Bilim-Kurgu ve Fantastik kurgular konusuna devam

Bilim kurgu çok çeşitli alt türleri ve temaları içerdiğinden tanımını yapmak zordur. Yazar ve editör Damon Knight “bilim kurgu söylediğimiz zaman gösterdiğimiz şeydir.” demiştir. Yazar Mark C. Glassy tarafından yapılan bir tanımlama bilim kurgu tanımını pornografiye benzetir:”onun ne olduğunu bilmezsiniz ama onu görünce tanırsınız.”. Vladimir Nabokov eğer tanımlamalarımızı çok dikkatli yaparsak William Shakespeare’in The Tempest adlı oyununun bilim kurgu olarak kabul edilmesi gerektiğini söylemiştir.

Bilim kurgu yazarı Robert A. Heinlein’e göre bilim kurgunun kısa ve kullanışlı bir tanımı: ” gelecekteki olası olaylar hakkında, tamamen, gerçek dünya, geçmiş ve gelecek ile ilgili yeterli bilgiye, doğa ve bilimsel yöntemin tam olarak anlaşılmasına dayalı gerçekçi kurgular” dır. Rod Serling’in tanımı şöyledir: “Fantastik imkânsız’ın olası yapılmasıdır. Bilim kurgu ise olanaksız’ın mümkün kılınmasıdır.” Lester Del Rey ise şöyle yazar: ” Sadık bir hayranı bile bilim kurgunun ne olduğunu açıklamakta zorlanır,tam ve tatminkar bir açıklamasının olmaması ise bilim kurgunun kolayca tanımlanabilecek sınırlarının olmamasındandır.

Bilim kurgu bir yandan gelişmeyi ve gelecekteki teknolojileri eleştirirken, bir yandan da yeni fikirler ve yeni teknolojiler oluşturur. Bu konu bilimsel çevrelerden ziyade edebi ve sosyolojik olarak tartışılmıştır. Sinema ve medya kuramcısı Vivian Sobchack bilim kurgu filmi ile teknolojik hayal gücü arasındaki diyaloğu dikkatle gözden geçirir. Teknoloji sanatçıların kurgusal konuları betimlemesine etki etmez ancak kurgusal dünya hayal gücünü genişleterek bilime katkıda bulunur. Bilim kurgu’nun ilk yıllarında Arthur C. Clarke gibi yazarlarla daha yaygın olmakla birlikte, Michael Crichton gibi yeni yazarlar halihazırda olanaksız olan teknolojileri gerçeklenmeye çok yaklaştıracak yollar bulabilmektedir. Nanoteknoloji alanında bu, Ottawa Üniversitesi profesörü José Lopez’in “Bridging the Gaps: Science Fiction in Nanotechnology” adlı makalesinde belgelenmiştir. Lopez, kurgusal evrenlerin teorik önermeleriyle bilimsel nanoteknoloji operasyonlarını ilişkilendirmiştir.

Yazarlar ve film yapımcıları geniş bir fikirler yelpazesinde eserler verirler ancak pazarlamacılar ve sanat eleştirmenleri bu edebi ve görsel çalışmaları farklı kategorilere ya da türler ve alt-türlere ayırmak eğilimindedirler. Bazı çalışmalar birden fazla tanımlanmış türe tekabül ettiğinden, diğerleri tanımlanmış türlerin dışında ya da arasında kalabildiğinden, ayrıca pazarlamacıların tür tanımlamaları ile edebi eleştirmenlerinki arasında ciddi farklılıklar olmasından ötürü, bu işlem pek kolay olmamaktadır.

Fantastik edebiyat bilim kurgu ile yakından ilişkilidir. Pek çok yazar her iki türde de eserler vermiştir, hatta Anne McCaffrey ve Marion Zimmer Bradley gibi yazarların iki türün ortasına denk düşen eserleri de vardır. Yazarların kurduğu profesyonel organizasyonun adı “Science Fiction and Fantasy Writers of America” (SFWA), yani “Amerikan Bilim kurgu ve Fantastik Edebiyat Yazarları Birliği”‘dir. Bilim kurgu kongreleri fantastik edebiyat konularını düzenli olarak gündemlerine alırlar.

J. K. Rowling gibi fantastik edebiyat yazarları bilim kurgu alanındaki en büyük ödül Hugo Ödülüne layık görülmüştür. Bazı çalışmalar alt-türler arasında kesin sınırlar çizmenin ne kadar zor olduğunu göztermesine rağmen yazarlar ve okuyucular çoğunlukla fantastik edebiyat ve bilim kurgu yu birbirinden ayırırlar. Genel anlamda bilim kurgu birgün gerçekleşme olasılığı olan şeyleri anlatırken fantastik edebiyat özünde olanaksız olan şeylerden bahseder. Büyü ve mitoloji fantastik edebiyatın popüler konularıdır. Bazı öyküler aslında bilim kurgu türünde olmasına rağmen fantastik ögeler içerir. Bilimsel fantezi terimi zaman zaman bu tür çalışmaları anlatmak için kullanılır.

Robert J. Sawyer’a göre “Bilim kurgu ve gizemcilik arasında büyük bir uzlaşma vardır. İkisi de bulmaca çözmeyi teşvik eder ve akla yatkın hikâyeler gerektirirler.” Isaac Asimov, Walter Mosley ve diğer yazarlar bilim kurgu eserlerinde gizemci ögelere yer vemişler ya da tam tersine gizemci eserlerinde bilim kurgu ögelerine yer vermişlerdir.

Bir ülkede bilimsel bir yeniliğin ve ardı ardına inovasyonların yaşanması için öncelikle toplumda birilerinin bunları hayal etmesi gerekir ve ardından bilimsel metodoloji takip edilerek araştırmalar sürdürülür ve bir sonuca ulaşılır ya da ulaşılmaz. Burada asıl önemli konu hayal edebilmektir. Bir toplum hayal etme becerisini yitirmişse o toplumdan insanlık medeniyetine büyük katkılar yapmasını bekleyemezsiniz. Bilim kurgu, fantastik gibi edebiyat türleri tam bu noktada devreye girerek hayal gücümüzün sınırlarını genişletir. Bize koşup oynayabileceğimiz yeni yeşil alanlar yaratır. Eğer Jules Verne 1865 yılında “Ay’a Seyahat” i yazmamış olsaydı ABD yine Ay’a giderdi belki ancak sizi temin ederim bu daha uzun bir zaman alırdı. Jules Verne toplumun ileri gelenlerinden biri olarak bir düş kurdu, bunu insanlarla paylaştı ve onu okuyan her çocuğun zihninde bir hedef yarattı. ABD’li her çocuk o kitabı bitirdikten sonra kafasını kaldırıp gökyüzüne baktı ve orada bir ışık kütlesinden fazlasını gördü. Toplumsal bir amaç vardı orada. “Günün birinde Ay’a gidebilme düşüncesi” Amerikan toplumunun zihninde tohumlaştı ve yeşerdi ve eminim ki Apollo görevini yürüten bilim adamlarından pek çoğu küçükken o kitabı okumuştu.

Bilim kurguyu güzel yapan tek şey hayal gücümüzü geliştirmesi değildir. Bilim kurgu, felsefe gibi alanlardan güç alır. Dünyaca ünlü bilim kurgu yazarları eserlerinde hep felsefi tartışmalara ve psikanalizlere başvurarak hikayeyi sürdürürler. Bu açıdan psikoloji bilimiyle de dirsek teması vardır. Bu felsefi tartışmalar çok değerlidir. Bugünün dünyasına, geleceğin dünyasına yönelik bu tartışmalar toplumlar için ayna görevi görür. Kendimize, yanımızdaki insanlara bakışımızı yeniden değerlendiririz. Örneğin Ray Bradbury’nin Fahrenheit 451’ını okurken sansürlerle ve yakılan kitaplarla dolu distopik geleceğe bakarken aslında kendi toplumunuza dair dersler çıkartabilirsiniz. Çünkü yazar olması hiç de zor olmayan muhtemel bir gelecek yansıması yaratmış olur. Huxley’nin Cesur Yeni Dünya’sını okurken ideal toplum yaratma kaygısının aslında insanlığı hangi noktalara sürüklediğini görerek dehşete kapılırsınız ve demokratik ama zayıf yanları da olan bir toplumda yaşamayı, ideal ve makine düzeninde işleyen bir toplumda yaşamaya tercih edersiniz. Bu gibi felsefi ve politik tartışmalar içeren kitaplar kuşkusuz beyin kıvrımlarımız için büyük yararlara sahiptir.

Türkiye’de bilim kurgu yeterince okunmuyor ve bu alanda yeterince yazınsal çalışma yayınlanmıyor. Neden diye düşündüğümüzde bu türler kendi kültürümüzden kopukmuş gibi gösterilmek isteniyor. Bilim kurgu aslında milletlerin kökenine ve geleneksel kültürlerine bağı en sınırlı olan türdür çünkü tartışması tüm insanlık medeniyetini merkeze alır ve hedefleri hep evrensel boyuttadır. İnsanlarla konuştuğumda “zaman yolculuğu yapan bir Ahmet veya Bahtiyar isimli biri” düşüncesi “zaman yolculuğu yapan bir Marty Mcfly” a göre daha soğuk geldiğini söylüyorlar. Bu bir nebze olsun anlaşılabilir. Ama benim de söylemek istediğim Ahmetler ya da Bahtiyarlar illa ki zaman yolculuğu yapmak ya da ellerine lazer silahları almak zorunda değiller. Daha felsefi daha farklı pencerelerde ele alıp kendi toplumuzda da merak uyandıracak yazınsal yapıtlar ortaya koyabiliriz.

Benim kitapların çoğu, Sırıtkan Kırmızı Ay ve Laniakea başta olmak üzere bu bariyeri aşmak için 1999 yılından beri mücadele veriyor. Hatta bu konuda Ölümsüz Öyküler Yayımevi girişimimizi hatırlayanlar olacaktır.

Birkaç yıl önce ülkenin önemli yönetmenlerinden Mustafa Altıoklar’ın bir röportajını dinlemiştim. Türk sineması üzerine yapılan röportajda spiker Altıoklar’a “Neden bizim sinemamızda kaliteli bilim kurgu – fantastik filmler çekilmiyor?” sorusunu yöneltmişti.  Altıoklar öncelikle bütçe sorunlarına dikkat çektikten sonra “Aman boşverin o türde film de çekmeyiverelim” gibi bir ifade kullanmıştı. Bu ” yapması zor- boşverelim” bakış açısına katılmam mümkün değil ve bu bakış açısıyla Türk Sineması GELİŞEMEZ. İlla ki büyük bütçeler yatırmak zorunda değiliz. Bütçeleri kısıtlı tutup içeriğe, senaryoya odaklanarak büyük projeler yapılabilir. Bilim kurgu filmi yapmayalım demekse, olsa olsa tembellik olur.

Derleyen Sibel Atasoy

Kaynaklar:

https://tr.wikipedia.org/wiki/Bilim_kurgu

http://www.sosyaldusunce.com/turkiyede-bilim-kurgu-ve-fantastik-edebiyata-bakis/

 

2016 Oscar’a adaylardan başladık- The Revenant

The Revenant’ı dün akşam izledik. Uzun filmler sınıfında olduğu ve karmaşık bir olay yapısı olmadığı için sıkılacağını veya sıkıldığını söyleyenler olsa da ben sıkılmadım. Her bir kare fotoğraf sanatı mantığında çekilmiş bir dönem filmi. Kızılderilileri ve beyazları kendi açılarından fazla da eleştirmeden değerlendirebileceğiniz, doğanın acımasız şartlarını hayatta kalma mücadelesini tek tek yaşayabileceğiniz gibi bir film çünkü tipik amerikan filmi gibi gürültü ve aksiyonla hipnoz edilmiyorsunuz. Nerdeyse tek başına seyretmişim gibi hissettim doluya yakın salonda. Ve resmen üç saate yakın sürede çıt çıkmadı salondan. Bu kadar sade bir konudan ne kadar çok sahnenin akılda kalması ise ilginç. Spoiler olmasın diye belirtmiyorum ancak ayı sahnesi ölünceye kadar aklımdan çıkmaz sanıyorum. O iptidai kaleden birden Tommiks, Rudy, kaptan Swing veya Çelik Bilek, Suzi ya da profesör çıkıverecek gibiydi! Hay bin kokmuş Oscar köftesi!
Oscar alır mı, almaz mı onu bilemeyiz, şimdilik bahisler açıldı sadece 🙂
Ha bir de filmde “güzel kadın” yok! Hatta diCaprio bile çirkinleştirilebilmiş 🙂
Filmden resmen yorulmuş çıktık ve uzun bir uykuyla ancak kendime gelebilmişim,Film bizi içine aldı, dicaprio ile birlikte bizim de bedenimiz ruhumuz yo-ğ-ruldu.
Filmde akılda kalan bazı sözler: ”İntikam tanrı’nın işidir. Bir diğeri de ”Fırtına çıktığında ağacın dallarına bakarsan ağacın her an yıkılacağı hissine kapılırsın, gövdesine bakarsan onun dimdik duruyor olduğunu görürsün”
Not. Yönetmenin Fransızların, hırsızlık mal ticaretini araya sıkıştırmasının herhangi bir detay olmadığını, orada benim bilmediğim bir mesajın verildiğini hissettim.

İnterstellar üzerine

interstellarİnterstellar ile daha derin incelemeler yapacağız tabi çünkü bunu bizzat üç saatlik sessiz sakinliği ile talep ediyor. İçinde iyi-kötü’nün olmadığı, tek bir savaşın yapılmadığı, uzaylıların(!) olmadığı üç saatlik bir barış filmi bu! Bence sadece bu özelliği ile tarihte daima hatırlanacak ve bir öncü niteliği kazanacak.
İçinde iyi kötü olmayan, savaşılmayan film gişe yapmaz, para kazanmaz diyenler var. Bu arzuları tatmin olmuş dahi yönetmenler artık her şeyi yapmakta özgür olurlar diyorum ben de nacizane.
Filmdeki vurgu; kendi kendimizin öğretmeni oluşumuza yapılmıştı, üç boyutlu gerçekliğin diğer boyutlarca desteklenmesi üstelik destekleyenin de üç boyutun ta kendisi olduğuna yapılmış. Zaman rölativitesi ile graviti anomalilerini ilişkilendirerek, BEN algısını enine boyuna genişleterek, kendilik kavramını baz almak yoluyla izah etmiş. Yani aslında temel olan kendini sevmek ve gözetmektir, böylece herşeyi boyutlararası etkilemektesin ve kucaklamaktasın diyordu bence.

Filmde ilk etapta gözüme çarpan Vasalisa efekti oldu. Sevilen ANNE ölmüştü! Baba üzerine yığılan tozlara (medeniyet diye sunulan korku jenerasyonu) gömülmüştü. İşte burada tarih boyunca mitlerde yer alan kız çocuk baba ilişkisinin tozlardan yeniden dirilmesi mükemmel bir yeni fizik terminolojisiyle anlatılmakta. Oğulun ise muhafazakarlığa nasıl sarıldığını gördük filmde, tıpkı şu an dünyanın tamamında yaşamakta olduğumuz gibi 🙂

Bence önce Vasalisa’yı bi hatırlayalım: tıklayınız

Dünya eski sevilen şimdi korkulan Baba Yaga’yı kucaklayabilecek cesaret, sabır ve bilgeliğe sahip olabilecek midir? Bunu yapsa bile onu YENİYE tercüme edebilecek midir? Yaşamakta olduğumuz meydan okuma budur.

Baba Yaga’nın şu sözünü “ama unutma, çok fazla bilgi, ,insanı çok çabuk yaşlandırabilir” Nolan’ın filminde bulabiliyor musunuz?

Çok teşekkür ederim, bu günleri görebildiğim için kendime ve tüm emeği geçenlere.

*

Bu gece rüyama giren kuzgun siyahı jaguar’a sesleniyorum: “özür dilerim, lütfen beni bağışla, teşekkür ederim, seni seviyorum.”

Rüyadaki iri kediyi bi araştırdım ismini doğru mu bilmişim diye doğruymuş, daha google görsellerde ilk sırada çıktı zatıalileri 🙂

 

Bu arada Nolan biraderler Asimov’un Vakıf serisini ellerine almışlar, haberi olmayanlara müjde vereyim. Zaten İnterstellar’da bile Asimov’un hafifliği rahatça hissediliyordu.

Bu daha BAŞLANGIÇ-3

Öncesi için Tıklayınız

Fikri  bilinçaltının derinlerine yerleştirmeliyiz.
Bilinçaltı duygulara göre hareket eder değil mi? Mantığa göre değil.
Bu yüzden bunu duygusal bir konsepte dönüştürmenin bir yolunu bulmalıyız.
pozitif duygular daima negatif duygulardan baskındır.
Hepimiz kötü duygulardan kurtulmak için uzlaşmaya can atarız.
Bilgi aşılamanın belirginlikle ilgisi yoktur. Zihnine girdiğimizde karşımıza çıkanlara göre hareket etmeliyiz.

*

Karışım sayesinde rüyadakiler arasındaki paylaşım çok net olacak.
Bu sırada beyin fonksiyonları hızlanacak.
Yani bize her katman için daha fazla vakit sağlayacak.
Rüya sırasında beyin fonksiyonları normalin yaklaşık 20 katıdır.Rüya içinde rüya yarattığınızda etkisi de artacaktır.
Toplam ne kadar zaman demek bu?
İlk katmanda bir hafta. İkinci katmanda altı ay.
– Üçüncü katmanda— On yıl.
Kim on yıl bir rüyada kalmak ister ki?
Rüyaya bağlı. (HANGİ GERÇEKLİKTE KALMAK İSTEDİĞİNİZ TERCİHİNİZE BAĞLI, FAKAT GEÇİŞLERİ BİLİNÇSİZCE YAPIYORSANIZ BURADA BİR TERCİHTEN BAHSEDİLEMEZ.)

**
Fikri yerleştirdikten sonra nasıl çıkacağız?
Umarım beni başımdan vurmaktan daha iyi bir fikrin vardır.
Bir dürtü.
– Dürtü nedir?
Düşme hissi sizi sarsarak uyandırır. Rüyadan çıkmanızı sağlar.
Böyle bir yatıştırıcı almışken dürtmeyi hisseder miyiz?
Zekice olan kısmı da bu. Yatıştırıcıyı iç kulağı etkilemeyecek şekilde ayarladım.
Bu şekilde, ne kadar derin uykuda olursak olalım yine de düşüşü ya da devrilmeyi hissedeceğiz. (SATÜRN DÖNGÜLERİNİ ANIMSATIYOR)
Önemli olan dürtmenin üç katmanda da eş zamanlı olmasını sağlamak.
Farklı dürtmeleri eş zamanlı ayarlamak için müzikle geri sayım yapabiliriz.
**

Anılarından oluşan bir hapishane ile onu kapalı tutabileceğini mi sanıyorsun?
Sence bu onu zaptetmeye yarayacak mı? (Normalde hep bunu yaparız, bu sebeple farkındalığımız günbegün düşer. TOLTEK FELSEFESİNDE ADI GEÇEN “ÖZETLEME” BU SEBEPLE HAYATİDİR)

*

Acı çekiyor, onu uyandıracağım.( Saito’nun vurulduğu sahne )
– Hayır, bu onu uyandırmaz.- Uyandırmaz da ne demek?
– Uyandırmaz.- Rüyadayken ölürsek uyanırız.
Bu seferkinde olmaz. Böylesine bir yatıştırıcı almışken uyanamayız.  (HER ÖLÜM UYANMA ANLAMINA GELMİYOR. BELKİ HER UYANMANIN BİR ÖLÜM SAYSİNDE OLDUĞUNU SÖYLEYEBİLİRİZ)
Peki o zaman burada ölürsek ne olur?
Arafa düşeriz.
– Ciddi misin sen?- Araf mı?
– Sınırları olmayan rüyalar âlemi.- Orada ne var peki?
Saf, sınırsız bilinçaltı.Orada hiçbir şey yoktur!
Daha önce rüyayı paylaşıp arafa düşenlerin geride bıraktıkları hariç.
Bizim vakamızda bu sen oluyorsun.
– Orada ne kadar süre sıkışıp kalabiliriz?- Yatıştırıcının etkisi geçene..
Ne kadar?
Onlarca yıl, belki de sonsuza dek. Bilmiyorum.

**

Birlikte çalışıyorduk.
Rüya içinde rüyanın nasıl olacağı konusunda araştırmalar yapıyorduk.
Sınırları zorlayıp sürekli daha derine inmeye çalışıyordum.
Orada saatlerin, yıllara dönüşmesi olayını anlayamadım.
Öyle derinde kapana kısıldık ki bilinçaltlarımızın kıyılarında kaldık.
Neyin gerçek olduğunu göremez olduk. Kendimiz için bir dünya yarattık.
Yıllarımızı aldı ama kendi dünyamızı yarattık.
– Orada ne kadar süre kaldınız?
– Yaklaşık 50 yıl.
Tanrım. Buna nasıl dayandın?
Başlarda o kadar kötü değildi, kendimizi Tanrı gibi görüyorduk.
Sorun, bunların gerçek olmadığını bilmemdi.
Sonunda, benim için böyle yaşamak imkansız hâle geldi.
Peki ya onun için?
Derinlerde bir şey saklıyordu.
Bildiği, ama unutmayı tercih ettiği bir gerçek. Araf artık onun gerçekliği olmuştu.
Uyandığınızda ne oldu peki?
Yıllar sonra uyandığımızda genç bedenlerin içine tıkılmış yaşlı ruhlar gibiydik.
Onda bir sorun olduğunu biliyordum. Ama o bunu kabul etmedi.
Sonunda bana gerçeği söyledi.Bir fikri saplantı haline getirmişti.
O ufacık fikir, her şeyi değiştirdi.
Dünyamızın gerçek olmadığı ve gerçek hayata dönebilmesi için uyanması gerektiği fikri. (NE KADAR DA SPRİTÜEL SÖYLEMLERE BENZİYOR DEĞİL Mİ!)

Fikir bir virüs, bir parazit gibidir.
Çok bulaşıcıdır. Ufacık bir fikir çok büyük bir hâle gelebilir.
Büyüyerek seni ifade edebilir ya da yok edebilir.
En ufacık bir fikir,”Dünyan gerçek değil” gibi mesela…
…her şeyi değiştirir.
Dünyandan, neyin gerçek olduğundan çok eminsin. (EMİN MİYİZ? Değilim ama bunun çaresi acze düşmek ya da sonsuz arayışın kurbanı olmak mi? Ben neyin gerçek olduğunu takmıyorum, ne fark eder? Tanrının zar attığı fikri neden o kadar rahatsız edici olsun?)

**

Yansımalar hızla yaklaşıyor.
Buradan çıkmalıyız yoksa kapana kısılacağız.
Daha büyük şeyler hayaletmekten korkmamalısın tatlım
Evet ama işe yaramadı. Özne rüya gördüğünü anladı ve bilinçaltı bizi paramparça etti!

**

Suçluluk duyuyorum Mal. (İNTİHAR ETMİŞ OLAN KARISININ İSMİ)
Ne yaparsam yapayım,ne kadar umutsuz olursam olayım kafam ne kadar karışık olursa olsun suçluluk duygusu hep var.- Bana gerçeği hatırlatıyor.- Hangi gerçeği?
Gerçekliği sorgulamana sebep olan fikri, sana benim verdiğimi.
Fikri zihnime sen mi yerleştirdin? (DANGGG)
Neden bahsediyor öyle?
Fikir aşılamanın mümkün olduğunu biliyordum çünkü ilk ona aşıladım.
– Bunu karıma ben yaptım.

  • Neden?
    Burada kaybolmuş durumdaydık.Bir şekilde kurtulmamız gerekiyordu.
    Ama o, bunu kabul etmedi. Derinlerde bir şey saklıyordu.
    Bildiği, ama unutmayı tercih ettiği bir gerçek. (MA ÜLKESİNDE İSİMLİ MASALIMDAKİ GERÇEK OLMASIN?!)
    Bundan kaçamadı. Ben de bunu aramaya karar verdim.
    Zihninin derinlerine indim ve gizlediği o yeri buldum.
    Oraya girdim ve fikri yerleştirdim. Her şeyi değiştiren ufacık bir fikir.
    Dünyasının gerçek olmadığını söyleyen bir fikir. (GERÇEK ARAYIŞI BÖYLECE BAŞLIYOR)
    Ölüm, kaçabilmenin tek yoluydu.
    Bir tren bekliyorsun.
    Seni uzaklara götürecek bir tren.
    Trenin seni nereye götürmesini umduğunu biliyorsun…
    …ama emin olamıyorsun.
    Ama önemi yok. Neden olduğunu söyle?
    Çünkü birlikte olacaksınız!
    Bu fikrin, uyandığı zaman da zihninde bir kanser gibi yayılacağını bilemezdim.
    Gerçekliğe(!) döndükten sonra bile dünyamızın gerçek olmadığına inanmaya devam edeceğini.
    Ölüm, kurtulmanın tek yoluydu.
    **

Buraya beni öldürmeye mi geldin? ( SAİTO VE COBB diyaloğ)
Birini bekliyorum.Çok az hatırladığım bir rüyadaki bir kişiyi. Cobb?
Bu imkansız. O zamanlar ikimiz de gençtik.
– Şimdi yaşlı biriyim.- Pişmanlıklarla dolu. Yalnız başına ölmeyi bekleyen. (Bu kişinin yüksek benliğimiz olabileceğini söylemiştim hatırlarsanız, filmdeki İşveren! Rolü son derece isabetli seçilmiş)
Senin için geri geldim. sana bir şeyi hatırlatmak için… Bir zamanlar bildiğin bir şeyi. Bu dünya gerçek değil.
Beni anlaşmamıza sadık kalmaya ikna etmek için.
Evet, kalbinin sesini dinlemen için.
Geri dön. Böylece tekrar birlikte genç olabiliriz.
Benimle gel. Geri gel.

inception

Bildiğiniz gibi geri gelir ve Cobbs’a verdiği sözü tutar. Seneler geçmiştir ama sadece bi uçak yolculuğudur burada ve şimdi 🙂

bitti

Bu Daha BAŞLANGIÇ-2

grunge-inception-love-quote-favim-com-1828586Öncesi için tıklayınız –

Asla hafızanda olan yerleri yaratma. Daima yeni şeyler hayal et!

-Bildiğin yerleri tasarlaman gerekmez mi?

-Sadece detayları kullan. Sokak lambalarını, telefon kulübelerini ama asla tüm çevreyi değil.
-Neden?
-Çünkü anılarından oluşan bir rüya inşa etmek hayal ve gerçek arasındaki farkı ayırma yetini kaybettirir.
-Sana böyle mi oldu? (HEPİMİZE BÖYLE OLDU!)

**

Totem sürekli üzerinde taşıman ve senden başkasının bilmemesi gereken küçük bir objedir. Ona dokunmana izin veremem, objektifliğini kaybeder. Bu sayede kendi totemine baktığında gerçek hayatta mı yoksa başkasının rüyasında mı olduğunu kesin olarak anlarsın. (BURADA İŞLER ÇATALLANIYOR ÇÜNKÜ ÜÇ SEÇENEK BELİRİYOR:
1. BAŞKASININ RÜYASINDA MISIN?
2. KENDİ RÜYANDA MISIN?
3.GERÇEK HAYATTA MISIN?
1. DEVAMLILIK (totemi) VARSA, BAŞKASININ RÜYASI OLDUĞUNU ANLARSIN, TIPKI BİZİM MUTABAKAT RÜYASI YANİ BU HAYAT GİBİ.
2. BURAYA NEREDEN GELDİM DİYE SOR, eğer devamlılığı olan bi kişisel rüyan yoksa ki yoktur, cevap alamazsın, böylece kişisel rüyanda olduğunu anlarsın. 3. GERÇEK HAYAT NEDİR BİLEN BERİ GELSİN! Görücüler bunu bilebilir yalnızca. Zaten Görücüysen toteme ihtiyacın olmaz. Görücü değilsen ilk iki şıkkı takip et yeter, bu arada eğer bi görücüye rastlarsan (çok nadirdir) onu -egona kapılıp da-elden kaçırma.
Gerçek ne kaos ne düzendir, bana göre kaosdaki düzendir, bu sebeple gerçek hayat denilen şeyde şu andaki gibi bir “devamlılık” olacağını sanmam. Bu sebeple kişisel rüyalar, gerçeğe yaklaşırlar bence 🙂
Burada hedef,  “gerçek hayatı bulmak” değil, her birimizin gerçekliğin bi ucundan tutuyor olduğumuzun ayırdına varmaktır, bu olduğunda saygı gelir, merak baş gösterir hatta bu iş sevgiye kadar ilerler. Gerçek arayışı -kusuruma bakmazsanız- eşeği çalıştırmak için önüne takılmış güzel kokulu bir hıyarı sonsuzca takip etmektir. Gizlice tanrıya öykünmedir 🙂

**

Paradoksal yapılara bir göz atalım mı? Üç rüya katmanı inşa edeceksen birkaç hileyi öğrenmen lâzım.

.- Ne tür hileler?
Rüyada, olağan dışı şekillerde bina inşa edebilirsin. Bu da kapalı döngü yaratmanı sağlar. Penrose merdivenleri gibi,bitmemiş merdivenler. Gördün mü? Paradoks. Bunun gibi kapalı döngüler rüyanın sınırlarını belirlemeni sağlar.
Bu katmanlar ne kadar büyük olmak zorunda?
Boş bir zeminden koca bir şehre kadar her şey olabilir. Yansımalardan saklanabileceğimiz kadar karmaşık olmalı.
– Labirent gibi.
– Evet labirent. Ya da daha iyisi.
Yansımaların bizi yakalaması uzun sürsün diye de geniş mi yapmalıyız?
Aynen öyle. Kimse zihninde bir başkasının dolaşmasını sevmez. (VELAKİN HERKESİN KANDIRILMAYA İHTİYACI VAR.ÖNCE DOĞDUĞUMUZDAN İTİBAREN KANDIRILMAMAK İÇİN HER TÜRLÜ YÖNTEMİ ÖĞRENİRİZ, SONRA BİZİ KANDIRABİLECEK OLAĞANÜSTÜ KİŞİYİ BEKLEMEYE BAŞLARIZ. ÖLMEDEN ÖLMENİN YOLU BU.)

**

Kimyager mi arıyorsunuz?- Evet. Size işlerinizde karışımlar hazırlaması için. Bizimle sahaya da inecek.

Ben sahaya inmem Bay Cobb. (FİLOZOF BU! KURAMCI  )
Orada olup karışımı ne kadar kullanmamız gerektiğini söylemelisiniz.
– Ne için?
Rüya içinde rüya.İki katman. Üç.
Mümkün değil. Rüya içinde bu kadar rüya dengesiz olur.
– Mümkün. – Sadece yatıştırıcıya ihtiyaç var.
-Hayır, çok güçlü bir yatıştırıcıya. Kaç takım üyesi var?
Beş.
-Altı. İşi başarıp başaramadığını görmenin en kolay yolu seninle gelmek. (İŞVEREN. MUHTEMELEN YÜKSEK BENLİĞİNİZ)
-Böyle bir işte turistlere yer yok . (GERÇEKTEN DE O İLK FİRE VEREN OLUR. MALUM GEZGİNLER HASSASTIR!)

inception -devam edecek-