Kanatlanın!

Wake up! Wake up! Günaydınler frekanslarım.
“Yeni bir konuya göre beyin fırtınası yaratmak, sosyal alanda ilerlemek bu dönemde olaşabilicek olaylardır. Önünüzde açılan kapılara daha pozitif ve geniş çerçeveden bakmanı mümkün olacaktır. Kendinizi eğer bir “kutuya kapanmış” gibi hissediyorsanız bu dönem “kutunun dışı” na çıkma zamanın geldiği hissedebilirsiniz. Düşünmenizi gerektiren tüm sorunların yavaş yavaş çözüldüğünü görebilirsiniz.” Diyor Ozan Güner

**

Sanki ölümden önceki son yardım ümidinizmiş gibi bir sesle ve şiddetle bağırın: Kanatlanın!
İçinizden bu geldiğinde ve yırtınarak bağırdığınızda emin olun çevrede kimse olmuyor, kimseyi rahatsız filan etmiyosunuz. 🙂 Denedim de biliyorum

**

Dün bambaşka bir gündü. Belki bugün daha da bambaşka olacak!Hayatta he psürprizler vardı ama şimdiher gün her an en beklenmedik şeyler var.

**

Daha dün Y-aşamak, kalbinin pıt pıt atması değil aşama yapmakla ilgili diye düşündüm otobüste dışarıları, her an her yanımızı saran mükemmelliği seyrederken.
Sürprizler ve doğaüstü diyebileceğimiz her şey burnumuzun dibinden daha yakında bizi bekliyor. Sadece bakmamızı, görmemizi (bütünsel) ve karar vermemizi. Ne latif bir yaşamdır bu böyle!
Küçük bir hatırlatma, güne zıpla gıdıkla ile başlayın, burnunuzu iyice bi sümkürerek temizleyin (hiç bişey olmadığını bilseniz de. Ve tabi bütünsel nefes yöntemini hiç olmazsa üç dakika yapın. Bunlar enerjinizin devinim etmesine büyük kolaylaştırıcılar.
H-aya-t, ayabilmekle mümkün, değilse donörsünüz yalnızca. Bu da fena değil, çevrime girilir. Devirir, çevirir,illa ki evirir 🙂 Gününüz sürprizlerle dolsun.

http://www.olympos.com.tr/sahika-ercumen-benim-icin-hayat-nefesi-ilk-aldigimda-degil-ilk-tuttugumda-basladi/?utm_source=feedburner&utm_medium=email&utm_campaign=Feed%3A+olympos_com_tr+%28Olympos%29

**

Fotoğraf, avlanmak mı?

Güneşin ilk ışını içeri vurduğunda yakaladım oniiii!

Fotoğraf-sever arkadaşlarımı daha iyi anladım şimdi. Bunun duygusu avlamak gibi bişey! anlık bişey. Bu duruma bakılırsa herhalde daha çok erkek fotoğraf sanatçıcı vardır diye çıkarsıyorum, modern avlanma eylemi olduğu için 🙂

**

şarkımızı söylemeyi unutmayalım:
Birinci elden deneyerek
oooyooo…heyoo….ooooo
ikinci elden dinleyerek
… heyoooo, heyoooo… hoooooo
… Bilinmeyenden bilmeyerek
yehooo yehooo hoooo

Nakarat
Birinci elden deneyerek X ikinci elden dinleyerek X Bilinmeyenden bilmeyerek
yeye yeee haye yeee, o yeyeye , hoo ye yeeee

**

Vadinin karşı yamacından bi köpek havlıyor. Ben de bu taraftan(balkondan) onu taklit ederek havlamaya çalıştım. Müthiş göğüsten bi ses çıkıyor. Resmen bi süre konuştuk (ben anlamadım, oysa alacakaranlık bölgede rahatça anlıyordum ne dediklerini), neyse, göğüs bölgesini çok çalıştıran bi titreşim yaydığını anladım arkadaşın 🙂

**

“Deneyime izin ver, ki  bu  hissetmektir, tutkudur – ama kesinlikle zihnin ötesindedir. En iyi meditasyon şekli yürüyüşe çıkmaktır. Tobias’ın dediği gibi, “Meditasyon her nefeste, her deneyimdedir”. Bir odada 20 dakika tek başınıza kalmak değildir (adamus ve sa)

**

Alışkanlık ve zevk

Bu konularda sık sık yazıyorum ama demek ki hala bıkmadım 🙂

Donah Zohar şöyle diyordu – tamamı için bakınız: https://blog.sonsuz.us/?p=854 – Düşük enerjili bir eylem olan alışkanlık beyne çok az enerji pompalar. Çok az dalga fonksiyonunu çökertir. Bu yüzden yaratıcılığın hiç gerekli olmadığı bir eylemdir ve alışkanlıkla davranan yaratıklar çok az ruh yüceliğine sahiptir. Fakat belki de alışkanlıklar yaşamımızın  büyük bir bölümü için gereklidir. Belki her karar ve eylemi özgürlüğümüzü kullanarak yapmaya yeterli fiziksel enerjimiz yoktur   ve bu sebeple bilincin kuantum doğası bizi alışkanlık edinmeye kışkırtır. Alışkanlık edinme, yaratıcılığımızı daha gerekli yerlerde  kullanmak üzere bizi özgürleştirebilir.

Son zamanlarda alışkanlıklarımızı kırmak adına ne çok öneri alıyoruz, fakat yukarıdaki paragrafta görüleceği üzere  her aşağıladığımız davranışın bir başka şeye neden hazırlamakta olduğunu bir kez daha hatırlamakta yarar var. Zevk ile bağlantısı ise açık; alışkanlıklar, zevk ve onu edinme imkanımızın  (enerji/para gibi) en küçük ortak böleni olarak ortaya çıkmaktalar, bu sebeple enerjinin minimum kullanılması açısından bir anlamda gerekli oluyorlar. İşin ironisi şu:

  1. Biz zevk peşinde dolanan varlıklarız. 2. Eğer imkan olsaydı ve en büyük zevkleri edinebilseydik, onlar bir süre sonra alışkanlığa dönüşecekti zaten! 3. Öyle ya da böyle alışkanlıklardan aldığımız zevk aslında ANdaki his değil hafızadan çağırılan zevk hatırası olmaktadır. 4. Her an yeni bir şey denemek için yeterli enerjimiz yok diyor Zohar, doğrudur ve fakat bir an için yeterli gücümüz olduğunu varsayalım; Denedim-zevksiz-atladım, denedim-zevksiz-atladım, denedim-zevkli veee atlayamadım!!! Haliyle bunu tekrar etmek isterim, tekrar edersem alışkanlığa dönüşür, ve aslında zevk değil hatıradaki zevki kullanırım! 5. Tekrar etme sayısının optimumu nedir? Yani kaçıncı tekrarda şimdinin zevkinden hatıradaki zevke dönüşür? Her edim için bu nokta/tekrar sayısı değişebilir mi? 6. Dördüncü basamaktaki, denedim-zevkli aşamasında atlayabilme becerisi/yürekliliği/tokluğu gösterebilir miyim? 7. Gösterdim diyelim şimdi ne olur? Buna hep  şu anda yaşama deniyor işte 🙂 8. Sürekli yeni şey denemek için denemeyi en büyük zevk haline getirmek lazım, o zaman sonuca bakmazsınız, bu kez de bizatihi denemek alışkanlık haline geldiğinden o da hatıradan zevk kullanmaya başlar!

Benim bu konuda halihazırdaki eylemim, alışkanlıkları onları terkedebilmek için edinmek, böylece ne deneyimin kendini ne de sonucu alışkanlık haline getirmeye izin vermiyorum, birinden diğerine sürekli akış halini zevk edindim diyelim.

YÖN

Az önce gündüz gözüne uzanıp karanlıkta dinleme yaptım biraz. Dinleme hem kelime anlamıyla hem de n ilavesiyle, dinlenmeyi içeriyordu aslında 🙂 Ve aslında belki de n yer değiştirmesi ile dilenme idi belki! Herneyse işte…

İşte bu her üçünden birini yapıyorken (ya da üçünü birden), aklıma aslında dört yönümüz olmadığı fikri geldi nedense!!! Aslında bizim sadece iki yönümüz var; Kuzey ve Güney… Doğu ve Batı ise yalnızca yöntem seçeneği sunuyor gibi geldi bana; yani hangi seçenekler bunlar? Kolayca tahmin edilebileceği gibi; mantık/analitik/bireysel yöntem, ki buna batı yöntemi diyebiliriz, diğeri de hayal/vizyon/bütünsel yöntem yani Doğu’nun tarzı.

Bu yöntemlerden birini alıp Kuzey ya da Güney yolunda ilerleyebiliriz. Bu yönler nereye gider peki? Hımmm… Güney kapsadığımız gerçekliklere, Kuzey ise kapsandığımız gerçekliklere doğru gider diyeyim şimdilik 🙂 Ve aslında bu iki yön de birbirine 180 derece zıtmış ve birbirinden uzaklaşıyormuş gibi görünse de aslında kuyruğunu ısırmaya çalışan bir yılan gibi olduğu bana aşıkar görünüyor.

İnsanların yöntemler uğruna tartışıp, savaşıp kendilerini tüketmeleri hakikaten anlamsız görünüyor gözüme, tam bu noktada Don Juan kendini hatırlatıp geçti sahneden!

Zaten bu anlamsız tartışmayı bırakıp yöntemlerden birini giyinip kuşanıp yola düşen gezgin, hangi yöne giderse gitsin yeterince derinleştiğinde kendini diğer yönde bulacaktır. Her bir turu attığında (spiral olma olasılığı çok yüksek bu yılanın), önceden geçtiği noktaya gelecek fakat o noktada asla eski gezgin olamayacaktır.

Bedenime baktım, sağa sola açılan kollarım ve ellerim eşdeğer görünüyordu; ama yukarı ve aşağı baktığımda ayaklar ve başın belirgin bir fark yarattığını gördüm. Ayaklar belli ki deneyim anlamına geliyordu, baş ise kuram!

Aslında ben, yöntemlerin her ikisini de kuşanmış bir gezginin, bu yolculukta çok daha başarılı ve keyifli olacağını düşünüyorum.

Not: Uydurmak parayla değil 🙂