YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Sebebi şu an itibariyle bizim olayları sıralama kapasitemizce bilinemez durumdadır. Gurdjieff, onun bilinmeyen bölgeden ve yine bilinmeyen bir sebeple geldiğini söyler.Kuantum fiziği ise bu kavramı “sanal geçişler” babında açıklıyor ve bana oldukça uyumlu görünüyor.
  • Gayrı Ciddi Adam Mecburi… “I like to move it” Hareket hayatın mütemmim cüzüdür

    Nilgün Börükanlar çok güzel soru ..yanıtı da barındırıyor zaten içinde:)

    Bu deneyim boyutunda (3ncü yoğunluk) mekanizmanın değişeceğini düşünmüyorum. Bireysel evriminde bir varlık beslenecek kaynağını tüketirse artık daha üst yoğunlukta evrilmek üzere üst mekanizmaya dahil oluyordur heralde, veya başa dönüyordur “oyunu” anlayamadıysa 🙂

    İşte bu kutsal paradoks!
  • Ersin Koç Her şey değişiyor, gelişiyor(görece), hareket ediyor ve bunları yaparken bir yandan da aşınıyor. Aşınıyor ki boşluklar oluşsun ve bu boşluklar yeni olanla dolsun, böylece sonsuzluk kendisini deneyimleyecek yeni kanallar yaratabilsin.
    “Peki evrilmek mecburi mi?”
    Bireysel olarak mecburi değil bence. Fakat zaten evrilerek varolan bir bütüne dahil olduğumuzdan dolayı istemesek de evriliyoruz, bütün evrildiği için evrilmeyen parça da evrilmiş oluyor.
    Geniş bir ovada, sabit duran bir kaya, ovayla beraber evriliyor, dilediği kadar taş olsun yine de değişiyor!..
  • Turan Erdal ‎”Evrimin beslendiği kaynak ortadan kalkarsa ya da evrilirse(!) mekanizma değişebilir mi?” Zihinsel evrim aslinda evrime ters gelecek bir seyler yapmaya calisiyor. O degisen dünyada sabit birsey yakalamaya calisiyor.

    Hürriyet Kalalı Evrilmek bir olasılık sadece; seçime tabi o yüzden…evrilmekle amaçladığına göre de biçim kazanır…yani evrim tek bir yapı değil, bilinci bir amaçla birleştirmek istemekle ilgilidir; öyleki bilinç sadece o amaç haline gelsin…
  • Sibel Atasoy: Bu konuda 2005yılından bi düşün pratiğim varmış: https://blog.sonsuz.us/?p=7393

İntegral düşünce/yaşam

İntegral paradigma, integral hareketi veya integral yaklaşım da denilen İntegral düşünce insan ve evreni anlamak için bilimsel ve ruhsal bakış açılarını biraraya getiren yeni ve gelişen bir harekettir. En ünlü sözcülerinden biri filozof ve psikolog Ken Wilber olan İntegral düşünce integral “beden, zihin, kalp ve ruh ile ilişkili olan” anlamına gelmektedir.

İntegral düşünce sözcüleri tarafından rasyonalizm ve materyalizmin ötesine geçerek ve ruhsallığı/maneviyatı reddetmeden veya ona kayıtsız kalmadan daha evrensel ve holistik perspektif veya yaklaşımı geliştirme teşebbüsü olarak görülmektedir. İntegral düşünürler mistik deneyimin gerçekliğini reddetmemekte, tarihin her döneminde ve her kültürde insanların tecrübe ettiği bu tip deneyimleri patolojik değil değerli, evren ve insanı anlamakta üzerinde durulması ve araştırılması gereken bir alan olarak kabul etmektedirler.

http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0ntegral_d%C3%BC%C5%9F%C3%BCnce

Bu konuya çok uzun zaman emek verdik ancak böylesi bir isimden haberimiz ancak Ken Wilber’in Her Şeyin Teorisi kitabı ile olmuştu. İlk okuduğumda ve halen beni etkilemeye devam eder. Kitabın özetini bile yapmıştım ve zaman zaman bu sayfalardan hatırlatırım. (Özet için tıklayınız)

Dönüşen bilinç zinciri

Kuantum Denemeler -3

Yazının öncesi için tıklayınız

  1. Evrenimizin doğduğu Big Bang’den (Büyük Patlama) sonra uzay, zaman ve de vakum vardı. Vakum “alanlar alanı” ya da daha şiirsel olarak potansiyeller denizi olarak tanımlanabilir. Hiçbir parçacık içermez, ancak tüm parçacıklar onun içindeki gerilimlerde (Enerji dalgalanmaları) oluşur. Bir benzetme yaparsak, eğer bir ses dünyasında yaşıyor olsaydık, vakum bir davul derisi ve çıkardığı sesler de o derinin titreşimleri olarak tanımlanabilirdi.

  2. Vakum tüm bunların hammaddesidir. Bilincin köklerini ve maksadını anlama yolunda en heyecan verici kavrayış, vakumun içindeki anlardan birinin tutarlı Bose-Einstein yoğunluğunun alanı olmasıdır. Bu yoğunluk insan bilincinin zemin safhasıyla aynı fiziğe sahiptir. Sonrasında, bu tutarlı vakum yoğunluğu içinde oluşan gerilimlerin bizim kendi Fröhlich tarzı Bose-Einstein Yoğunluğumuzdaki gerilimlerle aynı matematiğe sahip olduğu görülür.

  3. Yapılan çalışmalara göre, öyle görünüyor ki ne zaman iki bozon birbiriyle çakışıp bir kimlik paylaşsalar (ya dabu  işlemi durdursalar) dalga fonksiyonu çökebilir. Bu çöküşe bilincin sebep olduğusöylenebilir ki bu doğanın en basit, geri döndürülemez işlemidir. Böylece maddi dünyaya bir yön duygusu eklenir.

  4. Bozonlar temelde “ilişki parçacıklarıdır”. Bilincin en birincil öncülleridir, fakat aynı zamanda maddi dünyayı birarada tutarlar.
    Maddi dünyanın temel yapı blokları ise fermiyonlardır. Bunlar sosyalleşmezler ve kendilerini kendilerine saklamayı tercih ederler. Bozonlar olmaksızın fermionlar çok nadir biraraya gelipbir yapı oluştururlar.

  5. Bozonlar bir kere vakumun tutarlı zemin durumundan koptular mı, onlar için yeni bir tutarlı ortam keşfi (fermionlarla işbirliği içinde yaratıcı biçimde yapılan yeniden keşif) uzun ve yavaş yavaş gerçekleşen bir işlemdir.

  6. Vakumda şeyler dalgalanmalar (ürpermeler) halinde oluşup yenilenen tutarlılığa doğru gelişip vakuma “zenginleşmiş” dalgalanmalar olarak geri dönerler. Buna kısaca “dönüşen bilinç zinciri” diyebiliriz ya da daha basitçe evrim!.

Julian Huxley bunu, “İnsanın evrimden başka bir şey olmadığını keşfetmesi evrimin bilinci haline gelir” sözleriyle kısa ve öz şekilde ifade etmiştir.

  1. Ben, kendi alt-benliklerimle (geçmişim ve geleceğim) olan ilişkilerimden, başkalarıyla olan ilişkilerimden ve en geniş anlamda tüm dünyayla olan ilişkilerimden oluşurum.
    Ben, ben-im, kendime özgüyüm. Çünkü ben tamamıyla ilişkilerimin özgün bir deseniyim ve kendimi bu ilişkilerden ayıramam.
    Kuantum benlik için ne bireysellik ne de ilişki önce gelir, bunların ikisi de eş zamanlı ve aynı “ağırlıkta” kuantum alt tabakasından doğarlar. Bireysellik ve onların ilişkileri söz konusu olduğunda; bu alt tabaka beyindeki bir Bose-Einstein yoğunluğudur.

-son-

Kuantum Benlik kitabından özetleyen

Sibel Atasoy

21.02.2012 Beylerbeyi

PANDORA – I am a Strange Loop – Douglas R. Hofstadter – Kitap

Cok güzel bir kitap. BEN üzerine cok güzel tespitleri var. Betrand Russell ve Whithead’in Principia Mathematica teorisini bir adim daha ileri götüren Gödel teorisi boyut atmistir. Bazi seyler bulunduklari boyutta betimlenemezler, kusbakisi gibi üstten bakilmalidir. O teoride oldugu gibi beyindeki nöronal aktiviletelerden yola cikarak “sevgi”, “korku” gibi terimlerin betimlenemez oldugunu, boyutlarin farkliligindan kaynaklandigini söylüyor o kitapta yazar. Iki betimleme seklinin dogru olmasi bir betimleme seklinin digerine indirgenemiyecegini söylüyor yazar. Siddetle tavsiye ediyorum:

http://www.pandora.com.tr/urun/i-am-a-strange-loop/190121

Sibel A: Son zamanlarda kitap okuma isteğim azaldı, arada sen bize vurucu bölümleri yayınlasan da heveslensek diyorum.

Turan E.: Sibel, ben o kitabin simdi almancasini okuyorum. Tercüme etmesini pek beceremem. Hofstadter cok genis anlatmis. Hem de cok akici. Ama bazi yerlerini de kisa tutabilirdi. Sürekli anekdotlarini anlattigi icin bazi yerleri de insani cok sikiyor. Bu roman gibi okunuyor ama roman degil tabii..

Sibel A.: birebir tercüme istemiyoruz zaten, sana yeni ve ilginç geleni kendi aanladığın şekilde paylaş 🙂 Biraz da siz hizmet edin hazıra konalım yaw!

Turan E.:
Cok önemli tespitlerinden biri ise Geist (buna ruh diyemiyecegim, almancada cok degisik anlami var, mesela akil da olabiliyor yerine göre) denen seyin kidemli kidemli olmasinden bahsediyor. Mesela böceklerden yola cikarak insanlara kadar irdelendigi zaman Geist’in büyüdügünden bahsediyor. Mesela bir sivri sinegin Geist’i ile bir insanin Geist’i arasinda fark vardir diyor. Sivrisinek kendi kendinden bir resim yapamadigi icin, yani avlandiktan sonra söyle bir durup da “cok güzelmis” deyemiyor. Yani kendi yaptigi seyler üzerine fikir yürütemedigi icin Geist skalasinda en düsük seviye olmasi gerektigini sölüyor. Insanlarda bile Geist’in bebekken henüz gelismedigini disardan aldigi etki ve tepkilerle gelistigini söylüyor. Cocuklar BENligine belli bir yastan sonra, dil ögrendikten sonra kavusabildiklerini söylüyor. Yani Geist denen sey sosyal bir etkilesimin sonucu diyor. Diger taraftan insanlarin ve bazi memeli hayvanlarin yaptiklari seyler üzerine düsünmeleri, yani girdap gibi hem islem yapip hem de irdelemeleri onlari bu hallerine getiriyor diyor. Burada asil mesele temelde yatan paradoxlari Russell ve Whitehead (R&W) yasaklayarak cözmek istemeleri idi. Paradoxlarin olusumu kendi kendilerine dönmeleri idi. Bunu onlar yasaklamislardi yukardaki degindigim kitapda. Ve böylece tüm paradoxlari cözdüklerini vaad etmislerdi. Gödel R&W’nin önerdikleri teorinin tam olmadigini, o teorinin kendi teori icerisinde cözülemeyecegini gösterdi. Bu teorinin cözümü bir üst düzeyde “anlam” seviyesinde cözülebilecegini gösterdi. Anlam seviyesi ile elemetleri arasinda fark vardi. Iste bu Geist denilen seyin gelismedi de anlam denilen seviyenin gelismesine bagli diyor Hofstadter.

Sibel A.: Konu (benim eski yazılarımda anlattığım insana sonradan takılma uzuv) zihin hakkında gib igörünüyor

Turan E.: Evet, benim icin yeni olan sey burada girdap meselesi. Elementlerin kendi kendileri ile iliskisi ile sembol olusturmalari, ancak üst düzeyden buna “anlam” verilememesi. Anlam denilen sey üst düzey konusu. Anlami atomik ortamda aramanin anla…Mehr anzeigen

Sibel A.: Eğer anlam, uzayda bulunabilecek bi şeyse atomun içinde de bulunabilir, velakin ben de anlamlara takılma, bas üstüne sek diyorum.

Turan E.: Hayir, hayir, atomlara bakarak mesela “bu resim cok güzel” anlami anlasilmaz. En azindan biz anlayamayiz.Tabii ki güzel algilamamiz atomlarin disardaki o resimle resonanzsa girmesi ile olusuyor. Ama biz sirf atomlara bakarak “626. atom bize…

Sibel A.: bilmiyorum

Turan E.: Hofstadter bir nevi bizim normal yaptığımız şeylerin de doğru olduğunu söylüyor. Sırf atomlari irdelemkle tüm insanların sorunlarının cozulemeyecigini söylüyor. Hatta bazı norologlarin “at bakışı” ile bakmaları nedeni ile diğer insanlardan daha az şey insan üzerine soyleyebildiklerini söylüyor. Mesela özgürlüğün atom seviyesinde irdelenemeyecegini söylüyor.

Sibel A.: bilmiyorum 🙂

Turan E.: Sen de hic birsey bilmiyorsun :-))))

Sibel A.: E ne diyeyim? Çok keskin ifadeler kullanıyor herhalde bi bildiği vardır, örneğin özgürlüğün atom seviyesinde irdelenemeyeceğini kesinkes ilan eden birine ancak bilmiyorum diyebilirim. Çünkü gerçekten de bilmiyorum

Turan E.: Keskin ifadeleri ben kullandim, o daha sade anlatiyor. Okumani tavsiye ederim…

Turan E.: kisaltmasi ancak bu kadar olur :-)))

Sibel A.: Teşekkür ederim, sen yine de ilginç bulduklarını yaz. Bakarsın bi an bileceğim tutar :)))

Turan E.: tamam :-)))

Turan E.: Eğer siz de benim bu kitabın tüm bölümlerinde bahsettiğim gibi düşüncelerin beyinde etkin semboller olduğundan eminseniz, ve siz de insanların en azindan objeler gibi beyinde semboller tarafından temsil edildiğinden emin iseniz (başka deyiş…

Sibel A.: Bu konudaki his ve görülerimi bi görsel yapıma katarabilmek isterdim fakat şu an nasıl yapılabileceğine dair bi yol öngöremiyorum. Beni anlayabilecek bi yönetmen olmalı ya da ben bi de yönetmen olmayı öğrenmeliyim 🙂

Turan E.: Senin yönetmen olman en kolayı olur. Çünkü sen zaten resimlerle düşünüyorsun. Yanına iyi bir kameraman bul. O senin söylediğin şekilde çekim yapar…

Sibel A.: Umarım söylediğin kadar kolay olsun 🙂

Turan E.: Gehirn ıst eine universelle Repaesentationsmaschiene (beyin evrensel bir fotograf makinesidir)

Turan E.: Her erişkin insanın “ruhu” (Seele) diğer insanlarda değişik derecede ve değişik netlikte intikal etmektedir ve bu nedenle her insanın BENi veya bilinci diğer insanlarin ve gruplarin beyinlerinde değişik derecede yaşamayı sürdürür.

Turan E.: Ben’in ev sahipliği yaptığı bir ev vardır, bunun yanında az miktarda da olsa o ben yaşamını BENe ait olmayan diğer beyinlerde sürdürür.

Sibel A.: hem bu hem de tersi mevcut olmalı, yeni benin evsahipliği yerde de başkalarına ait benler az miktarda bulunabilir , olasılık açısından.

Turan E.: Tabii ki onu da anlatıyor Hofstadter. O sayfalarca kimlerden etkilendiğini anlatıyor. Söylemek istediği de zaten Ben denen şeyin hem kendi evimizde hem de diğer evlerde oturdugudur….

Turan E.: Öldükten sonra o sahsa yakin kollektiv beyinlerde o ölen sahsin anilari sakli kaliyor. Bazi beyinlerdeki aydinlanma cok, bazilarinda ise az oluyor. Bu insanlar da öldükten sonra beyinlerdeki isiklanma daha da azaliyor. Ve onlar da öldükten …Mehr anzeigen
vor etwa einer Stunde · Gefällt mir · 1
Sibel Atasoy ooo bu çok iyi, önemli bi konuya varmışsın görünüyor. Bu yazdığın parçaları bi yandan bi dosyada birleştir de benim sitede yayımlayalım(sen de yazarımızsın hoş, kendin de yayımlarsın istersen)

Turan E.: Ben sadece tercüme etmeye calisiyorum.

Sibel A.: Bu hali motomot tercümeden çok daha iyi çünkü kendi sözcüklerin ve bakış açın devreye giriyor, benim için (okuyan için) önemli olan da bu

Turan E.: Tabii ki ben anladigim sekilde yaziyorum, bir de teknik terim bulmakta zorluk cekiyorum. O kadar…

Turan E.: Bilinc beyindeki sembollerin tansidir. Az ve öz söylemek gerekirse: Bilinc dündüncedir. Descates’in da söyledigi gibi: Cogito ergo sum.