Üniversite projesi

Dün gece uykuya dalmadan önce ki muhtemelen boyhood’un bölük pörçük sahneleri geçmekteydi aklımdan, rüya ve vizyon arası bir şey gördüm:
Sanırım ölmüşüm ve birden kendimi bi sürü üniversite öğrencisi kıvamında insanın arasında buluyorum, bugün ölenleri karşılamak üzere verdikleri partiymiş bu!
Elime bir kadeh tutuşturuyorlar, bahçe gibi bir yer ya da en azından açık alan çünkü büyük odunların yandığı bir ateş var. Herkes neşeli, coşkulu
biri bana “nasıl değerlendirdin yaşarken gerçekliği? Örneğin gerçek olup olmadığına % üzerinden bir puan verebilir misin?” diye sordu. Şöyle özet halinde hayatımı düşündüm, galiba dedim 18 yaşına kadar hayat hakkında pek de gerçekmiş gibi düşünmüyordum, bir sorun olduğu açıktı! Ortalama %40 verebilirim gerçek olma ihtimaline.Sonraki yirmi yılda bu oran yükseldi çünkü can derdine düştüm herkes gibi ve apaçık sırıtan aksaklıkları görmezden geldim, hadi buna da ortalama %80 diyeyim. son yıllarda ise bu oran giderek düştü, %50 filan desem? tam emin değilim, daha sistematik değerlendirmem lazım dedim ciddiye alarak, zaten her şeyi ciddiye alıyorum belki de arkadaş sırf tatava yapıyordu, oysa ben resmen düşünüp değerlendirip ölçtüm!
Neyse ardından “şu istatistiklere bakabilir miyim?” dedim
düşünebiliyor musunuz beni! Tam kurtulmuşum sorduğum soruya bak, korkunç! tevekkeli değil üniversitede istatistik dersinden en yüksek notları almakla kalmaz, bir çok arkadaşımı da çalıştırıp bu meret dersten geçmelerini sağlardım.
Yani meğerse bu hayat, birçok fakültenin katıldığı interaktif bir deneme projesiymiş!
Ne hissettiğimi sorarsanız, çok rahatladım tabi. Kimseyi yargılamıyorum, çocuklar iyi çalışmış, coşkulu, sabırlı, yaratıcıler, bunda beis yok. Yine de eğer yeniden bir projede denek olursam daha olgun bir programı tercih edebilirim gibi bir his vardı içimde
-end of dream

19 numerolojisi rüyası olduğunu fark edince gözüme daha önemli göründü şu an 🙂 sonrasında bir şeylere epeyce kahkaha attım ama şu an konuyu hatırlamıyorum.

 

Gözlemcinin gözlediğine etkisi

Hazır placebodan bahsetmişken aklıma gelen bir örneği de vermek istiyorum. Fakat ne yazık ki Fransız araştırmacının adını hatırlayamıyorum; nerede okuduğumu da bilmiyorum. Herneyse konu gayet net bi şekilde aklımda. Belki onu da sizlerden biri hatırlar 🙂

Fransa’da gayet saygın bir laboratuvarda bir araştırma yürütülüyormuş. Şöyle ki;

Bir kimyasal maddeye diğer bir kimyasal madde karıştırılarak tepkime gözleniyormuş. İlave edilen kimyasalın bu etkimeyi en düşük ne miktarda sağlayabildiğini ölçebilmek için, her seferinde maddeyi biraz azaltıyorlarmış (hocanın eşeğin yemini her gün azaltması gibi!). Fakat sonuç değişmiyormuş ve artık öyle bi duruma gelmiş ki ilave ettikleri mayi içinde yalnızca su kalmış, fakat sonuç hala değişmiyormuş!

Tabi araştırmacılar gözlerine inanamamışlar ve deneyi tekrar tekrar yapmışlar; su, içine daha önce konan kimyasalın özelliklerini hatırlayabiliyor ve karıştırıldığı diğer maddenin dönüşümünü sağlayabiliyormuş!

Araştırma sonuçları bazı bilimsel yerlerde yayımlanınca kıyamet kopmuş!

Bilim adamları, medya, ilaç şirketi temsilcileri hatta ünlü bir sihirbazında içinde bulunduğu bir kontrol ekibi laboratuvara gelmiş.

Amaç bu işin içindeki şarlatanlığı yakalamakmış tabii!

Gerçekten de daha önce defalarca olan şey onların önünde olmamış! Berbat bi durum. Zavallı bilim adamı ve ekibi mahcubiyetten yerin dibine geçmişler. Belki bu sebeple bu konuya ilişkin verileri şu anda google’da bulamıyorum. İzleri yok ettiler galiba.

Olay bu kadar. Gelelim benim yoruma.

Yahu bu adamlar kuantum bilmiyolar mı? diye sordum kendi kendime.

Gerçekliğin bilinçli gözlemcinin katılımını beklediğinden hala habersiz mi bunlar!

O kadar insan deneyin ters gideceğini beklerken o masum su bu iradeye nasıl karşı koysun?

Ocak 2006. Günlükten

Placebo etkisi-günlükten

İlaçların çoğunun etkisi psikolojik
O çok güvendiğimiz ilaçların etkisi nasıl ölçülüyor? Klinik araştırmalarla. Klinik araştırmalar nasıl yapılıyor? şikayeti olan gönüllü hastalar denek olarak kullanılıyor. Nasıl kullanılıyor? En güvenilir araştırma yöntemi olan double blind yani çift kör yöntemi ile araştırma yapılarak. Nedir çift kör yöntemi? Hem hasta hem de ilacın sonucunu gözlemleyen araştırıcı hastanın hangi ilacı kullandığını bilmez… Hastalar rastgele iki guruba ayrılır. Hastaların bir kısmına gerçek ilaç, diğer kısmına PLACEBO denilen boş ilaç, yani içinde etki maddesi olmayan benzer bir hap verilir. Sonuçlar ilaç lehine istatistiki olarak anlamlı çıkarsa “ilaç etkilidir” denir. Yani birinci gurupta 100 hastadan 50’si, ikinci gurupta 30’u iyileşmişse ve bu fark istatistiki olarak anlamlıysa ilaç etkili kabul edilir. şimdi buradaki anahtar sorular;
Bir; neden ilaç her hastayı iyileştirmiyor.
İki; nasıl oluyor da içinde hiçbir şey olmayan boş bir ilaç, 30 hastayı iyi ediyor?.
Üç; araştırıcı gerçekten kör mü?

Op. Dr. Bülent Uran
Kadın Hast. ve Doğum Uzmanı – Fethiye

Yazının tamamı için:

http://www.irenbe.com.tr/dergi/?op=alanv&olay=0&ID=220

Komedi!

Yani işin ilaç kısmı epeyce şaibelidir. Yazının sahibi doktor beyi kutluyorum.

Fakat benim üzerinde durmak istediğim daha genel plasebo etkisi.

Hepimiz biliyoruz ki, bu oyunun içinde (herşeyi) var eden/yok eden zihnimizdir. Canlı/cansız her objeye onu O yapan anlamı biz yüklüyoruz. Bunları bilinçsizce yapmamız ne büyük şansızlık!

Aslında ana okulu bile geç, daha ana kucağında başlayan eğitimin, ergenlik çağına kadar devam eden tüm uzantısında, zihnimizin VAR EDİCİ özelliğini kullanmayı öğrenmeli/öğretmeliydik.

Komik olan şu; biz bunu öğrenmediğimizde uygulamıyor olsak büyük sorun olmazdı! Oysa biz bunu, yaptığımızı bilmeden yapıyoruz. Yani bilmeden yarattığımız putların oyuncağı oluyoruz.

Teklifim gayet basit; madem zaten yapıyoruz bari bilerek yapalım!

Geçen gün annemin balkonundan dalgın dalgın dışarıyı seyrediyordum (evin içinde sigara içmeyeyim diye), apartmanın önünden bir otobüs geçiyordu ve onun, çevresinde titreşen bir çizgi ile kaplanmış olduğunu gördüm! Önce şaşırdım. Sonra aydım!!!

Otobüsü dıştan bir çerçeve ile kaplamış olan o saydam tabaka/muhafaza onu var eden düşünceydi! Önce o yapılmıştı; birileri onu hayalinde tasarlamıştı. Ve sonra o otobüs katılaşmış enerji olarak kendi yerine oturmuştu. O saydam muhafazayı oradan çekip alabilsem otobüsün aniden gözden kaybolacağından EMİN oldum.

Adeta şok geçirmiştim.

Sonra bu deneyim üzerine ara ara düşündüm.

O muhafazayı oraya koymuş olan insanlığın iradesine hayran oldum. Ve o çok güçlüydü; çünkü o hayalin tuğla tuğla yükselmesini sağlamış bir insan ordusu vardı. Onların her biri kendinden önceki son tuğlaya kadar olan tasarıma inanmıştı, onaylayarak kendinden önceki binlercesini onurlandırmıştı.

Onu oradan çekip almak neredeyse mümkün değil (güçlü bi büyücü için zor olamayabilir belki).

Asıl farkettiğim şu oldu;

Maddi objeleri, yine madde ortamında değiştirmek imkansızdı. Onları değiştirmek için düş dünyasına, yani ilk yapıldıkları yere nüfuz etmek gerekiyordu.

Ben zaten hep bunu yapıyordum! (ama ne yaptığımı bilmeden)
Çalışmalarımı bu yöne kaydırmayı belli belirsiz aklımdan geçirdiğimi hatırlıyorum.

Ve hemen bir gün sonra genç bi arkadaşla tanıştım. Aura görüyor, doğal şifacı, aynı anda bikaç yerde birden olabiliyor!

O cici kız, az önce anlattığım aymamın bi hediyesi olarak geldi bana. Kendimi kutluyorum. (hep azarlayacak değilim ya!)

Gerçekten çok hoş şeyler oluyo…

Yeniden placebo ilaca dönecek olursak da hoş şeyler üretiyoruz.

Bir kere araştırma sonuçlarını yazan gözlemcilerin hangi guruba ilacın hangisine placebo ilacın verildiğini bilmemesine imkan yok! Yani durumda belki gerçekten de double blind olmalıydı ama muhtemelen (suçlayıcı oluyorum belki) sadece tek kör var! O da hastalar!

Eğer bu şüphelerimde haklıysam, o zaman gerçekliğin oluşmasında ikici inanç etkeni devreye giriyor; araştırmacının beklentisi!!! Yani verilen ilacın hastalığı iyi edeceğine dair hastada oluşan placebo etkisinin aynısı gözlemcide de oluştuğundan, placebo ilaç verilenler 30, ilaç verilenler 2X30 kişi çıkacaktır. Ufak farklılıklar oyunu bozmaz!

Malum, gerçekliğin mükemmel doğası bilinçli gözlemcinin katılımını bekler. (Kuantum fiziğinin ana teması)

Buraya kadarını hallettim de geriye kalan 40 kişi ne oluyor?!!!

Söz konusu bakiye (hiç iyileşmeyen 40 kişilik gurup) muhtemelen hastalığa inancı olanlar gurubudur! 🙂

Ocak 2006. Günlükten

Anasının Karnından Dizisi

Kurgu-bilim ya da Bilimkurgu

Bileşik kelimelerle ilgili dilbilgisi kuralını hatırlamaya çalışıyorum. Sanırım ilk kelime ikincinin anlamını netleştirmek üzere birleşmiş oluyordu. Yani birinci, ikinciyi tamlıyor.

Bu durumda hepimizin bildiği Bilimkurgu; bilimin kurguyu tamladığını gösteriyor.

Sözlükteki anlamı şu: Çağdaş bilim verileriyle düş gücünden oluşan film, roman vb.

Evet evet bunun anlamını biliyorum, çok da güzel örnekleri var.

Peki bileşik kelime ters dönseydi nasıl olurdu diye geldi az önce aklıma; kurgubilim…

Bu durumda tarif de ters dönerdi, yani; düş gücü verileriyle oluşan bilim!

Bilimi kurguladığımızı hiç düşünmüş müydünüz?

Bunlar pekala tavuk-yumurta döngüsü olabilirler. Birbirlerini dölleyerek oyunu varediyorlar. Eril bilim, dişi düş gücüyle her seviştiğinde bir bebeğimiz oluyor.

21/10/2005 ·Günlük

-Anasının Karnından Dizisi-

Neleri seyrediyorum? Yeni gerçeklikler

Tabi çevremdeki her bi şeyi (kendim dahil) seyretmeye çalışıyorum. Fakat burda mevzubahis ettiğim televizyon kutusundakilerdi 🙂

The Big Bang Theory’nin eski bölümleri hafta içi her gün comedymax’de, bilginiz olsun 🙂 Yenileri de CnbcE’de pazartesileri. Bu arada Fringe ve The Mentalist’in yeni sezon bölümleri de başladı. Neyse yani, az buçuk seyredecek bişeyler çıktı sayılır 🙂 Demages’i de saymadan olmaz. Glen Close acaip bi kadın! Yenidizilerden;Person of interest, Unforgettable… Henüz isimlerini ezberleyemediğim daha bi sürü doğaüstü kaymaklı yeni gerçeklikler.

**

Işığı sürekli görse de gözümüz, o aslında kesiklidir. iki foton kesiği arasında göremediğimiz kimbilir neler oluyor?

**

Günaydınn frekanslarrr, harika yeni bi gün doğdu doğacak 🙂
Yabancı senaristler, mevcut fizik kurallarını kolayca yıktılar, hem de ağız birliği etmişçesine, gayet eminmişlercesine yıktılar ve yeni fizik kuralları yerleştiriyorlar dünyaya. Bu güzel. Fakat etik kuralları geçemiyorlar bi türlü, hümanizm, iyicillik filan gibi değerlerle yeni fizik kuralları arasına sıkışıp kaldırlar! Bu sebeple yeni ama yine dualitik bi gerçeklik tasarlamaya başladılar! Bir insanın içindeki aydınlık ve karanlığı kucaklamaya hazır değil gibiler. Onlar insanları iyiler ve kötüler olarak ayırıyorlar ki bu şimdi ki gerçeklikten farksız. Aradaki tek fark bu insanlar tıpkı eski nefilimler ya da gözcülerr gibi doğaüstü denebilecek güçlere sahip. Onların dünyası ile sıradan insanların dünyası kesin çizgilerle ayrılıyor. Bu yeni insan tiplemelerinin tek farkı bişey yapmak istediklerinde araca  (silah, ya da çiçek vs)ihtiyaç duymuyorlar, Ol deyince her şey oluveriyor. Tuhaf bi gerçekliğe doğru iteleniyoruz.

İpucu, nerdeyse tüm dizimax ve cnbce dizilerinde mevcut. Merak ediyosanız önce biraz takip etmelisiniz. İzleyenler (muhtemelen gençler) ne demek istediğimi anlayacaklardır. Gerçeklikleri her zaman kurgu’cular oluşturur. Fizikte de böyledir bu, önce kuram sonra deney gelir. Bunlar uzunca süre flört ederler sonuçta evlenir ve nurtopu gibi bi çocukları olur, isimleri değişse de soyadları aynıdır:Kanun :)))

Eskiden (30 sene filan önce) bu tür filmlere ve romanlara bilimkurgu denirdi ve kimse bunları bi gerçekliğin habercisi gibi izlemezdi. Sadece bilim adamları bilirdi bunların yeni gerçekliğin habercileri olduğunu. Artık şimdi öyle bir sınıflama dahi yapılmıyor, bilmem dikkatinizi çekti mi bu ayrıntı? (bu bir ayrıntı değil devasa bi yaptırım aslında)

Peki yeni sorum şu: “sizler yeni dünyada böylesine keskin bi dualite istiyor musunuz?” (senaristlerin kurguladığı gibi) ve ikinci sorum şu: Onları böylesine basit bi gerçeği görmezden gelmeye iten sebepler nelerdir? (Çünkü bu insanlar çok zekiler)

Anja su: insanın kendine memnun hale gelmesi sancıları içindeyiz….tasavvufta son mertebe vardır…iyiliği bırakmak…iyiliği bırakmak aslında gerçekten egoyu bırakmaktır… etik olarak en zor şey de iyiliği bırakmaktır…o kimliği bırakmak anlamını da taşır ki ölmekdir. ölmeden ölmek…ve kendine aşık olmak…ki kendine aşık olan ancak sevmeyi bilebilir…yeni etik bunu istiyor… cevap veriyorum yeni dünyada böylesi bi dualite olamaz durumun kendisi gereği….böylesi bütünlük ve yaratım halinde zıtlık doğal<olarak olamaz…onları görmez hale getiren ne olabilir??? birincisi kendi mutlulukları ve anlayışları içinde olmaları ve zamansal hiyerarşiyi farkında oluşları….ikincisi…..pardon ..ikincisi olamaz çünkü bu anlayışa ulaşmadan bilinçli yaratım olamaz:)) Peki Dualitenin etkisinde kalmadığımız bir oyun nasıl olur????

sa: Bu 65000 pesoluk bi soru! ben bu kadar kazık sormuyordum.

Önce 2005 yılında yazdığım şu kurguyu okuyalım: https://blog.sonsuz.us/?p=74 belki bu kazık soruya olası bi cevap doğabilir içimize (garantisi yok)

Anja Su: uff ya niye daha önce okumamımışım…ne kadar muhteşem ne diyimmm bilemedim..maharajın 2011 versiyonu ….kontrat bittiii….ellerine sağlık sibelcim…emeklerine sağlık ..

sa: Epeydir okumamıştım, şimdi ben de okudum ve çok derin bir hüzne kapıldım. Tahmin edebileceğiniz gibi bu bir kurgu değildi, gerçekten olmuştu. Sabah olduğunda Nursel aklında kalanları aceleyle yazdı ve bütün bunlara şahit olan adama okuttu. O da aynıyla vaki olduğunu onayladıktan sonra, bunu bi öykü(!) olarak yayımladı.