Kaskın İçindeki Hayalet: Sanal Bir Deneyim Gerçekten Yaşanmış Sayılır mı?

Sanal gerçeklik gözlüğünü taktığınızda yalnızca bir ekrana bakmazsınız; dünyanın kapı menteşelerini değiştirirsiniz. Bir anda salonunuz kaybolur, elinizde plastik bir kontrolcü varken uçurum kenarında titreyen bir kaşife dönüşürsünüz. Dizleriniz bilir: Aşağısı boşluktur. Mideniz itiraz eder. Aklınız ise komik biçimde araya girer: Merak etme, halının üstündesin. İşte fenomenolojinin sorduğu soru tam burada başlar: Deneyim, maddi dünyada karşılığı olmadığı için sahte midir; yoksa yaşandığı için zaten varoluşsal olarak gerçek midir?

Beden yoksa dünya da eksilir mi?

Fenomenoloji, bilinci boşlukta uçan bir ampul gibi düşünmez. Husserl için bilinç her zaman bir şeye yönelmiştir; Merleau-Ponty içinse bu yönelme bedenden geçer. Beden, dünyaya açılan pencere değil, bizzat pencerenin camı, çerçevesi ve ışığıdır. Bu yüzden sanal gerçeklikteki deneyimi bedensiz diye adlandırmak biraz acelecidir. Kask baştadır, kulaklık kulaktadır, kalp hızlanır, avuç terler, boyun döner, kaslar kasılır. Dijital ejderha gerçek değildir belki, ama ondan kaçan sinir sistemi gayet gerçektir.

Burada ince ayrım şudur: Sanal gerçeklik bedeni ortadan kaldırmaz; bedeni yeniden eğitir, yeniden kandırır, yeniden sahneye koyar. Kılıç tutan eliniz aslında kumanda tutar, fakat beden şeması bu ikisini geçici olarak birbirine diker. Bir noktadan sonra kişi, nesnenin ne olduğundan çok, onunla nasıl ilişkilendiğine göre yaşar. Fenomenolojik gerçeklik, atomların pasaport kontrolünden geçmesiyle değil, deneyimin bilince nasıl göründüğü ve bedeni nasıl örgütlediğiyle ilgilidir.

Gerçeklik, sadece dışarıda duran şey midir?

Gündelik akıl gerçekliği çoğu zaman sertlikle ölçer: Çarparsam acıtır, öyleyse gerçektir. Fakat insan varoluşu daha sinsidir. Utanç da görünmezdir ama yüz kızartır. Rüya uyanınca dağılır ama sabah ruh halimizi zehirleyebilir. Bir roman karakteri hayal ürünüdür ama bizi değiştirebilir. O halde gerçeklik tek bir kapıdan girmez; maddi, psikolojik, toplumsal ve varoluşsal katmanları vardır.

Sanal gerçeklik bu katmanların arasında tuhaf bir hayvan gibi dolaşır. Bir sanal uçurum, jeolojik anlamda yoktur; ama korku, yönelim ve karar düzeyinde vardır. Kişi geri adım atıyorsa, bedeni risk hesabı yapıyorsa, hafızasında bir iz kalıyorsa, bu deneyimi yalnızca sahte diye çöpe atmak felsefi tembelliktir. Varoluşsal gerçeklik, insanın dünyada bulunma biçimini değiştiren şeydir. Eğer sanal bir karşılaşma cesaretinizi, arzunuzu, travmanızı ya da benlik algınızı dönüştürüyorsa, o artık yalnızca piksel değildir.

Yine de her piksel kutsal değildir

Burada savaşçı bir dikkat gerekir: Sanal olanı gerçek saymak, her simülasyonu hakikat tahtına oturtmak değildir. Bir deneyimin varoluşsal olarak gerçek olması, onun ontolojik olarak fiziksel nesneyle aynı olduğu anlamına gelmez. Sanal ateş elinizi yakmaz; ama ateşe yaklaşma korkunuzu yönetebilir. Sanal beden yaşlanmaz; ama kendi bedeninizle ilişkinizi bozabilir ya da onarabilir. Bu ayrım kaybolduğunda, teknoloji mistisizme dönüşür; kask, tapınak maskesi olur.

Jungiyen bir gözle bakarsak, sanal gerçeklik modern insanın yeni aktif imgelemi gibidir. Arketipler artık mağara duvarında değil, grafik motorunda belirir. Kahraman, gölge, labirent, canavar ve rehber yeni kostümler giyer. Fakat bilinçdışı için kostüm ikinci plandadır; o, sahnede hangi enerjinin dolaştığına bakar. Sanal bir avatarla kurduğumuz bağ, bastırılmış kimlik parçalarını yüzeye çıkarabilir. Kimi orada daha cesur, kimi daha zalim, kimi daha özgür olur. Soru şudur: Kaskı çıkarınca kim geri döner?

Sonuçta bedensiz deneyim diye bir şey, insan için neredeyse yoktur. En soyut düşünce bile nabız, nefes, gerilim ve hafıza içinde yaşanır. Sanal gerçeklik, bedeni iptal etmez; ona başka bir dünya grameri öğretir. Bu yüzden sanal deneyim, fiziksel gerçeklikle aynı değildir ama varoluşsal olarak gerçek olabilir. Ölçüt şudur: Sadece gördünüz mü, yoksa değişerek mi döndünüz? Eğer ikinciyse, o dünya sanal olabilir; fakat sizde açtığı yara, kapı ya da soru gerçektir.

En İyi Arayüz Neden Görünmez Olur?

Bir kapının kolunu düşünün. Onu nasıl kullanacağınızı anlamak için kullanım kılavuzu okumaz, eğitim videosu izlemez, ekranda parlayan bir ok beklemezsiniz. Eliniz doğal olarak uzanır, kolu çevirir ve geçersiniz. Kapı kolu, tam da bu yüzden iyi tasarlanmıştır: Varlığını bir nesne olarak değil, eyleminizin sessiz uzantısı olarak hissettirir. Dijital arayüzlerin büyük hayali de budur. Kullanıcıya kendini göstermeden iş görmek.

Bu ilk bakışta tasarımın görünmez olması gerektiği fikrini doğurur. Fakat mesele tasarımın gerçekten yok olması değildir. Kötü tasarım da çoğu zaman görünmezdir; ancak kullanıcı hata yaptığında, kaybolduğunda veya sinirlendiğinde bir anda ortaya çıkar. İyi tasarım ise görünmezliğini sürtünmeyi azaltarak kazanır. Kullanıcı bir banka uygulamasında para transferini tamamladığında, uygulamanın menü hiyerarşisini takdir etmez. Sadece parasını gönderdiğini düşünür. Başarı tam burada yaşanır: Araç, amaçmış gibi davranmayı bırakır.

Dikkatin ekonomisi ve sessiz başarı

Her arayüz kullanıcının dikkatinden pay ister. Bildirimler, renkler, butonlar, açılır pencereler ve küçük zafer konfeti animasyonları bu pay için yarışır. Fakat dikkat sınırsız bir kaynak değildir. Bir insan yemek siparişi verirken restoran uygulamasının görsel dehasını çözmek istemez; açlığını çözmek ister. Bir öğrenci ödev yüklerken dosya sisteminin karakter gelişimini izlemez; teslim tarihini kaçırmamayı ister. Bu nedenle iyi arayüz, dikkat çekmek yerine dikkati doğru yere yönlendirir.

Burada ince bir ayrım vardır: Görünmez arayüz, kişiliksiz arayüz demek değildir. Bir ürün sıcak, eğlenceli, hatta şaşırtıcı olabilir. Ancak bu nitelikler görevin önüne geçmemelidir. Bir yükleme ekranındaki küçük mizah, beklemeyi katlanılır kılabilir. Buna karşılık her tıklamada dans eden bir animasyon, kullanıcının zamanını rehin alır. Tasarımın estetik gücü, eylemi gölgelediğinde değil, eylemi anlaşılır ve güvenli kıldığında değer kazanır.

Sezgi denen şey aslında öğrenilmiş dünyadır

Tasarımcılar sıkça sezgisel deneyimden söz eder. Oysa sezgi gökten inmez; geçmiş deneyimlerin, kültürel alışkanlıkların ve fiziksel dünyanın birikimidir. Çöp kutusu simgesinin silmeyi çağrıştırması, gerçek dünyadaki çöp kutusuyla kurduğu metafordan gelir. Fakat bu metaforlar evrensel ve sonsuz değildir. Genç bir kullanıcı için disket simgesi, tarih öncesi bir fosil kadar yabancı olabilir. Bu yüzden görünmezlik, tanıdık semboller koymaktan ibaret değildir; kullanıcının bağlamını araştırmayı gerektirir.

Erişilebilirlik de bu görünmezliğin ahlaki boyutudur. Sadece fareyle kullanılabilen, düşük kontrastlı veya ekran okuyuculara kapalı bir arayüz, bazı kullanıcılar için hiç görünmez değildir; tam tersine aşılması gereken sert bir duvara dönüşür. İyi tasarımın sessizliği, ancak herkesin o sessizlikte ilerleyebilmesiyle anlamlıdır. Klavye ile gezinme, açık hata mesajları, anlaşılır dil ve yeterli kontrast, süs değil altyapıdır.

Sonuçta arayüz tasarımı, sahnedeki başrol oyunculuğu değil, iyi bir sahne düzenidir. Işık doğru açıdan gelir, dekor oyuncuyu engellemez, kapılar gerektiğinde açılır. Seyirci oyunun sonunda dekoru değil hikâyeyi hatırlar. Kullanıcı da görevini tamamladığında butonları, ikonları ve akış şemalarını değil, elde ettiği sonucu hatırlamalıdır. Tasarımın en zarif anı, kendini alkışlatmadığı; insanın niyetini neredeyse fark edilmeden dünyada bir etkiye dönüştürdüğü andır.

Bir şeyin Rüyasını Görmek

Bir şeyin Rüyasını Görmek Deneyimi
Tarih: 2/4/2017
Konu: Zemzem suyu nedir?

İlahi/Evrensel bir dokunuşun üzerinde olduğu, taa uzay derinliklerinden bir filtrasyon ya da enerji ile sürekli bir temizleme ile aktivasyon var, suyun yeraltındaki rezervlerine kadar inen .. Bu, aynen gökkuşağının bir ayağı şeklinde olan dokunuş ..
Suyun moleküler yapısı diğer sulardan çok farklı … Su damlacığı motifinin yatay olanı şeklinde olan bu suyun molekülleri içinde bulundum, sanki denizde derinlere dalar gibi içinde yüzdüm…
Ek olarak bu suyun dokusu da, doku derken, 20 cm genişliğinde ruloya sarılı bir şerit gibi düşünün, sürekli akıyor, rulo sürekli dönüyor .. Bu dokunun alt fonu siyah beyaz ve göz işaretleri ile bezenmiş! Şöyle hissettim; göz motifleri öyle ki, sanki üçüncü göze hitap eden, üçüncü göz farkındalığını artıran bir su …
Mağara gibi bir yerde kaynayan sular var … Nedir burası tam anlayamadım ama suyun birşeyi değiştiğinde çok farklı bir hale geliyor .. Burada şöyle bir şeylerler hissettim: Diğer sularda 42 olan bir veri bu suda 45 … Acaba hangi veri, bil(e)miyorum.. Ya da 45 olduğunda başkalaşan, başka özelliklere dönüşen bir su … ?!
Bu su ile kişiler arasında bir bağlantı var .. İki seçenek; ya bu su kendini içeni tanıyor, biliyor veya bu su kendini içebilecek olanları kendisi belirliyor (nasip olma hali gibi birşey) ..
Suyun akışı sessiz ama farklı müziklerle farklı hale gelebilme yeteneği oldukça üst seviyede.

Fahri Yavuzer

Not: Her şey rüya görür makalesi için tıklayınız

SPORCU İÇECEĞİNİ GROKLADIM

ŞİŞEDEKİ MAVİ RENKLİ SPORCU İÇECEĞİNİ GROKLADIM
31.03.2017

Önümde mavi rengiyle şişede duran sporcu içeceğine bakıyordum ve henüz groklama deneyimim olmamıştı ( bilinçli olarak)

Sakin bir an’ımdı, biraz havaya girdim ve şişedeki sporcu içeceğini (kısaca su diyelim) groklamaya yani –haline gelmeye niyet ettim. Başladım beklentisizce beklemeye, ne gelen bir vizyon var ne de suyun içinde mineralleri hissediyorum, bir akışkanlık hissi de yok. (iyi ki de beklentisizmişim !) Öylece boşlukta duruyoruz, bakışıyoruz, bir sakinlik var ve bu sakinlik bir anda beni dürttü. İşte o an anladım groklamaya başladığımı.

Su, müthiş potansiyelinin çok net olarak farkında bir varlık. Dingin de durabilir hiç sorun yok ama o çok daha mutlu olduğu, kendi potansiyelini tamamen hayata geçirdiği anlar için, içten içe kaynıyor. Bu noktada 2 şeye ihtiyacı var

1) İtici güç; harekete geçmek için itici gücü aldığı ilk andan itibaren çok mutlu oluyor çünkü artık kendini gerçekleştirmeye başlıyor. Öylesine zengin bir potansiyeli var ki, öylece bir köşede durması heba olurmuş gibi hissediyor.

2) Niyet; Onunla ne yapmak istediğinin niyetini bilmek istiyor, kendisiyle konuşulması (sesli veya sessiz) hoşuna gidiyor.

Suyu ister saksıya dök, istersen iç, istersen bez yıka ya da başka bir şey yap, onun için ne yaptığın önemli değil, o göreve her an hazır bundan müthiş haz alıyor, yeter ki niyetini koy ve harekete geçir. O bir an evvel kişiye nüfuz edip bütünleşmek istiyor, toprağa girdiğinde can vermek, bezin kirlerini temizlemek ve oradan bütününe kavuşmak istiyor, çok heyecanlı.

Her suyun her an harekete geçme gibi bir görevi de yok. Mesela odayı nemlendirmek için bir kaseye su koyup bekletiriz. O zaman da onun bir süreliğine orada durmasına niyet ettiğimizi, bu durumun hareket etmesine nazaran daha faydalı olacağını duyması onu huzurlu kılıyor.

Böyle tatlı bir groklama hikayesiydi benimkisi, suyun neler hissettiğini hissetmek çok heyecan vericiydi, çok teşekkür ederim.

Şimdi buzdolabında uzun süredir şişede içmemizi bekleyen sularımla konuşmaya gidiyorum 🙂

Hepimize keyifli zamanlar dileğimle

Ebru Dündar

*

Groklama Nedir:

*

Devamını oku “SPORCU İÇECEĞİNİ GROKLADIM” →

Çözümleme biraz zaman alacaktır.

“Zaman geçtikçe Laniakea’nın bir RÜYA GÖRME deneyimini anlattığını fark ediyorum. Şüphesiz ki yazarken ne yaptığımı bilmiyordum. Çok uğraştırdığını, delice enerji tükettiğini biliyordum fakat tıpkı inception filmi gibi görselleştirilmesi mümkün değilmiş gibi görünen bir deneyimi, Castaneda’nın Rüya Görme tekniğini yaşayıp anlatmışım bu kitapta. Bir başka başlangıç yapmışım da diyebiliriz. Bu deneyimin çözümlenmesi biraz zaman alacaktır, normaldir. İnsanın duyduğu en sıradan şeyi bile algılaması için bikaç saniyeye ihtiyacı olur.”
sa
Bir röportajdan