İnterstellar Bilimi

Hareket, uzay-zaman deneyimimizi etkiler. Hiç kımıldama demenin en iyi yolu, elinden gelen en fazla deneyimini yaşa demekten geçer. Etrafta dolaşıp bir şeylerle uğraşırken daha az zamana maruz kalırız.

Hani çok yoğun olduğumuzda “zaman hızlı geçti” deriz ya işte bunun bilimdeki ifadesi yukarıdaki cümle olsa gerek ve evet doğru hissediyormuşuz, aferin bize 🙂

Başka bir deyişle daha hızlı uzay araçları ürettiğimizde geleceğe seyahat etmiş oluruz ve işler biraz karmaşıklaşabilir. Ama uzay-zaman bükülmesi, yıldızlararası yolculuğu anlık hale getirecek kısa yollar sağlayabilir. Solucan delikleri Bilimkurgunun dayandığı ana fikirdir ve gerçek bilime dayanır.

Gökyüzüne bakıp da onun ne kadar sakin ve huzurlu yapıda olduğunu görüp bu konuda bir çok sanat ürünü vermişizdir insanlık ailesi olarak fakat bu tahmin edebileceğiniz gibi yanıltıcıdır. Gelişmiş teleskoplar uzaya çevrildiğinde orada büyük bir şiddet ve yıkım görebiliyorlar. Meteorlar, gaz kütleleri, patlamalar, çökmeler vs. Bir film yapımcısı için uzay çarpıcı olasılıklarla doludur; tıpkı sıradan bulduğumuz gündelik hayat gibi! Uzaklaştıkça sakinleşen ortam yakınlaşıldığında hareket ve şiddet doludur. Bütün bunların ortasında bir de kara delik muamması var! Yıllar boyunca devam eden araştırmalar; Samanyolu galaksimizin merkezinde güneşimizden 400 milyon kat daha fazla kütleye sahip bir canavar (kara delik) ortaya çıkardı.

“Benim açımdan, uzay yolculuğu, uzayın keşfi her zaman nihai sınırı temsil etmiştir. İnsan deneyimini oluşturan mutlak hudutlardandır ve bir şekilde kainattaki yerimizi tanımlamaya çalışmakla ilgilidir.” Der yönetmen Christopher Nolan.

Bilim ve Bilimkurgu arasındaki etkileşim derinlerdeki yaratıcı güdüden geliyor. Bilinmeyenin anlaşılır kılınması, yeni dünyaların inşaası ve daha iyi bir gelecek tasarlamak için yanıtları her zamanki yerde bulacağız; önümüzdeki ufkun ötesinde.

cuatro-aciertos-y-un-grave-error-en-la-astrofisica-de-interstellar

Discovery Channel tarafından hazırlanan ve yönetmenliğini Gail Willumsen‘in üstlendiği The Science of Interstellar (Interstellar Bilimi) adlı bu belgesel kara delikler, solucan delikleri, bükülmüş zaman, tekillikler, kuantum kütleçekim, kütleçekim sapmaları ve beşinci boyuttan,Christopher Nolan’ın teseraktına kadar filmin dayandığı bilimi ve gerek hikâyede gerekse özel efektlerde oynadığı rolü canlı bir biçimde açıklıyor.

Fikir aşamasından itibaren filme katkı veren ünlü fizikçi Kip Thorne da dahil olmak üzere pek çok bilim insanıyla röportajlar içeren yapım, filmi izledikten sonra sinema salonundan kafası karışmış bir şekilde çıkan seyircilere anlaşılır açıklamalar sunarken, aynı zamanda bilimsel gerçeklerin bilimkurgu kadar garip ve ilgi çekici olabildiğini gösteriyor. İzlemek için tıklayınız.

 

Uyum ve Uyumsuzluk

Bazen sadece akışta kalmak yeterlidir; olabilecek her şeyin olmasına izin vermek anlamına gelir biraz da bu. Aslına bakarsanız zaten evrende hep bir akış ve uyum söz konusudur. Bu akışa uyamayan “ego” muzla akıntıya karşı yüzen “o uyumsuz” bizleriz aslında. Uyumsuzluk çok göreceli bir kavrama dönüşüyor işte tam da bu noktada benim açımdan en azından.

Toplumsal kurallara ve düzene uymamak da bir çeşit uyumsuzluktur. Ya da genel geçer herkesin kabul ettiği herkesin doğru bulduğu fikirlere-olgulara katılmamak da uyumsuzluktur. Benim biraz önce bahsettiğim uyumsuzluğun bütün bunlarla bir ilgisi yok. Elbette ki uyumlu olmak adına her şeye boyun eğip önümüze gelen her şeyi kabul etmemeliyiz. Ancak bazen belirlediğimiz hedeflerin ya da edindiğimiz amaçların sırf biz istediğimiz için ille de olması gerektiği düşüncesinden kurtulmamız lazım. Çünkü isteklerimiz-amaçlarımız ya da hedeflerimiz tinin planıyla uyumlu olduğu ölçüde ulaşılabilir oluyor.

Bu durumda taktiksel olarak ve tabiki enerjimizi korumak adına tinin planına uymak ve evrendeki akışın uyumlu bir parçası olmak yapılabilecek en iyi şey sanırım. Çocukça inatlaşmaların son bulduğu yer, belki bütün bunları kabul ettiğimiz zamandır. Belki de büyümeye başlamışızdır. Büyümeyen ve inatla akıntıya karşı yüzen öfkeli uyumsuz çocukların sonu boğulmaktan başka bir şey olmuyor. Yani kendilerine zarar vermekten başka bir şey elde edemiyorlar. Bu durumda hoşunuza gitmese bile içgüdüsel olarak yaşamak için mecburen bir uyumun içinde akarken bulursunuz kendinizi. Evet şimdi sıra hoşumuza gidip gitmemesi meselesine geliyor. Çok önemli bir şey değil mi bu… olagelen bir şeyin sizin hoşunuza gitmesi gerekir. Çünkü söz konusu olan “siz” siniz “ego” nuz ve nihayetinde “kendinizi önemsemeniz”. Hayatınız ne kadar size ait ya da yaşamsal enerjiniz sadece size mi ait? Kaç kişi besleniyor enerjinizden kim bilir ve sonuç olarak olagelen şey sizin hoşunuza gitmiyor gibi geliyorken gerçekte size öğretilen doğrulara uymuyor demektir.

Yani söylenecek yazacak çok şey var bu konuda ki sürekli dile getiriliyordur belki yüzyıllardır herkes yazmıştır farklı dillerde ve farklı şekillerde. Önemli olansa bunları ne yazmak, ne okumak ne de öğrenmek sadece uygulamaktır. Aynı zamanda kabullenmektir bunun diğer adı. Sonuçta son sözüm şu oluyor: Akışta kal ve senin tek başına bir varlık olmadığını aslında çok muntazam bir enerji akışının içinde var olduğunu ve bu akışa uyum sağlaman gerektiğini kabullen.

İyi Pazarlar 🙂

Şiir-Flozofi-Bilim

Fonda adını sanını bilmediğim bi dünya müziği var ve ben onu -her nasılsa- şekil olarak görüyor gibiyim. Hatta bi an kendimi onun -notaların- üzerine binmiş de gidiyormuşken yakaladım, ve onu öyle fark ettim. Etmeseydim beni kaçırıyordu hınzır şey 🙂
Günaydın frekanssllaaarrrr

Gerçek bi şiir her kişiye dokunur ve bir an için bile olsa aydırır. Gerçek bi filozofi yalnızca belli düzeyde kişilere dokunur, onların da çok azını aydırır. Yani gerçek şiir her zaman önde ve kıymetlidir. O sebeple herkes şair olmaya çabalar ancak sersemler filozof olur:)))

Gerçek şiir az bulunduğu gibi gerçek filozofi de çok çok az bulunur, bu hususu da unutmayalım. Kelimeleri cümleleri anlaman gerekmediği halde nerdeyse her okuyana aynı hissi geçirebilen bi büyüdür şiir bana göre.

Eski şairler oldu reklam söz yazarı, eski büyücüler oldu bilim insanı ,eski filozoflarrrr bilmem… bilmem onlar kayboldular dinazorlar misali. Zaman kalp zamanıymış öyle diyorlar, kalp anlarmış, kafaya gerek kalmadı artık tıpkı başsız üretilen sanayi tavukları gibi. Sahi o tavukların kalbi var değil mi?

Eski folozofları şimdi ne olduklarını buldummm heyyyoooooooo Onlar da senaryo yazarı oldular tabi. Filmler-diziler yazıyorlar.

Filozofi daha ziyade eril, şiir ise dişil bir işlem diyebiliriz belki. Şiir şimdinin yanılmaz doğrusudur ve neden öyle olduğunu bilmez. Denklemler bilinmez sadece sonuç vardır; 8/2 ))) Denklemleri filozofi bilir, sonuçları da şimdiye ait olmaz çoğu kez, o filozofun zamanının sonucu olur.

İyi şair felsefeyi iyi bilir mi?

Ben iyi şairin felsefeyi iyi bildiğine katılmıyorum, zaten felsefe bilinmez, yapılır, başka bi şey yapamadığından yapılır (yoksa akıl harcı değil), yani bu durumda, eğer o bi folozof olsaydı şair olamazdı! Fakat belki de şunu demek istiyorsun, bazı iyi şiirlerin felsefi değeri de vardır. Evet doğru ama bu aktarıcının-şairin filozofluğundan değil onun aktardığı şimdiye ait müziiğin felsefi içeriğe denk gelmiş olmasındandır (muhtemelen).

*

Deneyimin hası, sonra gelenin çıtası. sa

Fesetalar…

Bizim sizinle düzenli olarak yaptığımız bu toplantılarda, Adamus denilen fasetimi deneyimliyorsunuz, Ben-imliğimin sadece bir parçasını deneyimliyorsunuz. (İçinde baloncuklar olan cam bir küreyi eline alır)

Bir an için, bu kürenin ruhu (soul) temsil ettiğini düşünün ve ışığın, bu kürenin herhangi belirli bir parçasına vurduğunu, sadece o parçayı ışıttığını düşünün. Bu ışıklandırılmış parça Adamus, sizinle, her ay toplantılara gelen, konuşan, sıklıkla rüyalarınızda, korkulu zamanlarınızda, sizinle konuşan parça, . O parça Adamus.

Biraz daha yakından bakarsanız, bir başka faset daha var. Kürenin üzerinde parlayan bir diğer ışık. Ve o St.Germain. Pek çok yaşamlar boyunca yolculuk yapmış olan, St.Germain. Sizi, başlangıçta bu Kırmızı Çembere, Şambraya çekmiş olan St.Germain enerjisi. Sizinle, on yıl boyunca Tobias konuştuysa da, sizi buraya çeken St. Germain enerjisiydi.

Ve sonra, bu kürede, ona bütünüyle baktığınızda; Ebedi YHWH – konuşulamayan ama daima var olan “BEN-İM” – daima var olan.

“BEN-İM” aynı zamanda sizsiniz. Ve bu –güzel siz- tam şimdi, bir ışık huzmesi bir veçheyi ışıklandırıyor, kaybettiğiniz sürücü belgelerinizde ya da kimlik belgelerinizde taşıdığınız isminizin veçhesi parlıyor. (Birkaç kişi kıkırdar. Linda’nın daha önce anlattığı bir hikâyeye gönderme yapmaktadır.) Işık orada parlıyor. Ama başka bir isminiz daha olduğunu biliyor musunuz? Dünya yaşamlarınızın tümünün en yüksek noktaya ulaştığı, bir başka veçhe.

Şimdi, ben veçhe ve faset (faseta) sözcüklerini farklı kullanıyorum. Ben Adamus fasetim dediğimde, Adamus, ruhumun ebedi YHWH’inin bir yönü. Ama size, veçhe olarak bahsettiğimde, sizin, şimdi ve burada bulunan insan ifadenizi kastediyorum. Ve bu insan ifadesi, burada tüm yaşamlarını, geçmiş deneyimlerine uyanarak bütünleyen veçhe. Bu insan veçhesi-Veçhe diyorum çünkü- bütünlüğüyle, ruhuyla tamamlanana kadar, ona veçhe diyorum. Bir kez bütünlediğinde ise, o artık bir fasettir. Tamamlanmıştır.

Peki, bir insan bir veçhe olmaktan, ruhunun ifadelerini tanımaya, faseti tanımaya nasıl ulaşır?

Ruh (soul) bu güzel küre gibidir. Ruh başlangıçta boş gelir, boştur. O bir kaptır. O, kendini almayı bekleyen, tüm potansiyellerini yerine getirmeyi bekleyen bir kaptır. Potansiyeller, bu küredeki baloncuklar gibidir. Bu ruh ( soul) ,boş kap, sadece kendini bilmek ister. Bunun için, sonunda faset haline gelecek olan, bu veçhe denen şeyi yaratır. Ve veçheler, deneyimler yoluyla, bu boş kabı bilgelik, deneyim, biliş ve sevgiyle doldurmaya başlarlar.

Bu boş kap, başlangıçta potansiyellerle – ama deneyimlenecek, idrak edilecek potansiyellerle – doludur. Bu nedenle, boş gibidir. Ve boş gibi olan ruh(Soul), kendisini –BEN-İM’i bilmek için, potansiyelleri ve bunların deneyimleri ile kendini doldurmak ister. Ve bunu, ruh(spirit) yoluyla yapamaz. Başka bir varlık yoluyla yapamaz. Denese bile böyle yapamaz. Bunu sadece potansiyellerini deneyimlemek yoluyla yapabilir.

Ve bu kap dolduğunda, seçtiği kadar çok potansiyelleri deneyimlediğinde, ve hatta fiziksel gerçeklikte daha önce asla deneyimlenmemiş potansiyelleri yaşadığında, tam, saf, bütünlenmiş ve kristalleşmiş olur. Bu BEN-İM’dir.

Ve BEN-İM halinde bu kap, bu ruh, bilmenin ötesinde, hiçbir şüphe olmaksızın, hiç sorgusuzca, kendisini bilir Kendisinin tüm fasetlerini, tüm açılarını bilir ve şimdi soracaksınız – “Peki, deneyimlemeye devam eder mi?” Evet, eder. Ama artık insan deneyimi gibi değil, o kendini sevmeyi deneyimlemeyi sürdürür. Bu onun tüm ihtiyacı, tüm isteği, tüm arzusudur.

Kap tam olarak tamamlandığında, her nefeste, her anda, koşulsuz ve şüphesiz olarak kesinlikle utançsız olarak, kendine olan aşkı sürdürür. Kendine olan aşkı sürdürür, çünkü bu aşk her şeyden büyüktür.

BEN-BEN’İM her gün kendisiyle aşk içinde.

*

Sn Germain’in bu ay anlatmak istediği feseta ve veçhe durumlarını 2004 yılında Oyun Kuramında anlatmaya çalışmışım,Tıklayınız.

Kalple Düşünmek Nedir?

Ochwiay Biano, “Beyazların ne denli acımasız göründüklerine bak! Dudakları ince, burunları da sivri. Yüzleri kırışıklardan değişmiş. Gözlerinden arayış içinde oldukları anlaşılıyor. Hep bir şey arıyorlar. Ne arıyorlar acaba? Beyazlar hep bi şeyler isterler ve her zaman huzursuzdurlar. Ne neyin peşinde olduklarını biliyoruz, ne de onları anlayabiliyoruz. Bizce onlar deli.” dedi. Ona neden tüm beyazlara deli gözüyle baktığını sordum. “Kafalarıyla düşündüklerini söylüyorlar” diye yanıtladı. Şaşırarak, “Tabi ki öyle yapacaklar” dedim “siz neyle düşünürsünüz?” Kalbini göstererek “burasıyla” dedi. Uzun bir süre susup düşündüm. Yaşamımda ilk kez biri bana gerçek beyaz adamın resmini çizmişti. O güne kadar parlak rekli resimlerden farklıydı. Yerli bizim en duyarlı noktamıza parmak basmış, körlükten göremediğimiz bir gerçeği dile getirmişti.(Pueblo Yerlileri-bütünü için tıklayınız)

  1. YENİ’den DOĞAnlar Kulubü kalple düşünmek konusu da kavram bulanıklığına uğramıştır.Kalbi duygu olarak anlamak yine kafayla düşünmek olur.Duygu ve düşüncenin koşullanmalarında arınmış- boş halle bakmak ise görmeyi getirir.O zaman kalp sevgi ve şefkat hisleri ile dolu olacağından-ki oluyor-kalpten düşünmek mümkün olabiliyor..Bu şekilde kalpten düşünmeyi deneyimleyip-bir ara kaybettiğimde bu farkı anladığımdan deneyimimi paylaşayım istedim…
  2. YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Kalbin akıldan geniş bir idraki var.YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Belki de aklı düşünceyle eşleştirmek hatalı oluyordur. Yani kalbi akıldan müstesna gibi lanse etmenin kanıtı nedir? Soyut kavramları fizik bedenin somut organlarıyla eşleştirme çabasını takdir etmekle birlikte bunların doğru teşhis edildiklerinden emin değilim.
  3. YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Anlattığım şekilde kalpten düşünerek yaşadığım zaman sadece müthşş bir sevgi-şefkat ve insanların eylemlerinini arkasında ki motifleri anlama vardı ve buna rağmen içte sevinç duruyordu…Bunun gittiği dönemde ise niye yapılamadığını anladım..Niye mi gitmişti…onu da yanıtlayayım…Bir karar verip sıkıca bağlanmıştım..Oysa daha önce ki hiç bir kararıma sıkıca bağlanmamanın beni o halde tuttuğunu da anladım…temel de bağlandığım kararaın inşa ettiği bina da işe karışanlar vardı artık…Kök kararı bozdum ancak uzantıları -geçmişim olarak ortaya çıkmaya devam etti sabırla tekrar tekrar boşaldım..Bir kere o ülkeyi biliyordum …ve ülkeye dönmenin yollarını da…ve o ülkede yaşamanın muhteşemliğini de….iş nasrettin hocanın eşeğini kaybetmesiydi..ama çok zordu…şimdi ise o kaybedşin de beni zenginleştirdiğinin farkındalığıyla – niye yapılamıyor-niye yaplamazmışı anlamadan olmayacakmış benim öykümde- düşümde .çünkü fark ettim ki böylesine kalpten yaşamanın mümkün olduğu insanlarla dolu bir dünya düşlemişim — geriiye dönüp baktığımda böyle yaşamak harika -amam yalnız kalmak istemiyorum- o zaman ben de böyle bir dünya yaratayım dediğimi hatırladım…var oluşa minnet ve şükran içindeyim..YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Akıl gönülden geleni işlemeye yarar.Ve genişleyen bir yapısı vardır.Tıplı evren gibi..
  4. YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Sıkıca bir karar bağlanmak; evet haklısınız.Bu hayırınıza olandan uzaklaşmak demek..Kararları niyet şeklinde tutup yeni gelene kucak açmak kalbi kuvvetlendiriyor.Kullanılmayan kalp pas tutar..
  5. YENİ’den DOĞAnlar Kulubü aklı düşünce ve de duyguyla eşleştirmyen bir durumu anlatmaya çalıştım zaten..Burada ifade ettklerimi bu merkezden anlatma da hata etmiş -yeterince açılayamamış olabilirim…Bir karara-bir yargıya-baplanmakla bu özdeşleşme oluştu ..ve arından gerçek kalpten uzaklaşma….YENİ’den DOĞAnlar Kulubü evet pas tuttuyu anlatmak istedim…bir tek sadece bir tek bağlanma yeniye kucak açtırmadığı gibi kalbede pas tutturdu..pası sökmenini zorlukları da cabası oldu….aman kimse pas tutturacak kadar bağlanmasın diye paylaştım..YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Karara bağlanınca mı kalbiniz genişledi?YENİ’den DOĞAnlar Kulubü karar bağlanınca daraldı…kararın getirdiği sonuçlar yaşamımı daraltmıştı..karara bağlılık nedeniyle yeni karar verememek kalbi daralttı..
  6. YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Her gelene mesafeli bir izleyici gibi yaklaştığınızda kalp devreye girmesi gerektiği noktayı kendi biliyor..YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Harikasınız 🙂 Çok güzel bir paylaşımYENİ’den DOĞAnlar Kulubü Algı konusunda hücrelerimiz hangi aşamada yer alıyor?YENİ’den DOĞAnlar Kulubü En büyük algı organı ruh =kalptirYENİ’den DOĞAnlar Kulubü Kalbe bağlanmak daha önce-böyle yeniye olanak vermeyen şekilde- bir karar bağlanmadan önce duyguyla örtüşmüyordu…Bu nedenle özgür ve sevinçli idi. o zaman duyarlı ,güçlüydü..Ve yukarıda ki arkadaşın dediği gibi devreye girmesi gerektiği yeri biliyor-ne zaman mesafeli-ne zaman yakın olacağını ayırt edebiliyordu…Bu bir tek karara bağlanmakla güç gitti. Burada ki güç -kalpten gelen sevincin-anlayışın-şefkati gücü- karara bağlandıktan sonra ise yukarıda ki arkadaşın dediği gibi kalple -duygu tasvirini anladım…çünkü bunu bilmezden önce genelde duygu diye tanımlanan haller ben de yoktu…hatta ianlatılan acıklı hikayeler gülmemi getirir hay allah nasıl da inanıyorlar derdim şefkatle…anladığım işte bu fark ..deneyimleyerek..YENİ’den DOĞAnlar Kulubü işte bir tek karara-şunu da açmam lazım işte o bir tek karar mantıktan gelendi.— bağlanmak dahi- o mesafeli izleyici konumunu bile bile- dengeyi bozabiliyor…bir de kalbin gücü gitmiş ve sadece o güçle karar almayı biliyorsan-o gücün gelmesini bekleme durumu oluştu. demek istediğim o gücü bilmeseydim..çıkamazdım..YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Çok içten deneyiminizi paylaştığınızı hissedebiliyorum fakat tam olarak ne olup bittiğini çıkarsayamadım özür dilerim.

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Bi arkadaşımız da ruhla kalbi eşitlemiş şimdi gördüm. Demek ki elimizde ruh ve duyguyla eşleşen bir kalp, akılla eşleştirilen bir düşünce ve bunların yeri de beyin herhalde. İçinden çıkılmaz bir durum. Sizler bunu kendi bedeninizde mi duyumsayıp söylüyorsunuz, yoksa doğduğumuzdan beri dinlediğimiz şeylerden mi hatırlıyorsunuz?

  7. YENİ’den DOĞAnlar Kulubü aslında deneyimi deneyimleyen bilir ancak.. yaşantının tarifi ayı gösteren parmakla ayı anlatmak gibi…sözlerle anlamaya -anlatmaya çalışmak ancak dinleyenlere kendilerine yeni sorular sorup ben nasıl anlıyorumu getiriyor belki de:))YENİ’den DOĞAnlar Kulubü yeni sorulara sebep olmak… Harika. Galiba burada oluşumuzun belirgin bir sebebi olabilir bu 🙂
  8. YENİ’den DOĞAnlar Kulubü hücreler herhalde ilk aşamada yer alıyor..bilincimize acı-korku-mutlu olarak çıkıp bir sözleşme-kayıt yapıyor…Data bank olarak birikerek daha sonra ki algılarımıza kısıtlama yapıyor diye anlıyorum..

Not: Burada 26 kişi aynı isim altında YEN’den DOĞAnlar kimliği altında cevaplar aramaktadır.